Haydan gelen huya gider!

6 Mayıs 2004

Geçenlerde Güney Afrika'dan bana gelen 18 milyon dolarlık bir paranın yüzde 30'unun vaat edildiğini belirttiğim yazımı okuyanlardan çok mesajlar aldım. Özellikle Amerika'dan Ahsen Kurt adlı okuyucum bu konuya değindiğime memnun olmuş. Neden?"Ayşe Hanım, bir bilseniz Afrika'nın her noktasından böyle dolandırıcı mesajlar o kadar çok geliyor ki... Özellikle Google hattından gelen bu mesajlar, büyük paralar vaat ediyor. Aklı başında hiç kimsenin bunlara inanmayacağı belli ama sizin de belirttiğiniz gibi bu kapana düşenler olmuyor mu? Hem de nasıl oluyor! Bir örnek vermem gerekirse bu saçma sapan senaryoya inanıp mesajlara cevap verenler arasında birkaç kişinin, müthiş bir süratle parayı almak üzere o Afrika ülkesine gidip orada tutuklanıp hapse girdiğini söylesem ne dersiniz? Daha nice vakalar var ki dudak uçuklatır. Herkesin çok uyanık ve akıllı olmasını diliyor, size de bu konuyu gündeme getirdiğiniz için teşekkür ediyorum."Bakınız insanlar fakirleştikçe acaba kimi kandırır, kimin malına el koyabiliriz düşünceleri içinde, üç şeytanın bir araya getiremeyeceği planlan yapabilmektedirler. Bir ay kadar önce yazmıştım. Bana gelen bir e-postada Amerika'da yapılan bir çekilişte 500.000 dolar kazandığımı, şu şansa bakınız (!), bu ikramiyenin benim e-posta adresime isabet ettiğini belirtmişlerdi. Yani e-posta adresleri arasıda çekiliş yapılırmış da, bu da ayseozgun@superonline.com a isabet etmiş de!!! Şu senaryoya bakınız! Bir numara veriyor mesajda. Bakayım kim var bunun ucunda diye aradım. Vallahi tallahi, Afrikalı İngilizcesiyle bir ses ve telaffuz çıkmadıysa karşıma ben de "Ayşe" olmayayım! Kıta bile değiştirmişler! "Eeeee? Ne olacak?" dedim. "Bu parayı hesabınıza geçirmemiz için bize 437 dolar göndermeniz gerekiyor" dedi. Bakınız kumpas hiç fena değil. Bu mesajı 1000 kişiye yollasalar 20 kişi inansa, 10 bin dolara yakın parayı bir anda dolandırabilirler. Bir yazımda daha belirtmiştim. Los Angeles'ta bir telefon firmasında çalışırken bir gün telefon gelmişti ve karşımdaki ses bana şöyle demişti: "Merhaba. Adım Joe. Nijerya'nın ihtilal yapan generallerindenim. Yakında seçim yapıp, idareyi seçilen başkana devredeceğiz. Şimdi bize, 100 bin dolarlık telefon sisteminizden fatura karşılığı gönderin. Ama faturayı 2 milyon dolar olarak yazın. Para size çıkınca, hakkınızı cömertçe aldıktan sonra geri kalanını İsviçre'de bizim vereceğimiz hesap numarasına yatırın..." Falan da filan da...Hani programlarımda kızdığım vakit parlarım ya? Ses tonum yükseldi ve yetimin malını, kendi ceplerine cukka edeceklerini anladığımı çok açık şekilde ifade eden bir konuşma yapıp, telefonu generalin yüzüne esaslı bir biçimde çarpmıştım.Bakınız artık direkt satışa geçmiş bu adamlar. E-posta yoluyla herkesi kolluyorlar, deniyorlar, ya yutarsa'nın peşinde koşuyorlar. Sizlerden ricam, yutmamanız! Şu yaşamda terlemeden, uğraşmadan, para kazanılmaz. Emin olun kazandırsa bile, Haydan gelen huya gider!Okuyucu mektubuMilli Eğitim yetkililerine duyurulur!■ Çocuklarım Etiler'de bir ticaret meslek lisesinde okuyor. Geçenlerde, lise sonda okuyan çocuğumun sınıfına giren müdür muavini, öğrencilerin zorla kursa katılmalarını istemiş. Katılmayanlann mezun olamayacağını söylemiş. Bu kurs, "Muhasebe Uygulama" adlı ders içindir. Ücret kişi başına 30 milyon liradır. Acaba normal ders saatlerinde, bu ders öğrencilere neden tam olarak öğretilmiyor? (Adı bende saklı bir okuyucum) * İddialar böyle. İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nde ticaret liselerinden sorumlu bir yetkilinin beni arayacağını sanıyorum. Gerçekten normal derslerde görülen eğitimin yeterli olmaması insanı çok üzüyor. Benzer durumlara başka kurumlarda da rastlanıyor. Paramızı ağaçlardan topladığımız herkesin malumu. Yetkililerin konuyla ilgileneceğini ümit ediyorum. Gelişmelerden sizi haberdar edeceğim.

Devamını Oku

Ebu Garip Hapishanesi'nde çekilen fotoğraflar

5 Mayıs 2004

ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, malûm fotoğraflar ortaya çıktığından beri ilk olarak basının önüne geldi ve sorulara cevap verdi."ABD, bu durum karşısında Irak halkından ve dünya kamuoyunda özür dileyecek mi?"Soru, son derece net ve direkt bir biçimde soruldu. İşte fırsat, işte tam yeri. Bekledim. Rumsfeld biraz durdu, biraz düşündü, bir iki "hııkkk" ve "eee"den sonra (mealen söylüyorum) dedi ki: "Irak'ta işkence yapılmamıştır. Durum istismar edilmiştir. Bu istismarı yapanlar hakkında soruşturma açılmıştır. Yapılan bu istismar hiçbir şekilde ABD halkının anlayış, yaklaşım ve normlarını yansıtmamaktadır. Tüm dünyaya bu yapılanların normal olmadığını anlatmak zorundayız."İzole vakalardır"Kontrol ve kumandada bir kırılma meydana gelmiştir. Ancak bu durum şimdi düzelmiştir.""Ama benzer durumların başka hapishanelerde de yaşandığı ciddi şekilde iddia ediliyor?""Bizim kuvvet güçlerimizin eğitim sisteminde değişiklik yapıldı. ABD vatandaşları, harikulade insanlardır. Silahlı kuvvetlerimiz de aynı. Görmüş olduklarınız, izole vakalardır. Aralık ayında yapılacak seçimlere kadar zor zamanlar yaşanacaktır. Önceki rejim, ölüm tarlalarını andırıyordu. Toplu katliamlar yapılıyor, toplu mezarlar açılıyordu. Iraklıları çok zor bir devre beklemektedir. Koalisyon güçlerine karşı konulmaya devam edilecektir.Hem Irak'ta hem de dünyanın diğer bölgelerinde. İspanya gibi saldırılar devam edecektir. Konseyin aralık ayına kadar koalisyon güçlerinden devralacağı geçici idareyi beğenenler, beğenmeyenler olacaktır. Bazısı kızacak, bazısı beğenecektir.Ama, herkesin aralık ayındaki seçime kadar bu idareyi kabul etmesi gerekecektir. Gerçek idare seçimden sonra iş başına gelecektir."Gördüğümüz gibi bu rezil fotoğrafların ortaya çıkmasıyla vantilatöre çarpan pislik karşısında, Rumsfeld Irak ve dünya kamuoyundan özür dilememiştir. Zaten bu tür söylentiler uzun zamandır kulaktan kulağa dolaşmaktaydı. Fotoğraflar söylentilerin doğru olduğunu kanıtlıyor.Daha da önemlisi, hapishanelerdeki tutukluların yaklaşık olarak yüzde 60'ının tutuklanma sebepleri bilinmiyormuş. Bunların arasında kadınlar ve delikanlılar varmış. 10 yaşlarında küçük kızlara kelepçe bile takılıyormuş. Bütün bu bilgileri CNN International'ın yorumcularından alıyorum.ABD'nin olağanüstü bir olumsuz imaj batağına saplandığı apaçık ortadadır. Ortaya atılan iddialara göre Rumsfeld ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Richard Myers, bu fotoğraflar ortaya çıkmadan önce yapılanlardan haberdarmış.Soru Rumsfeld'e, gene bir basın mensubundan geldi:"Duyduğumuza göre siz bu fotoğrafları ve haberleri daha önceleri duymuşsunuz fakat buna karşın tedbir almamışsınız?""Hayır. Bir rapor vardı. Evet. Biliyorum. Hepsini okudum mu? Gözden geçirdim ve sonuç bölümünü okudum. Ama fotoğraflara gelince, hayır, bu fotoğraflann kopyaları bana gelmedi."Tam bu sırada Rumsfeld, yardım istercesine yanındaki Genelkurmay Başkan Yardımcısı'na dönerek adeta sessizce "Bana yardım et" diyor. Ama generalin yüz ifadesi allak bullak. Son derece derinden üzüldüğü gözlerinin ifadesinden besbelli. Adeta ağlamaklı. Sessiz kalıyor.Konuyu kapatıyorFotoğraflardan hiç haberi yokmuş gibi yapıyor. Önüne bakıyor. Susuyor. Yeni bir soru alan Rumsfeld, konuyu kapatıyor.Burada ABD medyasını kutlamak istiyorum. Çok açık ve yalın biçimde eleştiriler yapılmakta ve durum kınanmaktadır. Arap halkın kalbini ve fikrini kazanmak ve El Cezire televizyonuna rakip olmak amacıyla ABD tarafından kurulan Arapça kanalda yapılan yorumları da ABD medyası eleştirmekte hiç gecikmedi."Amerika'nın borazanı" lakabı takılan bu kanalda, her durumun çok yumuşatılarak verildiği belirtildi. Evet! Pislik, vantilatörün en hızlı döndüğü bir dönemde kanatlara çarptı. Her taraf allak bullak.

Devamını Oku

Türkiye'de çiçekler bile ithal!

4 Mayıs 2004

"Merhaba Ayşe Hanım! İçeri geliniz lütfen. Buyrun bir çayımızı için.""Yok almayacağım. Teşekkür ederim. Sadece vitrindeki çiçeklere ve aranjmanlarınıza bakıyordum.""Olsun. Buyrun, şöyle buyrun.""Şu duvarın kenarında sıralanmış orkideler kaç para?""Saksıdakiler mi? Hani pembe var, beyaz var... Onlar mı?""Evet, onlar.""Onların tanesi 90 milyon lira. O da size tabii!""Sahi mi? Çok pahalı değil mi?""Siz bu orkidelerin serüvenini bir bilseniz Ayşe Hanım.""Anlatın lütfen."O sırada ince belli bardakta tavşan kanı çayımız geldi."Ayşe Hanım, bu orkideler ve diğer tüm gördüğünüz taze kesilmiş çiçeklerin anayurdu Malezya.""Neeee? Bizde yetişmiyor mu bunlar? Burada da mı ithalat?""Bizde yetişenler nedense cılız oluyor Ayşe Hanım. Bu çiçekler plastik torbalarda, neredeyse sıfır fiyatına Malezya'dan uçağa biniyor ve önce Hollanda'ya geliyor.""Neden doğru bize gelmiyor?""Çünkü AB anlaşmamız böyle. Direkt alamıyoruz. Neyse, bu çiçekler Hollanda'dan alınıp özel soğutmalı kamyonlara yükleniyor ve Kapıkule ile İpsala'nın yolu tutuluyor. Bu kamyonlar huduttan girdikten sonra üç gün üç gece orada bekletiliyor.""Niçin?""Araştırma yapılıyor.""Ne araştırması?""Şöyle. Şayet açıkta gelişecek bir bitki ithal edilmişse, bu fidanı ithal eden kişinin bunları dikip büyütebileceği yeterli toprak ve arazisi olup olmadığı iyice araştırılıyor. Tabii bu da uzun zaman alıyor. Kamyonlar bekleyip duruyor hudut kapılarında.""İnanamıyorum. Yani ben üç adet köklü orkide ithal etmişsem, bunları yetiştirebileceğim, tapusubana ait olan toprak sahibi olduğumu gösteren bir kâğıt mı gerek?""Aynen öyle. Belki de tapusu yoktur ama kiraladığınız bir toprak parçasının kontratı vardır.""Vallahi ben şaştım bu işe. Bizde yetiştirilenlerin diğerlerine kıyasla neden daha cılız olmalarının tespit edilmesi, her şeyden önce daha önemli gibi geldi bana. Onunla uğraşılacağına, bir çiçeğin ekilebileceği toprağın var olup olmadığının araştırılması biraz saçma geldi.Özel soğutmalı kamyonun 3 gün gümrükte bekletilmesinin ne demek olduğunu, nasıl masrafı artırdığını anlıyorum. Ve düşündükçe çok şaşıyorum. Demek Hollanda, dünya çiçek ticaret merkezi olarak kabul görüyor. Aynı pırlanta merkezi olduğu gibi...""Evet öyle. Her şey Hollanda'dan AB ülkelerine dağılıyor.""Bunu öğrendim ya ben artık orada burada kendi gözümle gördüğüm tarla çiçeklerini kopartıp vazoma koyacağım. Bana müsaade artık, Haluk bekler. İyi günler, verdiğiniz bilgiler için de teşekkür ederim.""Bir şey değil Ayşe Hanım. Her zaman bekleriz, yine gelin."Dikkat... Dikkat...Devlet Meteoroloji İşleri'nden açıklama geldi26 Nisan 2004 Perşembe günü, "Okuyucu Mektubu" köşemizde, "Hava raporlan parayla mı alınıyor?" başlıklı bir yazı yayınlamıştık. Okuyucumuz bu yazısında, hava durumu raporlarının İngiltere'den satın alındığını, bizdeki meteoroloji radarlarının çalıştırılamadığını iddia etmişti. Bunun üzerine Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürü Adnan Ünal gönderdiği açıklamada, bu iddiaların gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmadığını kaydetti. Ayrıca Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü' nde çalışan Hayati Çiçek de konuyla ilgili olarak bana şu mesajı gönderdi: "Meteoroloji hakkında bilgi almak isteyenler buraya gelmelidir. Çalışmayan hiçbir aletimiz yok. İngiltere'den hangi hava raporu alınıyormuş? Hangi radar çalışmıyormuş? Hangi istasyon kapalıymış? Merak eden gelir görür." Gerek Sayın Adnan Ünal'ın gerekse Hayati Çiçek'in açıklamalan için kendilerine çok teşekkür ediyorum. Okuyucumuz belki bir yanlış anlama sonucu böyle bir fikre kapılmıştır. Tekrar teşekkürler. A. Ö.

Devamını Oku

Güney Afrika'dan selamlar!

3 Mayıs 2004

Elektronik postamda okuduğum başlık buydu. "Greetings from South Africa!" Eeee! Kimden geliyormuş bu mesaj? Belli değil. Okuyorum. Şaşırıyorum. Sizlerle paylaşıyorum!"Şahsen ben, Güney Afrika'nın bir bankasında 1996 yılında açılmış ve hâlâ ellenmemiş çok yüklü bir hesap tespit ettim. Hiç hesap hareketi yok. Merak ettim. Bu para ortalarda sallanıp duruyor. Hesap sahibinin adına baktım. Bir İngiliz vatandaş (Burada İngiliz'in adını ve soyadını veriyor). Biraz araştırdım ve bir de öğrendim ki bu bey ve eşi, 2 Eylül 1998 tarihinde Swissair uçağında ölmüşler. Bu iki kişi öldüğü için hesaba dokunan olmamış.Güney Afrika'da yasalar öyle hazırlanmış ki bu ülkeden hiç kimse bu parayı çekemiyor. Miktar ne kadar, söyledim mi? Tam tamına 18 milyon Amerikan Doları. Evet. Rakamla 18.000.000 Amerikan Doları. Şimdi bu paraya ellemenin bir tek yolu var.Nedir o yol? Yabancı bir kişi bu parayı çekebiliyor.Günlerdir düşündüm, düşündüm. Benim tanıdığım tek bir yabancı yok. Daha doğrusu tanıdığım var ama güvenebileceğim bir yabancı yok. Ama bereket versin sizin e-posta adresinizi buldum. Sizi de tanımıyorum ama güvenebileceğimi hissediyorum.Şimdi yapacağımız şey çok basit. Ben bu parayı size, yani sizin ülkenizdeki bir hesaba transfer edeceğim. Bunun gerçekleşebilmesi için de size, "Sizin bu hesap hakkında bilginiz var mıydı?" diye soracaklar. Siz de "Evet vardı" diye başlayıp ondan sonra benim size vereceğim bilgileri sıralayacaksınız. Bundan sonra paralar sizin ülkenizde açmış olacağınız hesaba derhal transfer olacak.Şimdi! Transfer işlemi biter bitmez ve para sizin hesabınıza geçer geçmez bilin ki bunun yüzde 30'u sizin geri kalan yüzde 70'i benim olacaktır. Kolay değil mi? (Çooook kolay! A. Ö.)Tabii bir sakınca var. Bu işlemden hiç ama hiç kimsenin haberi olmayacak. Yani olay "Top secret!" Takdir edersiniz ki böyle olmazsa, başaramayız. Şimdi siz bana bu işbirliğine girip girmeyeceğinizi belirten bir mesaj çekiniz ki işlemleri harekete geçirelim.Unutmayın, 18 milyon doların yüzde 30'u sizindir! Ama bir şartla. Bu işlemden hiç ama hiç kimseye bahsetmeyeceksiniz."İşte mesaj mealen böyle. Güler misiniz, ağlar mısınız? Kim nerelerde ne kumpaslar kurmaya çalışıyor, şaşarsınız?Kimbilir bizim bu, "Güney Afrikalı" açıkgöz arkadaş dünya üzerinde kaç adet adrese benzer mesaj attı? "Ya tutarsa?" hesabı, oturmuş bir kenara bekliyor. Elbet bir enayi bu oltayı yutacak ve bana yazacaktır diye hesap yapıyor. Hanginizin aklı böylesine saçma sapan ve salak bir senaryoya kanar? Tek korkum bu senaryoya inanıp bunu gönderen kişiyle iletişim kuranın, kendi özel hesabındaki paraların da Johannesburg'ta her akşam batan kıpkırmızı güneşin yokolması gibi kaybolmasıdır.Onun için diyorum ki: "Türkiye'den Selamlar! Aman Dikkat! Yaman Dikkat!"Okuyucu mektubu"Ayağıma göre hanım terliği bulamıyorum"* 26 yaşındayım. Benim sorunum komik gelebilir ama bana değil. Terlik reklamları diyor ki: "Her yaşa, her ayağa uygun!" Boy boy reklam yapıyorlar. Ben 43 numara giyiyorum. Benim ayağıma göre hanım terliği yok. Ya böyle reklam yapmasınlar veya büyük numara da üretsinler. Güzel model terliklere ve ayakkabılara çok özeniyorum ama hiçbirisi ayağıma olmuyor. Bunun için terlik üreticilerine ulaşmaya çalıştım ancak bu mümkün olmadı. Lütfen bu şikâyetimi köşenizde dile getirin, belki faydası olur. (Antalya'dan F. O.)* Belki bir üretici büyük numaralı terlik yapmış, satamamıştır. Bunu sizin denemenizi isteyebilir. Yurt dışında büyük numaralı ayakkabılar ve terlikler var. Ülkemizde bu pek düşünülmemiş. Belki de bu şikâyetinizle böyle bir imalata vesile olur ve sizin durumunuzdakiler de bu özlemlerini giderebilirler.

Devamını Oku

İyi ki Eurovision Şarkı Yarışması bu yıl istanbul'da

2 Mayıs 2004

Geçen yaz Haluk ile İtalya'nın San Remo kentinde küçük bir tatil yaptıktan sonra Nis Havalimanı'na geldik ve uçağımızı beklemek için oturacak yer aradık. Aksanlarından İngiliz oldukları belliydi. Beyefendi yerinden kalktı ve dedi ki: "Kahve almaya gidiyorum, sizler de bir fincan ister misiniz?" Şaşırdık! Ne kadar centilmenlikti bu? Haluk onunla gitti. Ben de hanımıyla kaldım."Yolculuk nereye?""İtalya'nın kuzeyinde yaşayan ahbaplarımızda bir haftadır misafirdik. Şimdi Londra'ya dönüyoruz. Siz neredeydiniz?""Biz, San Remo'da kısa bir tatil yaptık. İstanbul'a dönüyoruz.""İstanbul'u görmeyeli çok oldu. 30 yıl önce gitmiştim.""Tekrar gelirseniz, size gezmenizde yardımcı oluruz. 30 yıl öncesine göre çok gelişti ve değişti İstanbul.""Eminim öyledir. Dünya değişiyor!"O sırada Haluk ile İngiliz bey, kahve tepsileriyle geri döndüler. Adam tam yerine oturmuştu ki 20 yaşlarında üç sarışın genç bayan, fotoğraf makineleriyle İngiliz çiftin yanına geldiler."Ayyy! İnanmıyorum! Sizi burada görmek ne hoş bir tesadüf!""Evet, kızlar! Dünya küçük.""Ayyyy! Ne olur, sizinle bir resim çektirebilir miyiz?""Tabii. Neden olmasın?"Haluk, "Hepiniz toplanın. Ben çekeyim" dedi.Kızlar gittikten sonra, bu defa iki delikanlı yaklaştı İngiliz çiftin yanına."Harikulade bir sürpriz. Bir resim çekebilir miyiz?"Haluk gene ayağa kalktı, resim çekti. Allah Allah! Kimdi bu şahıslar? Adam konuşmaya başladı."Siz İstanbul'da oturuyormuşsunuz. Gelecek mayısta muhakkak orada olacağız.""Çok seviniriz. Görüşelim. İş için mi geleceksiniz?""Öyle sayılır. Ben her yıl Eurovision Şarkı Yarışması'nı İngiliz halkına nakleden kişiyim" (Bülent Özveren gibi yani)."Eşim aynı zamanda televizyon ve radyo yıldızıdır. Adı Terry Wogan'dır."Birdenbire gülmeye başladım. Londra'da yaşadığımız yıllarda, her sabah onun esprilerle dolu, harikulade programını dinlemeden güne başlamazdım. Tanımıştım. Sevinmiştim..."Everyway That I Can sayesinde gelecek yıl Eurovision'a ev sahipliği yapacaksınız. Orada olacağız. Görüşebiliriz.""Çok seviniriz, e-postanızı verir misiniz?"Kahve peçetelerinden birinin üzerine aceleyle adresini yazdı çünkü onların uçma saati gelmişti. Vedalaştık.Eeeee? Eeeee'si şu! Yakında geliyorlar ve beraber olacağız. O akşam çok güleceğimi biliyorum. Çünkü yaşama, harikulade esprili bir yaklaşımı var Terry Wogan'ın! Hah! Ha! Haaa!Okuyucu mektubuKitap yardımı için bir çağrı* Bitlis'in Ahlat ilçesindeki Şehit Summam Gorgen Pansiyonlu İlköğretim Okulu'na ansiklopedi, kültür yayınları, resimli resimsiz faydalı kitaplar gönderilmesi için bize yardımcı olmanızı rica ediyoruz. Eğer yardımlar fazla miktarda olursa, çevre köy okularına göndereceğiz. Telefon numaramız (0434) 412 45 92'dir. (Gülsevin Karabük)* Mesajınızı memnuniyetle köşemizde yayınlıyoruz. Okuyucularımızın, bu okulumuza yardımcı olacağını umut ediyorum.Dikkat...Telekom, fatura olayına el koydu30 Nisan'da Türk Telekom'a, mağdur bir vatandaşımızın yüksek fatura derdini yansıtmıştım. Beni arayarak vatandaş hakkındaki bilgileri aldılar. Neticeyi bana da iletmelerini rica ettim. Çünkü bunu, yine bu köşeden sizlere yansıtacağım. Türk Telekom'un bu ilgisine teşekkür ediyorum. A.Ö.

Devamını Oku

Yabancı turistler neden Türkiye'ye gelsin?

1 Mayıs 2004

Malta Adası'nda Avrupa Birliği'ne "girelim mi girmeyelim mi?" araştırmasının sonucunda halkın yüzde 53'ü girelim demiş? Ancak endişeler var. Nedir onlar? Şimdi AB'ye yeni üye olan eski demirperde cumhuriyetlerinde işsizlik çok yüksek ya? Bu insanlar adaya doluşup, kendilerine iş arayacaklar mı? Bütün Malta halkı bu endişe içinde hop oturuyor hop kalkıyormuş."Endişe edecek bir durum yok" diyor Malta Başbakanı ve devam ediyor: "AB ile yaptığımız anlaşma gereğince böyle bir tehlike baş gösterdiği takdirde uygulamaya konacak tehditler var."Bir köprü gibi400 000 nüfuslu Malta, 450 milyon nüfuslu AB'ye üye oluyor. Bu ada, Akdeniz'in öyle bir noktasında ki, bir kolunuzu uzatsanız Avrupa, diğerini uzatsanız Afrika! Bu iki kıta arasında harikulade bir köprü konumunda. İnsanları sevecen, lisan bilir ve tahsilli. Ülke turizm geliriyle imkânlarını daha da arttırmayı planlıyor. Şimdi haritaya bakıyorum da herkes AB üyesi ülke halklarının "tatil yapan" büyük kesimini, kendisine cezbetmeye çalışıyor.İspanya, Fas, Tunus, İtalya, Mısır, Sardunya, Hırvatistan, Yunanistan, Türkiye ve Kıbrıs! Hepimiz aynı pastaya saldırıyor ve en büyük parçayı kopartmaya çalışıyoruz. Buna çok yakında bir de Libya'yı eklememiz gerekecek. Herkesin payına düşen dilim küçülecek de küçülecek! Peki, hangi faktör öne çıkacak da AB'li turist Türkiye'yi seçecek? Doğa, deniz, iklim, tarihi yöreler ve alışveriş açısından ülkemiz yukarıdaki her ülkeyle başa çıkabilir ve bazılarını rahatlıkla geçebilir durumda. Peki daha başka neler yapıp, diğerlerine fark atabiliriz?1- Fiyatlar, diğer ülkelere göre 'rekabetçi' seviyede olacak.2- Tesis, yıldızına uygun olarak broşürlerde resmedildiği biçimde olacak.3- Hizmet temiz, çabuk ve anında yerine getirilirken hizmetkârlar güleryüzlü olacak.4- Yemekler temiz, sağlıklı ve lezzetli olacak.5- Deniz ve çevre temizliği, bahçe bakımı tam olacak.6- Çocuk bakım bölümleri, nitelikli insanlar tarafından yönetilecek.7- Tabak, çanak, çatal, bıçak ve bardaklar tertemiz, örtü ve peçeteler ise sakız gibi olacak.8- Her tesiste veya tesisin çok yakınında 24 saat hizmet verebilecek ambulans, doktor ve sağlık personeli bulunacak.9- Hediyelik eşya reyonlarında 'turiste yüksek fiyat' kesinlikle uygulanmayacak.10- Taksi şoförleri daima yıkanmış, tıraşlı, temiz giyimli ve güleryüzlü olacak. Taksimetre fiyatları uygulanacak. Aynı şekilde taksiler de her sabah içi dış yıkanmış biçimde servise çıkacak. Arabada sigara içilmesi yasaklanacak.11- Kat hizmetçileri çalışkan ve güleryüzlü, üniformaları ise lekesiz temiz ve ütülü olacak.Güleryüz şart12- Yöredeki turistik mekânlari muntazam, temiz minibüslerle gidilecek ve açıklamaları gerçek rehberler yapacak.13- Sözlü sazlı yerlerde Türk müşteriler ve garsonlar güleryüzlü, yardımsever ve anlayışlı olacak.14- Odalarda banyolar hergün ovulmuş, çarşaflar ve havlular temizleriyle değiştirilmiş, balkonlar süpürülmüş, camlar silinmiş olacal15- Tesiste her lamba yanacak Her soğutucu, TV, priz çalışacak. Mini dolaplar dolu olacak. Musluklarda sıcaktan 'sıcak', soğuktan 'soğuk' su akacak.16- Bozuk veya kırık çıkmış 'satılan' mal, düzgünüyle değiştirilecek. Fahiş kârlar istenmeyecek. Turist, iade durumunda parasını alabilecek.Daha çok maddeler sıralayabiliriz ama yerim müsait değil. Turisti 'soymak' düşüncesi yerine 'hoş vakit geçirtmek' felsefesini benimsememiz gerekecek.Dikkat... Dikkat...Beşiktaş Belediye Başkanı'ndan açıklama geldiGeçen gün bir okuyucumuzun, Bebek Yıldız Koleji Sokağı ile ilgili şikâyeti üzerine Beşiktaş'ın yeni Belediye Başkanı İsmail Ünal'dan cevap geldi: "Burası, tarihi değeri olan ahşap yapıların bulunduğu dar bir sokaktır. Araçların buraya park etmesi halinde gerektiğinde itfaiye araçlarının sokağa giremeyeceği, İstanbul İtfaiye Müdürlüğü'nün 23.02.2004 tarih ve 12734.72-275H5 sayılı yazılarıyla belediyemize bildirilerek önlem alınması istenmiştir. Bilgilerinizi rica ederim."Sayın Başkan'a gönderdiği cevap için teşekkür ediyorum. Keşke park eden arabalardan dolayı itfaiyemizin giremeyeceği her sokağa böyle saksılar ve çiçekler dizilerek önlem alınsa diyorum. Belki böyle sokaklarda oturanlar itfaiyeye müracaat etseler, benzer bir çözümle karşılabilirler. Günde kimbilir kaç müracaat oluyor itfaiyemize? Bunu, İstanbul İtfaiye Müdürlüğü'nün yukarıdaki yazısına verilen numaradan kolaylıkla anlayabiliriz. Acaba bu namaralama yerine daha kolay bir sistem kullanılamaz mı diye düşünüyorum?

Devamını Oku

Yazıklar olsun sizin 'kamera şakası' anlayışınıza

30 Nisan 2004

Çoğunuz televizyondan izlemişsinizdir. Ben bir "haber" olarak izledim bu "kamera şakası" olayını ve tüylerim diken diken oldu. Olayı biliyorsunuzdur. Bir şarkıcı arkadaşımız, dostlarıyla yemek yerken yüzleri maskeli, ellerinde tabancalarla bir çete, restoranı basıyor. Bir kadın ciyak ciyak bağıradursun (!) tabancalar patlıyor. "Durun! Yoksa bilmem ne..." talimatlarıyla bu şarkıcı kaçırılıyor. Sözüm ona etraftaki kameramanlara tehditler savruluyor.Şarkıcı gözleri bağlanıp helikoptere bindiriliyor. Sonra da adama, "Seni aşağıya atacağız. Önündeki şu ipi çek de paraşütün açılsın" diyorlar. Bu esnada helikopterin motor sesi dehşet verici! Aşağıya atlayan adamın, düşüp ayağını kırması işten bile değil. Allah'tan iki ayağı üzerine düşüyor.Kardeşim siz buna mı kamera şakası diyorsunuz? O küçük hatta minnacıcık aklınızla komik bir iş mi yaptığınızı sanıyorsunuz? "Bunu gören herkes gülecektir" düşüncesine mi saplanıyorsunuz? Haydi sizler basit ve küçük saçmalıklarla halkı güldürebileceğiniz hatasına düştünüz, sizin kanal sahibiniz, yayın yönetmeniniz bu saçma sapan çekimi halka izletmeyi durdurmayı neden düşünmüyor?Kamera şakası programları ilk olarak ABD televizyon yapımcılan tarafından düşünülmüş, sonra uygar ülkeler tarafından kopya edilmiş özgün bir yaratıcılığın eseri çalışmalardır. Bunların birçok örneklerini de bizim kanallarımızda defalarca seyretmişizdir. Hepsi ama hepsi sempatik senaryolar içerir. Ya yere düşmüş görünen bir doları almaya çalışan insanlardan görünmeyen iplikle uzağa çekilen bir para esprisi yapılmıştır ya da elindeki torbalan yere düşürüp gelip geçenin toplamasını isteyen hoş bir genç bayan. Daha birçok sempatik espri, uygar insanların hazırladığı kamera şakalarına konu olmuştur. Ama hiçbirisi, mafya çetelerinin bir yeri basıp, birini kaçırmayı, gözünü bağlayıp helikopterden aşağıya atmayı düşünmemiştir. Neden? Çünkü böyle salak ve manasız bir senaryoya hiç kimse gülmez! Olayı bu kulvara oturtmaya kalkışırsanız, bunun sonu gelmez. Nasıl yani? Peki! Gelin bir tane daha hazırlayın. Hani rahmetli Üzeyir Garih'in yaşadığı bir bıçaklama olayı vardı? Haydi gelin kamera şakası yapacağınız kişinin gözlerini bağlayıp kulağına da o senaryoyu hatırlatarak merdivenlerden çıkartın. İyice korkutun. Elinizdeki bıçağı kulağına, boynuna sürüp durun.Bu senaryoyu hazırlayıp çekenlerin basitliği, yaratıcılıktan uzaklığı ve korkunçluğu tüylerimizi ürpertiyor. Buyrun işte! "Barbar Türklerin" kamera şakası senaryosu diye bizleri dünya aleme rezil ediyor.Bu ülkede bir Allah'ın kulu da "DUR" diyemeyecek mi bu saçmalığa? Çocuklarımız okullarda, mahalle aralarında birbirlerine saldırıp dövüşmekten, çetelere üye olmaktan başka hangi kulvara sürüklenir bu durumda?Neyi bekliyoruz? Sonradan kimse gelip bana neticeden şikâyetçi olmasın. Bıktım bu "kör kör parmağım gözüne" yaklaşımımızdan! Aklımızı başımıza ne zaman alabileceğiz?Okuyucu mektubuOtobüs duraklarında perişan oluyoruz* Sarıyer-Taksim ve Eminönü hattında gündüz otobüs seferleri yeterli olmakla beraber akşam saat 20.00'den sonra seyrekleşiyor. Bizler de duraklarda her akşam en az 45 dakika otobüsü beklemek zorunda kalıyoruz. Sanırım yetkililer, yeni otobüsler satın alıp hizmete sokmak yerine mevcut hatlardaki otobüsleri yeni oluşan bölgelere kaydırıyorlar. Duraklarda perişan olmaktan ne zaman kurtulacağız? (Kenan K.)* Mesajınızda da belirttiğinize göre siz bu hattı 20 yıldır kullanıyormuşsunuz. Eskiden en fazla 15 dakikada bir geçen otobüslerle evlerinize gittiğinizi ama artık beklemekten ayaklarınıza kara sular indiğini belirtiyorsunuz. Bence İETT yeni otobüsler için henüz bir bütçe ayırmamış. Sarıyer-Beşiktaş arasında o saatlerde yoğun bir yolcu yığılması olduğunu biliyorum. İETT'den bir açıklama geleceğini umuyorum.

Devamını Oku

'Sayın Bay Türk Telekom'dan bir ricam olacak!

29 Nisan 2004

Efendim, size bir durum arz etmek istiyorum. Tabii ki cevabınızı da rica ediyorum. Farz edelim ben kısıtlı bir emekli maaşıyla geçinen vatandaşım. Her ay aldığım emekli maaşımı gayet hesaplı biçimde harcıyorum. Allahıma şükür, ele güne de muhtaç olmadan, yuvarlanıp gidiyorum. Televizyon seyrediyorum. Her gün bir gazete alıyorum. Yürüşüyler şekerime iyi geliyor. Yazın da fazla güneşe çıkmıyorum.Gene farz edelim, bu dertsiz yaşamıma bir dert musallat oluyor ve ameliyat olmak için hastaneye yatıyorum. Tedavim uzun sürüyor. Doktor, "Tamam artık evine dönebilirsin" dediğinde yuvama tekrar kavuşuyorum. Sosyal Sigortalar Kurumu'na şükredip, evimin yolunu tutuyorum.Gelin, tekrar farz edelim. Eve geldiğimde birikmiş faturalarımı gözden geçirirken sizinkiyle karşılaşıyorum. Bir de ne göreyim? Her zamanki mütevazı miktar yerine evim bomboşken, telefon hiç kullanılmazken gelen fatura eskisinden 4-5 misli fazla!Daha tam sağlığıma kavuşmuş sayılmazken duruma itiraz edip sizden bir döküm listesi rica ediyorum. Bu itirazıma hiçbir cevap vermiyorsunuz. Bu endişeyle kıvranırken bir gün kapım çalınıyor. İcra memurlarını karşımda buluyorum.Tahmin edebilirsiniz, bu durumda ilk olarak gururum ve şerefim kırılıyor. İlk olarak icra memurları evimize geliyor. "Neden?" diye sorduğumda, "Telefon faturanızı ödememişsiniz" diye cevap veriyorlar. Yüzüm kıpkırmızı, az kalsın yere düşecek gibi oluyorum. Avukat tutacak param olmadığı için kendi kendime kızıyorum. Şu aranan telefonlar dökümünü alsam, o numaraları gerçekten aramış olan kişiden hesap soracağım. Ama bana bu şansı vermiyorsunuz!"Benim, böyle bir borcum yok" diye itiraz ettiğimde bunu icra dairesine bildirmemi istiyorlar. İcra dairesine gidiyorum. Fakat borcu reddetmediğim için teminat göstermediğim gerekçesiyle benim hapse girmemi istiyorlar! Sayın Bay Türk Telekom! Yukarıdaki durumu apaçık önünüze seriyorum. Tüm kamuoyu önünde! Sizler ne yapıyorsunuz Allah aşkına? Bu ne biçim yaklaşımdır? Size vatandaşları böylesine korkutmak, ürkütmek, endişelendirmek hakkını kim verdi kuzum? Bu ne uygarlık dışı, evrensel insan haklarına aykırı bir durumdur? Türk halkı genelde sessizdir. Ama bu demek değildir ki, gelen vursun, giden vursun!Evet Sayın Türk Telekom. Yukarıdaki tastamam gerçek bir hikâyedir. Ben bu beyefendinin hakkını aramak istiyorum. Üzüntüden yataklara tekrar düşmesini istemiyorum. Bana bir mesaj çekerseniz, beyefendinin adını ve adresini sizlere ulaştırırım.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ilk makama geldiğinde bir şey söylemişti. Ben unutmuyorum. Sizlerin de unutmaması gerek: "Vatandaşa saygılı olunacak. Vatandaşa yardım edilecek. Bu böyle biline!" Müspet cevaplarınıza intizaren, saygılarımı sunarım.Okuyucu mektubuFransız dosttan ilginç bir kitap■ Bir Fransız dostum, Türkiye'de bulunan "kuş yuvalarına" merak salmış ve bu konuda bir kitap hazırlamaya karar vermiş. Ancak yeterli belge ve resim bulamamış. Bu konuda yardım etmek isteyenlerin saffetdenktas@yahoo.com adresinden bana bilgi vermelerini rica ediyorum. Ben de bunlan Fransız dostuma aktaracağım. (Saffet Denktaş)* Mesajınızı memnuniyetle köşemize alıyoruz. Arkadaşınızı da kutluyorum. Okurlarımın bu konuya ilgi gösterip size gereken bilgileri aktaracaklarını umuyorum.Dikkat...Cerrahpaşa'ya müracaat edinEşimle çok mutlu bir evliliğimiz var. Ancak çocuğumuz olmuyor. Bize yol gösterirseniz seviniriz. (Adı bende saklı)Cerrhpaşa Hastanesi'nin size bu konuda yardımcı olacağını tahmin ediyorum.

Devamını Oku