SORU: Kur’ân-ı Kerim bazen şarkı gibi bazen kafiyeli bazen de normal okunuyor. Buna bir çok yerde şahit oldum. Daha açık olarak söylemem gerekirse camide hoca namaz kıldırırken sureleri ya yazılmış notalı bir şarkı gibi ya da tefsir ve açıklamalar gibi düz okuyor. Bir nedeni var mı? (Emin Seymen)CEVAP: Peygamberimiz, “Kur’ân’ı seslerinizle güzelleştiriniz” buyurmuştur. Güzel sesli hafızların, Kur’ân’a özgü bir musikiyle okumaları elbette etkiyi artırır. Ama anlamını bilerek ağır ağır ve düşüne düşüne okumak da Kur’ân’ın emridir. En güzeli, Kur’ân’ı ifade ettiği anlama uygun bir ses tonuyla ve düz okumaktır. Bunun için elbette ilim gerekir, tahsil gerekir. Kimse yapamayacağı şeyle yükümlü değildir. Elinden ne kadarı gelirse o kadarını yapsın. Allah kulun niyetine bakar. Ayrıca Kur’ân’ın öğüt için kolaylaştırıldığı vurgulanır. Önemli olan sesten çok manayı gönüllere duyurabilmektir. Rahat Kur’ân okuyan bir sevap alır. Zar zor Kur’ân okuyan iki sevap alır. Birincisi Kur’ân okumasından, ikincisi de zorluk çekmesinden ötürüdür.*****Günde 3 İhlas ve 1 Fatiha okumak zor bir şey değilSORU: 1987 yılında annem beyin kanaması geçirdi. Gözleri yüzde 80 oranında görme yeteneğini kaybetti. İyileşmesi ve yaşaması için yalvarırken, “Allahım sen annemi bize bağışla, annem iyileşsin ömrümün sonuna kadar her gün üç İhlas ve bir Fatiha suresi okuyacağım” demiştim. Annem 10 yıl sonra vefat etti. Her gün ruhuna dua ediyorum. Bu duaların dışında ayrıca adamış olduğum duayı da halen okumak zorunda mıyım? Bunu bilmem lazım çünkü okumadığım zaman kendimi huzursuz hissediyorum. Beni bu konuda beni aydınlatır mısınız? (Aysel Kurt)CEVAP: Siz anneniz iyileştiği takdirde her gün üç İhlas, bir Fatiha okumayı adamışsınız ama anneniz ölmüş. Artık adağı sürdürmenize gerek yok. Ama üç İhlas, bir Fatiha okumak zor bir şey değil. Eğer okursanız ruhunuz güzelleşir.
SORU: Hemen hemen her gün Kur’ân-ı Kerim’in meali okuyorum. Bu alışkanlığımı bırakmam söz konusu olamaz. Şimdi de bir kitapçıdan Tevrat, Zebur ve İncil’i aldım. İncelemek istiyorum ancak bunların tahrif edildiği söylentisi nedeniyle okurken besmele çekmeli miyim? Yoksa besmeleden sonra “Yarabbi, senin vahyin için besmele çektim. Değiştirilmiş veya ilave yapılmış bölümler için sana sığınırım” mı demeliyim? (Namık Tolan)CEVAP: Maalesef insanlarımız ceviz kabuğunu doldurmayacak işlerle meşgul oluyorlar. Müslüman her işe besmeleyle başlar. Dışarı çıkarken besmele, eve girerken besmele, işe başlarken besmele... Kutsal kitabı okurken besmele çekmekte neden bu kadar zorlanıyorsun ki? Zamanla o kitaplara insan sözü karışmış olsa da temelde onlar vahiy ürünüdür. Kur’ân’-ı Kerim’de Tevrat ve İncil’in içeriklerinden alıntılar vardır. Bu alıntıyı yapan da vahyi veren melektir. O kitapları okurken besmele çekmende sakınca yok, sevap vardır. Kur’ân’ın doğruladığı, koruyup kolladığını söylediği kitaplar hakkında Müslümanlar besmeleyi bile esirgeyecek önyargıya varmışlar. Bu düşünceleri temizlemek galiba çok zor.Yüce Allah’ın “Ol” buyruğu evreni hazinelerle doldururSORU: “Subhane men ceala hazainehu bi-kudratihi beynel-kâfi vennun (kudretiyle hazinelerini kâf ile nun arasına koyan Allah’ı tesbih ederim.)” Kâf ile nun arasındaki sırrı anlayamadım. Açıklar mısınız? (Fatma Tüfekçi) CEVAP: Kâf ile nun, Allah’ın “Kun” emrinin harfleridir. Allah, ezelde evreni yaratmak isteyince veya herhangi bir şeyi yapmak, yaratmak isteyince sadece “Kun” yani “Ol” der. Derhal yapmak veya yaratmak istediği şey oluverir. İşte O’nun hazineleri de bu iki harfli buyruğuna bağlıdır. Bu iki harf arasındadır. Kun (Ol) deyince bütün evrenin hazineleri oluverir. O’nun altın gümüş toplamasına, biriktirmesine gerek yok. “Ol” dedi mi her şey olur, bu buyruğu, evreni hazinelerle doldurur.
SORU: Bir yıl önce namaza başladım. Aslında daha önceleri de kılıyordum ama işim nedeniyle bir süre sonra bırakmak zorunda kaldım. Artık bırakmak niyetinde değilim. Ancak bende son zamanlarda tuhaf bir durum oluştu. Allah’a ve ahirete olan inancım sonsuzdur. Bazen, “acaba böyle bir şey yoksa, tüm bunları boşa yapıyorsam” diye düşünmeye başladım. Hani uykuyla uykusuzluk arasında bir hal vardır ya işte o anlarda sanki ölecekmişim ve bir boşlukta kalacakmışım gibi geliyor bana. İrkilerek kendime geliyorum. Bu düşüncemden dolayı tövbe ediyorum. Acaba imanım mı zayıfladı? Daha önce hiç böyle bir düşünceye kapılmıyordum. Bu durumu nasıl atlatabilirim? Ayrıca rüyamda gördüğüm bazı şeyler olduğu gibi çıkıyor. Bunun bir açıklaması var mı? (Nazlı Karaca)HUZUR BULURSUNUZCEVAP: Gördüğünüz rüyaların çıkması, bilmediğimiz âlemlerin varlığını göstermiyor mu? Bilmediğiniz, görmediğiniz bir şeyi görmeniz nedir? Onu gören nedir? Gelecekteki bir olayı gören nedir? Demek ki ruhunuz var ve ruh gözüne olaylar, gizli şeyler gösteriliyor. Öyle ise “ya yoksa” diye düşünmenin ne anlamı var? Bu tür düşünceleri kafanızdan atmalısınız. İbadetleri yapmakla ruhunuz disiplin kazanmış olur. Ahlakınız düzelir, aynı zamanda moraliniz de yükselir. Bunları yapmak dünyada size büyük yarar sağlar. Biraz da tarihi düşünün. Bu kadar peygamber, bu kadar filozof, bu kadar düşünür hep iç dünyalarını geliştirmek için ibadet yapmışlar. Siz onlardan akıllı mısınız? “Yok” demekle ne kazanacaksınız? Aklınızı da görmüyorsunuz ama düşünmeniz aklınızın varlığını gösterir. Şu evrendeki inanılmaz derecedeki eşsiz düzen de Allah’ın varlığını gösterir. Allah var, peygamber var. Öyle ise onların haber verdikleri de doğrudur. Kalbinize ne kuşku düşerse düşsün siz ibadetlerinize devam edin. Bir gün kuşkularınız sona erer ve sonunda huzur bulursunuz.
SORU: Namazı 7-8 kişilik bir mescitte kılıyoruz. Arkadaşlardan biri, “namazın olmuyor” dedi. Tahiyyatta oturduğumuzda, ben sağ ayağımın parmaklarını içe katlamadığım için bu namaz geçerli değilmiş. Denedim ama olmuyor. Namaza gelenlere baktığımda birçoğunun benim gibi sağ ayak parmaklarını içe katlamadan tahiyyata oturduğunu gördüm. Siz yazılarınızda, duruma göre normal şekliyle eğer imkânsız ise yatarak bile namaz kılınabileceğini söylerken bunlar sağ ayak parmağı içe dönük olması şartını nereden çıkarıyorlar? Bulunduğumuz yerde oturarak abdest alma imkânımız yok, ayakta almak zorundayız. Bu kez de bir başka arkadaş sağ ayağımızı sol elle, sol ayağımızı sağ elle yıkamamız gerektiğini, aksi takdirde abdestin kabul olmayacağını söyledi. Denedim! Bunu yapabilmem için birinin beni tutması gerekiyor. Böyle bir zorunluluk var mı? Bir de tespih çekmeden namazın tam olmayacağını söyleyenler var. Bu doğru mu? Bu tür müdahaleler sebebiyle artık mescide gitmiyorum, namazları tek başıma kılıyorum. (Y. Süleyman Demirtaş)CEVAP: Namazın şartları var, rükünleri var. Tahiyyatta oturmak namazın rüknüdür. Ama oturuş şekli önemli değildir. Önemli olan oturmaktır. Sünnet olan oturuş şekli, sol ayak üstüne oturup sağ ayağı, parmaklar içeri doğru kıvrık biçimde dikmektir. Size bu zor geliyorsa istediğiniz gibi oturabilirsiniz, hatta bağdaş kurarak da oturabilirsiniz. Zorlanarak yapılan şey ibadet olmaz. Allah hiç kimseye yapamayacağı, zorlanacağı şeyi yüklemez. Abdestte ayakları yıkamak sünnettir, farz değildir. Farz olan ayakları mesh etmektir. Mesh, ıslak sağ elin parmaklarını sağ ayağın parmağından itibaren aşıklara kadar sürmektir. Sol elle de sol ayağı mesh etmektir. Ayağı istediğiniz elle yıkayabilirsiniz. Namaz iki veya dört rekât olarak farzdır. Namazın ardından tespih çekmek namazın şartı değildir. Dileyen selamını verip kalkar gider. Kur’ân’da anlatılan budur. Size namazınızın olmadığını söyleyenler dini bilmeyen kişilerdir. Onların sözlerinin bir değeri yoktur. Namazı onlar değil, Allah kabul edecektir. Allah, içtenlikle kılınan namazı kabul eder, gösteriş için kılınan namazı reddeder. Dinde yapmacığın yeri yoktur.
SORU: 2000 yılında ablam beyin kanaması geçirdi. Hastanenin yoğun bakım odasına girdiğimde vücudunu bir örtüyle kapamışlardı. Yani ölmüştü. Örtüyü açtım. İki eli göğsünün üzerinde, hani namaz kılarız ya o durumdaydı. Hemşireye, “ablamın ellerini bu duruma siz mi getirdiniz” diye sordum. “Hayır” dedi. Ellerini iki yanına besmeleyle indirdim. Ancak morga girerken tekrar baktım, yine elleri göğsünün üzerindeydi. Bunun anlamı nedir? Ölenlerden kiminin başı hafifçe sağa, kiminin ise sola yatık duruyor. Bir nedeni var mı? (Hülya)CEVAP: Ablanızın öldükten sonra ellerinin göğsünden kavuşturulmuş olması, inşallah onun Allah’a bağlılığını ve namaz kılar gibi Allah’a itaatle ilahi huzura gittiğini gösterir. Bu konuda dini bir kanıt yok ama bundan bir asır önce yaşanmış benzeri bir olay da bana anlatılmıştı. Elazığ’ın ünlü mutasavvıfı Hacı Ömer Baba’nın (ölümü 1905), henüz 20 yaşındayken velilik mertebesine ermiş ve çok genç yaşında vefat etmiş olan biricik oğlu Ahmet Visâlî’nin bir menkıbesini hocam Hacı Muharrem Efendi eserinde şöyle anlatıyor:“ALLAH’IN EMRİ BÖYLE”“Ahmed Cemalî Hazretleri’nin ruhaniyetinin yüksekliğini, olgunluğunun derecesini kanıtlayan olaylardan biri de şudur: İmam Mustafa Efendi, bu melek huylu zatın cenazesini yıkarken evvela edep yerini yıkamak üzere ellerini uzattığı esnada o mübarek kişi, ellerini edep mahalline kapatmış. İmam Mustafa Efendi hayretler içinde kalmış. Babası, oğluna hitaben ‘Oğlum ellerini çek. Allah’ın emri böyledir. Şer-i şerif yerine gelecek’ deyince teneşir tahtasındaki Ahmed Cemalî ellerini çekmiş. İmam, yıkama ve kefenleme işlemini tamamladıktan sonra kabrine defnedilmiş.” Diğer sorunuza gelince, öldükten sonra kişinin başının sağa veya sola çevrilmiş olması hakkında dini bir açıklama yoktur. Ancak Allah’ın huzuruna giden ruhların kimine, dünyadaki eylem tutanakları sağ taraflarından verilir. İşte bunlar cennetlik insanlardır. Kimine de eylem tutanakları sol taraflarından verilir. Bunlar da suçlu, cehennemlik insanlardır. Belki ölen kişinin başının sağ tarafa çevrilmiş olması, amellerinin güzelliğine, ruhunun saflığına işaret olabilir ama kesin bir şey söylenemez.
SORU: Kur’ân’da açıkça belirtilmemesine rağmen büyüklerimiz, birbirini çok seven eş ve çocukların ahiret yaşamında da birlikte olacaklarını söylüyor. Ayrıca kabir ziyaretlerinde sevdiklerimizin bizi gördüğü, özellikle arife günlerinde bekledikleriyle ilgili söylentiler var. Bunların doğruluk derecesi nedir? (Seher)CEVAP: Kur’ân’da salih insanların, kendileri gibi salih eş ve çocuklarının da cenette kendileriyle beraber olacakları açıkça belirtilmektedir. “Kendileri inanmış, zürriyetleri de imanda kendilerine uymuş olun kimselerin zürriyetlerini de kendilerine katmışızdır. Kendi amellerinin sevabından da hiçbir şey eksiltmemişizdir. Herkes kendi kazandığına bağlıdır” ayetinde müminlerin, kendileri gibi inanmış ve inancına göre yaşamış salih eş ve çocuklarının, ana ve atalarının kendileriyle beraber olacakları vurgulanmaktadır. Kabirdekilerin, kendilerini ziyaret edenleri görüp görmedikleri meselesine gelince, kabirde bulunan çürümüş veya çürümekte olan cesettir. Ruh kabirde değil, kendine özgü bir dünyadadır. Ama kabirdeki cesedini ziyaret edenleri görür. Çünkü ruh için uzaklık yakınlık söz konusu değildir. Peygamberimiz kabristanı ziyaret ederken veya kabristanın yanından geçerken, “ey müminler yurdunun sakinleri size selam olsun” diye selam verirdi. Elbette bu selam taşa toprağa değil, ruhlaradır. Ruhlar bu selamı duymasa onlara selam vermenin anlamı kalmaz. Hz. Peygamber anlamsız iş yapmaz. Ayrıca Kur’ân’da anılan peygamberlere selam verilir: “Âlemler içinde Nuh’a selam vardır”, “Âlemler içinde İbrahim’e selam vardır” buyurulmaktadır. Ölmüşleri selamla anmak, onların ruhlarını sevindirir, bu selamı duyar ve verenlerden memnun olurlar. Peygamberimiz, Bedir’de öldürülen müşrikleri bir çukura attırmış ve onlara, “Rabbinizin uyarısının gerçek olduğunu şimdi anladınız mı?” diye hitap etmiş. “Sen leşlere mi hitap ediyorsun ey Allah’ın Elçisi” diyenlere, “Onlar benim sözlerimi sizden iyi duyarlar ama cevap verme imkânları yoktur” buyurmuştur. Kur’ân, “Ahiret yurdu, işte gerçek yaşam odur” buyurmaktadır.
SORU: İmam hatip lisesi mezunu bir doktorum. Öğrenciliğim sırasında belki küfre girerim korkusuyla sormaktan çekindiğim birçok soruya sayenizde yanıt buldum. Hadis adı altında önümüze getirilen sözleri bu korku nedeniyle kabullenmek zorunda kaldık. Ben sadece Yüce Allah’ın Kur’ân’da söylediklerini kabulleniyorum. Bir yazınızda Kur’ân’da zekat için miktar belirtilmediğini açıklamıştınız. Ancak daha sonra başka bir yazınızda 1/10 ve 1/5 gibi rakamları telaffuz ettiniz. Bu bir çelişki mi? (Dr. Sözer)CEVAP: Sözlerimde çelişki yok. Kur’ân’da zekât miktarı belirtilmemiş, bu yöneticilerin takdirine bırakılmıştır. En büyük yönetici Kur’ân’ın mübelliği olan Hz. Muhammed’dir. O, uygulamalarıyla Kur’ân’ı tefsir etmiştir. Telaffuz ettiğimiz zekât miktarları, Peygamberimizin tevatüren gelen sünnetinde vardır.Elbette zekâtta bir miktarın olması gerekir. Çünkü Kur’ân bunun için “belirli bir hak” demektedir. Yani bu dini verginin miktarı belirlidir. Kur’ân belirtmediğine göre Peygamberimiz belirlemiştir. Bu şekil de kitaplara girmiş ve böyle dinleşmiştir. Ama Kur’ân’ın ruhundan anladığımıza göre zekât miktarı zamanın şartlarına göre yeniden belirlenebilir. Bunu yapacak olan da yöneticiler ve İslâm müctehidleridir. Ama fikirlerde öyle bir donukluk egemen ki, bunları konuşmak tepki çekiyor. Yüce Kur’ân’ın saçtığı aydınlıkta toplanmak gerek: “Onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar.” İşte her şeyin çözümü burada yatıyor.Bizi bağlayan Allah kelamıdırDEĞERLİ emekli hakim Ergür Kılıç’a cevabımdır: İzmirli İsmail Hakkı Efendi’ye saygım büyüktür ama biz bu sütunda ve eserlerimizde Kur’ân’ın anlatımını yansıtmaya çalışıyoruz. Ne merhum İzmirli’nin ne de herhangi bir kimsenin sözleri bizi bağlamaz. Bizi bağlayan Allah kelâmıdır. Sevdamız Kur’ân-ı Kerîm’in yalın ifadesini, kolay ve sade dinini insanlarımıza anlatmaktır.
SORU: Gece namazı yatsı namazı mıdır? Cemaatle birlikte mi kılınır?CEVAP: Gece namazı, yatsının ardından uyuduktan sonra gecenin ortasında kalkılıp huzurla kılınan namazdır. Gece namazı, yatsı namazı demek değildir. Zaten yatsı namazı, bizim akşam dediğimiz işâ vaktinin sonunda kılınan namazdır ki bu, uykudan önce kılınır. Geçe namazı ise uykudan uyandıktan sonra kılınan namazdır. Bu namazın adı teheccüd (yani uykudan uyanma) namazıdır. Gece namazı, gecenin yarısından sonra şafak atıncaya kadar kılınır. Nisa Suresi’nin 102. ayetinden, gece namazının iki rekâtlı olduğu anlaşılır. Peygamberimiz gece namazını 2 rekâtla 12 rekât arasında kılmıştır. İkişer rekâtta bir selam verilir. Ancak bu, cemaat namazı değil, bireysel namazdır. Onun için Peygamber’e bu namazın şahsa özgü olduğu belirtilmiştir. Gece uyanıp namaz kılmak, ibadet etmek ruh üzerinde etkilidir. Bundan dolayı Kur’ân, “Gece uyanıp kalkmanın daha etkili olduğunu” vurgulamaktadır. Secde Suresi’nde şöyle buyurulmaktadır: “SECDEYE KAPANIRLAR”“15- Bizim ayetlerimize o kimseler inanırlar ki onlar, kendilerine öğüt verildiği zaman derhal secdeye kapanırlar, Rablerini överek tesbih ederler, büyüklük taslamazlar. 16- Yanları yataklardan uzaklaşır, (gece teheccüd namazı kılmak için yanlarını yataklardan ayırıp kalkarlar), korkarak ve umarak Rablerine dua ederler ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayır için harcarlar. 17- Yaptıklarına karşılık onlar için ne gözler aydınlatıcı(nimetler)in saklandığını hiç kimse bilmez.” Burada, Allah’ın ayetlerine inananların vasıfları belirtiliyor. Kur’ân’ın diğer ayetleriyle karşılaştırılınca “yanları yataklardan uzaklaşır” tabiriyle müminlerin geceleri biraz uyuduktan sonra kalkıp namaz kıldıkları anlatılmaktadır: “Geceleri pek az uyurlardı. Seherlerde istiğfar ederlerdi” (Zâriyât: 17-18), “Rabbin senin, gecenin üçte ikisinde, yarısında ve üçte birinde kalk(ıp namaz kıl)dığını biliyor. Seninle beraber bulunanlardan bir topluluk da (böyle yapıyor)” (Müzzemmil: 20) ayetleri, müminlerin geceleri az uyuyup gönülden Allah’a ibadet ettiklerini gösterir.