Organ bağışlamak yardım bekleyeni minnettar eder

11 Aralık 2006

Hamilelik döneminde Hepatit B’ye yakalanan okurum N. O., bana göndermiş olduğu uzunca mailinde, organ bağışının bu tür hastaları kurtarabileceğini, bundan dolayı insanlık adına halkı organ bağışına çağırmamız gerektiğini ifade ediyor. Maide Suresi’nde bir canı kurtaranın, bütün insanları kurtarmış gibi sevap alacağı belirtilmektedir. Ülkemizde fedakâr kişiler gerçekten de çok fazladır. Bir yakınına veya hastalığın pençesinde kıvranan, bir imdat elinin uzanmasını bekleyenlere yardımcı olmak Yüce Allah’ı memnun eder. Çok kimse vardır ki bir hastayı kurtarmak için tek böbreğini veya karaciğerinden bir parçayı verir. Hele ölümünden sonra organlarının toprakta çürüme yerine bir veya birkaç canın yaşamasına vesile olması için organ bağışlamak, hayata tutunmak için imdat eli uzanmasını bekleyenleri ebedi minnettar eder. Yaratıkları sevindiren, yaratanı sevindirmiş olur. İmkânı olanların organ bağışında bulunmasını tavsiye ederim.Sarhoşken namaz kılmak yasaklanmıştırSORU: Akşamları az miktarda alkol alan bir kişi vakit namazlarını kılarsa günaha mı girmiş olur? Yoksa kılmaması, kılmasından daha mı iyidir? Bu konuda bilgi verir misiniz? (M. Salih Helvacı)CEVAP: Herkesin bildiği gibi alkollü içki kullanmak haramdır, günahtır. Ama namaz kılmamak da ayrı bir günahtır. Sarhoşken namaz kılmak yasaklanmıştır. Sebebi de ne dediğini bilemeyeceği için o halde namaz kılan kişi dua edecekken sövebilir. Ama alkol almış olan kimse ne dediğini bilecek kadar ayık ise namaz kılabilir. Kılması da gerekir. Alkol almakla haram işlemiş olur ama bu, namaza engel değildir. Namaza engel olan, sarhoşluktur. Sarhoş değilse namaz kılabilir. Umarım bir gün ihlâs ile kıldığı namaz, kendisini alkol belasından da kurtarır.

Devamını Oku

Hoşgörülü olmak bir çok sorunu çözer

10 Aralık 2006

SORU: 34 yaşında 2 çocuk annesiyim. Eşimle çok önemli sorunlarımız var. Onun, yabancı uyruklu bir kadınla uzun zamandır beraber olduğunu öğrendim. Evliliğimiz bitme noktasına geldi. Bir tartışmamızda eşim bana, “seni boşuyorum, boşuyorum, boşuyorum” dedi. Bunu söylerken Kur’ân’ı da eline aldı. Tanıdığım bir hocaya bu durumu sordum. Yapılacak bir şey olmadığını, evliliğimizin bittiğini, eğer bundan sonra beraber olursak büyük günaha gireceğimi, zina durumuna düşeceğimi söyledi. İki çocuğum var. Babalarını çok seviyorlar. Bu durumda ne yapmalıyım? (C. H.)CEVAP: Öfkeyle ağızdan çıkan bir sözle kadın boşanmaz. Kadının boşanması ancak üç ayda tamamlanır. Kadın, kocasına üç bağla bağlıdır. Karısını boşamak isteyen önce ona, temizlik süresi içinde hiç ilişkide bulunmadan “seni boşadım” der. Ona yaklaşmaz. Kadın âdet görür, temizlenir, yine yaklaşmadan bir daha boşar. Kadın bir adet daha görür, üçüncü temizlik devresine girer. Adam bu süre içinde de yine ilişkide bulunmadan boşar ve kadın üçüncü âdetine girerse işte o zaman tamamen boşanmış olur. YENİ NİKÂH GEREKİRKocanız üç ay geçmeden bu sözünden vazgeçebilir. Bunun için “ben boşamadan döndüm, vazgeçtim” demesi yeterlidir. Ama sözünden dönmez ve üç ay geçerse o zaman yeni nikâh kıymak gerekir. Tamamen boşanmış olmak için her ayda bir boşama yapmak ve bu arada hiç ilişkide bulunmamak gerekir. İşte Kur’ân’-ı Kerîm’e uygun boşama böyle olur. Siz o hocanın sözüne bakmayın. Evet, klasik kitaplarda o yönde sözler söylenmiştir ama bunlar insanların kendi görüşleridir. Peygamberimiz öyle bir sözle söylenmiş olan boşamaları geçerli saymamıştır. Çünkü Kur’ân boşamanın bir defada söylenen sözle olamayacağını, sürenin hesap edilmesini, belki Allah’ın bu arada bir anlaşma imkânı çıkaracağını buyurmuştur. Siz eğer yuvanızın yıkılmasını istemiyorsanız hoşgörülü olun, çocuklarınızı düşünün. Kocanız da size dönsün. Böylece “boşadım” sözü geçersiz kalır.

Devamını Oku

İslam’ın kolaylığından yararlanalım

9 Aralık 2006

İhsan Sefer adlı okurum, çalıştığı işyerinde namaz için yeterli zaman verilmediğini, VATAN gazetesinde namaz vakitleriyle ilgili yazımın çoğaltılıp bölümlere dağıtıldığını, bu yazıdan bazı namazların birleştirilebileceği sonucunun çıkarıldığını söylüyor. Kendisi bunun ancak sefer ve hac gibi nedenlerle olabileceğini, iş zaruretinin buna girmeyeceğini belirtiyor. Okuruma özetle şunları söyleyebilirim: Peygamberimiz normal durumlarda bile zaman zaman öğleyle ikindiyi birleştirerek kılmıştır. Bu, sadece yolculuğa mahsus değildir. Hanefi mezhebi dışındaki ictihat okullarında soğuk, kar, yağmur, güvenlik nedenleriyle camiye gelinmesinin sakıncalı olduğu durumlarda da öğleyle ikindi, akşamla yatsı cem edilebilir. Ehl-i Beyt imamları da namazlarını genellikle cem ederek kılmışlardır. Yazılarımı dikkatle okumanız gerekir. Bütün delillerini verdim. VATAN gazetesinin promosyon olarak dağıttığı “İslâm İlmihali”ni inceleyin. Biz İmam Zeynelabidin’den veya İmam Cafer-i Sadık’tan daha mı iyi biliyoruz İslâm’ı? Bunlar Peygamber torunlarıdır. Niçin bu zamanda İslâm’ın kolaylığından yararlanmayalım?İbadet ruhu geliştirirBİR okurum diyor ki: “Ben 25 yaşında bir erkeğim. Ama kendi cinsimden hoşlanıyorum. Bu durumdan kurtulmak için ne yapmalıyım.” Cevabım şu: Kendi cinsinle yaşamak edepsizlik ve Lutçuluktur. Lut kavmi, bu yüzden helâk olmuştur. Bu kavmin öyküsünü Kur’ân’dan oku. İçinden gelen dürtüye engel olabilirsin. İnsan dünyaya ruhunu geliştirmek için geldi. Ruhu geliştirecek olan da sadece ibadettir.Üç ciltlik Kur’ân tefsiriSORU: Kur’ân’ı anlayacağım kendi dilimizde okumak istiyorum. Bana hangi eserinizi tavsiye edersiniz? (F. Bayazıt)CEVAP: Size 3 ciltlik Kur’ân tefsirimi okumanızı tavsiye ederim. Eserlerimi şu adresten isteyebilirsiniz: Yeni Ufuklar NeşriyatNuhkuyusu Caddesi No: 365 Bağlarbaşı-Üsküdar-İstanbul

Devamını Oku

Hiç kimse yetimin malını kendi çıkarı için kullanamaz

8 Aralık 2006

SORU: Kocam ve babası vefat etti. Yedi yaşında bir çocuğum var. Medeni Kanun’a göre eşimin babasından kalan miras payının tamamına çocuğum sahip. Ben bir anne olarak çocuğum reşit olana kadar bu mirası koruyup gözetmek, devamını sağlamak dışında hiçbir şey yapma hakkım olmadığını düşünüyorum. Ancak yakınlarım, ihtiyacım için kullanabileceğimi söylüyor. Annesi bile olsam yetim bir çocuğa ait mal veya parada kendi adıma tasarruf hakkım olmadığını düşünmekle hata mı ediyorum?CEVAP: Doğru düşünüyorsunuz. Sizin çocuğunuz yanınızda yetim durumundadır. Siz evlenirsiniz, evlenmezsiniz o başka bir mesele. Ama çocuğun malını korumakla yükümlüsünüz. Onu kendi çıkarınıza kullanamazsınız. Geliri size değil, çocuğa ait olmak kaydıyla onun malını çalıştırabilir, yatırım veya ticaret yapabilirsiniz. Fakat takva sahipleri, dinde titiz davrananlar çocuğun malından hiç ücret almamayı yeğlerler. Şayet ihtiyacınız varsa, çocuğa bakmanızın karşılığında bir miktar alabilirsiniz. Bu bakım ücreti sayılır. OLGUNLUK YAŞINA KADARNisa Suresi’nin 6’ncı ayeti, ergenlik çağına varıncaya kadar yetimlerin denenmesini, ergenliğe erdiklerinde rüşde yani iyiyi kötüyü seçme gücüne kavuşmuşlarsa mallarının kendilerine verilmesini emretmektedir. Gaye, yetimlerin haklarını korumak, onların mallarının telef olmasını önlemektir. Ayetin belirttiği rüşd (olgunluk) yaşı konusunda çeşitli görüşler vardır. Genellikle müctehitler rüşd yaşını 17-18 olarak kabul etmişlerdir. İmamı Azam’a göre rüşd yaşı 18’dir. Bu yaşa vardığı halde rüşdüne eremeyen yetim, mahcur (kısıtlı) olur. Velisi veya tayin edilen vasisi ona bakar, malını da muhafaza eder, onun adına malını işletir. Ayeti kerime, fakir velinin, himaye ettiği yetimin malından örfe göre bir miktar yemesine müsaade etmekle beraber bu müsaadeyi iyilikle, temiz niyetle, haddi aşmamak, israf etmemek şartıyla koşullandırmıştır. İhtiyacı olmayan zenginin, yetim malından yemesi tamamen yasaklanmıştır. Fakir veliye verilen müsaade, onun güç durumda, geçim sıkıntısı içinde bulunmasından ötürüdür. Müsaade edildi diye israf edercesine yetimin malını harcamak haramdır.

Devamını Oku

Farzları kılmakla yükümlüyüz

7 Aralık 2006

SORU: İdrar inkontinansım olduğu için her vakit abdest almak zorundayım ve her gün öğleyle ikindiyi cem ediyorum. Cemde sadece farzları mı kılmam gerekiyor? (Dr. Özlem Üçer)CEVAP: Daha yeni İran’dan geldim. Onlar Ehl-i Beyt imamlarına tabidirler. Her gün öğleyle ikindiyi ve akşamla yatsıyı birlikte kılıyorlar. Çok güzel oluyor. İnsan farzları kılmakla yükümlüdür. Sünnetler nafile namazlardır. Yani yükümlülük getirmez. Cem ederken önce öğleyi kılarsınız. İsterseniz biraz durur, Allah’ı zikredersiniz veya tespih çekersiniz veya iki rekât sünnet kılarsınız. Ardından da ikindinin farzını kılarsınız. İkindinin farzından sonra başka namaz kılınmaz. Akşamleyin de önce kamet getirip akşamın farzını kılarsınız. Biraz durur, zikreder veya tesbih çekersiniz veya Kur’ân okursunuz veya iki rekât namaz kılarsınız. Ardından bir kamet getirip yatsının farzını kılarsınız. Sonra da üç rekât vitri kılarsınız. İşte bu kadar. Bu cem olayını, erteleme cemi olarak da yapabilirsiniz. Yani birinci namazı, ikinci namazın vaktine erteleyip cem edebilirsiniz.Altın yüzük haram mı?SORU: Altın yüzük takmak dinimizce günah mı sayılıyor? (Kaan Atılgan)CEVAP: Haram ancak Allah’ın kitabında konulmuş olan yasaklardır. Altın yüzük takılması konusunda erkekler için Kur’ân’da bir yasak yoktur. Bu rivayetlerle haram hükmü belirlenmez çünkü bunların tersine olan rivayetler de vardır. O zamanın şartları içinde sadece erkeklere altın süs eşyası takmak uygun görülmemiştir. Bütün mesele bundan ibarettir.Güzel bir uygulamaSORU: Uzun zamandır Hollanda’da yaşıyorum. Bu ülkede ev almak için banka bize para vermenin karşılığında ayda bir miktar faiz alıyor. Bu haram mı? CEVAP: Hollanda’nın yasalarıyla getirilen uygulama vatandaşın yararınadır. Fukarayı ezmez, ona ev sahibi olma imkânını sağlar. Haram değildir.

Devamını Oku

Seyyid Maraşî bir kitap için iki ay oruç tutmuş

6 Aralık 2006

İSFAHAN KUR’ÂN KONFERANSI – 6* Dünden devam Meraş (Maraş), Orta Anadolu’da bir kenttir. Bu zat Kum’da yaşadığına göre bu nisbeti nasıl almış? diye sordum. İngiliz işgali yüzünden Seyyid Şehabeddin’in Türkiye’ye gidip bir süre Maraş’ta yaşadığını söyledi ve kütüphanenin ilginç kuruluş hikâyesini anlattı: “Seyyid Şehabeddin, kitaba çok meraklıydı. Avrupalı doğubilimcilerin, İslâm kültür miraslarını, yazmaları nasıl toplayıp Avrupa kütüphane ve müzelerine kaçırdıklarını görünce, ‘Bu eserler bizim malımız, bizim kültür mirasımız, bizim hakkımızdır. Bunlara onlardan önce bizim sahip çıkmamız gerekiyor’ diyerek çocukluğundan beri elde edebildiği tüm eserleri saklamış. Seyyid Şehabeddin’in kitap alacak parası yoktu. Şiî inancına göre namaz kılmamış yahut oruç tutmamış veya eksik tutmuş kimselerin, bunları kaza etmeleri gerekir. Bunu yapamazlarsa birisine para vererek yaptırmalıdır. Hayatlarında ibadet borçlarını ödeyemeyenlerin çocuklarının bu borcu ödemeleri gerekiyor. İşte Hafız Şeyh Şehabeddin de kiminin kılamadığı namazları kılarak, tutamadığı oruçlar yerine oruç tutarak veya Kur’ân okuyarak kazandığı paralarla bulduğu yazmaları satın almış. Tuttuğu not defterine, ‘Bunun için iki ay oruç tuttum. Şunun için şu kadar namaz kıldım. Bugün param olmadığı için akşam yemeği yiyemedim ama ertesi gün de oruç tuttum’ şeklinde satın aldığı kitapların manevi fiyatlarını yazmış.” Gerçekten bu kütüphanede nadide eserler var. Hele o at kılıyla yazılmış Mushaflar! Takriben 75 santimlik bir şerit üzerine at kılıyla tüm Kur’ân yazılmış. Tırnakla yazılmış kitap var. Tevrat ve İncil yazmaları var. Tahran’ın yakınlarındaki Humeyni Camii’ni ziyaret ettik. İçeride, Humeyni’nin kabri var. Yalnız burası, Humeyni’nin hayatını geçirdiği mütevazı evle tam tezat teşkil ediyor. Kabir, milyar dolarlara mal olan bir anıt türbe. Otele döndük. Sabahleyin 05.30’da otelden ayrıldım. Görevli beni Mehrabad Hava Limanı’na getirdi ve 20 dakika rötarla kalkan uçağımız 09.40’da İstanbul’a indi.

Devamını Oku

İmam Humeynî’nin evi sadece iki odalı

5 Aralık 2006

Dünden devamKitapçı, akşamleyin kitabın bir nüshasını otele gönderdi. Böylece yıllar önce “Mekteb-i Tefsîr-i İşârî” adıyla Farsça’ya çevrilmiş bulunan eserimin bir nüshasını elde edebildim. O akşam, İslâm Devrimi’nin Lideri İmam Humeynî’nin evine gittik. Humeynî’yi, devrimden sonra 10 yıl yönettiği devletin imkânlarıyla büyük saraylarda oturuyor sanıyordum. Ama öyle değil. Evi Tahran’ın ücra bir köyünde, Çamlıca’ya benzer, çınar ağaçlarıyla kaplı yüksekçe bir bölgede. Zeminden ancak üç dört basamakla çıkılan, sade iki odacıktan ibaret bir ev. Bizim gecekondulardan farksız. Koltuk yok. Bir döşek ve çalışma masası, buraya açılan, bez perdeyle ayrılmış bir de yatak odası var. O evde halen hanımı yaşıyormuş. Evin duvarlarına Humeynî’nin şiirlerinden yazılan dörtlüklerden biri şöyleydi: Coz ser-i kûy-i to ey Dôst nedârem câyî Der serem nîst be-coz hâk-i deret sevdâyî Âkif-i dergeh-i ân perde nişînem şeb-u rûz Tâ be-yek ğamze-i ô katre şeved deryâyî(Allah’a hitaben diyor ki:Ey dost, senin köyünden başka bir yer istemem,Başımda senin toprağının sevgisinden başka bir sevgiye yer yok.Gece gündüz O’nun dergahının kapısında boyun büküp durmaktayım,Öyle bir sevgili ki, O’nun bir göz ucu bakışıyla damla, deniz oluverir.)Herhalde şunu demek istiyor: Onun bir bakışı, gözden akan damlaları deniz yapar. Onun gamzesi için gözümden akan damlalar deniz olur. 26 Kasım Pazar günü saat 08.00’de Kum kentine hareket ettik. Arabada ben, Bosnalı Salih, Suriyeli Dr. Alaattin, Lübnanlı Dr. Hüseyin, Sudanlı Dr. Ömer vardı. Tabii bir de şoför ile birlikte aslen Azeri Türkü olan genç bir rehberimiz. Önce, dünyada yazma bakımından üçüncü büyüklükte olan Seyyid Maraşî’nin kurduğu kütüphaneyi ziyaret ettik. Kütüphane müdürü, büyük bir kasa kapısıyla girilen yazma bölümünü gezdirirken, kütüphanenin Ayetullah Seyyid Şehabeddin Meraşî Necefî tarafından kurulduğunu anlattı.YARIN: Seyyid Maraşî bir kitap için iki ay oruç tutmuş.

Devamını Oku

Müslümanlar birlik olmalı

4 Aralık 2006

Dünden devamKonferansa katılanlardan biri, imamın selam vermeden namazı bitirdiğini söyledi. Oysa ben imamın yakınındaydım. Sağa selamını duydum. Dr. Salih de duymuştu. Önyargılı hareket etmek kötü bir şey. Basit farkları büyütüp ayrılık sebebi yapmak İslâm’a kötülüktür. Namazın temeli, elin bağlanması veya yana salınması değil, ayakta durmak, okumak, rükûya ve secdeye gitmektir. Bunların hepsi aynıyken hâlâ onların namazını yanlış görmek, Müslümanların bütünlüğüne zarar verir. Bu konuda İsfahan’da “İslâm Mezheplerini Yakınlaştırma Çalışmaları Merkezi” müdürünün şu sözüne katılmamak mümkün değil: “Allahımız bir, peygamberimiz bir, kitabımız birken biz neden ayrılalım? Yüce Allah, ‘Bu sizin ümmetiniz, bir tek ümmettir. Rabbiniz de benim. Bana tapın’ buyurduğu üzere tüm Müslümanların birlik içinde olmaları gerekir. Biz çalışmalarımızla Sünnîleri Şiî yapmayı yahut Şiîleri Sünnî yapmayı hedeflemiyoruz. Biz sadece Müslümanların, basit farkları bir kenara bırakıp birleşerek güç oluşturmalarını istiyoruz. Çünkü birlikten kuvvet doğar.” Aynı akşam saat 22.00 sularında Tahran’a döndük. 25 Kasım Cumartesi günü, Tahran Milli Kütüphanesi’ni gezdik. Cidden eşsiz bir eser. Kitapların muhafazası için her türlü tedbir alınmış. Okurların yararlanması için bol miktarda bilgisayar ve internet var. Tahran’da 70 kadar irili ufaklı üniversite olduğunu söylediler. Tabii bunların çoğu araştırma merkezi halinde kuruluşlar olmalı. Ancak ayrıntısına vâkıf olamadık. Öğleden sonra Tahran Üniversitesi’nin karşısında bulunan bir kütüphaneye uğradık. 1974’te Ankara Üniversitesi tarafından basılmış olan “İşari Tefsir Okulu” adlı eserim, Farsça’ya çevrilmiş Tahran Üniversitesi tarafından bastırılmış. İşte bu eseri almak için kitapçıya gittik ama mevcudu kalmamış. Kitapçı, bu eserden bir nüsha otele göndereceğini söyledi. YARIN: Humeynî’nin evi.

Devamını Oku