SORU: “Rüzgar nereye sürüklerse oraya” misali yaşıyorum. İsyan ediyorum, kendimi alkole verdim. Hayatımda ilk defa Ramazan ayının gelmesinden korktum. “Ya zamanın kutbu, ya zamanın kutbu” diye çok seslendim, “Rabbim birini vesile kıl, ya da sen yol göster” diye çok yalvardım. Özellikle son zamanlarda isyanlarım daha ağır olmaya başladı. Bana yardım etmenizi rica ediyorum. (Gökhan Yanardağ)CEVAP: Yüce Allah, Muhammed Suresi’nde “Siz Allah’a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder” buyurmaktadır. Kişinin Allah’a yardımı, O’nun yasalarının ve iradesinin gereklerine uyması, Allah’ın isteğinin yürümesine yardım etmesidir. Herkes Allah’ın buyruklarına uyarsa Allah’ın din iradesi egemen olur. İşte bu suretle insanlar Allah’a yardım etmiş olurlar. İyi bil ki her yaratık, adım adım bedensel hayatını tamamlamakta ve ilahi mahkemeye yaklaşmaktadır. Ondan kurtuluş yoktur. Nedir alkol, nedir zina, nedir kumar, nedir şehvet? Şeytanın istekleri, Allah’a baş kaldırma. Bunu yapan Allah’a zarar mı verir? Hayır, sadece kendisine zarar verir. Çünkü işlediği suç kendisini sarmakta, kendisinin cehennemi olmaktadır ama o bunun farkında değildir. O göze cazip gelen şehvet kışkırtıcılar, gönül gözüyle bakılsa birer iğrenç yaratıklardır. Kendine acı, ruhuna acı! Ramazan’dan niye korkuyorsun? Allah için zaman mı var? Her gün O’nun gözetimi altında değil misin? Yazıktır, içkilerle, günah kadınlarının peşine düşmekle ruhunu kirletme, dinini tanı, Allah’ını tanı, O’nu kızdıracak şeyleri yapma. Yaptığın her kötülük, her günah, ruhunda manen azap, yılan, akrep, ateş olmaktadır. İnsanlar görünüşe aldanıyorlar çünkü işlerin içyüzünü görmüyorlar. Ruhun ebediliğine ve ahiret mahkemesine inanan kimse, bile bile günahlara dalmaz, nefsin dizginini salmaz. Şunu da iyi bil ki Allah’ın rahmeti boldur. Kendisine yönelen kulunu, ne kadar günahkâr olursa olsun bağışlar, hatalarını siler. Kötü olan, bile bile günahta ısrar etmektir. “Bir kez Allah dese aşk iyle lisan, Dökülür cümle günah misl-i hazan.” Zamanın kutbuna da rastlasanız size aynen bunları söyleyecektir. Allah doğru yolda yardımcınız olsun.
* Dünden devam2 Ocak Salı günü saat 14.00’te Din Ataşeliği’nde bayramlaşma vardı. Fakat izdihamdan ötürü ancak saat 16.00’da ataşeliğe gelebildik. Yemekler yenmiş, bayramlaşma yapılmıştı. Orada bazı milletvekilleri, genel müdürler gördüm. Devlet Bakanı Cemil Çiçek de oradaydı. Ben henüz yemek yenmediğini sanıyor, yemeğin geleceğini bekliyordum. Yemek gecikince dedim ki: “Harput Müftüsü Kemal Efendi, oğlu Naimi Efendi ile birlikte Palu’ya gitmişler. Hayli de acıkmışlar. Ev sahibi bey de misafirlerine yemek hazırlamak üzere başka bir köyden et ısmarlamış. Kemal Efendi hazırda ne varsa onu getirmelerini rica etmişse de ev sahibi, ‘Tamam Müftü Efendi şimdi hazır olur’ demiş. Açlık Kemal Efendi’nin canına tak edince ellerini kaldırmış: ‘Sahib-i hanede yok bir faide, Rabbena enzil aleyna Maide (Ev sahibinde bir fayda yok, Rabbimiz bize gökten bir sofra indir)’ deyivermiş.” Ben bu fıkrayı anlatınca sayın Ali Bardakoğlu, görevliye, “Hocam ikinci bir fıkra anlatmadan yemeği hazırlayın” dedi. 1.5 SAAT YÜRÜDÜMBizim için kurulan sofrada yemeklerimizi yedik, akşam namazını kıldıktan sonra başkanın tahsis ettiği arabayla otele hareket ettik. Ama çok kalabalık. Trafik tıkalı. Şoför aynı yerleri iki kez döndüğü halde bir türlü otel yoluna giremedi. Çünkü yollar kapatılmıştı. Bunaldım, arabadan indim, yol hayli uzaklara düştüğü için ancak bir buçuk saat yürüdükten sonra otele gelebildim. 3 Ocak Çarşamba günü otobüslerle Medine’ye hareket ettik. Medine de kalabalıktı. Resulullah’ın mescidinde iki gün, beş vakit namazı kıldık. Döneceğimiz gün erkenden gidip Hz. Peygamber’in Ravzası’nda namaz kıldım, Kur’ânokudum. Kendisine arz-ı niyaz ile veda ettim. 6 Ocak Cumartesi günü Medine Havaalanı’ndan hareketle saat 23.00 sularında İstanbul’a vardık. Allah herkesin haccını rızasına uygun kılsın.
Dünden devamİnsanlar, haccın sevabını korumak için nefislerini frenlemeye çalışıyor, hoşgörülü davranıyorlar. Yoksa normal zamanlarda bu tür itiş-kakışlar kavgalara neden olabilir. Ama burada biri diğerini biraz incitecek olsa arkasını sıvazlıyor, incinen kişinin de hemen öfkesi sevince dönüşüyor. Aldırmıyor, gülümsüyor. Değişik diller konuşan bu mahşeri kalabalık, ayrı sözlerle aynı anlamı Allah’a arz ediyorlar. Lisanlar ayrı, amaçlar, manalar bir: Allah’ın sevgisine, rızasına hoşnutluğuna ermek. İnanılmaz bir gönül huzuru, bir kardeşlik ruhu var. Kalabalıktan kadınlar erkeklerle yan yana. Bazı yerlerde ayrılıyorlar ama çoğu yerde erkeklerin aralarında, önlerinde kadın safları var. Normalde kadınla erkeğin aynı safta aynı namaza durması caiz değildir ama burada bu ayırımı yapmak mümkün değil. Onun için geleneğe son derece bağlı olmalarına karşın Suudlular, bu konuda müdahale etmiyorlar. Elbette kadının da ibadet hakkı var. O da erkeğin yanında Mescid’de oturuyor, Kur’ân okuyor, zikrediyor, namaza duruyor. Buradaki durum, tıpkı ahiretteki mahşeri andırıyor. Herkes kendi derdiyle meşgul. İnsanlar birbirlerine kadın veya erkek gözüyle bakmıyor, insan gözüyle bakıyor. Tıpkı Abese Suresi’nin sonunda anlatılan mahşer tablosu canlanıyor: “33- Çarpınca kulakları sağır eden o gürültü geldiği zaman, 34- İşte o gün kişi kaçar: Kardeşinden, 35- Anasından, babasından, 36- Eşinden ve oğullarından. 37- O gün, onlardan her kişinin, kendisine yeter derecede işi vardır. 38- Yüzler var ki o gün parıl parıl, 39- Güleç, sevinçli. 40- Yüzler de var ki o gün tozlanmış. 41- Onları karanlık bürümüş (öylesine üzgün, öylesine dertli).” Cumaya rastlayan arife gecesi, saat 12’den sonra ihramlarımızı giyip Arafat’a hareket ettik. Arafat soğuktu. Hiç Mekke’de ve Arafat’ta bu kadar soğuk görmemiştim. İhtiyaten iki battaniye almıştık. Ayrıca Diyanet Hac Organizasyonu da her birimize birer battaniye vermişti. İhramların üstüne battaniyeleri çektik, büzülerek çadırımızda oturduk, çevremizde toplanan güzel insanlarla sabaha kadar sohbet ettik. n Devam edecek
2006 yılı hac mevsimi de geride kaldı. Ben de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın davetlisi olarak kutsal topraklara gittim. Benimle beraber iki selefim sayın Lütfü Doğan ile sayın Dr. Lütfü Doğan da oradaydı. Masraflarını karşılamak suretiyle oğlu Muharremi de götürdüm. Saat 11.15’te İstanbul’dan havalanan uçağımız 2 saat 55 dakikada Cidde’ye indi. Burada uzunca bir zaman bekledikten sonra Mekke’de Ecyad Otel’e geldik. Temiz bir oteldi. O gece Muharrem’le beraber tavaf ettik. Yalnız hac olağanüstü derecede kalabalıktı. Arife günü cumaya rastladığı için Hacc-ı Ekber kabul edilen bu yılki hac için rağbet çok fazlaydı. Arap ülkelerinden pek çok kişi hacca gelmişti. 3 milyonun üstünde hacı olduğunu söylüyorlardı. Edindiğim bilgiye göre Diyanet İşleri Başkanlığı Türkiye’den 130.000 hacı getirmiş. Ayrıca Almanya’dan gelenlerle ve özel şirketlerle gelenler bu sayıya dahil değil. Toplam Türk hacı sayısı 200 bini geçiyor. Kâbe çevresinde iğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalık var. 1.5 SAAT ÖNCE GELDİKNamazdan bir buçuk saat önce Mescid-i Haram’a geldiğimiz halde yine de yer bulmakta zorlandık. Zaten namaza 1 saat yahut 45 dakika kala Mescid-i Haram’ın içine girmek mümkün değil. Bir an gaflete düşüp de tökezleyen olursa Allah korusun ezilip gidebilir. Gruplar halinde el ele tutuşup topluca tavaf eden Afrikalı iri adamlar, transatlantikler gibi insanı öteliyorlar. Arkadan gelenlerden kimi elleriyle öndekini tutuyor veya farkında olmadan itiyor. Ben zaten hastaydım. Ziyaret veya veda tavafını yapıyordum, bir de baktım arkamdan iki el omzuma çöktü. Beni destek yapıp dolaşmak isteyen birinin elleriydi bunlar. Ben kendimi zor dolaştırıyorum, bir de bu adamın omuzuma abanan ellerini mi taşıyacağım? Hemen sağ elimle adamın elini tutup omzumdan aşağı indirdim. Gerçi bunu yapan farkında değil ama özellikle orada insanları incitmemek, şunun bunun ayağına basmamak, bastığı yere dikkat etmek gerekiyor. * Devam edecek
SORU: Hıristiyan bir komşum var. Yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmez. Geçen hafta o da namaza başladı. Tabii ki sizin sayenizde. Vatan Gazetesi’nin promosyonu olan kitabınızı okuması için kendisine vermiştim. Orada soru soran bir okurunuza, kitap ehli bir kadınla Müslüman bir erkeğin evlenebileceğini yazmışsınız ve kitap gelen her dini kabul etmemizi fakat en son inen Kuran’ın emirlerini yerine getirmemiz gerektiği ve buna benzer soru ve yanıtları okumuş, etkilenmiş. Ben de kendisine namazın kılınış şeklini yazarak verdim. Ne kadar başarılı oldum bilemiyorum ama kendisi son derece memnun. Geçmişte Hıristiyanların da namaz kılıp oruç tuttuğunu öğrenmiş. Ben de namaza yeni başladığım için çok şey bilmiyorum. Komşuma nasıl yardımcı olabilirim?CEVAP: Hıristiyan komşunuzun namaza başlaması ne güzel. Eğer bunda benim payım varsa kendimi bahtiyar sayarım. Şunu iyi bilin ki, bütün peygamberlerin temel mesajı ortaktır: Allah’a kulluk, salih amel, güzel ahlâk ve ahirete kesin iman. Peygamberler insanları bu hedeflere yönelten Tanrı elçileridir. Onlar birbirlerine saygılıdırlar. Bir sonra gelen, bir önceki peygamberin izinde olduğunu vurgulamıştır. Arkadaşınıza “İlahi Dinlerin Ruh Birliği”, “İslâm’da Güncel Tartışmalar” ve “Görünmez Âlemin İzleri” adlı eserlerimi okumasını tavsiye ederim. Bu eserler ona ışık tutabilir, daha da bilinçlenmesine yol açabilir.Sünnet ve farzlarSORU: Peygamberimizin sünnet namazlarını hiç camide kıldırmadığı, hep evinde kendi başına kıldığını, bir internet sitesinde okudum. Camide sadece farz rekâtları kıldırdığı ifade ediliyor. Bu durumda namaz bölünmüş olmuyor mu? CEVAP: Peygamberimizin camide hiç sünnet kılmadığı sözü doğru değildir. Genelde farz olmayan, kendiliğinden kıldığı namazları evinde kılardı. Camide cemaatle kıldırdığı namazlara farz, kendi başına kıldıklarına da sünnet denmiştir. Ama zaman zaman camide de sünnet namazları kılmıştır. Mesela Teravih namazını iki-üç gün camide kendi başına kılmış, bunu görenler de camide tek başına namaz kılmışlar. Peygamberimiz cemaatin git gide arttığını görünce bu namazı herkesin evinde kılmasını emretmiştir.
SORU: Gece namazlarını 12 rekât olarak kılıyorum. Bazen 18-20 rekât oluyor. Bu namazları hiç uyumadan kılıyorum. Namaz vakti gelene kadar televizyondan açık oturum programlarını izliyorum. Bu kıldığım, gece namazı yerine geçiyor mu? CEVAP: Gece namazı, gecenin ortasında kılınan namazdır. Kendini dine verenler geceleyin, seher vakti denilen zamanda kalkıp namaz kılar, ibadet ederler. Çünkü gece namazı ruhu arındırmada, huzur vermede çok etkilidir. Ama ille de uyumak şart değildir. O vakte kadar uyumayan ve o saatte namazını kılan, zikrini yapan kişi de gecesini ibadetle ihya etmiş olur. Ancak o vakte kadar uyumayıp gece namazını kılarlar ama yattıktan sonra sabah namazına kalkamazlarsa kötü olur. Çünkü sabah namazı, gece namazından da önemlidir. Peygamberimiz, “şafak atınca kılınacak iki rekât namaz, benim için dünyadan ve tüm dünya nimetlerinden üstündür” buyurmuştur. Ayrıca izlediğiniz programlar insanın kafasını meşgul eder. O durumdan sonra da namaz kılmanın pek huzurlu olacağını sanmıyorum. Uyuduktan sonra kalkıp namaz kılmanın esprisi de burada işte. Çünkü uyuyunca kişinin zihninden dünya düşünceleri, dertleri, tasaları silinir. Daha zinde bir kafa ve huzurlu bir gönülle kalkıp ibadet eder. Onun için Müzzemmil Suresi’nde gece namazının daha etkili ve huzurlu olduğu vurgulanmıştır.Tüm ayetler önemlidirSORU: Namazdan sonra günahlarımın bağışlanması için dua ediyorum ve hemen arkasından da Haşr Suresi’nin son üç ayetini okuyorum. Bu üç ayeti namazda Fatiha Suresi’nden sonra da okuyabilir miyim? CEVAP: Haşr Suresi’nin son üç ayetini her zaman okuyabileceğiniz gibi namazda Fatiha’yı okuduktan sonra da okuyabilirsiniz. Ancak bunu alışkanlık haline getirmek bence çok uygun değildir. Bir kere falan filan ayetlerin falan filan zamanda okunmasının şu kadar sevap olacağı hakkındaki söylentiler abartılıdır. Bu sözleri Hz. Peygamber’in söylediği kesin değildir. Ayrıca bu alışkanlıktan Kur’ân’ın diğer sure ve ayetlerini dışlama anlamı da çıkabilir. Kur’ân’ın her ayeti ve suresi önemlidir, hepsi birbirinden güzeldir. Kur’ân’ın neresinden okursanız sevap alırsınız. Hepsi vahiy kelâmıdır.
SORU: Köşenizde begegeçer (BG) yerine Türkçe’de olmayan çarpı enini (işaret) koyuyorsunuz. Bir okur olarak döleksiz oluyorum. Ancak çok arı ve duru bir Türkçe ile yazıyorsunuz. Bu nedenle sizi kutluyorum. Ancak fakültede edebiyat eğitimi almama karşın işa, teheccüd, nisa, rekât, tesbih etmek, istiğfar, zariyat, müzzemmil sözlerinin anlamını bilmediğim için bana pek bir şey ifade etmiyor. Bunların Türkçe karşılıklarını da verirseniz daha iyi olur diye düşünüyorum. (O. T.)CEVAP: Değerli okurum, ben 70 yaşındayım ama sizin Türkçe dediğiniz sözcükleri bir türlü anlayamadım. “Begegeçer” ne demek? “Döleksiz” ne demek? Bu yazdığınız şeyler Türkçe mi? Eğer Türkçe ise kesinlikle sokaktaki insan bu sözcükleri anlamaz. Öyle ise bu sözcükleri kullanmanın ne yararı var? Böyle sevdalar tutmaz, boş uğraşlardır bunlar. Türkçe’yi kabile diline döndürür ve dünyada bulunan 250 milyon Türk’ü birbirini anlamaz duruma düşürmekten başka bir işe yaramaz. Şimdi gelelim sizin anlamadım dediğiniz, Türkçe karşılıklarını istediğiniz sözcüklere. Naziat, müzzemmil, tesbih, rekât bunlar özel isimler, terimlerdir. Her bilimin terimleri olur. Naziat ve müzzemmil, Kur’ân-ı Kerim’in iki bölümünün adıdır. Kur’ân kelimesi de Türkçe değil, isimdir ama Türkçe olmadığı için değiştirelim mi? Martin Luter de Türkçe değil, Almanca isim. Değiştirmemiz mi gerekir? Her ne demekse döleksizlenmeyin lütfen. Eleştirilerinize her zaman açık olduğumu bilmelisiniz.İtikaf, farz mıdır yoksa sünnet mi?SORU: İtikaf kelimesi ne anlama gelmektedir? (Mehmet Yayıltı)CEVAP: İtikaf, Ramazan ayında özellikle son üçte birinde ibadet amacıyla tenha bir yere çekilmek, dünya işlerinden uzak durup sadece ibadetle, zikirle meşgul olmak demektir. Bu sünnettir. Peygamberimiz, Ramazan’ın son on gününü itikafla geçirirdi. Kendisinden sonra hanımları bu sünneti sürdürdüler.
SORU: Her nedense gazetelerde şeriat; kara çarşaflı kadınların, cübbeli ve uzun sakallı erkeklerin fotoğrafları verilerek anlatılıyor. Gerçekte insanlara şeriatın ne olduğunu doğru dürüst açıklamak gerek. Siz, bu konuya değinirseniz, tüm Müslümanları bilgilendirmiş olursunuz. (Eray Akbaş)CEVAP: Şer ve şürû: ağzıyla su almak, şeri’at: suya inilen patika yoldur. Kaynaktan su alma yolu anlamına gelen şeriat, vahye dayalı hukuk düzeninin adıdır. Meşru, yasal; gayrimeşru yasal olmayan, kanuna aykırı demektir. Dinsel hukuk sisteminin tümüne şeriat denilir. Kur’ân’ın tanımına göre Kur’ân ile vahyedilen din kuralları şeriatı oluşturur. Maide Suresi’nde Allah’ın, her ulusa bir şeriat ve minhac verdiği belirtilmektedir. Şeriat genel din kuralları, minhac ise şeriatın yüksek ahlakıdır. Şeriat yasal düzen, minhac bu düzeni uygulama yöntemi olarak tanımlanabilir. Abdullah ibn Abbas’ın, şeriatı (Kur’ân’ın belirlediği) anayol, minhacı da sünnet olarak açıkladığı rivayet edilir. Buna göre şeriat, Kur’ân’ın temel yasaları, minhac da (yani sünnet) onun yönetmeliğidir. Şeriattan daha genel bir anlam taşıyan din ise iman, ibadet, muamelat ve ahlaktan oluşur. Şeriat, dinin tamamı değil, ibadet ve muamelat bölümüdür. Kur’ân’da ne sakaldan, ne cüppeden söz edilir. Çünkü bunlar görünüştür. Oysa Kur’ân’da şeriat, özdür, içtenliktir, ihlastır, güzel ahlaktır. Peygamberimiz, “Allah sizin şekillerinize değil, gönüllerinize bakar” buyurmuş ve asıl dinin gönülden Allah’a bağlılık olduğunu vurgulamıştır. Kur’ân’da Allah’ın gönüllere baktığı, kafadaki düşünceleri bildiği vurgulanır. “O, gönüllerin taşıdığı düşünceleri bilir.” Bunun anlamı şudur: Gönlünüze dikkat edin, içinizde yanlış düşünceler taşımayın, ruhunuzun kirlenmesine yol açacak düşünceleri içinizden atın. Din mazahir değil, mazamirdir yani dinin ruhu şekil, görüntü değil, içtir, temiz düşüncedir, iyi niyet, güzel ahlaktır. Peygamberimiz, üç defa kalbine işaret buyurarak, “Takva işte buradadır” diyerek dinin esasının gönülden Allah’a bağlılık olduğunu vurgulamıştır. Kur’ân düzeni, olgun ahlak düzenidir, kin tutmama, başkasını hor görmeme, böbürlenmeme, gurura kapılmama, bencil olmama, başkalarını kendi canına yeğleme düzenidir. Tek kelime ile Kur’ân düzeni kardeşlik, insanlık düzenidir.