Peygamberimiz saltanat kurmadı

18 Nisan 2007

SORU: Bazı arkadaşlarım, ilk halifenin Hz. Ali olması gerektiğini, Peygamberimizin bir hutbe sırasında, “Benden sonraki imamınız Ali’dir”dediğini söylediler. Bu konuyla ilgili bir araştırma yaptım ama somut bir bilgiye ulaşamadım. Gerçek nedir? Yine aynı arkadaşlarım, namazın 50 vakit olarak indirilip daha sonra azaltıldığını iddia etti. Doğru mu?CEVAP: O arkadaşlarınız bir delile dayanmadan, Kur’ân’ı da hiç düşünmeden konuşuyorlar. Hz. Peygamber saltanat kurmadı, peygamberlik görevini eksiksiz yapıp tevhit prensiplerini insanlara duyurdu. Hastalığında Ali’yi değil, Ebubekir’i kendisi yerine namaz kıldırmak üzere görevlendirdi. Ayrıca dokuzuncu hicret yılında hac emiri olarak Ebubekir’i gönderdi. Ebubekir, Peygamber’e vekaleten hacıların başında Mekke’ye gitti. İslâm’da padişahlık yoktur, seçim vardır. Hz. Peygamber görevini tamamlayıp gittikten sonra bizlere, uymak üzere Kur’ân’ı bırakmıştır. Kur’ân’da 50 vakit namazdan değil, 5 vakit namazdan da değil sadece 3 vakit namazdan söz edilir. Ancak Peygamberimiz 5 vakit kıldırdığı için namaz 5’tir. Bu konuda ayrıntı istiyorsanız, “Kur’ân’a göre Hz. Muhammed” ve “Kur’ân Ansiklopedisi” adlı eserlerimi okumalısınız. Namaz ruhu arındırırSORU: Bir yazınızda, “Bilerek kılınmayan namazın kazası olmaz” demiştiniz. Ben 3 yıldır düzenli olarak sünnet yerine kaza farzlarını kılıyorum. Bu durumda geçmiş namazlardan sorumlu değil miyim? (F. Koç)CEVAP: Kasten namaz kılmayan kişi, kültür Müslümanı’dır, namaz kılmaya başlayınca gerçek anlamda eylemli İslâm’a dönmüş olur. Fiilen Müslüman olan kimse daha önceki hatalarından sorumlu olmaz. 40-50 yaşında Müslüman olanlar vardı. Peygamberimiz onlara, eskiden kılmadıkları namazlarını kaza etmelerini söylemedi. Çünkü İslâm’a girmekle geçmiş günahları silinir. Olay budur. Ama siz istediğiniz kadar namaz kılın. “Geçmiş namazların yerine” diye niyet etmenize gerek yok. Kılabildiğiniz kadar namaz kılın. Ne kadar çok kılsanız o kadar iyidir. Allah ile kul arasındaki ilişki, devletle birey arasındaki ilişki gibi değildir. Namaz, ruhu arındırmak için yapılan ibadettir. Eskisi yenisi yoktur. Namaz kıldığınız zaman ruh arınmaya başlar ama huzurla kılmak şartıyla.

Devamını Oku

Arapça bilmeyen Kur’ân’ı mealinden okumalıdır

17 Nisan 2007

SORU: İlkokul ve ortaokul dönemlerimde yaz tatillerinde Kur’ân kurslarına gitmiş olmama rağmen kendi dinim hakkında bu kadar bilgisiz olmama şaşırıyorum. Bence bunun en büyük nedeni Kur’ân’ın Arapçasını anlamamamızdır. Eğer Türkçe mealini okusaydık, en azından bize verilen mesajları anlardık. Böylece başkalarının uydurmalarına, hurafelere kulak asmazdık. Doğru mu düşünüyorum? (Serdar Karatepe) CEVAP: Düşünceleriniz gayet isabetli. Kur’ân meali okumak, Arapça bilmeyenler için çok yararlıdır. Meal, orijinalinin bütün inceliklerini yansıtamasa da okuyan kimse, Kur’ân’ın en az yüzde 80-90’ını anlar. Hiç anlamamaktansa bu kadar yüksek oranda Kur’ân’ı anlamış olmak elbette büyük bir kazanç sayılmalıdır. Ancak bir Müslüman’ın elinden geldiğince Kur’ân’ı orijinalinden okumayı öğrenmeye çalışması da çok güzel olur.Namazları cem ederken araya nafile sokulmazSORU: Namazları cem ederken kametler namaza başlanırken mi yoksa farzlar kılınırken mi getirilir? (Rüştü Çoban)CEVAP: Cem yapılırken araya nafile sokulmaz. Öğle namazı da ikindi namazı da dörder rekâttır. Cem yapacak olan, dilerse öğle namazının sünnetini kılar, ardından bir kamet getirip öğlenin farzını kılar. Hemen bir kamet daha getirip ikindinin farzını kılar. Eğer cem’i ikindiye ertelemişse yine önce bir kamet getirip öğlenin farzını kılar, ardından bir kamet daha getirip ikindinin farzını kılar. Cem böyle yapılır.‘İki bayram arası nikâh kıymanın sakıncası nedir?’SORU: Gerçekten de söylendiği gibi iki bayram arasına rastlayan tarihte düğün yapılması uygun değil mi? (Fırat Çura)CEVAP: İki bayram arasında nikâh olmayacağı hakkındaki düşünce hurafedir. Dinimizde öyle bir şey yoktur. Zaten iki bayram arası olmayan zaman da yoktur. Ramazan Bayramı-Kurban Bayramı ve sonra Kurban Bayramı-Ramazan Bayramı... Kurban Bayramı’ndan sonraki zaman da iki bayram arasında kalmıyor mu?

Devamını Oku

Bir okur mektubu

17 Nisan 2007

“HOCAM, her yazınızı okuduğumda size olan saygım daha da artıyor. Faiz konusunda yaptığınız yorum bence mükemmeldi. Hiç kimse söylememesine rağmen ben de 5-6 yıl önce sizin söylediğinizin aynısını düşünmüş ve bu fikrimi de ilahiyatlı hocaların da bulunduğu bir ortamda açıklamıştım. Çünkü aklım bana böyle diyordu. O gün beni “sen bu şekilde hüküm kuramazsın, Kur’ân’ın açık hükmünü inkâr ediyorsun, dinden çıkarsın” diye azarladılar. Fakat ben, “Kur’ân böyle cambazlıklara (faize kâr payı demek gibi) izin veremez. Sistem aynı, işleyiş aynı, hatta getiri oranı bile aynı, sadece adını değiştirerek Kur’ân’ı kandıramayız” diye düşündüm hep. Askerde tanıştığım tertemiz bir imam arkadaşım boğazından keserek biriktirdiği 1000 dolar parasını bu oyuna kanarak kaptırmıştı. Kur’ân bunu yapmanıza izin verir mi? Kur’ân’a en büyük hakaret bu değilse nedir? Allah sizin gibi aydınları bu milletin başından eksik etmesin. Saygılarımla....” Aydın KIROĞUZDin, gönül işidirSORU: Sakalla ilgili hadislerin bir çoğu Buhari’ye ait. Ayrıca bütün peygamberlerin sakallı olduğu belirtiliyor. Sakalın bir gelenek olduğunu, sünnet veya vacip olmadığını söyleyebilir miyiz?CEVAP: Ben peygamberler sakalsızdır dedim mi? O dönemde erkeklerin hemen hepsi sakallıydı. Ebucehil de sakalı olduğuna göre ne diye sakalı Peygamber’in sünneti gösterelim? Rivayetçiler öyle düşünmüştür ama işin gerçek yanı nedir? Sünnet, Peygamber’in dini mahiyetteki gönüllü eylemleridir. Sakalı ilk defa Peygamberimiz mi bıraktı? Ben yine vurguluyorum, din sakalla şalvarla değil gönülle olur. Nice sakallıların tüylerinde şeytan dolaşır, nice tıraşlı da var ki Hak ateşiyle tutuşur.Hoşgörü örneğiSORU: Bir yazınızda “Peygamber’in hanımlarından Safiye ile cariyelerinden Reyhane Yahudi, Mariye ise Hıristiyan’dı. Hz. Peygamber, kendi ailesinde kitap ehlini barındırmıştı” diye yazmıştınız. Bu kişiler Müslüman olmadı mı? (Metin Doğan)CEVAP: Safiye Müslüman oldu. Ama Reyhane din değiştirmedi. Önemli olan Peygamber’in evinde ayrı ırktan insanların bulunmuş olması ve onun hoşgörüsüdür.

Devamını Oku

Muhammed çok güzel bir isim

16 Nisan 2007

SORU: Bir bebek bekliyoruz. Eşim bir gece rüyasında kendisinin yanına gelen iki yaşlı insanın, bebeğinize “Peygamber Efendimizin adını koyun, Mehmet de olabilir” diyorlar. Dini bilgilerinin çok iyi olduğuna inandığım bir arkadaşım bana, “Eğer Peygamber Efendimizin adını koyacaksan, çocuğa ismiyle her seslendiğinde salavat getireceksin. Bu durumda da abdestli olman lazım. Ayrıca bu ismi taşıyabilmesi için ona göre eğitim alması gerekir” dedi. Ayrıca, “yeni doğan bebeğin kulağına ezandan sonra dini bir isim okunur ve öldükten sonra bu isimle uyanır” diye bir inanç var. Bu doğru mu? (İ. A.)CEVAP: Muhammed çok güzel bir isim. Hayırlı olsun, onu koyun. Ancak o arkadaşınızı sözü doğru değil. Dünyada bu kadar Muhammed adını taşıyan insan var. Bunların sadece ismi Muhammed veya Mehmet, kendileri Muhammed değil. Muhammed bir tanedir tarihte. Ancak Peygamberimiz Hz. Muhammed anıldığı zaman salavat getirilir, o da her anışta değil, bir mecliste bir kere yeter. Ama Muhammed ismini taşıyanlar çağırılınca veya anılınca salavat getirmek, terbiyesizliktir. Çünkü bu, o kişiyi Peygamber yerine koymak anlamına gelir. “İnsan öldükten sonra, ezan okunarak konan isimle çağrılır” düşüncesi ise hiçbir delile dayanmaz. Kişinin yerleşik ismi ne ise onunla çağrılır. İslam önceki hataları silerSORU: Namaza 50 yaşında başladım. Namaz borçlarımı ödeme şekli nedir? Fiziki olarak düşünürsek cennetteki yiyeceklerin bir tortusu olacak mı? (Muammer Baturay)CEVAP: 50 yaşına kadar namaz kılmadın şimdi başladıysan, sen eylemli İslâm’a yeni girdin. Geçmiş hatalarına tövbe edecek, maziye sünger çekeceksin. İslâm, daha önceki hataları siler. Bile bile kılmadığın namazların kazası yoktur. Tövbesi vardır. Bundan sonra namazını bırakma. Ama adı ne olursa olsun, dilediğin kadar çokça namaz kıl. Kaza demeye gerek yok. Diğer sorunuza gelince, kanaatime göre ahiretin nimetleri dünyadakilere şeklen benzese de asılda tamamen farklıdır. Cennet nimetlerini ve yiyeceklerini fiziksel dünya yiyecekleri gibi anlamak hatadır. O ruhsal âlemde yiyeceğin lezzeti dünyadakinden kat kat fazladır ama tortusu yoktur. Nasıl ki, rüyada yemekler yersiniz, bunlardan büyük zevk de alırsınız ama bunlar bedende bir tortu bırakmaz. Gerçeği Allah bilir.

Devamını Oku

Sağlam olmayan rivayetlerle ceza hükmü konulamaz

15 Nisan 2007

SORU: Bir yazınızda oruç tutmamanın Allah’a baş kaldırmak olduğunu yazmıştınız. Ben yurt dışında okuyan bir öğrenciyim. Daha önceki yıllarda orucumu tutmaya çalışıyordum. Ancak bazı günler, mide rahatsızlığım nedeniyle ara verip sonra tutamadığım günleri kaza ediyordum. Geçen yıl bir hafta kadar tuttum. Kendimi çok halsiz hissediyordum. Yine mide ağrılarım başladı. Bu nedenle orucu bırakmak zorunda kaldım. Ama içim rahat etmiyor. Acaba günaha mı girdim? Tutamadığım her güne karşılık 61 gün mü oruç tutmam gerekiyor? (Meryem Akkoca) KUR’ÂN’DA ÖYLE CEZA YOKCEVAP: Hassasiyetiniz için teşekkür ederim. Nedendir bilmiyorum, Allah’a baş kaldırma tabiri yanlış anlaşıldı. Bir kişi Allah’a, tıpkı devlete baş kaldırma gibi karşı koyması elbette söz konusu olamaz. Bunun Arapça adı isyandır. İsyan ne demek? Allah’ın emrini tutmamak, yasaklarını çiğnemek. İşte isyanın karşılığı Türkçe olarak baş kaldırma, yani Allah’ın yasağını çiğneme, buyruğunu tutmama demektir. Siz ne kadar tutmadıysanız, Ramazan’dan sonra o kadar gün oruç tutmanız gerekiyordu. Oruç tutmamanın 61 gün cezası yoktur. 61 gün oruç, hatayla adam öldürmenin cezasıdır. Kur’ân’da oruç yemek için böyle bir ceza belirlenmemiştir. Sağlam hadiste de böyle zorunlu bir ceza yoktur. BİR SEPET HURMA VERMİŞŞu rivayeti size aktarayım: Orucunu yiyen birisine, Peygamber 60 gün oruç önermiş. Ancak bunu yapamayacağını söyleyince Peygamber de yoksul doyurması gerektiğini belirtmiş. Adam, kendisinden daha yoksul birinin olmadığını söyleyince Peygamber ona bir sepet hurma vermiş, bunu çoluk çocuğuyla yemesini emretmiş. Eğer 61 gün zorunlu ceza olsaydı, bu adamın keyfine bırakılmaz, mutlaka yapması emredilirdi. Böyle bir şey olmamıştır. Kaldı ki bu da bir rivayettir, gerçekten Peygamberin böyle söylediği garantisi kesin değildir. Öyle olsaydı Kur’ân’da buna bir işaret bulunurdu. Kuşkulu rivayetlerle ceza hükmü konulamaz. Sen tutamadığın günler kadar oruç tut, yeter.

Devamını Oku

Muhammed’in yolunu izleyin

13 Nisan 2007

SORU: Yoga yaparak içimdeki saf enerjiyi uyandırıp, stresin, beni rahatsız eden düşüncelerin üstesinden gelmeye çalışıyorum. Ancak yoga derslerinde “Kundalini Anne bana saf bilgiyi ver, Kundalini Anne ben saf bir ruh muyum?” gibi sözler söyleniyor. Ancak ben şahsen Allah’tan başka bir güce yalvarmıyorum.Yoga yapmamda bir sakınca var mı? Başka bir sorum şu: Mevlit olduğu gün boy abdesti alınmışsa bu yeterli mi? Bu da son sorum: Vefat etmiş ruhlar için dua etmek dinimizce şart mı? (Gülüşan Otaç)CEVAP: Gittiğiniz yol yanlış. O “kundalini” lafları tuzaktır. Anlattığınız uygulama şirkin sözde modernize edilmiş şeklidir. Adı ne olursa olsun ve ne amaçla söylenirse söylensin Allah’tan başka birinden yardım beklemek, ibadette Allah’a yalvarır gibi bir yaratığın adını anıp yalvarmak Allah’a ortak koşmak demektir ki bu, affedilmeyecek bir günahtır. Ben nice kimse bilirim ki önce yoga tuzağına düşmüş, sonra bundan kurtulup tasavvufa girerek huzur bulmuştur.HER RUH ANILDIKÇA SEVİNİRSiz mana âlemine konsantre olmak istiyorsanız ne gerek var yogaya, en güzeli bizde var. İşte tasavvuf. Mevlânaları, Hacı Bektaşları, Yunusları yetiştiren irfan okulu. Gözünü kapatıp Allah’ı düşün. Nasıl stresten kurtulup derin huzura ereceğini göreceksin. İzlenecek yol Muhammed’in yoludur. Başka çıkar yol bilmiyorum. Diğer sorularınıza gelince: Mevlit veya Kur’ân dinlemek için abdest almak gerekmez. Abdest, namaz kılmak için gereklidir. Boy abdesti alanın bir daha abdest alması gerekmez. Ancak boy abdestinden sonra tuvalete gidilirse o zaman yeniden abdest alınır.Peygamberimiz, ölmüşlere dua ettiği gibi onlar için dua edilmesini de emretmiştir. Ölüm ruhun, beden kafesinden çıkması demektir. İnsan, ruh olarak varlığını sürdürmektedir. Her ruh, anıldıkça sevinir, şad olur. Dua, bedenlerden soyutlanmış ruhlar için en güzel anmadır. Öyle olmasa bu kadar anma günleri yapmanın ne manası kalır? Hz. Peygamber’e salat-ü selam okumanın ne anlamı kalır? Ölenler kendileri için dua edilmesinden, sadaka verilmesinden, hayırla anılmalarından son derece sevinir, mutlu olurlar.

Devamını Oku

İsrailli bayandan gelen mektup

13 Nisan 2007

“SAYIN Süleyman Ateş, İsrailliyim. Yahudi bir bayanım. Yazılarınızı her gün okuyorum. Sizi tebrik ederim. Görüşleriniz, sizin bir din bilgini olmaktan öte insancıl taraflarınızla kendini ispatlıyor. Maalesef her toplumda kendi dinini yükseltmek için ötekini aşağılayan bir kesim var. Yazılarınız çok değerli. Sizin gibi din bilginlerine dünyanın bu günlerde çok ihtiyacı var. Yazılarınızın devamını ve mutlu günler dilerim. Saygılar...” Zalide Toledo* TEŞEKKÜR ederim. Maalesef dar görüşlü insanlar; dostluk, kardeşlik, sevecenlik için gelmiş olan dinleri düşmanlık, kin, nefret aracı yapmışlardır. Yorumlarıyla dini yozlaştırmışlardır. Kur’ân’ın aydın düşüncesini yansıtmaya, insanları barışa, dostluğa yöneltmeye çalıştığımız için bize kin püskürenler yok değil? Ama hür düşüncenin kaderi bu. Dünyayı bağnazlık, şiddet, cennet tekelciliği düşüncesi sarmış. İnsanlar cennetin hurilerine konmak hayaliyle beline bombalar bağlayıp fitilini çekiyor ve nice masumu katlediyor, Allah’ın yarattığı canı alıyorlar. Ve buna da din diyorlar. Din yaşatmak için gelmiştir, öldürmek için değil. Dinde düşmanlık, hilekârlık, bağnazlık yoktur. Kur’ân böyleleri için “Kötü işler yapıyorlar ve iyi iş yaptıklarını sanıyorlar” diyor.Bireysel emeklilik parasıSORU: Bireysel emeklilik için her ay katkı payı ödüyorum. Acaba bu amaçla biriken parama zekât düşer mi? (Orhan Çelenk)CEVAP: Bireysel emeklilik, eğer artı bir emeklilik ise birikimlerinize zekât düşer. Ama başka emeklilik yoksa, sadece tek emeklilik ise o zaman bunun için birikimlere zekât düşmez. Çünkü o zorunlu ihtiyaçlar arasındadır. Tabii zekâtın farz olması için belli miktardaki birikimin yıllanmış olması gerekir. Bu durumda o kurumda biriktirdiklerinizin üzerinden bir yıl geçince zekât gerekli olur.İstediğiniz duayı okuyunBAZI okurlarım, kunut duasını bilmediklerini, bir türlü de ezberleyemediklerini belirterek onun yerine hangi duayı okuyabileceklerini soruyorlar. Kunut dualarını bilmiyorsanız, istediğiniz duayı okuyabilirsiniz. İsterseniz Türkçe dua okuyunuz, gönlünüzden geleni Allah’tan isteyiniz. Yalnız dualar bireysel değil, kamusal olmalı. Kulun ihlâs ile yaptığı duaları Allah kabul eder. Ama gönülden gelmeyen dualar makbul olmaz, uçup gider.

Devamını Oku

Açık hava müzesi gibi

11 Nisan 2007

RUHANİ KENT BİTLİS –2* Dünden devamRus işgali sırasında yakılıp yıkılan Bitlis, bir harabe kent görüntüsü alır. O tarihte kentten kaçan bir baba ve oğul, tekrar yurtlarına geri dönerler. Önce kente hakim Dideban Dağı eteğine varırlar. Baba, kentin durumunu öğrenmek için oğlunu gönderir. Bir süre sonra geri dönen oğul uzaktan şöyle bağırır: “Şehirde hiçbir yaşam izi yok. Sadece beş minare ayakta kalmış.” Bu söz üzerine yıkılan baba şu ağıtı yakar: Bitlis’te beş minare Beri gel oğlan beri gelYüreğim dolu yareBeri gel oğlan beri gel.Zamanla bu ağıt, türkü ve mani konusu olarak günümüze kadar gelir. Şimdilik havaalanından yoksun olan Bitlis’e uçakla Muş veya Van üzerinden gidilir. Biz Van’a gittik. Oradan Van Gölü’nün güneyinden 150 kilometrelik yolu katederek Bitlis’e geldik. Göl kıyısından geçen yolu yarıladığımızda kıyıya 2 kilometre mesafede Akdamar adasını gördük. Adada geçenlerde restore edilip müze olarak açılışı yapılan Akdamar Kilisesi’ni uzaktan gözledik. Buraya ait ilginç bir efsane var.Van yöresinde bir Türk genci, aynı semtte oturan Ermeni papazın kızına âşık olur. Evlenmek isterler ama keşiş, Tamara adlı kızının bu gençle görüşmesini önlemek için göl ortasındaki adaya gidip yerleşir. Ama Türk genci, kızın yaktığı ışığa doğru yüzerek her gece adaya gelip kızla buluşur. Bu durumu fark eden keşiş, adamlarına geceleyin adanın çeşitli yerlerinde mum yakmalarını emreder. Adaya doğru yüzmeye başlayan ancak her tarafta ışık görünce nereye doğru yüzeceğini bilemeyen genç çırpınıp durur, boğulurken, “Ah Tamara” der. İşte bundan böyle ada, Ahtamara adını alır. Zamanla Akdamar’a dönüşür. Akdamar adası, Selçuklu eserleriyle dolu Ahlat kasabasıyla bu nostaljik kent, önemli bir turistik merkez olabilir. Pek modernizeye kurban gitmemiş olan bu şirin kent, keşke bir açık hava müzesi olarak korunsa. Bitlis’ten çok iyi anılarla ayrıldığımı belirtirken bu vesileyle bizi Polis Evi’nde ağırlayan Emniyet Müdürü’ne, Kültür Merkezi Müdürü’ne, başta değerli müftü olmak üzere Bitlis din görevlilerine ve İmam Hatip Lisesi Mezunları Derneği mensuplarına, İstanbul’a dönüşümüzde bizi uğurlama nezaketini gösteren Ahlat Belediye Başkanı’na teşekkür ederim.

Devamını Oku