Ne Hristiyan ne Müslüman!

13 Şubat 2007

SORU: Müslüman bir bayanım ve gayrimüslim bir erkekle evlenmeyi düşünüyorum. Kendisi Hristiyanlıktan soğumuş, Antagonist olduğunu söylüyor. Ona göre Antagonist olmak bir yaratıcının olduğunu inkâr etmek değil, bir yaratıcının varlığını somut olarak ispatlayamamak. İslâmiyet’teki tek tanrı anlayışını mantıklı, Hristiyanlık’taki baba-oğul-kutsal ruh anlayışını anlamsız buluyor. Çalışkan ve dürüst biri. Evlenirsek çocuklarımızı Müslüman olarak yetiştirmemizi hukuki bir sözleşmeyle kabul etti. Bu kişiyle evlenebilir miyim? (G. K.)CEVAP: Sizin yazdığınız gibi eğer bu kişi sadece Allah’ın varlığını, birliğini kabul ediyor da dine hiç inanmıyorsa İslâm’a göre onunla evlenmek caiz değildir. Hristiyanlığın üçleme inancını saçma, İslâm inancını mantıklı buluyorsa o zaman İslâm’ın gerçekliğini kabul etmelidir. Sizin yazdığınıza göre ne Hıristiyan, ne Müslüman! Ya ne? Kendi kendine bir din anlayışına sahip. Ben onunla evlenmeniz hakkında bir şey söyleyemem. Sorumluluk size aittir. Herkes önce kendi vicdanına danışmalıdır.İntihar büyük günahtırSORU: Bir akrabam alkollüyken intihar etti. Bilinçsizce yaptığı bu eylem yüzünden Allah katında affedilebilir mi? (Mehmet Nuri Başaran) CEVAP: İntihar en büyük günahlardan biridir. Bilinçsiz sözü pek oturmuyor. O kişi zaten intihar etmeye karar vermiş, sonra kendisinde güç bulmak için içki içmiş. Bilinçsiz olsaydı intihar etmezdi. Madem intihar etme yöntemini biliyordu, o halde bilinci vardı. Ama Allah onu affeder mi, etmez mi onu ben bilemem. Allah dilerse kulunu bağışlar.Eldeki paranın zekâtıSORU: Büyük bir daire almak için evimi sattım. Ancak daire fiyatları öylesine arttı ki, sattığım evin parası bir yıldan beri elimde kaldı. Yani daire alamadım. Bu paranın zekâtını verecek miyim? (A.K.)CEVAP: Oturacağın evin yoksa ev almak için biriktirdiğin paraya zekât düşmez. Çünkü o para senin evin durumundadır. Ama oturacağın evin varsa elinde bulunan paranın zekâtını vermen gerekir.

Devamını Oku

Hoşgörülü olmazsak kavgalar sürüp gider

12 Şubat 2007

Baş örtüsüyle ilgili açıklamama itiraz eden bir okuruma cevabımdır: Siz yazımı istediğiniz gibi anlayabilir ve istediğiniz tarafa çekebilirsiniz. Benim amacım, baş örtüsünü dinin bütün emirlerinin üstüne çıkaranlaradır. Namaz kılmaz, yalanı su gibi içer, dedikodu diz boyu. İşte bu insanlara diyorum ki, her şey baş örtüsünden ibaret değildir. Bir kadın, başını örtmese de namazını kılıyor, dininin gereklerini yerine getiriyorsa sırf baş örtüsü takmadığı için İslâm dışına atılamaz. Baş örtüsünün amacı erkeklerin sataşmasını önlemektir. Eğer baş örtüsü dinin temeli olsaydı cariyelerin de örtünmesi gerekirdi. Oysa cariyelerin örtünmesine müsaade edilmemiştir. Bakın fıkıh kitaplarına, cariyenin avret yeri aynen erkek gibi göbekle diz kapağı arasıdır. Cariyenin göğsü bile avret sayılmamıştır. Cariye, kadın değil mi? Siz niçin bir takım mantık oyunlarıyla yazımı amacı dışına çekiyor ve bilgiçlik taslıyorsunuz? 72 yaşında, ömrünü Kur’ân ile geçirmiş insana boş yere akıl öğretmeye kalkmayın. Çünkü bu, İslâm terbiyesine uymaz. İnsanlar birbirlerini hoş görmezlerse kavgalar sürüp gider. Bakalım her iki tarafın dayatması nereye kadar sürecek ve bin sene sonra bu anlayışlar aynen devam edecek mi?Namazı ihmal etmeyinSORU: Oruçluyken kan şekerim oldukça düşüyor. Bu nedenle geçen Ramazan ayında oruç tutamadım. Aynı zamanda üniversite sınavına da hazırlanıyordum. Tutmadığım orucu kaza edebilir miyim? (Melisa Dinçöz)CEVAP: Dayanamayacak durumdaysanız, kan şekeriniz düşüyor ve bu çalışmanıza engel oluyorsa fidye vererek orucunuzu tatil günlerinde kaza edebilirdiniz. Allah, kendisine yönelen kulunu bağışlar. Oruç tutamasan bile namazını kıl. Çünkü namaz oruçtan çok daha önemlidir. Namazın hiçbir engeli yoktur. Orucun kazası var ama bilerek kılınmayan namazların kazası yoktur.

Devamını Oku

Yemin Allah’ın adına yapılır

11 Şubat 2007

SORU: Bir konuda, başkasının zoruyla Kur’ân’a el bastım. Bu yeminden sorumlu muyum? (Safa Köse)CEVAP: Kur’ân’a el basmak şeklinde bir yemin yoktur. Yemin, Allah’ın adına yapılır. Yaptığınız yemin geleceğe dönük olup siz de tersini yapacaksanız, yemini bozup kefaret verirsiniz. On fakire yemek yedirirsiniz veya bir fakire 50 YTL verirsiniz. Ama yemin bir haberle ilgili ise bir gerçeği ispat etmek üzere yemin ettiyseniz ve söylediğiniz de gerçek değilse yalan yemindir. Çok büyük günahtır. Kefareti yoktur. Kefaretle bu yalanın sorumluluğundan kurtulmak mümkün değildir. Onun için siz bütün içtenliğinizle Allah’tan af dileyeceksiniz.***Bir okur mektubu“İslâm kolaylık dinidir” diye bir söz var. Siz bize bunu ispatladınız. Biz bu doğrultuda İslâma ısınırken daha sonra zor gelen yanları da kendiliğinden kolaylaşıyor. Akşam işinden eve yorgun gelen eşime sizin dediğiniz gibi o günkü kılamadığı namazların sadece farzlarını kılabileceğini ve böylece sorumluluktan kurtulacağını söylediğimde yüzünde bir mutluluk parıltısı gördüm. Aksi takdirde hiçbirini kılamayacaktı. Evde sorumlulukları da var. Benim için de aynı şeyler geçerli. Tatil günlerinde sünnetleri de kılmaya gayret ediyoruz. (Dr. Atanur Yıldız) * Teşekkür ederim Atanur Bey. Kur’ân’ın ışığından ve Peygamberimizin sevecen kalbinden bir parça ışık sunabilmişsem bu millete, ne mutlu bana.Namazın kabulüSORU: Beş vakit namazımı aksatmadan kılıyorum. Fakat geçenlerde bir arkadaşım bana içinde az miktarda alkol bulunduğunu söyleyerek bir kadeh likör verdi. İçmem için ısrar etti. Günahını kendi üstüne aldı. Ben de içtim. Sonra ikindi namazını kıldım. Sizce namazım kabul görür mü? (Gökbora Leblebiciler)CEVAP: Abdestiniz bozulmadıysa veya yeniden abdest aldıysanız görünürde namazınız tamamdır ama kabul olup olmadığını sadece Allah bilir. Ayrıca kimse, başkasının günahını yüklenemez. Sizi birisi adam öldürmeye yöneltse, cezası bana dese siz işlediğiniz suçtan kurtulur musunuz?

Devamını Oku

‘Biz her elçiyi kendi kavminin diliyle gönderdik’

10 Şubat 2007

SORU: Fussilet Süresi 44’üncü ayetini açıklar mısınız? (Erdoğan) CEVAP: Fussilet Suresi’nin 43-44’üncü ayetlerde şöyle buyurulmaktadır: “43- Sana söylenen, senden önceki elçilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Kuşkusuz Rabbin, hem bağışlama sahibi, hem de acı, azap sahibidir. 44- Eğer biz onu, yabancı (dilde) bir Kur’ân yapsaydık derlerdi ki: Ayetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Arap’a yabancı söz mü (geliyor)?” 43’üncü ayette Hz. Muhammed’e verilen vahiylerin, önceki peygamberlerin mesajlarına uyduğu, tüm peygamberlere aynı esasların vahyedildiği, Kur’ân mesajının onlardan farklı olmadığı belirtilerek ilahi dinlerin özde birliği anlatılıyor. 44’üncü ayette de Kur’ân mesajının Arap diliyle gönderilmesinin nedeni açıklanıyor. Eğer Allah, Kur’ân’ı başka bir dilde indirmiş olsaydı “Biz bunu anlamıyoruz. Bunun ayetlerinin açıklanması gerekir. Arapça konuşan birine, yabancı dilde mesaj indirilir mi?” derlerdi.Manası anlaşılmazdıİşte Arapların bu tür itirazlarına cevap olarak Arapça konuşanlara Arapça Kur’ân indirildiği, başka dilde indirilse manasının anlaşılamayacağı ve dolayısıyla bir yararının da olmayacağı buyurulmaktadır. Başka surelerde de bu noktaya işaret edilmiştir: “Biz her elçiyi, kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın” (İbrahim: 4), “Biz Kur’ân’ı yabancılardan birine indirseydik de onu onlara okusaydı, ona inanmazlardı” (Şuara: 198-199) ayetlerinde de Kur’ân-ı Kerim’in Arapça indirilmesindeki hikmet anlatılmaktadır.İfadedeki Arap söylemi44’üncü ayette hem Kur’ân’ın tebliğcisi Hz. Peygamber, hem de mesajın gönderildiği Arap toplumu kastedilmiştir. Yani “Araplara yabancı dille hitap edilir mi?” sözünde Kur’ân’ın ilk muhatabı Hz. Muhammed de, Arap toplumu da Arabi söyleminin kapsamındadır. İfadede Arap söylemi geçer. Peygamber veya elçi sözü geçmez. Öyle ise doğru çeviri, “Arap’a yabancı söz mü?” şeklindedir.

Devamını Oku

İbadette esas olan Allah ile iletişimdir

9 Şubat 2007

Okurum Bayazıt Öner, “Ben İslâm dininin modern çağa ayak uydurma noktasında hiçbir sorunu olmadığına inanan bir kişiyim. Bütün sorunların, tamamiyle bizim dini algılayışımızla ilgili bazı yanlışlardan kaynaklandığını düşünüyorum” dedikten sonra namazda sureleri Arapça okuyunca bir şey anlamadığı için huzur duymadığını ama Türkçe dua okurken duygulandığını, bu bakımdan surelerin Türkçe’sini okuyarak namaz kılıp kılamayacağını soruyor. Kendi başınıza namaz kılarken sureleri orijinal diliyle yani Arapça okumak efdaldir. Ama ibadette esas olan Allah ile iletişimdir, duygulanmak, feyz almaktır. Siz eğer anlamlarını bilmediğiniz için sureleri Arapça aslıyla okumaktan zevk almıyor da Türkçelerini okuduğunuz zaman anladığınız için daha bir duygulanıyor, Allah ile iletişiminiz daha güçlü oluyorsa o zaman surelerin doğru bir çevirisini okuyarak namaz kılabilirsiniz. Çünkü Kur’ân’ın Arapça indirilişinin asıl nedeni, ilk muhataplarının o mesajı anlamaları amacına bağlıdır. Daha sonra Müslüman olan uluslar, onun çevirisini okumak suretiyle ilahi mesajı anlarlar. Ancak okunacak çevirinin gerçekten doğru bir çeviri olmasına dikkat etmek gerekir. Piyasadaki çevirilerin pek çoğu maalesef çalakalem, aşırma, makaslama usulüyle yapılmış ciddi olmayan çevirilerdir. Aslında hiçbir çeviri, aslının tam yerini tutmaz ama hiç değilse yüzde 80-90 nispetinde mesajın anlamını yansıtır. Hiçbir şey anlamadan, Arapça söz kalıplarını yineleme yerine anlayarak okumak elbette daha iyidir. Çeviriyle namaz kılınmayacağı hakkındaki görüşler tutarsızdır, ne Kur’ân’a, ne de Hz. Peygamber’in hadisine dayanır. İslâm’ın ilk asrında böyle bir saplantı yoktu. Zamanla düşünceler koyulaştı, katılaştı. Hasan-i Basri’nin talebesi Habib-i Acemi’nin, Arapça’yı iyi bilmediği için Kur’ân’ın Farsça çevirisiyle namaz kıldığı rivayeti vardır. Ancak cemaat namazında imamın, Arapça aslından okuması gerekir. Çünkü toplu namazlarda dilleri başka başka olan çeşitli insanlar bulunur. Müslümanlar arasında ortak din dili Arapça olduğundan cemaat namazında surelerin Arapça aslıyla okunması gerekir. Ama rükû ve secdede insanlar istediği dille tesbih edebilir ve dua okuyabilir.

Devamını Oku

Allah her zaman kuluna yakındır

8 Şubat 2007

SORU: Bir hadiste yüce Allah’ın, Berat Gecesi’nde en yakın göğe ineceği ifade edilmektedir (et-Tac: 2/93). Başka bir hadiste de “Rabbimiz her gecenin son üçte birinde en yakın göğe iner ve der ki: Yok mu bana dua eden, duasını kabul edeyim, yok mu benden bağışlama dileyen, onu bağışlayayım” sözleri yer almaktadır. “Allah, birinci kat göğe iner” ifadesi kesin olarak kullanılmıştır. Allah birinci kat göğe inmeden önce nerede ve hangi gökte bulunmaktadır? O, mekândan münezzeh olduğuna göre bu ifadeler Allah’a mekân göstermek değil midir? “Yeni İslâm İlmihali” adlı kitabınızın 188’inci sayfasında Berat, Regaib ve Miraç kandilleri hakkında sahih hadis olmadığını, Peygamberimiz ve sahabiler devrinde hiçbir kutlama yapılmadığını yazıyorsunuz. Köşenizdeki Berat Gecesi ile ilgili yazınızla kitabınızdaki ifadeler çelişmektedir. Lütfen bu çelişkiyi açıklar mısınız? (Azmi Keleş) CEVAP: Yazımı dikkatli okursanız çelişki olmadığını anlarsınız. Ben her yazımda Allah’ın, sadece belli gecelerde yahut kandil gecelerinde değil, her gece en yakın göğe inip kendisine dua edenlerin duasını kabul edeceğini buyurduğunu anlatıyorum. Yani anlatmak istediğim, bu kandil geceleri hakkındaki rivayetler aslında abartıdır. Allah’ın kuluna yakınlığı, kandil gecelerine özgü değildir. Mecazi bir anlamı varAllah’ın en yakın göğe inmesi başka, birinci kat göğe inmesi başkadır. Ben “birinci kat göğe iner” demedim. Onu siz nereden çıkardınız bilmiyorum. “En yakın göğe inmesi” dedim. Bunu ben söylemedim, bu söz Peygamberimizin sağlam hadisidir. Burada mecazi bir anlam kastedilmiştir. Yoksa Allah’ın inmesi, çıkması, şuradan şuraya gitmesi söz konusu olamaz. Allah’ın en yakın göğe inmesi, kullarına çok yaklaşması anlamındadır. Bunda fiziksel bir inme söz konusu değildir. Kur’ân’da Allah’ın arşa oturduğu birkaç yerde vurgulanır. Arş, Allah’ın tahtı demektir. Taht da bir mekân değil midir? Mekândan münezzehlik meselesi kelâmcıların yorumudur. Kur’ân’a göre Allah, kendine özgü tahtındadır ama bunu bizim anladığımız manada bir mekân olarak düşünürsek yanılırız.

Devamını Oku

Allah’ın zatında değişim olmaz

7 Şubat 2007

SORU: “O ilktir (her şeyden öncedir, kendisinden önce hiçbir varlık yoktur), sondur (kendisinden sonra hiçbir varlık yoktur, her şey yok olurken O kalacaktır, kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı son’dur), zahirdir (görünendir, varlığı aşikârdır, delilleriyle varlığı gün gibi açıktır), bâtındır (görünmeyendir, gerçek mahiyeti insan için gizlidir, zatının hakikati gizlidir, akıllar O’nun özünü idrak edemez). O, her şeyi bilendir, her şeyi bilir” (Hadid Suresi, 3). Bir yazınızda, “Her şey yok olurken O kalacaktır” mealini yazmıştınız. O zaman Allah’ın ahir isminin tecellisi için bizler bir gün yok mu olacağız? Bu durumda cennette ebedilik olması mümkün mü? CEVAP: Cennet ve cehennemin de bir gün yok olacağını söyleyen İslâm inanç mezhepleri vardır ama bu, ehl-i sünnet çoğunluğunca reddedilir. Evvel ahir isimleri, Allah’ın her şeyden önce ve sonra var olduğunu belirtir. Bunu şöyle anlamak gerekir. Her varlık görünür, yok olur, başka biçimde yeniden yaratılır. Yaratıklar değişimlere uğrar. Bir halde kalmaz, halden hale değişir. İnsanı düşünün, 10 yaşındaki durumuyla 70-80 yaşındaki durumu, nasıl farkına varılmadan an be an değişir. Sonra insan fiziksel hayattan ruhsal hayata geçer. Yücelere doğru çıkarlarŞekilli varlıklar sürekli değişim içindedir. Ahiret âleminde böyle bir değişim var mıdır, yok mudur? Kesin kanıt olmasa da kanaatimize göre orada da bir yükselme vardır. Cehennemlikler belli bir arınma aşamasından sonra çıkıp cennete giderler. Cennettekiler de yücelere doğru çıkarlar. Cehennemin olduğu gibi cennetin de dereceleri, katları, bölümleri vardır. Avam tabakası olgunlaşarak seçkinler tabakasına çıkabileceği gibi seçkinler tabakası daha da olgunluk kazanarak çok arı, duru, soyut ruhlar tabakasına yükselebilirler. O âlemin mahiyetini ancak Allah bilir. Bu açıklamadan yaratıkların sürekli değişim içinde oldukları anlaşılır. Ama Yaratan değişmez, önce var olduğu gibi sonra da vardır, önceki haliyle sonraki hali arasında değişim yoktur. O, her an “kemâ kân”dır yani her an ezelde olduğu gibidir. İşte Allah’ın, önce ve sonra sıfatları bu anlamı taşır. Gerçeği Allah bilir.

Devamını Oku

Irk üstünlüğü İslam’da yoktur

6 Şubat 2007

* Dünden devamİslam, insanları tarağın dişleri gibi eşit görür. İnsanlar analarından eşit, özgür ve temiz doğarlar. Bozukluk çevrenin yönlendirmesinden kaynaklanır. Bu gerçeği bilen Osmanlı, devşirme yoluyla gayrimüslim çocuklarını toplayıp eğitmiş, devlet adamları, sadrazamlar, paşalar, mimarlar, din bilginleri yetiştirmiştir. Hz. İsa’yı çingenelerin çarmıha gerdiği yalandır. Bir kere Kur’ân’a göre İsa çarmıha gerilmemiş, asılmamış, öldürülmemiş, Allah onu gizleyip korumuştur. Hıristiyanlara göre İsa, Yahudiler tarafından çarmıha gerilmiştir. Bu iddiaya göre onu çarmıha gerenler çingeneler değil, Yahudilerdir. Yani Hz. İsa’nın kendi milletidir. Yahudi din adamları, onu çarmıha gerdirerek dinde yapmak istediği reformu önlemek ve ondan öç almak istemişlerdir. Bunun çingenelerle ne ilgisi olabilir? Çingeneler Yahudi değil ki. Bildiğim kadarıyla çingenelerin kökeni Romanya’dır. Zaten onlara Romen denmesi de bu kökene işaret ediyor. Allah sevgisinin önemiKökenleri ne olursa olsun, insan anasından tertemiz doğar. Bütün sorun, çevreden alınacak eğitimdir. Allah her kuluna yakındır. İslam’da ırk üstünlüğü yoktur. Irk önemli değil, insanın ruh temizliği, ahlak ve davranışı önemlidir. Kur’ân, Allah’ın insanları bir erkek ve bir kadından yaratıp birbirlerini tanımaları için onları aşiretlere, uluslara ayırdığını, falan veya filan ulusa mensup olmanın insana bir değer vermediğini, asıl değerin insanın güzel ahlakından geldiğini vurgulamaktadır: “İnne ekremekum indallahi etkakum: Muhakkak ki Allah katında en değerliniz, Allah’tan en çok korkanınızdır.” Peygamberimiz, “Beyazın siyaha, siyahın beyaza, Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva ile yani Allah korkusu iledir” buyurmuş ve kalbini göstererek, “İyi bilin ki takva buradadır, takva buradadır, takva buradadır” diyerek Allah’a bağlılığın ve Allah sevgisinin önemini vurgulamıştır. Siz elinizden geldiği kadar o yoksul insanların çocuklarına yardım edin. Onları giydirin, doyurun, güzel bilgiler verin, rehber olun. Allah’ın rızasını kazanmış olursunuz. Allah, gönlü incinmiş insanlarla beraberdir.

Devamını Oku