Başkomutan cepheyi yönetir

29 Ocak 2007

SORU: Peygamberimizin ve dört halife, savaşlarda daima ön saflarda mıydı? Biri tarafından haksızlığa uğratılmış olan kişi, hakkını ararken önce adaletimi yoksa merhametimi bekleyecektir? (Hulki Erden) CEVAP: Peygamberimiz ve halifeler başkomutandırlar. Başkomutanın, cephenin önünde olması önemli değil, cepheyi yönetmesi önemlidir. Hz. Peygamber de genelde cephedeki bir karargahtan savaşı yönetirdi. Mesela Bedir Savaşı’nda Medineli savaşçılar, Hz. Peygamber’e, “Sizin cephenin önünde bulunmanız uygun değildir. Geride durup savaşı yönetin, başarımız için dua edin. Şayet biz yenilirsek arkamızda kalan Medine’de size destek olacak çok kimse var. Onların yardımıyla siz yine savaşır, kazanırsınız” önerisinde bulunmuş ve Peygamberimiz çadırında İslam askerinin başarısı için dua etmiştir. O kadar ki Hz. Ebubekir, “Yeter ya Resulallah, Allah senin duanı kabul etmiştir” demiştir. Peygamberimiz Huneyn Savaşı’nda ise cephenin en önünde bulunmuş ve ilk anda öteki sahabiler panik yaşayıp kaçarken o, bulunduğu yerden ayrılmamış, “Ben Peygamberim yalan yok, Ben Abdülmuttalib’in oğluyum” demiş ve yanında bulunan beş altı kişiye, askerleri çağırmalarını emretmiş, Hz. Abbas’ın gür sesini duyanlar Peygamber’in çevresinde toplanıp zafer kazanmışlardır. Hz. Ebubekir de Hz. Ömer de kendi dönemlerinde bizzat savaşa katılmadılar. Ama direktifleriyle savaşı yönettiler. Katıldıkları seferler de olmuştur.Diğer sorunuza gelince, varlıklar Allah’ın rahmetinin eseridir. Varlık ve oluş âlemi Allah’ın rahman ve rahim gibi iki temel sıfata dayanır. Ancak rahmandaki merhamet, rahimdekinden daha kapsamlıdır. Bu rahmetten inanan da inanmayan da, haklı da, haksız da payını alıp yaşamını sürdürür. Ama rahim sıfatında rahmet yanında adalet de vardır. İşte rahim sıfatının gereği olarak ahirette iyiler ödüllendirilecek, kötüler cezalandırılacaktır. Ayrıca rahman vezninde bir geçicilik vardır. Allah’ın inananlara, inanmayanlara, haklılara ve haksızlara rahmeti dünyaya özgü geçici bir rahmettir. Oysa rahim sıfatı, sürekli bir acımayı belirtir. İşte bunun içindir ki “Allah, dünyanın rahmanı, ahiretin rahimi” şeklinde tanımlanır. Çünkü ikinci kip rahmet sıfatı, kesin adaleti de içinde taşımaktadır.

Devamını Oku

Keşke sigarasız bir yaşam olsa

28 Ocak 2007

SORU: Annem çok sigara içiyor. Ben ona sigara içmenin günah olduğunu söylüyorum. Annem ise içilmese iyi olur ama içilmesinin bir günahı yok diyor. Bu vücut bize Yüce Allahımızın emaneti değil mi? Sigara içmek vücudumuza yani Allah’ın emanetine zarar vermek anlamına gelmiyor mu? CEVAP: Sigara konusunu daha önce de bu köşede dile getirmiştim. Ancak sizin sorunuz üzerine bir kez daha özetle anlatayım. Sigara hakkında ne Kur’ân’da, ne de hadiste bir hüküm yoktur. Çünkü Amerika’nın keşfinden önce eski dünyada sigara diye bir şey yoktu. Şayet sarhoş etse, o zaman alkollü içkiler kategorisine girerdi ama sarhoş etmiyor. Bu bakımdan alkol yasağı içinde değildir. İsraf sayılabilir, israf ise haramdır. Ancak sigaraya alışmış olan tiryakiler için de bu israf değil, ihtiyaçtır.Bu konuda verilecek hükümler, bizim yorumlarımıza dayanır, dinin temel ilkelerine değil. Bundan dolayı sigara hakkında kesin hüküm verilemez. Şunu da bilmek lazım ki birçok din büyüğü sigara içmiştir. Bu bakımdan meseleyi din açısından değil, sağlık açısından değerlendirmek gerekir. Sigara haram değil ama alkolden de daha zararlıdır. Bütün hücreleri tahrip eder, spermleri bozar, içmeyenlere zarar verir, ortamı kirletir, kansere neden olur. Ah keşke sigarasız bir ortama kavuşabilsek!Bir okur mektubuOldum olası namaz kılmak istedim ama bizlere bugüne kadar hep şöyle bilgiler verildi: “Gözünü secdeden ayırma, ellerin mutlaka düzgün dursun yoksa namazın sayılmaz. Dua okurken dilin sürçerse sevap işlemek ne kelime, günaha girersin....” Ta ki sizin köşenizi okuyana kadar. Kur’ân’a dokunmaya çekinirdim. Ne zaman ki sizin, “okuyunuz, bu hurafeler ancak sizi dinden uzaklaştırır. Allah herkesin duasını kabul eder, şekil önemli değildir” ifadelerinin sık sık yer aldığı yazılarınızı okudum işte o zaman cesaretlendim. Önce Kur’ân’ın Türkçe mealini okudum. Sonra Allah kabul ederse namaza başladım. İnanın her seccadeyi serdiğimde beni yüreklendirdiğiniz için sizi anıyorum. Sadece bunu bilin istedim. Sevda Öztürk* Eğer birkaç kişinin İslâm’ı anlamasına katkım oluyorsa kendimi mutlu ve bahtiyar sayacağım. Allah emsalinizi çoğaltsın.

Devamını Oku

Kur’ân’da iftira büyük suçtur

27 Ocak 2007

SORU: Bir kişinin başka birine hakaret edip ona zarar verdiğini düşünelim. Zarar gören de diğeri hakkında maddi ve manevi tazminat davası açtı ve kazandı. Aldığı para helal olur mu? Tazminatı kazananın, ahirette diğer kişiden başka alacağı kalır mı?CEVAP: Kur’ân’da iftira büyük günahtır. Nur Suresi’nin 4-5’inci ayetlerinde, namuslu kadınları zinayla suçlayanlar, bu suçlamalarını dört şahitle ispat edemedikleri takdirde onlara 80 değnek vurulmasını ve artık bir daha onların şahitliklerinin kabul edilmemesini emretmekte ancak tövbe edip uslananlara karşı Allah’ın bağışlayan ve esirgeyen olduğu vurgulanmaktadır. Allah affettiğine göre kulların da affetmeleri gerekir. Çünkü kul hakkına karşılık olarak ona gerekli ceza verilmiştir. Sonra o kişi tövbe edip uslanmış, iyi hal sahibi olmuştur. Artık bu kimseyi toplum gözünde sürekli suçlu gösterip küçük düşürmek doğru olmaz. Onun şahitlik hakkını geri vermek, itibarını iade etmek gerekir. Nur Suresi’nin 19’uncu ayetinde de inananlar içinde ifki (uydurdukları suçlamayı) yayanların, dünyada da ahirette de büyük azaba uğrayacakları vurgulanmış ama dünya azabının çeşidi ve miktarı belirtilmemiş, bu husus yöneticilerin takdirine bırakılmıştır. Gerçi söz geliminden, buradaki iftiranın da namuslu kadını suçlama olduğu anlaşılır ama her türlü uydurmaya da ifk denilir (Furkan: 42/4). İnsanın toplumdaki itibarını sarsacak iftirada bulunan kimseye, bugün yasanın belirlediği ceza verilir. Nur Suresi’nin 19’uncu ayetinde, “İnananlar içinde edepsizliğin yayılmasını isteyenler için dünyada da ahirette de acı bir azap bulunduğu” vurgulanmaktadır. Gerçi burada kasıt, namuslu kadını zinayla suçlama iftirasıdır ama her türlü itibar sarsıcı uydurma haberler de bu söylem içine girer. Eğer kasıt, namus iftirası ise cezası, 4’üncü ayette belirlenendir. Ama başka yönde bir itibar sarsma uydurması ise bunun cezasını yargıç belirler. Mahkemenin belirlediği tazminat cezasını almak, haksızlığa uğrayanın hakkıdır. Ama bu tazminatı almakla hükümlünün, ahiret cezasından kurtulup kurtulmaması, Allah’a ait bir şeydir. Çünkü burada suçlu, iftira ettiği kimseye karşı işlediği suç yanında yalan söylemekle de Allah’a karşı büyük suç işlemiştir. Bu suçun affı Allah’a aittir. Allah, gönülden tövbe edenleri bağışlar. O dilediğini yapar.

Devamını Oku

Yaradılışa fiili müdahale olmamalı

26 Ocak 2007

SORU: Bilim adamları tarafından belirlenen günlerde ilişkiye girilirse istenen cinsiyette bebeğe sahip olunabileceği tezi dinimizce caiz mi? Dini kitaplar, bazı dualar okunduktan ve hayızdan temizlendikten sonraki 5 gün içerisinde hamile kalınırsa erkek çocuk sahibi olunacağını yazıyor. Herşeyin Allah’ın nasibi olduğuna inancım sonsuz ama bu takvimden yararlanmak günah mı?CEVAP: Din kitaplarının erkek veya kız çocuğu olma konusundaki görüşleri bir temele dayanmaz. Bunlar ne Kur’ân’a, ne de sağlam bir hadise dayanır. Bu iki temele dayanmayan görüşler de dini değil, gelenekseldir. Dua elbette faydalıdır ama Allah’ın kaderini değiştirmez. Bilim adamları tarafından uygulanan yöntemler, yaradılışa fiili müdahale olmadıkça caizdir. Bu mesele karı koca arasındaki karşılıklı rızaya bağlıdır. Taraflardan biri uygulamaya razı olmazsa yöntem de caiz olmaz.*****Dövme abdeste ve gusle mani değildirSORU: Dövme yaptıran kişinin abdestinin kabul olmadığı doğru mu? CEVAP: Dövme mekruh, kötü bir şeydir ama abdeste ve gusle mani değildir. Bunu abdeste ve gusle mani sayanlar, dini haksız yere zorlaştırmakta, dine iftira etmektedirler. Hiçbir delilleri de yoktur. Peygamber döneminde de dövmeli Müslümanların bulunduğundan kuşku yoktur. Vaktiyle dövme yaptırmış olanlardan bunu kazımaları istenmez. Çünkü dinde zorluk yoktur, Allah zorluğu değil, kolaylığı ister.*****Gönlünüzü Allah sevgisine yöneltinSORU: Sabah namazından sonra tekrar yattım. Uyandığımda ayaklarımın altına kına yakılmıştı. Bu nedir? (Senem Eren)CEVAP: Bence bu güzel bir şey. Sanıyorum temiz ruhlar seni beğenmişler ve nişanlamışlar. Sen onların yolundan ayrılma. Namazlarını muntazam kıl, gönlünü Allah sevgisine, ahiret düşüncesine, güzelliklere yönelt. Allah, manevi dereceleri aşmanda yardımcın olsun. Bu psikolojik bir olaydır. Ben böyle şeylerin uzmanı değilim.

Devamını Oku

Allah katında erkek-kadın insan olarak eşittir

25 Ocak 2007

SORU: Bir yazınızda mirasla ilgili, “erkek, kızın aldığı payın iki katı alır” demiştiniz. Ama Peygamber Efendimiz, “kadınlara eşit davranın” diyor. Erkeğin mirastan kız kardeşinden iki kat fazla pay alması haksızlık değil mi? (Murat Özen)CEVAP: Ben yeni bir din getirmiyorum. Soranlara Kur’ân’ın hükümlerini anlatıyorum. Kur’ân’da Nisa Suresi’nin 11’inci ayeti şöyle buyurmaktadır: “Allah size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer (çocuk) yalnız bir kadınsa (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, bıraktığı mirasta ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı altıda birdir. (Bu hükümler, ölenin) Yapacağı vasiyetten, ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar, Allah’ın koyduğu haklardır. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.” SORUMLULUKLARI FARKLIBu, Peygamber’in sözü değil, Kur’ân’ın ayetidir. İşte benim görevim, insanlara dinin hükümlerini anlatmaktır. Beğenen alır, uygular. Beğenmeyen kanuna göre hareket eder. Kastedilen eşitlik, insanlıktadır. Allah katında erkek de kadın da insandır. Erkek, kadından daha değerli değildir. Taşıdığı sorumluluktan ötürü erkeğin mirasta biraz fazla alması insani değer eşitliğini bozmaz. Türkiye’de bütün vatandaşlar eşittir ama taşıdıkları sorumluluk ve risklere göre gelirleri farklıdır. Doktorlar, hakimler diğer memurlara göre daha çok maaş alırlar. Bu eşitlik ilkesine aykırı mı? Sen de doktor gibi maaş almak istiyorsan sen de onun gibi çalış, doktor ol. Allah katında erkek-kadın insan olarak eşittir ama bu, erkekle kadının fizik yapıları bakımından eşitliğini göstermez. Ereklerin fizik yapıları daha güçlüdür. Vücut yapıları farklıdır. Bu durum eşitliğe aykırı değildir.

Devamını Oku

Süt kardeşliği hakkında...

25 Ocak 2007

SORU: Bir yazınızda, “bazı hadislere göre ancak 5 kez süt emmeyle süt kardeşliği geçerli olur, artık karar size aittir” demiştiniz. Bu hadislerin kaynaklarını belirtir misiniz? (Mustafa Karabulut)CEVAP: Hz. Ayşe’nin, “Kur’ân’da indirilen ayete göre bilinen on emme haram kılardı. Sonra bunlar bilinen beş emmeye değiştirildi. Allah’ın Elçisi vefat ettiği zaman Kur’ân’da bu 5 bilinen emme okunurdu” dediği rivayet edilir (Müslim, Radâ, b. 5, h. 18, b. 6, h. 24-25; Ebu Davud, Nikâh: 10; Nesâ’î, Nikâh: 51; Tirmizî, Radâ’: 3; Muvatta, Radâ: 18). Hz. Ayşe’nin, Ahzâb Suresi hakkında, “Bu sure, ikiyüz ayet olarak okunurdu. Fakat Osman, mushafları yazınca ancak şimdi mevcut olanı gördük” dediği rivayet edilir (Kurtubî, el-Câmi’: 14/113; Süyûtî, el-İtkan: 2/26; Fethu’l-Kadîr: 4/259). Hz. Ayşe’ye nispet edilen bu haberler, Kur’ân’ın bütünlüğüne kuşku düşürecek boyutta bir tehlike taşır. Çünkü sütle ilgili birinci haber, Hz. Peygamber döneminde inen bir ayette, önce ancak 10 kez emmenin haram kılacağı, daha sonra bunun neshedilip 5 emmeye indirildiği, Hz. Peygamber hayattayken 5 emmenin süt haramlığı getireceğini bildiren ayetin Kur’ân’da var olduğu belirtilmektedir. Bunun anlamı, Peygamber’den sonra yazdırılan Osman Mushafı’nda bu 5 emmenin haram kılacağını bildiren ayetin yer almadığıdır ki bu, Osman Mushafı’nı taşlamadır. Hz. Ayşe, Kur’ân hakkında kuşku uyandıracak sözler söylemekten, hele öcünü almak için uğrunda savaşa çıktığı Hz. Osman hakkında böyle bir suçlamada bulunmaktan uzaktır, yücedir. Bu rivayet, emmeyi sayıya bağlayıp süt haramlığını biraz yumuşatmak isteyenlerin üretiminden başka bir şey olamaz.Sadaka olarak verinSORU: Orta okuldayken sınıfın fotokopi parası bende toplanırdı. Fotokopi çekmek isteyenler benden gelip parasını alırdı. Ancak o biriken paradan 6 milyon lira elimde kaldı. Şeytana uyarak kalan parayı harcadım. Aradan 4 yıl geçti. Vicdanım rahat değil. Ne yapmalıyım? (B. D.) CEVAP: Sen 6 milyon lirayı para sahipleri adına bir fakire ver, Allah’a da tövbe et, af dile. Bir daha böyle şeyleri yapma. Kimsenin tek kuruşunu üstüne geçirme.

Devamını Oku

Kasten kılınmamış namazların kazası olmaz

23 Ocak 2007

SORU: Evli bayanım. Birkaç yıl önce namaza başladım. Ondan önce kılmadığım namazları kaza etmem gerekiyor mu? Âdetliyken ibadet yapılır mı? (Simla Erarslan) CEVAP: Sorduğunuz sorunun cevabını birkaç kez yazdım, demek okuyamamışsınız. Konuyu bir kez daha özetle anlatayım. Kasten kılınmamış olan namazların kazası yoktur. Siz namaza yeni başladığınıza göre bundan sonra ihmal etmeyin, namazınızı kılın. Nasıl yeni Müslüman olan kimseden eski namazlarını kaza etmesi istenmezse, kasten namaz kılmayıp sonradan namaza başlayan kimseden de eski namazlarını kaza etmesi istenmez. Namaz bir ruh temizleme işidir. Geçen geçmiştir. 30 sene yıkanmayan kimse, yıkanmaya başlarsa eski yıkanmamalarını kaza mı edecek? Hayır, bundan sonra muntazam yıkanmasına devam edecektir. Kesin kes söylüyorum. Peygamberimiz zamanında geçmiş namazların kazası diye bir uygulama olmadı. Ama gün içinde herhangi bir namazı kılamadıysanız, onun vakti geçti ise ikinci vakitte, önce kılmadığınız namazı sonra da vaktin namazını kılacaksınız. Yani namazları birleştireceksiniz.Diğer sorunuza gelince, Kur’ân’da âdetli kadına, sadece cinsel ilişkide bulunmaması emredilir. Aslında bu yasak kadının kendisine değil, kocasınadır. Kadına eziyet olduğu için erkeklerden bu halde kadından uzak durmaları emredilmiştir. Âdetli kadın, her namaz vakti için abdest alıp namazını kılar. O özürlü olduğu için özürlülerin durumlarına uyar. Özürlü kimse, her vakit için bir abdest alır. Abdesti o vakit çıkıncaya dek geçerlidir. Âdetli kadın hasta hükmündedir. İsterse orucunu tutar ki bu daha makbuldür. İsterse yer, sonradan yediği günler sayısınca oruç tutar.Vitir namazı sünnettirSORU: Vitir namazını, yatsıyla birlikte 13 rekât olarak kılıyorum. Bu doğru mu? Yoksa vitir namazını ayrı mı kılmalıyım? CEVAP: Vitir, tek anlamına gelir. Tek rekâtlı kılınan bu namaz, yatsının ardından kılınır. İster evde, ister camide nerede olursa olsun yatsının ardından kılınacak sünnet ve tek rekâtlı bir namazdır. Yatsıdan sonra şafak atıncaya dek kılınabilir.

Devamını Oku

Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz

22 Ocak 2007

SORU: Antalya’da bir erkeğin, bir kadına korkunç işkenceler yaptığını gazetelerde okudum. Allah beni affeder umarım ama şunu sormaktan kendimi alamıyorum: Yüce Allah niye böyle hayvandan aşağı kişilere o anda engel olmuyor. Mesela birden canını alabilir ya da vücudunu felç edebilir. Tabii bunun ilmi Allah’ın yanında gizlidir mutlaka ama ben bir de sizin yorumunuzu merak ediyorum. (Tolga Öztürk) CEVAP: Allah zaman üstüdür, zamanı O yaratmıştır. Allah’ın yaptığı her şey dengelidir. Kötülükler er geç yapanların ayağına dolanır. Ama bu dünyada ama öbür dünyada. Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Fakat Allah aceleci değildir. Kimi kötülüğün hemen cezasını verir, kimini erteler ahirette verir, kimini bir süre sonra verir. Takdir O’na aittir. Bize uzun, uzak gelen şey, O’nun için yakındır. Çünkü O’nun katında bütün zamanlar bir andan ibarettir. Sözünü ettiğiniz gaddarın cezasını zaten Allah vermiştir ama biz görmüyoruz. Siz onun ruhunun ne azaplar içinde olduğunu bilemezsiniz? Biz işlerin iç yüzünü bilmiyoruz ki. Eğer her kötülüğün cezası hemen verilmiş olsa o zaman sınav olmaz, hiç kötülük yapılmaz. Çünkü kötülük yapan hemen cezasını çekeceğini bilir. Ama işte bu sınav değildir. Ruhun olgunlaşması için sınavdan geçmesi, fırsatları nasıl kullandığının ortaya çıkması gerekir. Belki o işkenceye maruz kalan kız da çok yanlış yaptı, Allah bu hayvanın eliyle onu cezalandırdı. Ne biliyoruz onun neler yapıp yapmadığını? Hâşâ zulmetmez kuluna Hudâsı, Kulun çektiğidir kendi cezası.Tarihte nice zalimler vardır ki ilk anda istediği zulmü yapmış, insanları ezmiştir. Ama zaman gelmiş, kendileri de yaptıklarının cezasını çekmiştir. En yakın örneği Saddam! Bu adam hayli zulüm yaptı, hatta iki damadını dahi öldürttü. Ama zaman döndü, dolaştı, yaptıkları ayağına dolandı. Allah bir başka zalimin eliyle bu adamı cezalandırdı. İlk anda Bush’un yaptıkları Irak halkı adına insanın zoruna gidiyor ama demek ki o zalimin cezası da böyle verilecekmiş. Zalim yine bir zulme giriftar olur âhir,Elbette olur ev yıkanın hanesi viran.

Devamını Oku