Sigara israf mı yoksa haram mı?

4 Ocak 2007

SORU: İsraf ve sağlığa çok zararlı olan sigara haram mı? (Mustafa Sağ)CEVAP: Sigara israftır, israf ise haramdır. Gerçi bunu israf görmeyen, vücudun bir ihtiyacı olarak düşünenler de var. Eski Elazığ müftüsü, büyük alim merhum Hüseyin Erkenci tiryakiydi. Bir sohbet sırasında şöyle dedi: “Sigarayı haram sayacak bir delil yok. Olsa olsa israf açısından düşünülebilir ama ben bunu israf görmem ki.” Sigara kişinin kendi canına ve çevresindekilere zarar verir. Bu bakımdan kötü bir şeydir. Sigaranın kanser yaptığı artık herkesin kabul ettiği bir gerçektir. Dinin amacı düşünülürse bu kadar zararlı olan şeyin haram olması gerekir ama Kur’ân indiği zaman sigara yoktu. Bundan dolayı Kur’ân’da “sigara içmek haramdır” diye açık bir hüküm yok. Açıkça “sigara haramdır” diyemiyoruz ama zararları ve israflığı düşünülürse haram olması gerekir. Yine de bir kuşku bulunduğu için sigaraya harama yakın mekruh demişler. Maamafih Suudi Arabistan’da bazı din bilginleri, sigaranın haram olduğunu söylüyorlar. Sigarayı sadece dini değil, sağlığa ve çevreye verdiği zarar açısından değerlendirirsek ondan uzak durmamız gerekir. Kimseye zarar vermeye, çocuklarımızın sağlığını bozmaya hakkımız yok. Sigara içenler, farkına varmadan özellikle kendi çocuklarınını pasif içiciliğe zorluyorlar ve sonunda onların çeşitli hastalıklara yakalanmasına zemin hazırlıyorlar. Çocuğunu yürekten seven, onun yanında sigara içmez. Çünkü kendi zevkinden önce yavrusunun sağlığını düşünür.*****Fakirlere sadaka verinSORU: Üç oğlum da her yıl hiç aksatmadan kurban kesiyor. Kendilerinin müşterek altınları var. Bunların zekâtını da veriyorlar. Bu altınlar için de ayrıca kurban kesmeleri gerekir mi? (Kenan Sert)CEVAP: Aile bireylerinin hepsi zengin de olsa, aynı evde oturuyorlarsa, beraber yaşıyorlarsa bir aileye bir kurban yeterlidir. Öyle abartıya gerek yok. Netice itibariyle kurban sünnettir. Bir kurban kesersiniz, isterseniz başka kurbanlar yerine fukaraya sadaka verirsiniz. Altın için ayrıca kurban kesmek gerekmez.

Devamını Oku

Peygamberimizin bir başka mucizesi

3 Ocak 2007

* Dünden devamHz. Muhammed daima vahiy ve ilhamla dopdoluydu. Gönlüne gelen ilham veya gördüğü rüyalarla kızının, Ali ile evleneceği düşüncesi içine düşmüştü. Ama Ali henüz istemediği için bir şey diyemiyor, düşüncesini içinde tutuyordu. Bundan dolayı Ebubekir ve Ömer’e, “Kazayı yani kaderi” bekliyorum dedi. Daha sonra yakınlarının yüreklendirmesiyle Fatıma’yı istemek üzere gelen Ali, Peygamber’in canının sıkkın olduğunu gördü. Henüz bir şey demeye cesaret edemeden Peygamber, “Niçin geldin? Herhalde Fatıma’yı istemeye geldin değil mi?” dedi. İşte o zaman içine doğmuş olan kazanın hükmünü açığa vurdu. Bu durum Peygamberin bir mucizesidir. Bir rivayette, Ali Fatıma’yı istediği zaman Hz. Peygamber’in, “O senindir Ali, ben yalancı değilim (sözümde dururum)” dediği belirtilmektedir. Çünkü daha önce Hz. Peygamber, Ali’ye Fatıma’yı kendisine vereceğini vaadetmişti ama Ali’den bir talep gelmemişti. İKİ AYRI RİVAYET VARAli, Fatıma’yı isteyince Peygamber, “Mehr olarak ne vereceksin?” dedi. Ali de parası olmadığını söyledi. Peygamber, “Sana hediye ettiğim Hutmiyye zırhı ne yaptın?” diye sordu. Ali de zırhın, kendisinde olduğunu söyledi. Peygamber, o zırhın parasıyla (4 küsur dirhem) Fatıma’yı Ali’ye verdi. Ancak Peygamber kızı için 4 dirhem mehr, gülünç görünmektedir. Daha makul rivayete göre Ali, 480 dirheme sattığı devesinin parasını mehr olarak vermiş, Hz. Peygamber de bu paranın üçte ikisiyle düğün yapılmasını, üçte biriyle de kıyafet alınmasını emretmiştir. Hz. Fatıma, kendisinin, aslında malı mülkü olmayan Ali’ye verildiğini öğrenince ağlamış, Peygamberimiz, “Niye ağlıyorsun Fatıma, vallahi ben seni onların en bilgilisine, en olgununa ve en önce İslâm’a girenine verdim” demiştir. Bir gün Ali sordu: “Ey Allah’ın Elçisi, beni mi daha çok seviyorsun, Fatıma’yı mı?” Peygamberimizin yanıtı: “Benim için Fatıma senden daha sevgilidir ama sen de Fatıma’dan daha değerlisin.”

Devamını Oku

Martin Lings’in rivayeti doğru mu?

2 Ocak 2007

SORU: Martin Lings’in, “Hz. Muhammed’in Hayatı” adlı kitabında “Ölüm ve Evlilikler” kısmında Hz. Peygamber’in kızı Fatıma’yı Ebubekir ve Ömer’in istedikleri, Hz. Peygamber’in kızını amcasının oğlu Ali’ye vermeyi düşündüğü ancak bunun için Allah’tan emir gelmesini beklediğini ileri sürdüğü belirtiliyor. Gerçekten böyle bir şey var mı? Bu konuda Martin Lings’e güvenebilir miyiz? CEVAP: Martin Lings’in eseri İngilizce’dir. Türkçe çevirisini görmedim, bilmiyorum. Ayrıca Martin Lings ünlü bir İslâm bilgini de değildir. Lings’in bu olayı nasıl anlattığına bakmaya vaktim olmadı. Ancak olayın aslını araştırdım. Sahabilerin hayatını anlatan İbn Sa’d’ın Tabakat’ına, İbn el-Esir’in Usdu’l-Gabe’sine ve İbn Hacer’in İsabe’sine baktım. Buralarda Hz. Peygamber’in Ebubekir ve Ömer’in taleplerini reddederken, “Allah’tan emir gelmesini beklediğini söylediği” şeklinde bir ifade yok. Olay şöyle anlatılıyor:“KADERİ BEKLİYORUM” Hz. Fatıma, Peygamberimizin en küçük ve en sevgili kızıdır. Kendisi “Ummu Ebiha: Babasının anası” lakabını taşırdı. Babasının peygamberliğinden 5 yıl önce Mekke’de doğmuş, Hicret’in ikinci yılında Medine’de Hz. Ali ile evlendirilmiştir. Ali’den önce Ebubekir ve Ömer onu babasından istemişler fakat Hz. Peygamber, onların taleplerini reddetmiştir. Usdu’l-Gabe’de, Hz. Peygamber’in Ebubekir ve Ömer’in taleplerini reddederken herhangi bir gerekçe gösterdiğinden söz edilmez. Ancak İbn Sa’d’ın Tabakat’ında saptadığı bir rivayete göre Hz. Peygamber, “O konuda kazayı (Allah’ın hükmünü, takdirini) bekliyorum” demiştir. Bunun anlamı şudur: “Henüz bu konuda içime bir karar doğmadı. Kaderi bekliyorum, kader ne ise o olur (nasipse olur).” Bu sözde dini, kişisel çıkarına alet etme diye bir şey söz konusu değildir. Peygamber Aleyhisselam, Allah’ın takdirine son derece bağlıydı. Demek ki kızını Ebubekir ve Ömer’e verme isteği içinde belirmedi. YARIN: Peygamberimizin bir başka mucizesi

Devamını Oku

And cenneti

1 Ocak 2007

SORU: Kur’ân’da cennet, çoğul olarak cennetler diye ifade ediliyor. Buradan cennetin birden fazla olduğunu anlayabilir miyiz? Yani cennette kademeler mi var? Adn cenneti ne demektir? Ölen birinin ruhu kıyamet gününe kadar amellerine göre cennet veya cehennemde mi tutulmaktadır? (Mustafa Yanıklar) CEVAP: Cennet de cehennem de tek değil. Kur’ân’a göre cehennem yedi kapılı, yani yedi bölümlüdür. Cennet ise çoktur ama Kur’ân’da bölümleri sayılmaz. Ancak hadislerde cennetin sekiz bölümlü veya katlı olduğu belirtilir. Elbette öyle olmalıdır. Çünkü insanlar çeşit çeşittir. Kiminin ahlakı vasat, kiminin yüksek, kiminin zekâtı, sadakası çok, kiminin orucu, namazı fazla, kimi sevgi dolu, kimi öfkeyle patlar. İnsanlar karakterlerine göre gruplara ayrılırlar ve her grup ayrı bir cennete gider. Ayrıntıyı Allah bilir. Siz “Kur’ân Ansiklopedisi” adlı eserimde “Cennet” maddesini okuyunuz. Adn: İkamet edilecek, oturmaya değer mekân demektir. Adn cenneti, oturulmaya değer bahçe, cennetin tam ortası, en yüksek bölümüdür. İnsan ölür ölmez, yani bedenden çıkan ruh ya cennet gibi bir hayata gider, karakterine uygun insan ruhlarıyla yaşar ya da cehennem gibi bir hayata gidip sıkıntılar çeker. Ama azap ve sıkıntı sonsuz değildir. Ruhu olgunlaştırmak içindir. Kirlerinden kurtulan ruh, üst makamlara çıkar, sonunda cennete gider.İşte bir gönül dostuOkurum Dr. Atanur Yıldız şöyle diyor: “Sizin gönül dostlarınız da okurlarınız da çok hocam. Buna inanın. Ben şahsen sizden öğrendiklerimi tanıdıklarıma aktarıyorum. Onlar da memnun kalıyor. Yazılarınızı eşim de okuyor ve kendi çevresindeki kişilere anlatıyor. Yalnız zaman zaman kopukluklar olabilir, yeni okurlarınız çıkabilir. Bu yüzden aynı sorularla karşılaşabilirsiniz. Bu bakımdan haklısınız. Bizi bağışlayın hocam. Ama şu bir gerçek ki yazılarınızla büyük bir çığır açıyorsunuz.” * Teşekkür ederim Dr. Atanur Bey. Kadirşinas okurlarıma ben de minnet ve şükran borçluyum. İnşallah bir gün dinimizin güzellikleri, üstüne örtülen bulutları iteklenip bütün şaşaasıyla ortaya çıkacaktır. O zaman belki biz olmayacağız ama kadirbilirlerden bir rahmet dileği de bize yeter.

Devamını Oku

Bayram ‘huzur günü demektir

31 Aralık 2006

* Dünden devamKurban kesilecek hayvanlar deve, sığır, koyun ve keçidir. Bunların erkeği de dişisi de kurban edilebilir. Devenin beş yıllığı, sığırın iki yıllığı koyun-keçinin bir yıllığı yahut gösterişli olan altı aylığı kurban edilebilir. Koyun-keçi sadece bir kişiye kurban olabilir. Ancak sığırı yedi kişi, deveyi on kişi ortaklaşa kurban kesebilir. Kurbanı keserken hayvana eziyet etmemeli, kesme yerine incitmeden götürmeli, öteki hayvanların yanında değil, ayrı yerde kesmelidir. Keskin bıçak kullanmak lazımdır. Hayvanı yatırıp hazırladıktan sonra henüz elini hayvanın boğazına dokundurmadan, “İnnî veccehtu vechiye lillezî fatara’s-semâvâti ve’l-arda hanîfen vemâ ene mine’l-muşrikîn. İnne salâtî ve nusukî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi’l-âlemîn la şerîke leh ve bizâlike umirtu ve ene evvelu’l-muslimîn. Allahumme tekabbel minnî kemâ takabbelte min İbrâhîme halîlike ve Muhammed’in habîbike (Yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah’a, O’nun birliğine inanarak çevirdim. Ben müşriklerden değilim. Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu ve ben Allah’a teslim olanların ilkiyim. Allahım, dostun İbrahim’den, sevgilin Muhammed’den kabul buyurduğun gibi benden de kabul buyur)” diye dua etmeli ve “Bismillah, Allahu ekber Allahu ekber Allahu ekber lâilâhe illâllahu vallâhu ekber Allahu ekber ve lillâhi’l-hamd. Bismillah, Allahu ekber” deyip kesmelidir. Bayram, dostlukların tazeleneceği, kardeşliğin pekiştirileceği, küslerin barışacağı huzur günüdür. Dargınlık, kızgınlık insana hiçbir şey kazandırmaz. Dünya geçicidir. Baki kalan bu kubbede bir hoş sedadır. Tüm dünya varlığı bir damla göz yaşına değmez. Gönül kırmak Allah’ı gücendirir. Mazlumu inciten Hakk’ı incitmiş olur. Yetimleri, yoksulları korumalıyız. Cömertlikte rüzgar gibi esmeliyiz, dostlukta güneş gibi ısıtmalıyız, toprak gibi alçakgönüllü ve tahammüllü olmalıyız. Yetimleri şefkatle bağrımıza basmalıyız. Peygamberimiz, “Yetime iyilik et, başını okşa, yediğinden ona da yedir. Kalbin yumuşar, muradına erersin” buyurmuştur. Bayramınız kutlu olsun, gönlünüz huzur ve mutlulukla dolsun!

Devamını Oku

Kurban Bayramınız mübarek olsun

30 Aralık 2006

Değerli okurlarım, kurban bayramınız mübarek olsun. Mina’da mahşeri bir kalabalık var. Milyonlarca mümin, bembeyaz havlulara sarılmış, hepsi aynı düzende ve aynı düşüncede Allah’ın rızasını kazanma çabasında tekbir getiriyor, nefis şeytanını taşlıyor, hatalarının affını, dualarının kabulünü diliyor. Sanki mahşer burada kurulmuş. Sanki insanlar Yüce Divan’da Rahman ve Rahim’in, konuklarını bağışlamasını bekliyorlar. Bunun için bütün içtenlikleriyle yalvarıyor, dualar ediyorlar. Bu bayram, Allah için kurban ibadetinin yapılacağı bayramdır. Dinen zengin sayılan Müslüman’ın, bayramda kurban kesmesi sünnettir. Buna vacip diyenler varsa da gerçekte sünnettir. Çünkü Hz. Peygamber kurbanın, Hz. İbrahim’in sünneti olduğunu buyurmuştur. Yoksullara, özellikle açlık ve sefalet içinde bulunanlara yardım etmek, dinimizin gereğidir. Kurban kesmenin asıl amacı, et bulamayan yoksullara yardım etmektir. Zira Kur’ân, kesilen hayvanların etlerinin ve kanlarının Allah’a ulaşmayacağını, Allah’a ulaşanın, kişinin gönülden Hakk’a bağlılığı olduğunu vurgular (Hac: 37. ayet). Ayrıca Kur’ân, kurban etlerinden sahibinin yemesini ve fakirlere yedirmesini emreder. Demek ki asıl amaç, kan akıtmak değil, et bulamayan yoksullara yardımdır. Kanaatime göre kurban yerine, kurbanın parasını olduğu gibi gerçekten yoksul kimselere, okumakta sıkıntı çeken muhtaç öğrencilere, felakete uğramış, aç, açıkta bulunan insanlara yardım olarak vermek Allah katında daha makbuldür. Fıkıh kuralına göre bayram günlerinde kurbanını kesemeyen, bayramdan sonra kurbanın parasını sadaka olarak verir. Bir aileye bir kurban yeter. Birden fazla kurban kesmek isteyen, bir tane kessin, diğer kurbanların parasını felaketzedelere göndersin. Kurban, bayramın birinci, ikinci ve üçüncü günlerinde kesilir. Birinci günü kesmek daha iyidir. Gece kurban kesmek mekruhtur. Kurbanın etini üçe ayırmak, bir bölümünü evine bırakıp bir kısmını fakirlere, bir kısmını da eşe dosta dağıtmak uygundur. Kurbanın etini, derisini sadaka vermek de caizdir, hatta makbuldür. Kurbanın etinden bir parça yemek sünnettir.YARIN: Bayram, ‘huzur günü’ demektir.

Devamını Oku

Peygamberin mesajı anne babaya sevgi ve saygıyı emreder

29 Aralık 2006

SORU: Bir cuma günü namaz öncesindeki sohbette vaiz şunları söyledi: “Her Müslüman, öz anne ve babasından önce ve mutlak manada Hz. Peygamberimizi sevmek zorundadır. Aksi halde dinden çıkar ve iyi Müslüman olmaz.” Peygamberimize mutlak bağlılıkla saygı ve hürmette asla şüphe yoktur. Ancak bir Müslüman olarak bizim dünyaya gelmemize, büyüyüp beslenmemize, iman ve inançları idrak edebilmemize vesile olan, hayatın türlü zorluklarına katlanan anne ve babamızdan daha ön sırada Peygamberimizi sevmemiz, iyi Müslüman olmanın ön şartı mıdır? (Ramazan Bulut) CEVAP: Ahzâb Suresi’nin 5’inci ayetinde, “Peygamber, inananlara, canlarından daha ileridir. Peygamberin eşleri de inananların anneleridir” buyurulmaktadır. Bu ayete göre olgun mümin, Peygamberini canından ileri tutar. Bu derece sevgi, imanın şartı değil fakat iman olgunluğunun yüksek derecesinin şartıdır. Yoksa Peygamber’e gelen vahiylere inanan ve Peygamber’in emirlerine itaat eden herkes mümindir, Müslüman’dır. Ancak imanın dereceleri vardır. Kimi mümin Peygamber’i normal, kimisi ise aşk derecesinde sever. İşte bu, imanın doruğudur. Hz. Ömer, Peygamber’e, “Ey Allah’ın Elçisi, ben seni nefsim hariç, her şeyden annemden, babamdan, her şeyimden fazla seviyorum” demiş. Peygamberimiz de, “Hiçbiriniz, beni canından da fazla sevmedikçe inanmış olmaz” buyurmuştur. Sanıyorum vaiz, bu hadise dayanarak öyle söylemiştir. Ama burada kasıt normal iman değil, yüksek vasıfta, olgun imandır. Kaldı ki, Peygamber’i nefsinden de çok seven kimse, haliyle onu annesinden babasından da çok sever. Ama Peygamber’i öylesine sevmek, anne baba sevgisine zarar vermez. Çünkü Peygamber’i sevmek, anne babaya sevgiyi, bağlılığı ve itaati de gerektirir. Peygamber’in getirdiği mesaj, insana anne babasına sevgi ve saygıyı emretmekte, onlara “öf” bile demeyi yasaklamaktadır. Peygamber’i seven, anne babayı kırar mı veya dışlar mı hiç? Zaten toplumun dertleri Allah ve Peygamber sevgisinin azlığından, hatta yokluğundan kaynaklanmaktadır. En gerçek sevgi Allah’ı, sonra O’nun en büyük Elçisi’ni sevmektir. Salat ve selam ona olsun.

Devamını Oku

‘Hikmetinden sual olmaz’

29 Aralık 2006

Emekli Deniz Tabip Yarbay Salih Uğur Tanrıverdi Bey’in bana gönderdiği yazıyı sizlerle paylaşmak istedim. Kendisine ayrıca teşekkür ederim: “İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’ndeki anatomi hocam Prof. Dr. merhum Sami Zan, bizlere derslerinde, ‘İnsanı Allah’a götüren yol anatomiden geçer’ derdi. Gerçekten de kendi vücudumuzun yapısını, çalışmasını öğrendikçe bu değerli söz daha da anlam kazanıyor. Hocamız, ‘göz dünyaya açılan penceredir, gözler medeniyetler yapar fakat medeniyetler göz yapamaz’ derdi. Karaciğer vücudun kimya fabrikasıdır. Televizyonda bir belgeselde, karaciğerin sadece görevlerinden birinin yapılabilmesi için çok büyük alan işgal eden bir fabrika kurulması gerektiği belirtiliyordu. Vücudumuzda meydana gelen kimyasal reaksiyonlar neticesinde çok yüksek enerji açığa çıkıyor ancak bu enerji ATP (Adenozin Tri Fosfat) denilen maddeye dönüşüyor. Bir başka örnek de beynimizdeki Termoregülasyon Merkezi. Burada vücut ısısı normal şartlarda 37 derecede sabit tutuluyor (ateşli hastalıklar ve güneş çarpması hariç). Buna benzer birçok örnek var. Bunun sonucunda bizlere, Allah’a kayıtsız şartsız iman etmek ve ‘Hikmetinden sual olmaz’ demek düşüyor.”*****Çocuğa dinini sevdirinSORU: 2.5 yaşında bir kızım var. Bizler anne-baba olarak Allah’ın izniyle ona en iyi şekilde dini eğitimini vermek istiyoruz. Eşim, “kızımızın 4 yaşından itibaren Kur’ân okumasını öğrenmesi için bir hocadan destek alalım” diyor. Ben ise ilkokul çağında öğrenmesinin daha iyi olacağını düşünüyorum. Çocuğumuza eğitim verelim derken onu bunaltmak büyük yanlış olur. Mümkün olduğunca sıkmadan ve sevdirerek öğrenmesini sağlamalıyız. Bu konuda bize bir tavsiyeniz olabilir mi? (Nil Özge)CEVAP: 4 yaşındaki bir çocuğa, onu sıkmadan dini bilgiler verebilirsiniz. Ancak cehennemi değil cenneti, zebanileri değil melekleri, hurileri anlatın. Mümkün olduğunca anlattıklarınızı çocuğu eğlendirecek biçimde verin. Bence 4 yaş erken ama birtakım duaları sevdirerek öğretebilirsiniz. Siz çocuğunuzun durumunu benden iyi bilirsiniz. Ona din sevgisi verin ama sakın aşırı düşünceler öğretmeyin.

Devamını Oku