SORU: Kırklareli’nin bir ilçesinde öğretmen olarak görev yapıyorum. Öğrencilerimin çoğu çingenelerden oluşuyor. Elimden geldiğince onlara yardım ediyorum. Yakınlarımın eski kıyafetlerini getiriyorum. Ancak hacı olan ev sahibim, yaptığım yardımların günah olduğunu, çingenelerin lanete uğradığını söylüyor. Bu insanlar nedir, kimdir diye araştırdım. Birkaç rivayet var. Bu rivayetlerin hepsi birbirinden kötü. Kendi kız kardeşleriyle evlendikleri için lanetlenmişler. Hz İsa’yı çarmıha gerdiklerinde ellerine ayaklarına vurdukları demir kazıkları kimse yapmak istememiş. Çingenelerden biri “parası güzelse yaparım” demiş. O yüzden lanetlenmişler. Kur’ân-ı Kerim’e basıp, yemiş çalmışlar. O yüzden lanetlenmişler. Buna benzer birçok şey var. Bu insanları da Allah yarattı. Yüce Mevlam bile ayırmayıp aramıza katmışsa bizim ne haddimize. Onların namazları, oruçları, hacları kabul olmazmış. Sizden öğrendiğim şu cümle hep aklıma geliyor: “Buna biz karar vermeyiz, Yüce Mevlamız bilir.” Bu ayrım mantıksız değil mi? Tamamen din dışı bir sözCEVAP: O hacı dediğiniz kişi, tam anlamıyla saçmalamış. Çingeneler hakkında şuradan buradan duyduğunuz veya okuduğunuz sözler doğru değildir. Kökenleri ne olursa olsun, anadan doğan her insan temiz ve İslâm doğası üzerine doğar. Sonra çevre onu şu veya bu yöne yönlendirir. Allah, kendisine yönelenin ibadetini ve duasını kabul eder. Kim demiş çingenenin namazı, orucu, haccı kabul edilmez diye. Bu kadar saçma, bu kadar din dışı söz olabilir mi? İşte tevazu ve yüksek ahlakBir Müslüman böyle bir söz söyleyebilir mi? Kur’ân genel söylüyor: “Allah, kendisine yöneleni, yüz tutup dua edeni kabul eder, hatalarını bağışlar.” Peygamberimizin siyah derili sahabisi Bilal-i Habeşi, onun çok sevdiği müezziniydi. Vaktiyle köle olan Bilal, inancından dolayı çok işkence görmüş, Hz. Ebubekir, bu iman timsalini satın alıp özgürlüğe kavuşturmuştur. Hz. Ömer’in, onun hakkında şöyle dediği rivayet edilir: “Ebubekir bizim efendimizdir, efendimizi (yani Bilal’i) özgürlüğe kavuşturmuştur.” Koskoca hükümdar, bir köle azatlısına “efendimiz” diyebiliyor. Nereden aldı bu tevazuyu, bu yüksek ahlakı? Tabii ki İslâm’dan... n Devam edecek
SORU: Namaza baslarken söylediğimiz, “Suphaneke allahumme: Allahım seni tesbih ederim” diye tercüme ediliyor ve bu tesbih etmek fiili birçok tercümelerde böyle geçiyor. Acaba tesbih etmek Allah’ın adını anmak veya Esma-ül Hüsna seklinde bildigimiz güzel isimlerin tümünü anmak, hatırlamak anlamına mı geliyor? Tesbih etmek ne demek? Eşimle birlikte hacca gitmeyi çok istiyoruz fakat izdiham ve yapabilecegimiz yanlış bir hareketten günaha girmekten korkuyoruz. Eğer umreye gidersek böylece Allah’ın emrini yerine getirmiş sayılır mıyız? (Esin Hasdemir)CEVAP: Tesbih, sebh kökünden gelir. Sebh ise yüzmek, uzaklaşmak anlamlarına gelir. Tesbih, Allah’ı eksik sıfatlardan uzak tutmak, O’nun şanının yüceliğini anmak demektir. Subhaneke, “Allah’ım, şanın yücedir, sen her türlü eksiklikten yücesin, ulusun” anlamına gelir. Subhaneke, subhanella formları tesbih olduğu gibi içinde tesbih kelimesi geçen dualar ve cümleler de tesbihtir. Peygamberimizden aktarılan tesbih formları çoktur. İşte bunlardan biri: “Subhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illâllahu vallahu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm: Allah’ı eksikliklerden tenzih eder, O’a hamdederim. Allah’tan başka tanrı yoktur. Allah en büyüktür. Kuvvet ve kudret ancak yüce ve ulu Allah’ın yardımıyla olur.” Diğer sorunuza gelince, hacca gitmek istiyorsanız gidiniz. Merak etmeyin orada insanlar sabırlı oluyor, sevecen oluyor, hoşgörülü oluyor. Umreye gitmek hac yerine geçmez. Hac, belli günde yapılan Vakfe duası ve tavaftır. Bunun zamanı da arefe ve bayram günleridir. Muhakkak ki umre de sevaptır ama yola gücü yeten, parası olan her Müslüman’a ömürde bir kez hacca gitmek farzdır.Vakıa ve Fecr’i okuyunSORU: Ölümden sonra nelerle karşılaşacağımız hakkında Peygamber efendimiz herhangi bir bilgi vermiş midir? (Ferhat)CEVAP: Ölümden sonra nelerle karşılaşacağımızı Peygamberimiz de söylemiş ama asıl Kur’ân bunu ayrıntıyla açıklamıştır. Vakıa Suresi’nin son bölümüyle Fecr Suresi’nin ikinci yarısını okuyunuz yeter.
SORU: Herhangi bir tarikata bağlandıktan sonra istemeden ayrılmak zorunda kalmışsak, bu ayrılış bizim için acı ve ıstırap getirir mi? Kişinin gerçek mürşit olduğu nasıl anlaşılır? Mürşit de olsa zaafları vardır diyebilir miyiz? Akıl ve kalple Allah’a bağlanmışsak, O’na tarikat olmadan da ulaşabilir miyiz? Nefis terbiyesi nasıl yapılır? İnsan gideceği yollarda, birine çok ihtiyaç duyuyor. Hele benim gibi dini hakkında çok şey bilmiyorsa, tökezliyor. Ulaşmak isterken uzaklaşıyor. Bu konularda danışacak güvenilir ellere, samimi gönüllere ihtiyaç duyuyor. Tarikat, nefis terbiyesi, güzel ahlaklı olmak gibi şeyler insanı bu hale ulaştırır mı? (Nesin Aktan)CEVAP: Tarikat din değildir. Tasavvufun örgütlü şeklidir. Tarikat, temelde iyidir ama mürşit denilen kişiler bunu iyi de temsil edebilirler, kötü de. Bugün mürşit diye ortaya çıkanların çoğu bilgisiz ve bağnaz insanlardır. Bunların kimi dinden anlamaz, her şeyi mubah gören sapık bir tutum içindedir. Bir kimsenin kâmil mürşit olabilmesi için önce dini iyi bilmesi ve bir mürşidin önünde eğitim görüp Hak aşkıyla pişmesi gerekir. Yoksa öyle ortaya adam salıp mürit toplayanlar, örgütlerini genişletmeye çalışanlar tamamen iktidar peşinde, dünya peşinde olan kimselerdir. Onlara aldanmamak gerekir.Girdiğiniz tarikatın yanlışlarını görürseniz derhal dönersiniz. Dinin temel ögelerine aykırı işler yapanların yanında kalmak vebal getirir. Oradan ayrılmak da insana zarar getirmez. Bu, onların kendi propagandalarıdır. Ama ermiş, Hak aşkıyla pişip olgunlaşmış, aydın bir mürşidin yanından ayrılmak doğru değildir. Hele ona iftira etmek günahtır. Allah’a ulaşmak için ille de tarikata girmek şart değildir. Gönül de sende, aşk da sende, Allah da senin içinde, her şeyden daha çok sana yakındır O. Kaf Suresi’nde Allah’ın, insana can damarından yakın olduğu vurgulanmaktadır. Bakın şair bu durumu nasıl anlatmış:Sağ-u solum gözler idim Dost yüzünü görsem deyuBen taşrada arar idim, Ol can içinde can imiş. İşit Niyazi’nin sözün Bir nesne örtmez Hak yüzünHak’tan ayân bir nesne yok Gözsüzlere pinhan imiş.
SORU: Bir İngiliz kızıyla evliyim. Boşanmayı düşündüğüm sırada eşimin yedi haftalık hamile olduğunu öğrendim. İngiltere’de İslam ahlakına uygun çocuk yetiştirilebileceğine inanmıyorum. Kürtaja başvursak doğru olur mu? (Cem Görgülü)CEVAP: Asla böyle bir şeyi yapma ve dünyaya gelmek isteyen bir ruha engel olma. Onun nasıl yetişeceğini bilemezsin. Belki senden de iyi olur. Niçin İngiliz kızıyla evlendin? Demek ki bu senin kaderin. O halde yazıktır, çocuğa engel olma, kadere teslim ol. İstersen çocuğunu getirip Türkiye’de yetiştirirsin. Sen Hakk’a tevekkül kıl, sonuca razı ol, inşallah sonu iyi olur.*****Allah’ın rahmetiSORU: Peygamberimize Allah’ın rahmetini dilemek günah mı? (Erdoğan M.)CEVAP: Gelenekte Peygamber’in ismi anıldığı zaman ona salat ve selam edilir. Ama ona rahmet dilemenin de bir sakıncası yoktur. Nitekim bir bedevi, Peygamberimizin yanında, “Allahım, bana ve Muhammed’e rahmet eyle” diye dua etmiş, Peygamberimiz ona, “Sen geniş olan Allah’ın rahmetini daralttın” demiştir. Yani rahmeti sadece iki kişiye tekelleştirmemesini, herkes için rahmet dilemesini anlatmak istemiştir.***Namaza engel yokSORU: Âdet döneminde oruç tutulur, namaz kılınır mı? (Gülşen Dağıstan)CEVAP: Âdet döneminde oruç da tutulur, namaz da kılınır. Bu dönemde zorluk çeken orucunu yiyebilir. Çünkü hasta hükmündedir. Ama namaza hiçbir engel yoktur. Âdet döneminin her zamanında kadın özürlü sayılır. Abdestini alıp namazını kılar. Bu konuda Kur’ân’da bir yasak yoktur. Sadece o durumda bulunan kadının kocasına, kendisiyle ilişkide bulunması yasaklanmıştır. Şayet koca ilişkide bulunursa kadın değil, erkek günah işlemiş olur.***Bir okur mektubuOkuduğum kitaplarınızdan çok faydalı bilgiler edindim. Objektif ve herkesin anlayabileceği şekilde yapmış olduğunuz yorumlarınız dinimiz hakkındaki bilgimi daha da arttırdı. Sorulara vermiş olduğunuz açıklayıcı ve aydınlatıcı cevaplarınız için size teşekkür etmek istedim. Mine Zahler
SORU: Gelecek yıl hac vazifemi yerine getirmek niyetindeyim. Hacdan gelince başımı kapatmam zorunlu mu? Kur’ân’daki örtünme kavramını açıklar mısınız? CEVAP: Baş örtüsünün hac ile ilgisi yok. Baş örtüsü Kur’ân’ın emri, hacca gitsen de gitmesen de o emir geçerli. Hac ile geçerlilik kazanmıyor. Sizin kapatmamanız dinen bir kusur olsa da o sizinle Allah arasında bir şeydir. Allah, kulunun hatalarını bağışlar. Siz hacca gidebilirsiniz, geldiğiniz zaman başınızı kapatmazsanız şimdiki durumunuz ne ise yine odur. Çünkü hacca gitmekle baş örtüsü ayrı bir öncelik kazanmaz. İşin aslına bakarsanız günümüzde baş örtüsü, 14 asır önceki gibi kadını koruyucu özelliği taşımaz. Örtünme emri Kur’ân’da iki yerde geçer. Ahzâb Suresi’nin 59’uncu ayeti: “Ey Peygamber, eşlerine, kızlarına ve inananların kadınlarına söyle, (dışarı çıktıkları zaman) örtülerini üstlerine salsınlar, onların tanınıp incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.” Nur Suresi’nin 31’inci ayeti: “İnanan kadınlara da söyle: ‘Bazı bakışlarını kıssınlar, ırzlarını korusunlar. Süslerini göstermesinler. Ancak kendiliğinden görünenler hariç. Himâr(başörtü)lerini (göğüs) yırtmaçlarının üstüne koysunlar. Süslerini kimseye göstermesinler. Yalnız kocalarına, (aile bireyleri sayılıyor) gösterebilirler.” Bu iki ayette kadının, başını örtmesi emredilmektedir. Namaz kılmak, oruç tutmak nasıl bir emirse bu da öyle bir emirdir. Ama Müslümanlığın ön koşulu değildir. Müslümanlığın ön koşulu tevhiddir. Allah’ın birliğini ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini kabul eden kimse muvahhid ve Müslüman’dır. Kur’ân’ın emirlerini uygulamak gerekir. Uygulamayan hatalıdır ama Kur’ân’ı inkâr etmedikçe dinden çıkmaz. Baş örtüsü takmak bir Kur’ân emrini uygulamaktır. Bunu herhangi bir sebeple uygulamayan, hükmü bile bile inkâr etmedikçe yine Müslüman’dır, “Kur’ân’da başörtüsü diye bir şey yoktur, baş örtüsü erkeklerin baskısı sonucu kadınlara dayatılmaktadır. Böyle bir din hükmü olamaz” gibi laflar eden, Kur’ân’ın buyruğunu reddetmiş ve büyük günaha girmiş olur. Kişi dilerse Kur’ân’a uyar, dilerse uymaz. O kendi tercihidir ama tümden inkâr eder, hatta bununla mücadeleye kalkarsa 1 milyar Müslüman’ın inancıyla mücadeleye girmiş olur ki kanaatimce bunun vebali büyüktür.
SORU: “Adem, halifelik makamına yüceltilen ilk insandır” başlıklı yazınızda, insanın ruhunun bedeniyle birlikte yaratıldığını söylüyorsunuz. Bezm-i Elest’te “Rabbiniz ben değil miyim?” hitabına muhatap olan ruhlar değil mi? Bedenler ortada yokken ruhlara bu şekilde Allah’ın hitap etmesi, ruhların daha önce yaratılması anlamına gelmiyor mu? (Hikmet Gül)CEVAP: Sözünü ettiğiniz A’râf Suresi’nin 172’nci ayeti, maalesef asırlarca önyargılarla çarpıtılmış, taşımadığı anlamlar kendisine yüklenmiştir. Şimdi ayeti, önyargısız olarak okuyalım: “Rabbin, Ademoğullarından onların bellerinden zürriyetlerini almış ve ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ diye onları kendilerine şahit tutmuştu. ‘Evet, (buna) şahidiz’ dediler. Kıyamet günü, ‘Biz bundan habersizdik’ demeyesiniz.” Ruhlar âleminden veya Adem’den söz ediliyor mu? Hayır. Burada Ademoğullarının zürriyetlerinin, bellerinden alındığı ve tohum halinde bulunan zürriyetlere, Allah’ın, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” diye hitap ettiği, onların da “Evet Rabbimizsin” diyerek bunu kabul ettikleri anlatılmaktadır. Sağlam bir hadis yokBu soyut mana Allah ile insan tohumları arasında bir diyalog biçiminde canlandırılarak somutlaştırılmıştır. Kur’ân’da soyut anlamların diyalog halinde canlandırıldığı örnekler çoktur. Ayette anlatılan, insanın tohumuna yani sperm denilen çekirdeğine Allah’ı tanıma eğiliminin konulmuş olduğudur. İnsan bu eğilimle yaratılır. Doğasına bu eğilim katıldığı gibi ayrıca doğru yolu bulması için ona peygamberler gönderilmiş, onlar aracılığıyla kitaplar indirilmiştir. Niçin bunlar? Ta ki insan bundan sonra Yüce Divan’a çıktığında Allah’ı tanımamış veya O’na tapmamış olmasına bir bahane bulmasın. İşte ayette anlatılan budur. Ne ruhlar âleminden, ne ruhların cesetlerden önce yaratılmasından söz edilmez. Bu hususta herhangi bir sağlam hadis de yoktur. Bu anlam İbn Hazm ile birlikte ayete yüklenmiş ve ondan sonra hep bu Elest Bezmi öyküsü kitaplara girmiştir. Ama ne ayette, ne de hadiste böyle bir ifade yoktur.
Soru: İnsanlar fiziki olarak eşit ya da benzer yaratılmıştır. Ancak kimi çocuk Müslüman bir ailede, kimisi de ateist bir ailede dünyaya gelmektedir. Hayata eşit başlamıyorlar. Müslüman çocuğun Allah'ı tanıması, iman etmesi ne kadar kolaysa diğer çocuğun, özellikle İslâm coğrafyası dışında yaşayanların Allah'a iman etmesi o kadar zordur. Bunun hikmeti nedir? Cevap: İsra Suresi'nin 15'inti ayetinde Allah'ın, peygamber gönderip uyarmadıkça hiç kimseyi cezalandırmayacağı vurgulanır. Buna göre İslâm tebliğini yeterince duymamış insanlar, dinin emirlerinden sorumlu değillerdir. Nitekim İslâm'dan önceki ara dönem insanlan da geleneksel eylemlerinden ve inançlarından sorumlu sayılmazlar. Sorumluluk ancak gerçeklerin duyurulup anlatılmasından sonra başlar."İnsanlardan kimi neden inançlı ortamda, kimi aksi ortamda yaratılır?" sorusunu Allah'ın hikmetine havale etmek gerekir. Ama ruhların bedenden bedene geçtiğine inanan reenkarnasyoncular, bunu insanın daha önceki yaşam biçimine bağlarlar. Bizim kanaatimize göre Allah, her ruhu kendisi için en uygun ortamda dünya yaşamına getirir. Onun için en uygun anne baba kimse onları seçer. Bu seçim Allah'a aittir. Hikmetini ve içyüzünü de sadece O bilir.Geleceği yalnız Allah bilirSoru: Hz. Muhammed'in, "Benim ümmetimin ömrü 1400 seneyi geçmeyecek" dediği bir hadisi var mıdır? (Serap Yalın)Cevap: Hz. Peygamber'in öyle bir hadisi yoktur. Bu tür sözler, Hz. Peygamber'e iftiradır, uydurmadır. Çünkü bunlar Kur'ân'a aykırıdır. Kur'ân, kıyametin ansızın kopacağını ve onun vaktini Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceğini vurgulamaktadır. Aynca Kur'ân, geleceği Allah'tan başka kimsenin bilmeyeceğini de vurgulamıştır. Bu durumda Hz. Peygamber, nasıl ümmetinin ömrünün şu kadar yıl olacağını, kıyametin şu zamanda kopacağını söyler? Bu, kendisinin tebliği ettiği Kur'ân'a tamamen terstir. Böyle uydurmalardan Allah'a sığınırız.Vitir namazı kaza edilir mi?Soru: Yatsı namazını kaza ederken vitir namazı da kaza edilmeli midir? Edilirse bunun zorunluluğu nereden kaynaklanıyor? (Murat Işın)Cevap: Vitir namazı sünnettir. Kaza, farzlara mahsustur. Yatsı namazının kazasını kılarken vitiri de kaza etmek gerekir diye bir yükümlülük yoktur. Ama siz isterseniz istediğiniz kadar namaz kılarsınız. Kaza namazları hakkında yakında çıkacak olan "Soru ve Cevaplarla İslâm" adlı eserimi okursanız her sorunuzun yanıtını bulursunuz.
SORU: Bazı surelerde birçok secde ayeti var. Bu sureleri okurken secde ayetini de tekrarlamak zorunda kalıyorum. Her okuyuşta secde yapmak gerekiyor mu? (M. Ali)CEVAP: Ezberlemek için okuyan kimsenin secde etmesi gerekmez. İstediğiniz kadar okuyun, sonra kalkıp hepsi için bir secde edersiniz. Aslında secde ayetlerini duyunca secde etmek kesin bir hüküm değil, bir yorumdur. Çünkü ayetlerde evrenin Allah’a boyun eğdiği veya meleklerin yahut müminlerin secde ettikleri belirtilir. İşte bununla uyumlu olarak okuyanın veya duyanın da secde etmesi uygun görülmüştür. Ayrıca Peygamberimizin bu ayetleri okuduğunda secde ettiği, arkasındaki arkadaşlarının da secde ettikleri hadislerde anlatılmaktadır.Hanefilere göre secde ayeti okuyan veya dinleyen kimsenin secde etmesi vacip (gerekli), diğer mezhep imamlarına göre sünnettir. Hanefilere göre secde ayetinin namazda okunmasıyla namaz dışında okunması arasında fark vardır. Namazda secde ayeti okuyan, eğer okumasının bitmesine üç ayetten çok varsa hemen tekbir alıp secde eder. Namaz dışında secde ayeti okuyan kimsenin derhal secde etmesi gerekmez. Hayatının sonuna dek ertelese dahi günahkâr olmaz ise de özürsüz olarak ertelemek hoş değildir.Secdenin gerekmesi için ayeti bizzat okumak veya ergenlik çağına ulaşmış, akıllı birinden dinlemek gerekir. CD’den veya televizyondaki bant yayınından dinlemek secdeyi gerektirmez. Secde ayeti aynı mecliste ne kadar tekrar edilse hepsi için bir secde yeter. Ancak değişik yerlerde okununca her biri için ayrı secde gerekir. Şafiîlere göre secde ayeti okuyup da secde etmek istemeyen kimsenin dört kez, “Subhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illâllahu vallahu ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm: Allah’ı eksikliklerden tenzih eder, O’na hamdederim. Allah’tan başka tanrı yoktur. Allah en büyüktür. Kuvvet ve kudret ancak yüce ve ulu Allah’ın yardımıyla olur” okuması, secde yerine geçer. Nitekim camiye giren kimse iki rekât tahiyyetu’l-mescid (mescidi selamlama) namazı kılar. Bu namazı kılmayan kimsenin de dört kez, “Subhânellâhi velhamdü lillâhi velâ ilâhe illâllahu vallahu ekber velaâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm” okuması yeterli olur. Secde tam namaz olmadığı için abdestsiz de yapılabilir. Maksat Allah’a saygıyı belirtmektir.