Aman, "Oxi" deyin! Lütfen!

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen demişler ki: "Güney Kıbrıs halkı referanduma 'hayır' derse iki toplumu birbirinden ayıran yeşil hat, AB sınırı haline dönüşecek ve bölünme kalıcı olacaktır

Haberin Devamı

AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Verheugen demişler ki: "Güney Kıbrıs halkı referanduma 'hayır' derse iki toplumu birbirinden ayıran yeşil hat, AB sınırı haline dönüşecek ve bölünme kalıcı olacaktır." Bu yetmemiş, Kuzey'e yönelik ekonomik ambargonun kaldırılacağının işaretini de vermiş! 30 yıldır üzerimize bağlanmış bulutların dağıldığı, güneşin pırıl pırıl parladığı noktadayız.

Burası, 'sıfır'ın aşıldığı, artının yükseldiği noktadadır. Burası, gerçeklerin ortaya çıktığı, dünya kamuoyunun bilip de sanki bilmezden geldiği ama artık cascavlak bildiğini itiraf ettiği, adada birbirini tahakküm altına alamayacak iki toplumun bulunduğu ve bir diğerinin öbürü üzerinde üstünlük taslamasının çok yanlış ve insan haklarına aykırı olduğunu kabul ettiği ve bunun için çaba verdiği noktadır. Geçen gece Powell'ı dinliyorum: "There is no 'B' Plan for Cyprus! Those who say 'no must think again." (Kıbrıs için 'B' planı yok. 'Hayır' diyecekler bir kere daha düşünmeliler.)

New York'ta başlayan görüşmelerin, takip etmesi muhtemel istikametlerinden birisinin bu olacağını düşünmüş ve yıllardır Rum tarafının dünya kamuoyu önünde yalan ve uyduruk senaryolarla oynadığı, "En büyük biziz, başka büyük yok. Kıbrıs'ı ancak biz temsil ederiz" martavallı oyununun sona ereceğini belirtmiştik. Kıbrıs ziyaretlerimizin birinde Haluk ile bir taksi tutup Kuzey Kıbrıs'ın güney şeridine inip
dolaştığımızı hatırlıyorum. Bakımsız bir limana gelip, kır lokantasında harikulade bir Akdeniz balığı yemiştik. Tadı hâlâ damağımdadır. Sonra şoför bey, bizi olağanüstü portakal bahçelerine götürmüş ve dallar üzerinde çürümeye yüz tutmuş ve yerlere düşüp çimenleri süslemiş turuncu topların heba olduğu sahneleri göstermişti.

Portakalın değerini bilmiyor, ticari getirişini hesaplayamıyor muydu Kuzey Kıbrıs halkı? Hayır! Peki bu milli servet nasıl heba oluyordu? Şoför bey izah etti: "Efendim, ambargodan dolayı bizler bu meyveleri pazarlayıp satamıyoruz. Bizi bir tek Türkiye tanıdığı için anavatana satmak istedik. Bu sefer Mersin ve Antalya portakal üreticileri devreye girdi ve hükümete baskı yaptı. Şimdi Türkiye'ye de satamıyoruz. Her mevsim mahsul çürüyüp gidiyor işte."

Diğer taraftan düşünüyorum. Japonya, portakal suyu ithal etmek için dev tankerler inşa etmiş ve ticaretini bunlarla yapıyor. Ne kadar hazin! Kuzey Kıbrıs halkı, 30 yıldır bu üzüntü ve dertlerle cebelleşti. Türkiye'den başka hiç kimse elini uzatmadı. Türkiyeli iş adamları da akıbeti belli olmadığı için yöreye yatırım yapmadı.

Referandumda Kuzey'in "Evet", Güney'in ise "Evet" veya "Oxi" (hayır) demesi halinde tüm bu hazin gelişmeler son bulacak. Sanki kurumuş bir çiçeğe su verilecek, çiçek canlanıp serpilecek, insanlığa rengârenk güzellikler sunacak.

Neden? Çünkü yıllar boyunca Türk halkını küçük gören, görmezden gelen, buranın hakimi "biziz" diye dünya kamuoyu önünde çeşitli senaryolar sahneleyen Kıbrıs Rum yönetimlerinin maskesi New York'ta düşmüştür! Oyun içinde oynanan oyunlar meydana çıkmıştır. Zaten bu nedenle Çölaşan'ın sorusuna değindiğim yazıda, "...artık başlarını yastıklarına koymakta zorlanacaklar" demiştim. Yapılan araştırmalarda Kuzey'de "Evet" sonucu çıkacağı belli oluyor. Çok güzel!!!

Güney'de Rum halkı şaşkın. Kilise bir taraftan, siyasiler diğer taraftan "Oxi" diye bastırıp duruyorlar. Bu daha da güzel. Neden? Çünkü "Game over!" Oyun bitti! Hele "OXI" derlerse daha da güzel bir sonuç olacak. Hani "Happy end" (Mutlu son) derler ya? Oyun da bitti, parti de bitti! Açın pencereleri, 25 Nisan'da yepyeni bir gün pırıl pırıl bir güneş doğuyor!

DİĞER YENİ YAZILAR