Nerede Allah aşkı? Nerede Allah sevgisi?

2 Nisan 2007

DAHA önce umre yapmış olan Okan Gürlek adlı okurum, özellikle Ramazan aylarında umre turlarının 5000 Euro gibi bir meblağa ulaştığını belirterek şunları söylüyor: “Umre yapmak, nefsimin hoşuna gidiyor. Dönüşümde kendimi arınmış hissediyorum. Ancak verdiğim tur paralarını muhtaçların ihtiyaçları için harcamak daha mı doğru olur diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.” ELBETTE farz olan hacdan sonra umre için harcanacak paranın, fakirlere verilmesi çok daha hayırlı olur. Bunları yazınca, bu işten büyük rantlar vuranların çıkarına dokunur. Çünkü bundan trilyonlar kazanılıyor. İş çığrından çıkmış. Ruhunu kaybetmeye yüz tutan din, şova dönüşmüş. Nerede Allah aşkı, Allah sevgisi. Başkasını düşünme nerede? Nafile hacca gitmek isteyen bir adam, vedalaşmak için Bişr ibn el-Haris el-Hafi’ye gelir:- Hacca gitmeye karar verdim. Bana bir emrin var mı diye sormaya geldim? - Bunun için ne kadar para ayırdın?- 2 bin dirhem.- Ne için hacca gidiyorsun? Zühd için mi, Kabe’ye özleminden ötürü mü yoksa Allah’ın rızasına ermek için mi? - Allah’ın rızasına ermek için.- Öyle ise evinde oturduğun halde 2 bin dirhemi harcayıp kesinlikle Allah’ın rızasını kazanacağını bilirsen, bunu yapar mısın?- Evet.- O halde git o parayı şu 10 kişiye dağıt. Borcunu ödeyecek borçluya, ihtiyacını karşılayacak fakire, çoluk çocuğunu geçindirecek yoksula, yetimi sevindirecek yetim bakıcısına ver. Eğer kalbin parayı sadece birine verebilecek kadar güçlü ise öyle yap. Zira bir Müslümanı sevindirmen, darda kalmışa yardım edip sıkıntısını gidermen, zayıfa yardım etmen, farz hacdan sonra bin nafile hacdan iyidir. Haydi kalk, sana emrettiğim gibi götür, o parayı dağıt. Yoksa kalbindekini söyle.- Kalbimde sefer arzusu daha güçlü.- Ticaret kirlerinden, şüpheli yerlerden toplanan malı bir ihtiyacı görmeye harcamaktan nefis sıkılır. Allah, takva sahiplerinden başkasının amelini kabul etmemek için kendi nefsine and içmiştir.

Devamını Oku

Veda Hutbesi çeşitli kaynaklarda neden farklı?

1 Nisan 2007

SORU: Çeşitli kaynaklarda Peygamberimizin Veda Hutbesi farklı farklı aktarılıyor. Mesela çoğunda, “Ey insanlar, aşırı gitmekten sakınınız. Sizden öncekilerin mahvolmalarının sebebi, dinde ifratta olmalarıydı” cümleleri bulunmuyor. Orijinal Veda Hutbesi’ni bulabileceğim kaynakları açıklar mısınız? Nerede bulabilirim? (Sefa Kaplan)CEVAP: Hz. Peygamber o konuşmayı yaparken yazdırmadı. Dinleyenler sonradan anımsadıklarını anlattılar. Bunlar iki asır sonra kaleme döküldü. Veda Hutbesi’nin farklı oluşu işte bu değişik rivayetlerden kaynaklanır. Herkes hatırında kalanı, kendi anlayışına göre aktarmıştır. Bunların yüzde yüz Peygamber’in sözü olduğu garantisi de yoktur. En sahih rivayetler Buhari’de bulunanlardır ki, orada da öyle uzun değildir. Başka rivayetlerde çok eklemeler yapılmıştır.Cahillerin yazdığı kitaplar aklınızı karıştırırSORU: 31 yaşında evli bir bayanım. Uzun süredir tarif edemediğim duygular içindeyim. Dinimizle ilgili bazı şeyleri kendi kendime sorguluyorum. Eşim dinimizi yanlış yorumlayan ve Kur’an’ın dışında hareket edenler yüzünden kafamın karıştığını söylüyor. Ben ibadetini yapan biriydim, şimdi niçin bunları sorgular oldum? (E. Canoğlu)CEVAP: Eşiniz gerçekten de çok doğru söylemiş. Cahillerin yazdığı kitapları okursanız, onların anlattıkları İslâm’ı öğrenirseniz, eğer düşünen biri iseniz kafanız da karışır, sorgularsınız da öğrendiklerinizi. Siz o kitapları ve anlatımları bir kenara bırakın, doğru düzgün bir meal ve özet bir tefsir okuyun. Eğer gazetedeki yazılarımı takip ederseniz birçok sorununuzun yanıtını bulursunuz.Namazın mazereti yokSORU: Çalışan evli bir bayanım. Akşam işten eve gelince yemektir, bulaşıktır, ev işleridir derken çok yoruluyorum ve bu nedenle namaz kılmaya vakit bulamıyorum. Tabii ki bu durumdan çok rahatsız oluyorum. Bana bir yol gösterin? (Esen K.)CEVAP: İnsan bir namaz için 5 dakikalık zaman bulabilir. Yeter ki istesin. Tam kılamıyorsanız farzı kılın. İki vakti birleştirerek de kılabilirsiniz. Namazın mazereti yoktur.

Devamını Oku

‘Andolsun biz gökleri ve yeri 6 günde yarattık’

31 Mart 2007

Okurum İsmail Birol soruyor: “Rabbimiz, her şeyi ‘Ol’ emriyle o anda yarattığına göre yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim’de, ‘Gökleri ve yeri 6 günde yarattığını’ buyuruyor. Bu, bizim saydıklarımızla 6 gün mü? Yoksa ayet, müteşabih bir ayet mi?” Aynı konuda başka bir okurum Gülçin Fırat ise şöyle diyor: “Damadım dinine bağlı bir Katolik. İncil’de, Tanrı’nın dünyayı 7 günde yarattığı 8’inci günde yorulup dinlendiği yazıyormuş. Bana Kur’ân’da bunun olup olmadığını sordu. Ona Kur’ân’da 6 gün diye geçtiğini söyledim. Kur’ân, İncil’i ve Tevrat’ı doğrulayan kitap değil mi? Bu kadar büyük farklılıklar var mı?” * Ayet müteşabih değil, gayet açık anlamlıdır. Kur’ân’da anılan gün çok çeşitlidir. Allah katında bizim günümüz gibi gün olduğu gibi bizim günümüzle bin yıl, 50 bin yıl, daha çok fazla süren günler vardır. Dünyamızda gün 24 saatken Jüpiter’de belki de dünyamızdakinin 200 katıdır. Öteki uzay galaksilerini düşünürseniz günün ne anlama geldiği ortaya çıkar. Kastedilen dünyanın yaratılış evreleridir. Ayrıca bu söylem, aynen Tevrat’ta da vardır. İlahi kitaplar birbirinin devamı ve doğrulayıcısı olduğundan Tevrat’ın yaratılış söylemi, öz olarak Kur’ân’da da vurgulanmıştır. Tevrat’ta Allah’ın evreni 6 günde yaratıp 7’nci günde istirahat ettiği belirtilir. Kur’ân’da da Allah’ın gökleri ve yeri 6 günde yarattığı, daha sonra tahta oturduğu ifade edilmektedir. İki söylem birbirine benzer görünse de temelde esaslı bir ayrılık vardır. O da şudur: İstirahat (dinlenme), yorgunluğu çağrıştırır. Yani sanki Allah 6 gün içinde evreni yaratınca yoruldu, 7’nci günde dinlendi. Kur’ân, böyle bir anlayışı bertaraf etmek için Allah’ın, evreni 6 günde yarattıktan sonra yönetim tahtına oturup yaratıklarını yönettiğini vurgular. Kaf Suresi’nde ise “Andolsun biz gökleri ve yeri 6 günde yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı” buyurulmaktadır. Yani Kur’ân’a göre Allah için yorgunluk söz konusu olamaz. Gülçin hanımın katolik olan damadının, kendi kitabını bilmediği anlaşılıyor. Çünkü dünyayı 6 günde yaratan Allah’ın, 7’nci günde dinlendiği ifadesi Tevrat’ın ifadesidir. İncil’de, “Tanrı 7’nci gün bütün işlerinden dinlendi” ifadesi geçmektedir (İbranilere mektup: 4/4) Allah dünyayı 7 günde yaratıp 8’inci günde dinlendi demez. Çünkü haftada 8 gün yok ki 8’inci günde dinlenmiş olsun.

Devamını Oku

Aklımızı başımıza devşirelim

30 Mart 2007

Toplumda gittikçe yaygınlaşan kirlenmenin verdiği huzursuzluk ve bunalımdan herkes dertli, şikâyetçi. Bize göre huzursuzluğun kaynağı inancın, ahlaki değerlerin aşınması, zayıflaması ve dinin de hurafelere belenerek yozlaştırılmasıdır. Bu manevi kirlerden dolayısıyla huzursuzluklardan, dertlerden kurtulmak için doğru imana ve güzel ahlaka sarılmak, köklü değerlerimizi yaşatmak gerekir. Ahlakın temeli dindir, inançtır. Dinsel temele dayanmayan kuru ahlak kuralları, yaptırıcı ve kalıcı olmaz. İslâm, Allah’a teslim olmak, yalnız O’na kulluk etmek ve barış, esenlik içinde yaşamaktır. Allah’a teslim olmak, kulu barışa, esenliğe, dirlik düzenliğe götürür. Müslüman insan, kendi ruhuyla, yaratanıyla ve çevresiyle barışık olan insandır. Peygamberimiz Müslüman’ı, “İnsanların, elinden, dilinden zarar görmediği insan” olarak tanımlamıştır. Müslüman saldırmaz, barışır; gönül kırmaz, onarır. Yaratıkların gerisinde Yaratan’ı gördüğü için haksız yere onları kıranın, Allah’ı inciteceğini anlar. “Yaratılanı sevdim Yaratandan ötürü” der. İşte dinin özü bu barış ruhu yani İslâm’dır.İlahi sevgiyle beslenmeyen gönüllerde huzur ve mutluluk olmaz. Bugün, toplumu canavar gibi saran bencillik, kibir, gurur, yalan, rüşvet, devlet parasını çarçur etmek, hırsızlık, kapkaççılık, dolandırıcılık, banka soyma, bankaların içini boşaltma, açgözlülük, ırza tecavüz, cinayet, töre cinayeti hep bu sevgi eksikliğinden kaynaklanır. Gönüllerde erdem ancak Allah sevgisi ve korkusuyla filizlenir. Toplum gerçek dinden ve din bilgisinden uzaklaştıkça ruhtaki boşluğu, ya insanlığı felakete sürükleyen uyuşturucu, alkolizm, kumar gibi çeşitli kötü alışkanlıklar doldurmakta ya da muhtelif dini kisveler altında yayılan bağnazlık, aşırılık, çıkara dayalı din düşmanlığına ve kültürlerarası çatışmalara yuvarlamaktadır. Melek-insan toplumunu oluşturmayı amaçlayan Kur’ân’ın temel hedefi, her türlü iyiliğin ve faziletin kaynağı olan Allah sevgisini gönüllere yerleştirmektir. Rüşvet, yolsuzluk, vurgun, yalan, dolan, ahtapot gibi ülkeyi kolları arasına almış. Din de bozulmuş, yoz insanların eline geçmiş. Televizyonlarda anlatılan hurafeleri insanlar din diye dinliyorlar, reytingler en üst düzeye çıkıyor. Peygamberimiz buyurmuş: “Siz nasıl olursanız, eğiliminiz ne ise ona göre yönetilirsiniz, başınıza öyle yöneticiler geçer.” Bakalım iş bu şekilde nereye varır, insanımız ne zaman bilinçlenip dinin gerçeklerine sarılır.

Devamını Oku

Bu gece Mevlit Kandili

29 Mart 2007

14 asır önce bugün, âlemlere rahmet Hz. Muhammed doğmuştur. Onun doğduğu zamanlarda zayıflar eziliyor, korumasızlar köle diye satılıyordu. İnsanlar çamurdan, taştan tahtadan yaptıkları heykellere tanrı diye tapıyorlardı. Üstünlük ölçüsü para ve kaba kuvvetti. Hiç kuşkusuz, Hz. Muhammed’in doğumu, insanlık tarihinin en büyük dönüm noktasıdır. Çünkü o, dünyanın üstüne çöken karanlığı kovmuş, insanlığa sevgiyi, şefkati, saygıyı, merhameti, üstün ahlakı öğretmiştir. O, fizik varlığıyla ortaçağ adamı olsa da düşüncesiyle modern çağın, en ileri çağların örnek insanıdır. Onun düşüncesinde gerilik yoktur. Her zaman çalışmayı, ilerlemeyi, her gün bir önceki güne bir şeyler katmayı öğütlemiş, iki günü birbirine eşit olan kimseyi aldanmış kabul etmiştir. Bizzat Yaratan onu beğenmiş de, “Muhakkak ki sen, büyük bir ahlak üzerindesin” (Kalem: 4) buyurmuştur. “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” diyen o büyük insan, kendisine kötülük edenlere dahi dua edecek bir hoşgörüye, özveriye sahipti. RUHANİYETİ ONLARLADIRİnsan onurunu ayaklar altından alıp kaldırmış, insanı yaratıklara tapmaktan kurtarıp Allah’a kul yapmıştır. Yüzbinlerce salat ve selam onun ve ashabının ruhuna olsun. Enfal Suresi’nin 33’üncü ayetinde, “Sen onların içinde bulundukça Allah, onlara azap edecek değildi ve onlar istiğfar ederlerken de Allah, onlara azap edecek değildi” buyurulmaktadır. Bu ayette topluma iki güvence verilmiştir: Hz. Muhammed aralarında bulunduğu sürece Allah onlara azap etmez, tevbe edip Allah’tan af ve bağışlama diledikleri sürece de Allah onlara azap etmez. Hz. Peygamber, fiziksel hayattan gitmiş olsa da ruhaniyeti yaşadıkça ve insanlar hata ve günahlarından dönüp Allah’tan af ve mağfiret diledikçe toplumsal sıkıntılardan korunurlar. Bazı mutasavvıflara göre Allah Resulü’nün sünnetine uyulduğu sürece Resul, o kavmin arasında bulunmaktadır. Çünkü ruhaniyeti onların arasındadır. Demek ki Resul’ün sünnetini yaşayan ve yaşatanlara Allah azap etmez. Mevlit Kandiliniz kutlu olsun.

Devamını Oku

Zekâtınızı verin yoksullar sevinsin

28 Mart 2007

SORU: Emeklilik ikramiyemle Akdeniz’de bir tatil köyünden hisse aldım. Oradan elime yıllık belli bir miktar para geçiyor. Bu tesiste yerli ve yabancı müşteriler olduğu gibi içki servisi de yapılıyor. Zekâtını da verdiğim bu para dinimizce sakıncalı mı? (Ahmet Şen)CEVAP: İçki üretip satmak Müslüman’a haramdır. Ama siz turistik bir tesisin ortağısınız. Burada gayrimüslim turistler gelip içki içiyorlar. Onlar içkiyi helal biliyor. İslâm hukukçularına göre, şarap Müslüman için mal değil fakat gayrimüslim için maldır. Bir Müslüman, gayrimüslime ait şarabı gasp etmiş olursa kıymetini ödemek zorundadır (el-Mebsut: 11/102-104). Ebu Yusuf şu fetvayı veriyor: “Zimmilerin (gayrimüslim tebanın), şarap ve domuz ticareti yapmaları geçerlidir. Çünkü domuz ve şarap onlar hakkında değerli maldır. Nitekim Hz. Ömer’in, ‘Bırakınız onlar şarabı satsınlar, siz paranın onda birini (vergi olarak) alınız’ sözü de bu görüşümüzü destekler” (el-Mebsut: 13/137).HARAM OLDUĞU SÖYLENEMEZHz. Ömer, şarap ve domuz ticaretiyle kazanılan paralardan vergi aldığına göre içkiyi helal bilen kimselere satılan içkiden sağlanan gelirin haram olduğu söylenemez. Eğer haram olsaydı Hz. Ömer içkiden kazanılan paralardan vergi almazdı. Siz o tesisin ortağısınız. Gelirini alır, meşru yollarda harcarsınız. Devletin gelirleri arasında sigaradan, içkiden, totodan, lotodan alınan vergiler yok mu? Devlet memurlarına verilen maaşlar, sağlanan bu gelirlerden verilmiyor mu? Siz tatil köyünden gelen geliri yersiniz, harcarsınız, zekâtını da verir, yoksulları sevindirirsiniz.ÜLKE KALKINMASINA YARDIMDevlet tahvili almak da haram değildir. Çünkü o tahvilleri almak ülke kalkınmasına yardım etmek demektir. Devlet halktan topladığı paralarla ihtiyaçlarını karşılar, yatırım yapar, yol yapar. Böylece büyük kârlar sağlar. Bu sağladığı imkânlara karşılık tahvil almış olanlara da bir miktar kâr verir. Bu, haram olan riba kategorisine girmez. Çünkü ribada bir taraf zarar eder, bazı para babaları da havadan para kazanır. İhtiyaç sahibi bireylere verilen ödünçten enflasyonun üstünde fazla almak haram olan ribadır. Ama devletten ve ticari kuruluş olan bankalardan alınan gelirin haram olduğu kanısında değilim. Çünkü onlar ihtiyaçlarını karşılamak için değil, yatırım yapıp daha çok kâr sağlamak için para toplar.

Devamını Oku

Kelime-i şehadet her yerde aynıdır

27 Mart 2007

SORU: Kelime-i şehadetin sonu “Abduhu ve Resuluh” diye bitiriliyor. Acaba dünyadaki bütün müslümanlar böyle mi okuyor? (Mehmet Tursun) CEVAP: Şehadet kelimesinin birinci cümlesi Allah’ın birliğini, ikinci cümlesi de Hz. Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğunu vurgulamaktadır. Kelime-i şehadet, Mısır’da da, İran’da da, Pakistan’da da böyledir. Sanıyorum siz kelim-i şehadetle kelime-i tevhidi birbirine karıştırıyorsunuz. Kelime-i tevhid şudur: “Lâilâhe illâllah, Muhammedun Resulullah.” Manası: “Allah’tan başka tanrı yoktur, Muhammed Allah’ın elçisidir.” Kelime-i şehadet ise şöyledir: “Eşhedu en lâilâhe illâllah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resuluh.” Manası: “Allah’tan başka tanrı olmadığına tanıklık ederim, Muhummed’in de Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ederim.” Namazın oturuşunda okunan tahiyyatın ardından da kelime-i şehadet okunur. Dünyanın her tarafında dili ne olursa olsun bütün Müslümanlar böyle şehadet getirirler. Zaten bunu inanarak söylemeyen kimse Müslüman değildir.Kadınlar özel günlerinde her vakit için abdest alırSORU: Bayanların özel günleri, namaz abdestine engel teşkil eder mi? CEVAP: Bu konuyu birçok kez yazmıştım. Yine de kısaca bilgi vereyim. O durumda olan kadınlar özürlü sayılırlar ve özürlülerin hükümlerine tabidirler. Sürekli kan gelen, idrarını tutamayan, akıntısı olan özür sahipleri, vakit girince abdest alıp o vakit içindeki bütün namazları kılarlar. Vakit çıkınca abdestleri bozulur. Yeniden abdest alırlar. Yani özürlüler, her vakit için abdest alırlar ama bir abdest, vakit içindeki tüm namazlar için yeterlidir.Farzları kılmanız yeterliSORU: İşim gereği sadece namazın farzlarını kılıyorum. Bu yeterli mi? Ayrıca içimden ne kadar geliyorsa o kadar tespih çekiyorum. Mutlaka 99 tanelik tespih mi çekmem gerekiyor? (Nazlı Karaca)CEVAP: Uygulamalarınız doğrudur. Zorlanarak yapılan şey din olmaz, ibadet olmaz. İbadette önemli olan gönül huzurudur. Nasıl içinizden geliyorsa öyle tespih çekin. Sadece farzları kılmak da yeterlidir.

Devamını Oku

Erkek evde namaz kılarken ne giymeli?

26 Mart 2007

SORU: Bir erkek kendi evinde diz üstü şortla namaz kılabilir mi? Eşimle bazen üçüncü şahıslar hakkında yalan konuşmadan, iftira atmadan yorumlar yapıyoruz. Acaba gıybet mi yapmış oluyoruz? (Secer Yenigün)CEVAP: Hanefi ekolüne göre erkeğin, namazda örtmesi gereken yerler, göbekle diz kapağı arasıdır. Burayı kapatacak giysisi olduğu halde kapatmadan kılmak caiz değildir. Ancak bazı ekollere göre erkeğin avreti, edep yeridir. Erkeğin, bakılması haram olan yerleri, mezheplere göre değişiklik gösterir. Genellikle göbekle diz kapağı arası avret sayılmıştır. Ebu Hanife’ye göre diz de avrettir. İmam Malik’e göre baldır, avret değildir. Yani ona göre erkekte avret, sadece edep yerleri olmaktadır. Esasen hiçbir ayette erkekler için bir avret yeri belirlenmemiştir. Erkeğin avret yeri, bazı hadislere göre tespit edilmiştir. Bu hadisler arasında ihtilaflar bulunduğundan erkeğin avret mahalli konusunda mezhepler arasında görüş farkları ortaya çıkmıştır. Çoğunluğun görüşüne göre erkeğin, diz üstü şortla namaz kılması doğru olmaz. Gıybete gelince, birisinin yüzüne söylemekten çekineceğin, kişinin hoşuna gitmeyecek şeyi gıyabında konuşmak gıybettir.***Tasavvuf, irfan okuludurSORU: Günümüzde cemaatlerin, tarikatlerin işlevleri var mı? (Aydın Kıroğuz)CEVAP: Tasavvuf; Mevlanaları, Yunusları, Hacı Bektaşları yetiştiren irfan okuludur. Ama bazı acayip kıyafetli kişiler, insanlara safsata verip para alırlar. Bu da halkımızın bilinç düzeyini gösterir. Bu kıyafet şeyhlerinin tasavvufla ilgisi yoktur. Bunlar dünya tüccarıdır. Ellerinden bir şey gelmez. İş yapamazlar, safsata anlatıp halkın sırtından geçinirler. Sonra işi iktidar olmaya kadar götürürler. Güzelim tasavvuf, bu cahillerin elinde kirlendi. İslâm yozlaştırılmadı mı, Kur’ân bir tarafa konulup uydurmalar din yapılmadı mı? Tabii ki durum böyle diye biz İslâm’dan vazgeçemeyiz, kalpazanlar var diye gerçek tasavvufu da, irfan okulunu da bir tarafa atamayız. Sahtekârlar var ama kendini Hakk’a vermiş erler, ermişler de var. Onların dünyasal bir amaçları yoktur. Kendilerini göstermekten, şöhretten sakınırlar. Sıradan insanlar gibi yaşarlar. “Kendi erdemini görmediğin sürece erdemlisin ama erdemini gördüğün zaman erdemin kalmaz” derler.

Devamını Oku