Soru: Karşı cinse ilgi duymadığım için evlenemeyeceğini çünkü kocalık görevimi yerine getiremem. Bir ailem ve kendi çocuğum olmayacak. Ben bunu hayattaki sınavım olarak kabul ediyorum. Hiç bir zaman isyan etmedim. Allah'ın kuralları ve yasakları neyse onlara uyarak yaşıyorum ve çok şeyden vazgeçmek zorundayım. Ahirette benim durumum ne olur? İstediğim şeyleri orada mı elde ederim yoksa bu saçma bir hayal mi?Cevap: Değerli okurum, sizi kutlarım. Bu durumunuzu Allah'ın bir sınavı bilerek iffetinizi korumanız, sabretmeniz, sonunda büyük pişmanlık getirecek olan sapık şehvet hislerinden uzak durmanız, Allah'a bağlılığın en güzel ifadesidir. Bu durumda iffetinizi koruyup Allah'a tertemiz giderseniz hiç kuşkusuz Allah size cennette gönlünüzün çektiği her türlü nimeti verecek, sizi seveceğiniz eşlerle de taltif edecektir.Yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Rabbimiz Allah'tır deyip sonra doğru olanların üzerine melekler iner. Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin (derler)! Biz dünya hayatında da ahirette de sizin dostlarınız. Orada canlarınızın çektiği her şey var. Orada istediğiniz her şey var. (Bütün bunlar) Çok bağışlayan, çok esirgeyen (Allah)'in ağırlaması olarak (size lütfedilir)" (Fussilet Suresi: 30-32).Siz üstünüze düşen görevi yapın yeter!Soru: Veteriner hekimim. Bir hekim olarak at yarışlarında görev almam durumunda size sormak istiyorum. Malumunuz veteriner hekimler yarışlara katılan atlardan kan, idrar, ter, tükürük ya da salya alıp laboratuvarda doping değerlendirmesi yapıyor. Ancak numunenin alınması ayrı, laboratuvarda incelenmesi ayrı kişilerce yapılıyor. Ben bu numuneleri almakla görevlendirilecek veteriner hekimler hakkında soruyorum. Bir kişinin yapacağı işi on kişi yapıyor. Dolayısıyla birçok kişi iş yapmadan para alıyor. Bu şartlarda at yarışında görevlendirilmiş hekimlerin alacağı paranın dinen sakıncası var mı? (Dr. İbrahim Özcan)Cevap: Sayın Veteriner Dr. İbrahim Özcan, at yarışları, güzel bir spor, bu sporda kazanan atlara konulan ödüller helâldir. At yarışlarında görev alan veterinerlerin ve diğer memurların aldıktan para da maaş da helâldir.Ama bir kişinin yapacağı işin on kişiye dağıtılması ve böylece çok kişinin maaşa bağlanması sadece at yarışlarına mahsus bir şey değildir. Nice devlet dairelerinde böyle şişirilmiş kadrolar vardır.Siz kendi üstünüze düşen görevi gereğince yaptıktan sonra çalışmadığı halde maaş alanların sorumluluğunu taşımazsınız. Herkes kendisinden sorumludur. Selam ve sevgilerimle.
Bush ve Blair, Irak halkını özgürleştirmek amacıyla Irak'a saldırdıklarını ilan ettiler. Güya sivil halk ölmeyecek, kendileri girince halk onları bağırlarına basacak ve Saddam'dan kurtuldukları günü bayram ilan edip kutlayacaklardı. Kutsal mekânlara zarar verilmeyecekti. Ama iddialarının tam tersini yaptılar. Şimdi sivil halkın başına Tomahawk bombaları yağıyor. Tarihi binalara, pazar yerlerine bomba düşüyor.Masum insanlar parçalanıyor, sakat kalıyorlar. Besbelli korkudan "dur" ihtarına uymayan veya duymadıklan için durmayan bir aileyi, tarayıp öldürdüler. Olacak şey mi bu? Ne için? Petrol pastasından büyük pay almak için.Şimdi gazetelerin yazdığına göre başta operasyona karşı çıkan Fransa da koalisyonculara, "Savaştan sonra sizinle beraberiz" mesajını gönderiyormuş. İşte maddeciliğin tipik örneği. Değer mi bu? Bence bütün dünya petrolleri, bir bebeğin varlığı kadar değerli değildir.Bu bebek Iraklı, Amerikalı veya Avrupalı olur fark etmez. O bir insan! Allah'ın özenle yarattığı insan. Allah'ın yarattığı canı ancak O alabilir. Tevrat'a ve Yüce Kur'ânımıza göre bir canı öldüren, Allah katında bütün insanlığı öldürmüş gibi, bir canı yaşatan da bütün insanlığı yaşatmış gibi olur.Bir ülkenin serveti, o topraklar üzerinde yaşayan ulusundur. Ey Bush ve ey Blair, sizin ne işiniz var Irak'ta? Irak halkını özgürleştirmek, Iraklıların hakkı. Bırakın bunu onlar kendileri yapsınlar. Elbette Saddam'ın zulmü malum. Ama bu kadar sivil halkın ölümü, ellerinin arkadan bağlanıp başlarına çuval geçirilmesi insanlık onuruna sığar mı? O, cesetleri parçalanan çocukların, kadınların günahı ne? Irak'ın petrollerini yeterli derecede sömürdünüz. Afrika'yı yeterince sömürdünüz. Bir Güney Afrikalı papaz demişti ki: "300 yıl önce Avrupalılar bu ülkeye geldikleri zaman bizim elimizde toprağı işleyecek sapan, onların boynunda İncil vardı. Sonra onlar İncil'i bizim boynumuza astılar, elimizdeki sapanı aldılar. Şimdi bizim boynumuzda İncil, onların elinde toprak var."Hangi din, dünya çıkarı için insanlan öldürmeyi emreder? Bush'un, Blair'in davranışı, "Biri, bir yanağına vurursa öteki yanağını da çevir" diyen Hz. İsa'nın dostluk, sevgi ve banş mesajına uygun mu? Elinizi vicdanınıza koyun, insaf ve iz'ana gelin. Kimsenin kanı yerde kalmaz. Bu kanlar katillerin alnına, hiç çıkmayacak kara leke olarak yapışır ve Yaratan'ın rahmet denizinde birikip, bir gün zalimleri boğar.Tüm dünyada Amerikan ve İngilizlere karşı büyük nefret ve öfke uyandı. Ve maalesef bu zulüm, saldırganların mensup olduğu Hıristiyanlığa mal edilmekte, yeni yeni filizlenmeye başlayan dinlerarası diyalog ve barış çabalarını zedelemektedir. İleride kültürlerarası restleşmelere, kavgalara neden olabilecek boyutlara varmasından korkulur. Durdurun bu saldınyı. Zulüm ile âbâd olunmaz. Zulüm ile âbâd olanın sonu berbâd olur. Ziya Paşa'nın dediği gibi: "Zalim yine bir zulme giriftar olur âhir Elbette olur ev yıkanın hanesi vîrân!"
Soru: Sayın hocam benim konum ıskat denilen cenazede dağıtılan paralarla ilgilidir. Tüm cenazelerde ölen kişi için para dağıtılır. Bilemiyorum belki dinimizin kuralıdır. Ama bu para dağıtma işi artık çığırından çıktı gibi. Mezarlıklarda bu paraları toplayan kişiler, gördüğüm kadarıyla hep aynı insanlar. Belki içlerinde muhtaç olanlar da var ama genelde birkaç tane çocuğu peşine takmış şahıslar bu işi yapıyorlar. Ayrıca insan öldüğünde yıkamasından alın da cenaze arabası şoförüne kadar herkes para peşinde. Ne yazık ki buna bazı hocalar da dahil. Bir de mezarlıkta devir parası var. Dinimizce yasal mıdır? Bu paralan daha uygun hayır işlerinde, gerçek ihtiyaç sahiplerine cenazeden sonra versek bir sorun olur mu?Namaz için fidye yokCevap: Bu okurum önemli bir soruna parmak basmış. İslâm'da ıskat diye bir şey yoktur. Bu, bid'attir hem de kötü bir bid'at. Mutlaka bırakılması gereken bir bid'at. Iskat, düşürme anlamına gelir. Aslı kötü bir kıyasa dayanır. Kur'ân'da bir özür dolayısıyla oruç tutamayan insana, oruç yerine fidye vermesi emredilmiştir. Bu, kasten oruç tutmayan için değil, bir özür dolayısıyla oruç tutamayan insan hakkındadır. Namazı terk etmenin, uyku ve savaş dışında bir özrü pek yoktur.Bir özür dolayısıyla namaz kılamayan kimse, bunu kaza eder. Namaz için fidye yoktur. Çünkü namaz zikirdir. Zikrin fidyesi olmaz. Sonra ayrıntılarla uğraşmaya başlayan fıkıhçılar, ölen kişinin namaz ve oruçlarını hesap edip onların yerine birer fidye verilmesini uygun bulmuşlar, böylece Peygamber'den asırlar sonra ortaya atılmış bu kötü bid'at ilmihal kitaplarına girmiş, dinleştirilmiştir.Para fakirlere verilirBöyle bir şey yapmak doğru değildir. Hâşâ Allah'ı kandırmak mümkün değildir. Fidye, kişinin sağlığında vereceği bir sadakadır. Öldükten sonra onun ne orucunun, ne de namazının fidyesi verilmez. Kimse onun oruç ve namaz borcunu düşüremez. Onun işi Allah'a kalmıştır. Allah dilerse onu affeder, dilerse cezalandırır. Onu yalnız kendisi bilir.Ölmüş kimse için sadaka verilir, dua edilir, sünnet olan budur. Kabirde görevlilere para dağıtmak gibi şeylerin dinle ilgisi yoktur. Para fakirlere verilir, görevlilere değil. Maalesef insanlann acılı durumlannı sömürmesini bilen kişiler, hemen cenaze evine veya mezar başına üşüşürler. Halkımız bilinçli olsa bunlara iltifat ermez, yüz vermez. Bunlar da bu işten vazgeçerler. Çünkü gerçekten bu tür insanların cenaze başına üşüşmesi, insanın huzurunu kaçırıyor, yüce dinimizi ve kitabımızı küçük düşürücü bir hareket oluyor.
Soru: Sayın hocam, sağlık sorunlarımdan dolayı vakit namazlarının yalnız farzlarını, sandalyeye oturarak, başımı masaya koyarak kılıyorum. Namazlarım geçerli mi? Ayrıca bir sorum daha olacak. Acaba hazine bonosu almak günah mı? (Ayşe Değer)Cevap: Ayakta durmakta veya diz üstü oturmakta zorluk çekiyorsanız sandalyede veya kolayınıza gelen herhangi bir şekilde oturarak namazınızı kılabilirsiniz. Allah kimseye gücünün üstünde bir şey emretmez. Allah dinde kolaylığı emreder, çetinliği değil.Namazın asıl amacı, kalbi Allah'a yöneltmektir. İşte bu, namazın temel öğesidir. Ötekiler şeklidir. Özür dolayısıyla şekiller terk edilebilir ama öz, yani gönül zikri terk edilemez. İnsan her zaman, özellikle namazda Allah'ı hep anımsamalı, gönülde tutmalı, diliyle de O'nu zikretmelidir. Yüce Allah, "Ancak Allah'ı anmakla gönüller huzura kavuşur" (Ra'd Suresi) buyurmaktadır.Zikretmeye insanlar toplanıp grup grup, Sevgiye ermek için birbirine sokulup, Yöneltiyor bu yola Kur'ân şöyle buyurup, Tanrı zikriyle ancak mutmain olur kulüp.Diğer sorunuza gelince, hazine bonosu almak günah değildir. Devletin çıkardığı bonoları almak, milli kalkınmaya da yardımcı olur. Emekli Sandığı'ndan, Sosyal Sigortalar'dan alınan maaş nasıl günah değilse, hazine bonosu da günah değildir. Böyle kısıtlayıcı düşüncelerle bir yere varılmaz. Din, modern devleti engelleyici ya da kalkınmayı köstekleyici değildir. Din, insanların yorumuyla değil, vahiyle kurulur. Kur'ân'ın yasakladığı riba, tefeciliktir, fukarayı sömürmektir.Devletçe çıkarılan bonolar, fukarayı ezme değil, tersine devletin işleyişini kolaylaştırma, devletin işlevini yapabilmesi için katkı sağlama amacına yöneliktir. Devlet, o bonoları satarak sağladığı kaynakla kamu harcamalarını yapmakta, memurların, işçilerin maaşını vermekte, okullar, köprüler, yollar, barajlar inşa etmektedir. Milletin hizmetine olan işlemler niçin haram olsun?Paramı faize girmeden değerlendirebilir miyim?Soru: Paramı değerlendirmek istiyorum fakat faize girer korkusuyla bankaya yatıramıyorum. Bankaya yatırmak caiz midir? Ya da faize girmeden nasıl değerlendirebilirim? Fon alım satımı caiz midir?Cevap: Yıllık enflasyon oranı miktarında alınacak faizin, haram olmadığını birkaç kez bu köşeden yazmıştım.Bu tip sorular çok geliyor. Lütfen daha önce yazdıklarımı ve "Yüce Kur'ân'ın Çağdaş Tefsiri" adlı eserimi okuyunuz.
Soru: İmanın şartlarından biri olan kadere inanıyorum ve yaşamımızın kaderimizde belli olduğunu da biliyorum. Merak ettiğim şey, hayatımızdaki en küçük ayrıntıların dahi kaderimizde bulunup bulunmadığıdır. Yani bir dersten alacağımız not kadar ayrıntı mevcut mudur kaderde? Değilse ne kadar ayrıntı vardır? Çünkü her dakika bir şeyler yapmak için uğraşıyoruz. Yoksa bütün çabalar boşuna mı? (Zafer Çimen)Cevap: Değerli Zafer Çimen, kader iki yönlüdür. Biri Allah'a dönük yön, diğeri kula dönük yöndür. Allah'a dönük olan kader; yaratılış yasaları, insanın yaratılışı, vasıfları, temel karakteri, yetenekleri, ana-babası, ülkesidir. Bunlar Allah'ın seçimine bağlıdır, insanın bunda bir dahli yoktur. Bir de insanın eylemleri vardır ki bunlar da kaderdir. Bunların seçimi insana bırakılmıştır, insan düşünür, seçer ve bunları yapma gücünü Allah verir.Her şey o aynada varAllah insanı bir işi yapmaya zorlamaz. İnsan seçer, yaratan yine Allah'tır. İnsanın sorumluluğu seçiminden ileri gelir. Ama insanın yapacağı işleri Allah bilir. Allah'ın bilgi hazinesini bir aynaya benzetebilirsiniz. Ayna, karşısına düşen her objeyi gösterir. İnsanın yaptığı her iş ve eylem de Allah'ın bilgi aynasında görülür. Olmuş ve olacak her şey, en ince ayrıntısına kadar o aynada mevcuttur.Ancak Allah'ın bilgisi zamansızdır. Bize göre 50 yıl sonra olacak işleri Allah bilir. Ama Allah'a göre öncelik sonralık yoktur. Öncelik sonralık biz zamanlı varlıklar içindir. Allah'ın bilgisini kendi bilgimizle karşılaştırırsak yanılırız. Bunu izahta zorlanırız. Bizim bilgilerimiz ve bilgi vasıtalarımız sınırlıdır. Algılama kapasitemiz sınırlıdır.Sizin kendi seçiminizKaderin ayrıntısını hiç kimse bilemez. Benden kaderin ayrıntısını sormayınız. Allah'ın bilmediği bir şey mi var? O'nun bilmediği, bize göre sonradan öğrendiği bir şey düşünülemez. O'nün bilgisi ezelde ne ise bugün de ilelebet de öyledir. Bilgisi bir bütündür, yeni yeni şeyler katılmaz. Çünkü bilmediği bir şey yoktur ki hâşâ bilgisine yeni şeyler eklensin. Dediğim gibi, O zamansızdır; öncelik, sonralık bize göredir. Şunu da vurgulamak gerekir ki Allah'ın bilmesi, sizi kendi seçiminizle yaptığınız işlere zorlaması anlamına gelmez. Sizin parmağınızı oynatmanız veya dersinize çalışıp çalışmamanız sizin seçiminize bağlıdır. Ama Allah seçiminizi ne yönde kullanacağınızı bilir. Çünkü O'nun bilgisi zamansızdır, olmuş ve olacak her şey O'nun bilgisinde mevcuttur. O, sonradan bir şey öğrenmez. Gerçeği Allah bilir.
Soru: "Kur'an'da Peygamberler Tarihi" adlı eserinizin 44'üncü sayfasında, "Eğer Allah, sizi azdırmak diliyorsa, ben size öğüt de vermek istesem öğüdüm size yarar sağlamaz" diye bir ifadeye yer veriyorsunuz. Buna göre azmak, daha doğru bir ifadeyle azdırılmak Allah'ın inisiyatifine mi bırakılmış? Yoksa burada fark edemediğim ince bir nokta mı var? (Mehmet Başak)Cevap: Bu ifade herhangi bir söz değil, Kur'ân'in bir ayetidir. Bu ayet, Hz. Nuh'un tüm çağrılarına rağmen olumlu yanıt vermeyen kavmine kızgınlığını yansıtan sözünü nakletmektedir. Kavmi, her türlü kanıta ve mucizeye rağmen Nuh'un sözlerini dinlememiş, inanmamışlardır. Bu durum karşısında umutsuzluk içine düşen Nuh, kavminin böyle inançsızlıkta diretmesine bir yorum bulamamış, bunu ancak onlara imanın nasip olmadığı şeklinde yorumlayarak, "Eğer Allah, sizi azdırmak diliyorsa, ben size öğüt de etmek istesem, öğüdüm size yarar sağlamaz. Rabbiniz O'dur ve siz O'na döndürüleceksiniz" (Hud Suresi: 34) demiştir. Bu tıpkı tüm izahlara rağmen gerçeği görmeyen insana bizim, "Allah gözünü kör etmiş, gerçeği görmüyor" dememiz gibidir. Nuh'un bu sözünden Allah'ın, o insanları doğru yoldan çıkarıp azdırdığı anlamına gelmez. Allah onlara seçim özgürlüğü vermiştir. Allah, kendisine yöneleni kendisine iletir. Kendisine yönelmek istemeyen insan zaten sapıktır, azgınlık içindedir. Allah o kimseyi doğru yola iletmez, bulunduğu halde bırakır. İşte Allah'ın şaşırtması veya azdırması ifadeleri, Allah'ın kendisine yönelmek istemeyeni, bulunduğu sapıklık ve azgınlık içinde bırakması, onu doğru yola zorlamaması demektir. Zorlasa kimse şaşıramaz, sapıtamaz. Bu durumda da insan eylemlerinden sorumlu olmaz. Dinde zorlama yoktur.Özürle kılınmayan namaz kaza edilir!Soru: Hocam beş vakit namaz kılmaya başladım. 18 yaşıma yeni bastım. Geçmiş yılların kaza namazını nasıl telafi edebilirim?Cevap: 18 yaşındasın. İmamı A'zam'a göre zaten sen yeni sorumluluk yaşına girmişsin. Namaza başladığına göre devam et. Bundan sonra aksatmamaya çalış. Özürsüz olarak geçmiş yılların namaz kazası yoktur. Ancak özürle kılınmayan çok yakın zamandaki bir veya birkaç vakit namaz, sırasıyla kaza edilir. Geçmiş yıllarda özürsüz olarak kılınmamış olan namazlar için Allah'tan af dilemek gerekir. Ama mutlaka kılmak istiyorsan, her farz namaz için kamet getirip kılarsın. Ayrıntıyı burada yazmama gerek yok. Herhangi bir ilmihal kitabından okuyup öğrenebilirsin.
Soru: Sayın hocam, 1979 Diyarbakır doğumluyum. Bizi dini konularda aydınlattığınız için size minnet borçluyuz. Diyarbakır taraflarda dini bakımdan birçok olay olmuştur. Siz de eserlerinizde bunlan vurgulamıştınız. Mesela zor durumda kalmış bir kişiye sakallı nur yüzlü birinin yardım etmesi gibi. Ancak bazı profesörler bu tür şeylere inanmıyor. Bu, bölge farklılığından kaynaklanabilir mi? (İmam Cerrah İşcanlı)Cevap: Darda kalmışlara hiç umulmadık bir anda gaybdan bir kişinin görünüp yardım ettiği nadir vakalardan değildir. Bu kişinin Hızır olduğuna inanılır. Hz. Musa da böyle gaybdan bir kişiyle karşılaşmış, ondan bazı bilgiler öğrenmiştir. Bu husus Kehf Suresi'nin 60-82'nci ayetlerinde anlatılmaktadır. Tefsirlerdeki rivayete göre Hz. Musa'nın buluştuğu zat, Hızır Aleyhisselâm, uşağının adı da Yûşa'dır.Ebedi yaşayan yokturFakat Kur'ân, ne Musa'nın uşağının adından, ne de onun karşılaştığı bilge kulun adından söz ermiştir. Bu zatın, sadece Allah'ın katından ilim verdiği bir kul olduğunu söyler. Hızır'ın ebedi yaşadığı hakkındaki rivayetleri, İbn Kayyim ve Âlûsî sağlam görmemişlerdir. Maddi hayat bakımından kıyamete dek yaşayan bir kimsenin olmaması gerekir. Çünkü Enbiyâ Suresi'nin 34'üncü ayetinde, "Senden önce hiçbir insana ebedi yaşama vermedik" denmektedir.Demek ki maddi olarak ebedi yaşayan insan yoktur. Ancak Hızır'ın bildiğimiz maddi hayatta değil, misal aleminde yaşaması düşünülür. Nitekim Sadre'd-dîn Konevî, Tabsıratu'l-mubtedî ve Tezkiretu'l-muntehî adlı eserinde, "Hızır'ın vücudunun misal aleminde" olduğunu belirtmiştir.Baş ve ayaklar yıkama değil, mesih uzvudur!Soru: Sayın hocam, ayak baş parmağımda tırnak batması nedeniyle iltihap oluştu. Tedaviye devam ediyorum. Parmağıma su değdirmemem gerekiyor. Nasıl abdest alabilirim? (H. Şentürk)Cevap: Kur'ân ayakların yıkanmasını değil, meshedilmesini emrediyor. Abdestte baş ve ayaklar yıkama uzvu değil, mesih uzvudur. Bundan dolayı bunlar teyemmümde mesihten düşer. Yıkama organlan teyemmümde meshedilir, mesih uzuvları düşer, meshedilmez. Siz, ayağınıza su değdirmeyiniz, ıslak elle ayağınızın üstünü, aşıklara (topuk üzerinde, yandan çıkıntı yapan iki kemik) kadar meshediniz. Ayağınızı yıkamanıza gerek yok. Kur'ân'in emri budur.
Soru: Sayın hocam, biz yurt dışında yaşıyoruz. Çocuklarımızın dini eğitimini, müftülükten aldığımız yazıyla kendi bilgilerimize göre hallediyoruz. Bulunduğumuz yer Romanya'nın Piteşti kenti. Burada karşılaştığımız Müslüman Türklerin Romenlerle evliliklerinden dolayı aklımıza takılan bazı sorular var. 1- Müslüman bir Türk, Hıristiyan bir Romen'le evleniyor, ismini değiştirmiyor, iki çocukları oluyor. Çocuklara Türk ismi veriliyor. Bunlar ileride babasının mı annesinin mi dinini seçecek? 2- Müslüman bir Türk, Hıristiyan olduğunu belirten, ancak Hz. İsa'ya inanmayan fakat Allah'a inandığını söyleyen bir Romen'le evleniyor ve çocuğu oluyor. Çocuğuna Hıristiyan ismi koyuyor. Müslüman erkeğin, Müslüman olmadan bir kadınla evlenmesi caiz midir? Çocuğun Müslümanlığı tercih etmemesi halinde babanın dini sorumluluğu nedir? (Mine-İlhan Gider)Babanın sorumluluğuCevap: 1- Hıristiyanla evli bir Müslüman'ın çocuklarını İslâm terbiyesiyle yetiştirme sorumluluğu vardır. Çocuklara sadece Müslüman ismi koymak yeterli olmaz. Ebeveynin yahut örneğimizde olduğu üzere babanın, namaz kılmayı, oruç tutmayı, İslâm'ın şartlarını çocuklarına öğretmesi gerekir. Müslüman baba veya anne, çocuğuna İslâm inanç ve eylemlerini, ahlâkını öğretir.Bu konuda elinden gelen çabayı harcadıktan sonra çocuk veya çocuklar, ergenliğe erdikten sonra başka bir dini seçerse bu konuda baba veya anne sorumlu değildir. Ebeveynin sorumluluğu, çocukların, reşit olmadan önceki durumlarıyla ilgilidir.Reşit olduktan sonra her insan kendi eylemlerinden sorumludur. Kur'ân, ahirette ne babanın çocuğunun günahından, ne de çocuğun babasının günahından sorumlu olmayacağını vurgulamaktadır.Dini gayretten yoksun 2- Müslüman erkek, Kitap Ehli (Yahudi, yahut Hıristiyan) bir kadınla evlenebilir. Kadının dinini değiştirmesi şart değildir. Ancak babanın, doğacak çocuğunu, Müslüman olarak yetiştirmesi gerekir. Yeni doğmuş çocuğa Hıristiyan ismi koymuş ise o zaten dini gayretten yoksun bir kişidir. Sorumluluğu kendisine aittir. Müslüman insan, Allah'a inanan, Hıristiyan olduğunu söyleyen kimseyle evlenebilir. O kişinin dinini değiştirip Müslüman olması şart değildir. Kur'ân böyle bir koşul getirmediği gibi Hz. Peygamber de bu konuda bir yasak koymamıştır. Hatta Hz. Peygamber'in biri Hıristiyan (Mâriye) öteki Yahudi (Reyhâne) adlı iki cariyesi vardı. Mâriye'den İbrahim isimli bir çocuğu olmuş ve bu çocuk 10 aylık bebekken ölmüştür. Ancak İlâhî Kitabı olmayan, Allah'a şirk koşan, putlara tapan insanlarla evlenmek caiz değildir.