Şeyh Lutfullah Camii’ni görenler hayrete düşüyor

3 Aralık 2006

* Dünden devam25 Kasım Cuma günü bizi, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Merkezi” seçilen İsfahan’ın tarihi yerlerine götürdüler. Hıristiyanların çoğunlukta olduğu İsfahan’ın eski mahallelerinde bulunan Ermeni katedralini gezdirdiler. Sonra Melikşah döneminden kalma Atik Camii’ni (Ulu Camii) gördük. Öğleden sonra dört eyvanlı dikdörtgen biçiminde büyük bir meydana gittik. Burası Çin’dekinden sonra en büyük gösteri meydanıymış. Meydanın dört yanını dükkanların oluşturduğu galeriler sarıyordu. Her galerinin ortasında toplumu yöneten dört kesimi temsil eden bir eyvan bulunuyor. Bir eyvanda Şeyh Lutfullah Camii var ki gerçekten yapılışı ve kubbesi insanı hayrete düşürüyor. Burayı ziyaret eden bir Avrupalı mimar, “Ben burayı ziyaret edene kadar mucize duyardım ama manasını anlamazdım. Burayı gördükten sonra mucizenin ne demek olduğunu anladım” dedi. Bunun karşısında Şah Abbas’ın ve sonraki yöneticilerin törenleri izlediği beş katlı bir bina var. Burası da muhteşem bir yapı. Dikdörtgenin uzun kenarlarına dik olan bir sıranın ortasında, toplumu manevi yönden yöneten bilim ve ibadeti simgeleyen cami ve medrese, bunun karşısında da ekonomiyi simgeleyen bir eyvan bulunuyor. Burayı gezerken akşam ezanı okundu. Ben ve Bosnalı Dr. Salih, camiye gittik. Caferî imamın arkasında önce akşam namazını kıldık. Caferîler, öğleyle ikindiyi, akşamla yatsıyı birleştirerek kılıyorlar. Bunu biliyordum. Onun için akşamın ardından biraz bekledik. İki rekât sünnet kıldık. Sonra kamet okundu. Bu kez yatsı namazını kıldık. Namazda bir fark yok. Yalnız onlar, Malikîler gibi ellerini bağlamıyor, yana salıyorlar. Rükû tekbirini alırken de ellerini kulaklarına götürüyorlar. Rükû’da imam açık olarak üç defa “subhanallah” sonra da “subhanellahi’l-azim ve bihamdih” diyor. Secde tesbihleri bizimkiyle aynı. YARIN: Müslümanlar birlik olmalıdır.

Devamını Oku

Kur’ân-ı Kerim tüm insanlığın sönmez ışığıdır

2 Aralık 2006

* Dünden devamKomisyon çalışmalarında Kur’ân Askislopedisi’nden söz eden Kum İslâm Kültür Merkezi Başkanı Subhânî’ye toplantı sırasında bir şey söylemedim. Ancak oturumdan sonra kendisine, “Siz çıkarmakta olduğunuz Kur’ân Ansiklopedisi’nin İslâm dünyasında ilk defa yapılacağını söylüyorsunuz ama ben bundan 6 yıl önce bütün Kur’ân konularını açıklayan 30 çiltlik bir eser yazdım” dedim. Subhânî, “Bizim bundan haberimiz yok” dedikten sonra beni kutladı. 23 Kasım Perşembe saat 14.00-17.00 arasında Ragıb-ı Isfahânî’nin çeşitli yönlerini anlatan tebliğlerin sunulduğu genel bir oturum yapıldı. Aynı günün akşamı saat 18.00-22.00 arasındaki kapanış oturumunda komisyonların raporları okundu, İsfahan Bilim Alanı Müdürü Ayetullah Mazâhirî’nin uzun ve etkili konuşması ve Kur’ân tilavetiyle konferansın bilimsel çalışmaları sona erdi.KUR’ÂN’DA BİLİM VARDIRMazâhirî, Farsça konuşuyordu ama kelimeleri tane tane söylediği ve konu aşinalığından ötürü hemen tamamını anlayabiliyordum. Mazâhirî, cümlelerinin sonunu kendine özgü bir vurguyla bitiriyordu. Örnek olarak birkaç cümlesine işaret edeyim: “Kur’ân’da edep vardır ama Kur’ân bir edebiyat kitabı değildir. Kur’ân’da bilim vardır ama Kur’ân bir bilim kitabı değildir. Kur’ân’da tıp vardır ama Kur’ân bir tıp kitabı değildir. Kur’ân’da felsefe vardır ama Kur’ân bir felsefe kitabı değildir. Kur’ân’da tarih vardır ama Kur’ân bir tarih kitabı değildir. Kur’ân’da ahlak vardır ama Kur’ân bir ahlak kitabı değildir. Kur’ân, hayatın her safhasında insanlığa rehber olarak gönderilmiş Allah kelamıdır, insanlığın ebedi yol göstericisidir, sönmez ışığıdır...” YARIN: Şeyh Lutfullah Camii’nigörenler hayrete düşüyor.

Devamını Oku

Düşüncelerimizi yenilemeliyiz

1 Aralık 2006

İSFAHAN KUR’ÂN KONFERANSI- 1 22 - 24 Kasım tarihleri arasında İran’da Ragıb-ı Isfahânî anısına, “Uluslararası Kur’ân-ı Kerîm ve Çağdaş Toplumun Sorunları” adıyla düzenlenen konferansa davetli olarak gittim. İran Havayolları uçağıyla önce Tahran’a oradan da konferansın yapılacağı İsfahan kentine geldim. Konferans, oldukça yalçın ve dik bir dağın eteğinde kurulu olan ve büyük bir kampüsü bulunan İsfahan Üniversitesi’nde yapıldı. “Kültür ve İslâm İlişkileri İdaresi, İslâm Ülkeleri Öğretim ve Kültür İlişkileri İdaresi, İslâm Araştırmaları Enstitüsü, İslâm Dünyasının Kültür Başkenti İsfahan Kültür Merkezi” adlı kuruluşlar konferansı müşterek düzenledi. Açılışa güzel bir Kur’ân tilavetiyle başlandı. Daha sonra İslâm Ülkeleri Kültür İlişkileri Başkanı Şeyh Muhammed Iraki ve İran eski Cumhurbaşkanı Haşimi Rafsancani konuştu. Açılış oturumu saat 13.00’te sona erdi. BİR TEBLİĞ SUNDUMÖğleden sonra saat 14.30’da konferansın bilimsel oturumları başladı. Konferans çalışmaları, “Kur’ân ve Kur’ân İlimleri, Kur’ân ve Sosyal Sorunlar, Kur’ân ve Siyasal Sorunlar, Kur’ân ve Hukuki Sorunlar, Kur’ân ve Ekonomik Sorunlar” adlı dört ayrı komisyona dağıtılmıştı. Beni, “Kur’ân ve Sosyal Sorunlar Komisyonu”nun başkanlığına seçtiler. Bu görevi, Kum’un büyük alimlerinden Hüccetül-İslâm Seyyid Rıza Müeddeb ile birlikte yürüttük. Düzeyli konuşmaların yapıldığı bu komisyon toplantılarının öğleden önceki oturumunun son kısmında, “Düşüncelerimizi yenilememiz gerekir” başlıklı tebliğimi sundum. İleride bu konuşmamın özetini bu sütunlarda yansıtmaya çalışacağım. Kum İslâm Kültür Merkezi Başkanı Subhânî, İslâm bilim ve kültürünün gelişmesi konusunda 35’ten fazla projeleri bulunduğunu, bunlar içinde en önemlisinin de bir Kur’ân Ansiklopedisi hazırlamak olduğunu, böylece İslâm dünyasında bir “ilk”e imza atacaklarını söyledi. YARIN: Kur’ân-ı Kerim insanlığın sönmez ışığıdır.

Devamını Oku

Sünnet olmak AIDS’i büyük ölçüde engelliyor

30 Kasım 2006

SORU: İslâm’da erkeklerin sünnet edilmesi doğaya aykırı mı? (H. K.)CEVAP: Allah istese erkeği sünnetli de yaratabilir. Ama o kabuğun da küçük yaşta bir koruyuculuğu var. Ancak zamanla o kabuk mikropların barınağı haline geliyor. VATAN gazetesinde yayınlanan bir habere göre, Kanada’da düzenlenen, 132 ülkeden 24 bin katılımcıyla tarihin en geniş kapsamlı AIDS konferansında konuşan ABD eski Başkanı Bil Clinton, Müslümanlığa özgü olan sünnetle ilgili kültürel tabuların ortadan kaldırılması çağrısı yaptı. İnsanların yaşamının kurtarılabilmesi için erkeklerin sünnete yönlendirilmesi gerektiğini söyleyen Clinton, “Sünnet, AIDS’in yayılmasını büyük ölçüde engelleyebilir” dedi. Sünnetin, AIDS’e karşı önleyici bir rol oynadığı bilim tarafından da kabul ediliyor. 17 Ağustos 2006 tarihli VATAN’da yayınlanan bir başka haberde ise Güney Afrika’da yapılan son araştırmalar, sünnetli erkeklerin AIDS’e yakalanma olasılığının yüzde 60 azaldığını gösteriyor. Sünnet derisi, AIDS’e yol açan HİV’in kolayca bulaşabileceği hücre türlerinden birçoğuna ev sahipliği yapıyor. Bu derinin, sünnetle kesilmesi halinde ise HİV’in bulaşma riski kesinlikle azalıyor. Demek ki bir yerde doğaya müdahale de Allah’ın insana verdiği akıl sayesinde olmaktadır ve bu gereklidir.Üç aylık süre gerekiyorSORU: Eşimle 1.5 yıl ayrı yaşadıktan sonra evliliğimizi tekrar denemeye karar verdik. Fakat eşim başka bir kadını sevdiğini söyledi. Boşanmaya karar verdik. Ancak çucuğumuzun rahatsızlığı nedeniyle bunu erteledik. Eşim şimdi o kadınla beraber aynı evde kalıyor. Kendisi tartışmalarımızda defalarca, “seni boşuyorum” dedi. Bu durumda biz dinen boşanmış oluyor muyuz? (N. N.)CEVAP: Eşiniz size, “seni boşuyorum” dedikten sonra aradan üç ay geçmeden size yaklaşmışsa o söz geçerli değildir. Siz dinen boşanmış olmazsınız. Boşama ancak üç ayda tamamlanır. Eşiniz size “boşadım” der, yaklaşmaz, siz üç âdet görüp temizlenirsiniz. Bu süre içinde size hiç yaklaşmamışsa boşama tamamlanmıştır.

Devamını Oku

Önyargılı kişiler kolay dinimizi zorlaştırıyor

29 Kasım 2006

SORU: Sevgili Hocam! İyi ki varsınız. Işıl ışıl parlıyorsunuz. Önceden çok değer verdiğimiz, görüşlerini takip için kanal kanal dolaşıp, gazete köşelerinde aradığımız bazı din hocalarımız ülkeye daha iyi hizmet adına ya siyasete ya da magazin dünyasına geçiş yaptı. Şimdi en doğruları bile söyleseler eski ağırlıkları kaldı mı ki, millete yön verebilsinler? “Acaba siyasi geleceği için mi veya reyting uğruna mı böyle konuşuyorlar” diye daima şüphe içinde olacağız.Bu kişiler neden kendi uzmanlık alanları dışına çıkıp vatan kurtarmaya (!) soyunuyorlar? Herkes bakan, başbakan olarak ülkeyi kurtarmak istiyor? Oysa tabanımız yıkılıyor, insanlarımız toplu cinnet geçiriyor. Kime 5 kuruşluk sorumluluk yüklesek, yüzde kaç çarpabilirim diye düşünüyor. Herkes kendi görevini, en iyi yaptığı işi düzgünce, dürüstçe yaparak çevresine iyi örnek olsa, erdemli olsa sanırım bakandan, başbakandan daha az faydalı sayılmaz.Bir konuya daha değinmek istiyorum. Bazen eskiden yanıtladığınız soruları tekrar sordukları zaman sitem ediyorsunuz. Oysa bu bile, vazifenizin yüceliğini ve bizim içler acısı halimizi göstermiyor mu? Lütfen yılmayın. Her gün binlerce okuyucunuz arasından o soruyu soran olmasa bile belki başka birileri, aydınlanıyor, bundan sonraki hayatı değişiyor, düzeliyor olabilir. Buna inanın hocam! Demek ki her geçen gün okuyucu kitleniz genişliyor. Şimdi ben de belki daha önce değindiğiniz bir konuda kısa bir soru sormak istiyorum: Cünüpken elimize Kuran’ı almadan, içimizden veya sesli olarak Kuran ayeti okuyabilir miyiz? (Ahmet Dündar)CEVAP: Mektubunuzdan mütehassis olduğum için aynen yayınladım. Teşekkür ederim. Sorunuza gelince: Abdest ve gusül, namaz kılmak için gereklidir, Kuran okumak için değil. Saygı açısından cünüp vaziyette Kuran ele alınmasa iyi olur ama alınırsa günahı yoktur. Kuran’da böyle bir yasak getirilmemiştir. Cünüp halde de besmele çekebilir ve Kuran okuyabilirsiniz. Bu daraltıcı hükümler ne Kuran’da, ne de Peygamberimizin hadislerinde yoktur. Ancak önyargılı kişiler, dini kendi kafalarına dizayn edince kolay din, zorlaştırıldı. İnşallah Kuran’ın aydınlığı ortaya çıkacaktır.

Devamını Oku

Günde 1 vakit de olsa namaz kılın

28 Kasım 2006

SORU: Vaktim olduğunda Yasin okumaya çalışıyorum ancak Arapça bilmediğimden normal alfabeden okuyorum. Bunun sevabı Arapça’ya göre daha mı az? Namaza başlamak istiyorum fakat çalıştığım için düzenli kılamayacağımı biliyorum. Acaba hiç başlamamalı mıyım, yoksa kıldığım her vakit namazı bana fayda mı getirir? (Emrah Ercan)CEVAP: Kuran’ı orijinalinden okuyamıyorsanız mealini okuyunuz. Mealini okumak sizin için daha sevaptır. Günde bir vakit de olsa mutlaka namaz kılın. Tamamen boşlamak felakettir. Çünkü namaz Allah ile iletişim kurmak demektir. Çalıştığınız için ayrı ayrı beş vakit kılamıyorsanız, öğle paydosunda önce dört rekât öğlenin farzını, sonra dört rekât ikindinin farzını kılın. Böylece iki namazı birlikte kılmış olursunuz. Akşam iş yerinde namaz kılamıyorsanız eve geldiğinizde önce akşamın, sonra da yatsının farzını kılın. Bunu, akşamı yatsı vaktine erteleyerek de yapabilirsiniz. İşte size bir kolaylık. Bunu da yapamıyorsanız, sabah ve akşam namazını kılın.*****Daima güler yüzlü olunSORU: Namaz kılarken mutlaka etek giymemiz zorunlu mu? Pantolonla namaz kılınamaz mı? İmanımı güçlendirmem için ne yapmam gerekiyor? (Dr. Özlem Üçer/Elazığ)CEVAP: Giysinin darlığı, dolayısıyla pantolon giymek namaza engel değildir. Ama vücut hatlarının belli olmaması açısından namazda pantolon üstüne bir etek giymek daha makbuldür. Tabii ki pantolonla da namaz kılınabilir. Siz dürüst çalışın, işinizi güzel yapın, hastalarınıza Allah rızası için güler yüz gösterin, onları memnun edin. O zaman Allah’ı da memnun etmiş olursunuz.*****“Bizi aydınlatıyorsunuz”“Batıla ve cehalete boğazına kadar batmış, kendine zulmeden şu İslâm âleminde ışığınızla bizleri aydınlatıyorsunuz. Siz hakiki bir mürşitsiniz. Allah sizden razı olsun” diyen okurum Halit Tüvay’a teşekkür ederim.

Devamını Oku

Bağnazların sözlerine itibar etmeyin

27 Kasım 2006

SORU: 10 yıldır evli, iki çocuk annesi bir bayanım. Eşim bir firmanın muhasebe ve finansmanından sorumlu genel müdür yardımcısı. Ben de bir kamu bankasının irtibat bürosunda görev yapıyorum. Geçen gün kayınvalidem bana telefon açtı, “siz şimdiye kadar hep haram lokma yediniz. Oğlumun yaptığı iş de haram” dedi. Benim bir an önce işten çıkmamı istedi. Yani şimdi, benim ve eşimin çocuklarımıza götürdüğümüz ekmek, kazandığımız alın teri, haram mı? (N. Ö.)CEVAP: Kayınvalideniz yanlış düşünüyor. Siz de eşiniz de memursunuz. Yaptığınız işin karşılığında maaş alıyorsunuz. Bu iş bankada olur, herhangi bir özel veya kamu dairesinde olur, fark etmez. Siz faiz almıyorsunuz ki, işinizi yapıyorsunuz ve bunun karşılığında hak ettiğiniz parayı elde ediyorsunuz. Bütün devlet memurları da faizle çalışan ekonomiden maaş alıyorlar. Böyle bağnazlıklara aldırmayın, aldığınız para helaldir, işinize devam edin. Ama kayınvalidenizin bu işe gönlü yatmıyorsa o sizin paranızı veya ekmeğinizi yemesin. Kendisi Emekli Sandığı’ndan mı, yoksa sigortadan mı para alıyor? Bu kurumların parası nasıl geliştiriliyor, biliyor mu?***“Şeytanın vesveselerinden bir türlü kurtulamıyorum”SORU: Gusül abdesti alıyorum. Litrelerce su kullanmama ve hiç kuru yerim kalmamasına rağmen kendimi cünüp hissediyorum. Şeytanın bu vesvesesinden kurtulmam için ne yapmalıyım? Sabah kalktığımda gördüğüm rüyadan dolayı kendimi cünüp hissediyorum. Aslında öyle bir rüya görmüyorum, görsem de hatırlamıyorum. Böyle bir durumda abdest yenilemem gerekir mi? CEVAP: İyice yıkandığınız halde yine kendinizi temizlenmemiş hissediyorsanız sizin sorununuzun çözümü benim elimde değildir. Çünkü bu psikolojik bir durumdur. Onun için bir psikoloğa gitmenizi tavsiye ederim. Ancak onlar sizin bu sorununuza bir çözüm bulabilir.

Devamını Oku

Allah’ın rahmeti herşeyi kapsar

26 Kasım 2006

SORU: İnsanlar işledikleri günahların veya kazandıkları sevapların karşılığında doğrudan cennete ya da cehenneme mi gider? Yoksa günahlarının cezasını çektikten sonra cennete mi gider? (Levent Erüst)CEVAP: Günahsızlar doğrudan cennete giderler. Günahı olanlar için de Allah, kimini dilerse bağışlayıp cennete gönderir. Ama günahı ruhunu iyice karartmış, katılaştırmış olanlar, günah kirlerinden arınmak üzere cehenneme gönderilir. Cehenneme gidenlerden de kiminin suçu hafiftir, tez zamanda günahından arınıp cennete çıkar. Kimi de var ki günah kirinden arınması uzun zamanı alır. Her kul, ne denli günahkâr olursa olsun ve azabı ne kadar uzun sürerse sürsün bir zaman sonra günahından arınıp cennete gider. Kuran’da cehennem azabı kısır olarak nitelenir. Cennet nimetleri mukimdir. Kısır; sonuçsuz, sürmeyen, devam etmeyen demektir. Mukim ise kalıcı, sürekli anlamına gelir. Bundan cehennem azabının bir gün nihayet bulacağı ama cennetin sonsuzca süreceği anlaşılır. Zira cehennem Allah’ın gazabının, cennet ise rahmetinin görüntüsüdür. Kuran’da ve hadislerde vurgulandığı üzere Allah’ın rahmeti gazabına baskındır. O’nun rahmeti her şeyi kapsamıştır. Bunun içinde elbette günahkârlar da vardır. Onlar da bir gün o sonsuz rahmetin kapsamına alınacaklardır. Kuran’da cehennem hakkında bir iki yerde hulud ve ebed kelimeleri kullanılırsa da bu sonsuzluk anlamında değil, çok uzun süre anlamındadır. Nitekim çok sağlam binalar için “bu ebediyyen kalır, hiç yıkılmaz” denilir. Bu söz, çok uzun zamanı belirtir. İşte cehennem hakkında kullanılan hulud ve ebed kelimeleri bu anlamdadır. Zaten 60-70 yıllık bir ömrün tamamı suçla geçmiş olsa bile bu ömrün sahibine bin yıl değil, bir milyon yıl değil, milyar yıl değil, sonsuzca azap etmek Allah’ın rahmetiyle bağdaşmaz. Cenabı Hak, Kuran’da “kötülüğün cezasının, dengi bir kötülük olduğu” ama “iyiliğe verilecek ödülün 10 kat hatta çok daha fazlası olacağı” vurgulanır. Çünkü ceza, adaletin gereğidir. Suça hak ettiğinden fazla ceza vermek zulümdür, Allah zulümden münezzehtir. “Rabbin kullarına zulmedici değildir” (Kaf Suresi). Ama iyiliğe verilecek ödül, rahmetin tecellisidir. Allah’ın rahmetinin sınırı yoktur.

Devamını Oku