SORU: Hac ibadeti sonrası eve gelen misafirlere verilmek üzere yüzlerce seccade, tespih, takke, yüzük almak için hatırı sayılır bir para harcanıyor. Böyle bir şeyin dinimizde yeri ne kadardır önemlidir? Bunlara harcanan paralar fakirlere dağıtılsa daha güzel olmaz mı? Böylece israfın da önüne geçilmez mi? (Hasan Hüseyin Demircan) CEVAP: Hacdan hediye getirmek ne farzdır, ne de herhangi bir ibadettir. Bu artık bir gelenek halini almıştır. Oradan getirilecek en güzel hediye Zemzem ve bir miktar hurma olabilir. Bunlar bile şart değil. Ama gelenekler dinleşip farzları da sollamış. Hacca ibadete yoğunlaşmak ve ruhen arınmak için gidilir. O aldıkları hediyeler de Çin, Kore, Japonya gibi Uzakdoğu ülkelerinin üretimidir. Hacılarımız hediye almak için birbiriyle yarışmasınlar. O hediyelere harcayacakları paraları buradaki fakir öğrencilere versinler. Gönül yapsınlar ki Mevlânâ’nın deyişiyle Tanrı evi olan gönlü memnun etmek, binlerce hacca denk bir sevaptır.Bir okur mektubu“Bizlere yazılarınızda sapla samanı birbirinden ayırmak gerektiğini öğretiyorsunuz, dinimizin zor değil aslında kolaylık dini olduğunu, her şeyin özünde sevginin bulunduğunu gösteriyorsunuz. Birbirine saygılı, iyi davranan kişiler yüce Allah’ın da takdirini kazanan insanlardır diyorsunuz. Zaten insanları, çevresini, vatanını, doğayı, hayvanları sevebilen kişi şüphesiz ki en çok bunları yaratan yüce Allah’ı sever, O’na bağlı olur. Maalesef bazı kişiler bizlere gerçek olmayan bilgiler veriyor. Yazılarınızda Kur’ân’da üç vakit namazdan bahsedildiğini bir çok kez belirttiniz. Kimse size aksini ispat edemedi ama arkanızdan atıp tuttular. Kur’ân’da olmayan şeyleri, Allah Peygamber sevgisini kullanarak uyduruyorlar. İyi ki sizin gibi hocalarımız var da bu sayede doğruları öğreniyoruz. Bence yüce Allah’ın kitabında yazmayan şeyleri varmış gibi göstermek, en büyük günahlardan biridir. İnşallah hep böyle yazılarınızla bizlerle olursunuz.” Umut Elçim
SORU: Başkalarını kırmamak için söylenen yalan, günah mı? (Mert Barut)CEVAP: Başkalarını kırmamak üzere yalan söylemenin manasını anlayamadım. Eğer kasıt, birisinin hoşuna gitsin diye yalan söylemek, birisini kendisinde olmayan bir sıfatla övmek, cahile âlim olduğunu söylemek ise bu tür şeyler yardakçılıktır. Bunun sınırı da yoktur. Nerede duracağı belli olmaz. Müslüman kişi her zaman doğru olur. Ancak insanları birbirine katacak doğruyu söylemek de uygun değildir. Mesela birisinin, bir başkasına söylediği kötü sözleri o kimseye ulaştırmak fitneye sebep olur. İnsanların kavga etmesine, kırılıp küsmelerine yol açar. Yahut birinin hata ve kusurunu görünce hemen bunu çevredekilere yaymak yanlıştır, günahtır. Peygamberimiz, “Birinin kusurunu örten kimsenin, yüce Allah kusurunu örter. Birinin kusurunu âleme yayan kimseyi de yüce Allah, ahirette çok daha büyük kalabalıklar içinde rezil eder” buyurmuştur. Şeyh Sadi’nin bu konuda yazdığı şiirinde şöyle bir cümle var:İş bitiren yalan, fitne koparan doğrudan iyidir. İki dargın insanı barıştırmak amacıyla yalan söylemek dahi caiz görülmüştür. Ama bu yalan hakkı gizleme, hak yeme, adam kayırma amacına değil, küsleri barıştırma, toplum barışına katkı yapma amacına yöneliktir. Şer çıkarmaz, uzlaştırır. Yıkmaz, yapar. Kırmaz, onarır. Her doğru, her yerde söylenmez. Gereksiz yere doğru olan bir şeyi söylemek kör kadı hikâyesine döner. Ünlü meseldir: Adam komşusunu kadıya (yargıca) şikâyet eder. Kadı şikâyetin sebebini sorar. Davacı, “Efendim komşum çok doğru söylüyor” der. Kadı, “İyi ya kardeşim, herkes doğru söyleyeni arar. Sen neden doğru söyleyen komşundan yakınıyorsun?” diye sorar. Davacı, “Efendim çok doğru söylüyor, sözleri beni rahatsız ediyor” diye karşılık verir. “Pekâlâ” diyen kadı, çok doğru söyleyen davalıyı mahkemeye çağırır. Kadının bir gözünde ak vardır yani yarı kördür. İçeriye adım atar atmaz kadının gözünü gören davalı, “Esselamu aleyküm kör kadı” der. Kadı: “Vallahi ben doğru söyleyeni severim ama bu kadarı da fazla.” İşte “Esselamu aleyküm kör kadı” böyle mesel oluverir.
SORU: 1- Altı gün oruçlarının dinimizdeki yeri nedir? 2- Vakti gelmeyen namazları kılmak mümkün mü? 3- Bir apartman dairemizi camiye, okula ya da topluma hizmet veren bir kuruma bağışlamak istiyoruz. Bu, babamızın bize vasiyetidir. Bizlerin böyle bir bağışta bulunması babamıza sevap kazandırır mı? 4- Zekâtın 40’da 1’ini hesaplarken malın değeri üzerinden mi gideceğiz yoksa o malın yıllık kazancı üzerinden mi? CEVAP: 1- Ramazan’ın ardından gelen Şevval ayında altı gün oruç tutmak menduptur. 2- İş durumu, yolculuk, hava şartları gibi mazeret hallerinde öğleyle ikindi ve akşamla yatsı namazları birlikte kılınabilir. Ancak savaş gibi çok önemli bir mazeret dışında namazların hepsini birlikte kılmak olmaz. Hz. Peygamber sadece Hendek olayında cepheyi terk etmemesi nedeniyle kılamadığı öğle, ikindi, akşam namazlarını yatsı vakti içinde sırasıyla kıldırmıştır. Tabii bu, düşmanın engellemesi yüzünden kılınamayan namazların birlikte kılınmasıdır. Her zaman uygulanacak bir şey değildir. Ama öğle ile ikindi ve akşamla yatsının cem edilme durumu yolculuklarda, soğuk, yağmur gibi durumlarında ve bazen mazeret olmadan da Peygamberimiz tarafından uygulanmıştır. Bu, bütün namazların değil, iki namazın (öğle-ikindi) ve (akşam-yatsı) namazlarının cem’idir. 3- Peygamberimiz, “Ölen insanın eylem defteri kapanır. Ancak geriye üç şey bırakanın eylem defteri açıktır: Kamuya yararlı bir sadaka, faydalı ilim ve kendisine dua eden bir çocuk bırakan kimsenin ruhuna sevap gelmeye devam eder” buyurmuşlardır. Bu hadise göre babanız için yapacağınız bağış, o hayırdan yararlanıldığı sürece ruhuna sevap gitmeye vesiyle olur. Çok güzel bir şey yapmış olursunuz. İsterseniz yapacağınız bağışı, aydınlık dinimizi topluma daha iyi anlatmak üzere kurduğumuz “Kur’ân Bilimleri Araştırma Vakfı”na bağışlayabilirsiniz. Bu vakıf dergi çıkarır, Kur’ân ve bilimleri üzerinde eserler yayınlar, imkân ölçüsünde Kur’ân ışığını yansıtan yayınlar yapar, muhtaç öğrencilere burs verir. Tabii bizimki sadece bir hatırlatmadır. Tercih sizlere aittir.4- Emlağın zekâtı yoktur. Verdiğiniz emlak vergisi yeterlidir. Ancak emlaktan sağladığınız gelir ne kadarsa, onun 40’ta 1’ini zekât olarak vereceksiniz.
SORU: Isparta ili Keçiborlu ilçesinde bakıma muhtaç insanlar için 45 kişilik huzur evi inşaatına başladık. Bu bina için zekât verilir mi? Halktan topladığımız paraları Ziraat Bankası’nda açtırdığımız vadeli hesaba yatırıyoruz. Bazı kişiler, “tahakkuk eden faiz buraya harcanmaz” diyor. Ne yapmalıyız? (Yönetim kurulu adına Mustafa Kıraç) CEVAP: Bakıma muhtaç kimselerin barınması için yapılacak bina, Allah yolunda bir hayır kurumu sayılır. Bu, hem muhtaç ve güçsüz insanların barınmasına yardım, hem de Allah yolunda yardım kategorisine girer. Pekâlâ bu binanın yapımı için zekât verilebilir. Çünkü buraya verilecek para, muhtaç insanlara yardım olduğu gibi Allah yolunda da bir harcamadır. Zekâtın ruhuna uygundur. Ancak burayı yapan kimselerin, verilecek zekât ve sadakanın tek kuruşunu dahi kendi çıkarlarına, menfaatlerine harcamamaları gerekir. DEVLETE YARDIM SAYILIRGerçi buna önayak olanların iyi niyetlerinden şüphe edilmez ama Kur’ân her şeyin sağlam yapılmasını, borçların kayıt altına alınmasını emreder. Bu bakımdan yapılacak yardımın mahalline harcandığını kontrol edecek, Allah rızası için görev yapan bir murakabe heyetinin bulunması gerekmektedir. Ziraat Bankası, devlet bankasıdır. Buraya konulan paraya eklenen faiz, şahısların cebine gitmez, yine devlete yardım sayılır. NİÇİN HARAM OLSUN Kİ?Çünkü fakirleri barındırmak İslâm’a göre devletin görevidir. Buna göre yatırılan vadeli mevduata tahakkuk eden getirinin aynı amaç için harcanmasında bir sakınca yoktur. Faizin haram olmasındaki sebep, fukaranın ezilmesini önlemektir. Çünkü faiz işleminde ödünç veren kâr eder, ödünç alan faiz yüklenerek zarar eder. Oysa burada tarafların ikisi de kârlıdır, zarar eden yok. Zarara uğrayan yoksa haramlık söz konusu olmaz. Burada fukaranın ezilmesi söz konusu değil, tersine fukaraya yardım var. Bu niçin haram olsun ki?
* Dünden devamAnkara İbadullah Camii’nde bir vaizin ağzından dinlediğim şu ilginç hikâyeyi de yazmadan geçemeyeceğim: “Benim, Mehmet isimli bir şoför komşum vardı. Zenginledi. Bir gün kedi, evde bir leğen sütü içmiş veya devirmiş. Vay, bu kedi hırsızlık yaptı diye kızmış, benzini döküp kediyi yakmış. Ben bunu duyunca bir gün kendisine, ‘Yahu, Mehmet sen ne yapmışsın? Hiç Allah’ın mahluku yakılır mı?’ dediysem de, ‘Aman hoca, siz de bu lafları söyleye söyleye kulaklarımızı tırmaladınız. Ben böyle şeylere inanmam’ dedi. Aradan zaman geçti. Bir gün Mehmet, otomobilini tamir için arabanın altına girmiş. Yanık sigarasını da yere koymuş. Sigaranın ateşiyle benzin tutuşmuş ve Mehmet alevler içinde yanmış. Hemen hastaneye kaldırmışlar. Duyunca sormaya gittim. Ama adam her şeyden habersiz, sadece bir noktaya gözlerini dikmiş şöyle bağırıyordu: Kediyi uzaklaştırın, kediyi.” İşte böyledir. Mazlumun ahı zalimde kalmaz. Bazı fıkıhçılar köpeğin dolaştığı yerde namaz kılınmayacağı yargısına varmışlarsa da bu, Allah Elçisi’nin uygulamasına aykırıdır. Abdullah ibn Ömer’in anlatımına göre: “Allah Elçisi’nin mescidinde köpekler dolaşırdı. Oraları temizlemek için su serpmezlerdi. Buna rağmen orada namaz kılınırdı.” Demek ki köpeğin dolaştığı yer pislenmiyor. Bu hadise dayanan kimi bilginler, köpeğin etinin de temiz olduğu anlamını çıkarmıştır. Hayvanlara merhamet dinimizin temel kurallarındandır. Köpek bulunan eve meleğin girmeyeceği rivayeti de evvela Kur’ân’a sonra sahabilerin uygulamasına, akıl ve mantığa aykırıdır. Çünkü Kur’ân, “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra (onlar), Rableri(nin huzuru)na toplanacaklardır” (En’âm Suresi: 38) buyurmaktadır.Günahsız bir hayvanın bulunduğu yere niçin melek girmesin? Meleğin girmeyeceği yer yoktur. Nerede insan varsa orada onu koruyan melekler de vardır. Hatta hakir görülen köpeği koruyan, ruhani varlıklar da vardır. Tüm hayvanlar olduğu gibi köpekler de birer sosyolojik toplumdur ve Allah onların da perçeminden tutup gütmekte, yaşamını sağlamaktadır. Allah’ın, perçeminden tutup güttüğü hayvandan melek kaçar mı?
Dünden devamAllah kimsenin hakkını kimsenin üstünde bırakmaz. Özellikle şu son iki asırda insanlar acıma duygusunu kaybetti. Zevki, para hırsı için zavallı hayvanları öldürüyorlar. Diri diri derisini yüzüyorlar, elektrikli aletlerle diri hayvanın derisini etinden ayırıyorlar. Bu ne merhametsizlik, ne vicdansızlıktır! Allah bunun hesabını sormaz mı sanıyorsunuz? Zulüm yapan zulüm bulur, rüzgar eken fırtına biçer.“Veray-i halk Hak’tır, attığın taş incitir Hakk’ı, Kılıçtır, vurma göğsün parçalar dil, dilsizin hakkı.” Allah unutmaz, ihmal etmez, imhal eder (bir süre fırsat verir). Gizli ve aşikâr her yaptığımızı bilir. Her amel, defter-i amale kaydedilir, cezası ya burada ya da ahirette verilir. Şu hadise bakınız: “Fahişe bir kadın, susuzluktan nerdeyse ölecek olan bir köpeğin bir kuyunun başında dolanıp durduğunu gördü. Pabucunu çıkarıp örtüsünü urgan yaparak pabucuna bağladı. Onunla kuyudan su çıkarıp köpeği suladı. Bu yüzden affedildi” (Müslim, b.41, h,154). Ebu Hüreyre’den gelen başka bir rivayette hadis şöyledir: “Yolda yürümekte olan susamış bir adam, yol üstünde gördüğü bir kuyuya inip su içti. Çıktığında susuzluktan soluyan, toprak yiyen bir köpek gördü. ‘Bana ulaşan susuzluk buna da ulaşmış’ deyip kuyuya indi, pabucunu çıkarıp su doldurdu, ağzıyla da tutarak çıktı ve köpeği suladı. Allah ona teşekkür edip onu bağışladı.” “Ey Allah’ın Elçisi, bu hayvanlara iyiliğimizden ötürü bize sevap verilir mi?” diye sordular. “Her ıslak ciğer sahibine, yapılan iyilikten ötürü sevap vardır” buyurdu (Müslim, Selam: b.41, h.153). Ebubekir’in kızı Esma anlatıyor: “Güneş tutulduğu gün, Peygamber, namaz kıldı ve sonra dedi ki: Cehennem bana o derece yaklaştı ki, Ya Rabbi, dedim, ben de onlarla beraber miyim (yoksa)? Birden bir kadın gördüm. (Esma diyor ki: Zannedersem, Peygamber şöyle devam etti:) O kadını bir kedi tırmalıyordu. (Peygamber): ‘Bu nedir?’ dedi. Dediler ki: (Bu kadın) Kediyi hapsetti, kedi açlıktan öldü” (Buhar, Enbiya: 54, Şirb: 9). YARIN: Mazlumun ahı zalimde kalmaz.
* Dünden devamVahşi hayvanlar bile gereksiz yere başka bir hayvanı öldürmez, açlığını gidermek için birini öldürür, doyunca ötekilere dokunmaz. Ama insan öyle mi? Her gün milyonlarca hayvan öldürülüyor. İhtiyaç için değil, çoğu kez gereksiz yere. Zengin ülkelerde kesilen hayvanların etlerinin yarısı çöpe atılıyor. Çünkü artan yemekler çöpe gidiyor. Eti için değil, sırf derisi için hayvan öldürülüyor. Bir kürk için 40-50 hayvana kıyıyorlar. Allah o deriyi, bayanlar kürk yapsınlar diye yaratmadı. O deri, hayvanın giysisidir. Onsuz yaşayamaz. Sen niçin birkaç dolar uğruna hayvana kıyıyorsun? Onun ruhu Ruz-i cezada zalimden hesap sormayacak mı?Hiçbir şey boş yere yaratılmamıştır. Onlar doğanın dengesini sağlarlar. Serçeler, arılar, böcekler, hatta solucanlar bile tarıma çok faydalar sağlar. Döllenmede, zararlı haşereleri öldürmede, toprağın oksitlenmesinde büyük rolleri vardır. Hayvanlar da birer sosyolojik toplumdur. “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, (onlar da) sizin gibi birer ümmet olmasınlar (onların durumları, rızkları, ecelleri takdir edilmiş, yazılmıştır). Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra (onlar), Rableri(nin huzuru)na toplanacaklardır” (En’âm: 55/38).Yeryüzünde yürüyen canlılar ve uçan kuşların her türü de insanlar gibi birer ümmettir. Ayetin sonunda bütün canlıların, nihayet Allah’a götürüleceği belirtiliyor: “Sonra Rablerine haşredileceklerdir.” Bu ifadeden kıyamet gününde yalnız insanların değil, hayvanların da diriltilip Allah’ın huzuruna götürülecekleri anlaşılır. Ahiret dünyanın özü, ruhudur. Her ruh sahibi o âlemde var olacaktır. “Vahşi hayvanlar haşrolunduğu zaman” ayeti de bunu belirtiyor. Ebuzer diyor ki: “Biz Allah’ın Elçisi’nin huzurundaydık. İki keçi birbirine tos vurdu. Allah’ın Elçisi, ‘Niçin dövüştüklerini biliyor musunuz?’ diye sordu. ‘Hayır’ dedik. ‘Fakat Allah biliyor ve aralarında hüküm verecektir’ buyurdu.” Ebu Hüreyre’den rivayet edilen bir hadiste Allah’ın Elçisi, “Kıyamet gününde boynuzsuz hayvan, (kendisine tos vuran) boynuzlu hayvandan hakkını alacaktır” buyurmuştur. YARIN: Zulüm yapan zulüm bulur, rüzgar eken fırtına biçer.
SORU: En’âm Suresi’nin 38’inci ayetinde belirtildiği gibi hayvanlar hakkında, biz kulların yapması gerekenleri, bilgilenmemiz açısından açıklar mısınız? (Serap Akan)CEVAP: “Rabbiniz, rahmeti (acımayı) kendine prensip edinmiştir. Sizi elbette varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacaktır” (En’âm: 55/12). Müslüman’ın en mühim özelliklerinden biri de merhametli olmasıdır. Hz. Muhammed, Allah’ın sıfatlarından olan “rahîm: çok merhametli” sıfatıyla anıldığı gibi sahabilerinin de öyle acıma duygusuyla dolu oldukları belirtilmiştir: “Muhammed Allah’ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da birbirlerine karşı çok merhametlidirler.” Yaratıcı Allah her şeyi istemiş, beğenmiş, yaratmıştır. Her şey, O’nun sonsuz koruması ve rahmeti altına sığınmış, yaşamasına devam etmektedir. Her işimizin başında Allah-ü Zülcelâl’in şu iki sıfatını anarak O’na iltica eder, O’ndan yardım bekleriz: “Bismillahirrahmanirrahim: Esirgeyen, merhamet edip bağışlayan Allah’ın adıyla başlarım.” Şu ayet dilimizden düşmez: “Allah, koruyanların en hayırlısı ve acıyanların en merhametlisidir.” Acımak, zulmetmemek Allah’ın üstlendiği temel prensiptir. Merhametli Allah, ne yaratıklarına zulmeder, ne de onlara başkalarının zulmetmesine razı olur. Allah en küçük bir böceğinden dahi vazgeçmez.Kendini savunamayan hayvanlara yapılan zulmü Allah affetmez. Gerçi İslâm’da avlanmak mubahtır ama bu, sadece zorunlu geçim gereklerini sağlamak için yapılabilir. Ama zevk için yahut süs için hayvan öldürmekten kaçınmak lazımdır. Hayvanları döllenme zamanlarında avlamak günahtır. Öldürme zevkini tatmin için masum hayvanlara kıyanlar, şu hadisteki uyarıyı düşünmelidirler: “Bir kimse haklı bir sebep olmadan bir serçeyi öldürürse o hayvan, kıyamet gününde feryad-ü figanıyla Allah’a gelir ve ‘Yâ Rabbi, falan adam bir yararı olmadan (yok yere) beni öldürdü’ der” (Nesaî, Darimî). Hadisin başka varyantlarında, her kim, bir serçeyi ya da ondan büyük bir hayvanı haklı bir neden olmadan öldürürse, yüce Allah’ın kıyamet gününde onu ondan soracağı belirtilir. “Hayvanı öldürmek için haklı sebep nedir?” diye sormuşlar, Peygamber, “Hayvanı kesip yemendir, başını kesip ortalıkta bırakman değildir” buyurmuş (Nesaî).YARIN: Ahiret, dünyanın özüdür.