Medeniyetler yumağı...

10 Nisan 2007

RUHANİ KENT BİTLİS -125 Mart Pazar günü bir davet üzerine gittiğim Bitlis’te, “Hz. Muhammed’in Davranış Modeli” adlı bir konferans verdim. Kültür Merkezi’nin konferans salonunu dolduran, bir kısmı da ayakta durmak zorunda kalan izleyenlerin ilgiyle dinledikleri konferans, ruhani bir hava içinde geçti. İki bölüme ayrılan konferansın birinci bölümünde Hz. Muhammed’in kısaca hayatını ve kurduğu İslâm toplumunun niteliklerini anlatmaya çalıştım. Soru ve cevaplara ayrılan ikinci bölüm daha canlı ve sıcak geçti. Biz izleyenlerden, onlar da bizden memnun olarak salondan ayrıldık. Konferansı Bitlis İmam-Hatip Lisesi Mezunları ve Mensupları Derneği (ÖNDER) düzenlemişti. Tahmin etmediğim kadar aydın yüzlerle karşılaştım. Bitlis Müftüvekili Ali Bey’in, Kur’ân kursları müdürünün, ÖNDER Başkanı Cebrail Yakışır’ın ve gerçekten aydın imam Ali Bey’in ilgi ve gayretlerini takdir ettim. Davetçiler, konferanstan önce bize Bitlis’i gezdirdiler. Kenti tanıtan broşürde belirtildiği üzere adını Büyük İskender’in M.Ö. IV. yüzyılda şehir kalesini yapan komutanı Bedlis’ten alan Bitlis, Van Gölü’nün batısında, deniz seviyesinden 1550 metre yüksekte, vadi içine kurulmuş ve 5000 yıllık tarihi kültürü günümüze kadar taşımış medeniyetler yumağıdır. Tarih boyunca Pers, Asur, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin kucak kucağa birleştiği Bitlis, adeta bir yeryüzü cennetini andıran nostaljik bir kent. Doğusunda uzanan masmavi Van Gölü, Süphan Dağı, Beş Minaresi, şifalı suları ve konuksever insanlarıyla tarih ve doğa kucaklaşmasını sergileyen bu kenti vadinin ortasından akan dere ikiye ayırıyor. Kalın taş duvarlarla yapılmış evlerin oluşturduğu kentte çok miktarda tarihi bina var. M.Ö. 330’da yapılan kalesi, 1216’da yapılan İhlasiye Medresesi, 1528’de yapılan Şerefiye Külliyesi, duvarları 1.5 metre kalınlığında olan ve yedi kız kardeşin yattığı Yedi Bacılar Künbeti, 1783’te yapılan, alt katında Ebu Eyyub-i Ensari’nin kardeşi Feyzullah Ensari’nin kabri bulunan Alemdar Camii, Abdurrahman Gazi Türbesi gibi sanat anıtları, tarihin izlerini günümüze taşımaktadır. Bunların başında, 1150’de yapılmış olan Selçuklu eseri Ulu Cami vardır ki minaresinde, isyan ederek Anadolu kentlerinde terör estiren Ermeni çetelerinin attıkları kurşun delikleri mevcuttur. * Devam edecek

Devamını Oku

Bir insana meleğin dokunması ilhamdır

9 Nisan 2007

* Dünden devamRazi, görüşünü şöyle sürdürür: “Kelam ve felsefe bilimlerinde uzman bazı kimseler bana bu kahinenin haber verdiği bir takım gaybe olayların, bütün ayrıntılarıyla çıktığını söylediler. Ayrıca biz bu hususu, doğru ilham sahiplerinde de görmekteyiz. Şimdi biz, Kur’ân bu görülen şeylere aykırı şeyler söylüyor dersek Kur’ân taşlanmaya maruz kalır. Öyle ise ayeti, bizim yaptığımız biçimde yorumlamak gerekir” Razi’nin sözlerinde abartı bulunduğu gibi onu reddeden Şevkani’nin sözlerinde de abartı vardır. Esasen ayetin açıklaması, Kur’ân’ın kendisinde vardır. Said ibn Cübeyr’in dediği gibi Allah’ın, gayp bilgisini açacağı elçi, peygambere vahiy getiren melektir. Bu takdirde gizli bilgiyi melek, Allah’tan alıp peygambere getirir. Asıl gaybı bilen Allah’tır. Gaybın hazinelerinin anahtarları O’nun elindedir. O, gaybını tamamen açıp kimseye göstermez. Dilediği kuluna, melek aracılığıyla bazı gayp bilgileri verir. Buna göre gayp bilgisi verilen kimsenin mutlaka peygamber olması şart değildir. Çünkü melekler salih kişilere de ilham ederler. Hadiste, “Ademoğluna şeytanın da bir dokunuşu, meleğin de bir dokunuşu vardır” (Tirmizi, Tefsir, Sure: 2) buyurulmuştur. Şeytanın dokunması vesvese, meleğin dokunması ilhamdır.Şayet ayetteki elçiden amaç, melek değil de peygamber ise bu da Allah’ın bütün gayp bilgilerini peygambere göstereceği anlamını taşımaz. Ancak ona bazı bilgiler verir. Cin 27 ve Âli İmrân 179’uncu ayetlerde peygamberden başka hiç kimseye gayp bilgisinin verilmeyeceğine dair bir kanıt yoktur. Ayetten, bütün insanlara değil ancak Allah’ın razı olduğu elçiye, razı olduğu kuluna bazı bilgiler vereceği sezilmektedir. Nitekim Kehf Suresi’nde Allah’ın, bazı salih kullarına ledünni bilgi (kendi katından gayp bilgisi) verdiği anlatılmaktadır (Kehf: 66). Kulların en temizi peygamber olduğu için ayette o anılmıştır. Ondan başkasına da bilgi verilebileceğinden söz edilmemiştir. Buna gerek de yoktur. Allah sevgisiyle gönüllerini temizleyen kullar da meleğin ilhamıyla bazı gizli bilgiler alabilirler. Bunlar sınırlıdır. “Bu ümmet içinde kendisine ilham olunan kişiler vardır, Ömer de onlardandır” hadisinin de işaret ettiği üzere ilham, bütün gayp bilgisinin insana verilmesi değil, o bilgiden bir parıltının kalbe akmasıdır. Ümmet içinde salihlerde görülen kerametler, peygamber için mucizedir. Çünkü onlar, peygambere tabi olmakla o makama ermişlerdir.

Devamını Oku

Kıyamet zamanı gizlenmiştir

8 Nisan 2007

* Dünden devamMucize ve keramet türünden gayp bilgileri, daha ziyade Hz. Peygamber’in kendi hayatı ve geleceği hakkındaki olaylarla ilgilidir. Buna bazı Kur’ân ayetlerinde de işaret edilmiştir. Mesela Peygamber’in hanımlarından birine söylediği bir sırrı, o hanımın başkalarına söylediğinin, Peygamber’e bildirilmiş olduğu, Tahrim 106/3’te anlatılmaktadır. Ama zamanla mucize haberleri abartılmış, bire on katılarak anlatılmıştır. Özellikle gelecekle ilgili pek çok haber Peygamber’e söyletilmiştir ki, Hz. Ayşe’nin dediği gibi geleceği Allah’tan başka kimse bilmez. Özellikle hiçbir alameti olmayan kıyametin zamanı, bütün insanlardan gizlenmiştir.Ayetlerde, Allah’ın seçtiği elçilere bazı gayp bilgileri vermesi dışında kimsenin gaybı bilmeyeceği vurgulanmıştır. Peki ama gelecekten haber veren, söyledikleri doğru çıkan bir takım kahinler, büyücüler olduğu gibi ibadetle kemal kazanmış bazı salihlerin, velilerin kerametleri de görülmektedir. Bunların durumu, bu ayetlerin söylediklerine ters düşmüyor mu? İşte bu husus, İslâm bilginleri arasında ihtilaf konusu olmuştur. İKİ ÜNLÜ ARAP KAHİNİRazi’ye göre Cin 26-27’inci ayet, Allah’ın bütün gayp bilgisi hakkında değil sadece kıyametin vaktini bilme hakkındadır. Çünkü bu ayet, “Size vaad edilenin yakın mı yoksa uzak mı olduğunu bilmem” ayetinden sonra gelmiştir. Razi, görüşünü ispat için Hz. Muhammed’in peygamberliği arefesinde Yemen’de Şıkk ve Satih adlı kahinlerin, onun geleceğini bildiren yorumlarından söz ederek der ki: “Bu ayette amacın, Allah’tan başka kimsenin mugayyebatı bilemeyeceğini anlatmak olmadığı, şu delillerle de sabittir: Tevatüre yakın bir kuvvetle gelen rivayetlere göre Şıkk ve Satih adlı iki kahin, Peygamber’in durumunu, o gelmeden önce söylemişlerdi. Bunlar, Arap toplumunda ünlüydüler. Kisra bile bunlara başvurmuştu. Bu da gösterir ki yüce Allah, elçi olmayan bazı kimselere de bazı gayp bilgilerini gösterebilir. Keza Milel sahipleri (din ve mezhep tarihçileri), bazı rüya tabircilerinin geleceğe ilişkin sözlerinin çıktığında oybirliği içindedirler. Melikşah’ın oğlu Sultan Sencer, bir kadın kahini Bağdat’tan Horasan’a getirtmiş, bu kahinenin söyledikleri aynen çıkmış.” * Devam edecek

Devamını Oku

Allah için bütün âlemler şehadet âlemidir

7 Nisan 2007

* Dünden devamHareket kuşkusuz, görülmeyen bir hakikatin görüntüsüdür. O halde beş duyumuzla algıladığımız şu âlem, mutasavvıfların dediği gibi aslında birer tecelliden ibarettir. Bir gölge ve hayaldir. Asıl hakikat, görülmeyen gayp âlemi’dir. Hakikat görülmez. Görülen, hakikatin tecellisidir. Ancak gayp ve şehadet diğer bir deyimle görünmez ve görünür âlem, yaratıklar içindir. Allah için bütün âlemler, şehadet âlemi’dir. Gaybı bilen O’dur. “Gaybını kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar (ona verilen bilgileri şeytanların kapmasına yahut o bilgilere yanıltıcı şeyler karıştırmasına engel olur)” (Cin: 40/26-27).“Allah sizi gayba vakıf kılacak değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini seçer (ona gayp bilgisini gösterir). O halde Allah’a ve O’nun elçilerine inanın. Eğer inanır ve korunursanız sizin için büyük mükâfat vardır” (Âli İmrân: 94/179). Cin 26-27 ve Âl-i İmran 179’uncu ayetler, Allah’ın gaybı herkese göstermediğini ancak seçtiği elçilere gayptan bazı bilgiler verdiğini, onlara verdiği bilgileri de koruma altında vahyettiğini, o bilgilere şeytan sözü karışmayacağını bildirmektedir. MUCİZE VE KERAMET NEDİR?Verilen gayp bilgileri, Peygambere gelen vahiylerdir: “O ayetler, sana vahyettiğimiz gayp haberlerindendir” (Âl-i İmran: 179) ayeti, peygamberlere verilen gayp haberlerinin, ona vahyedilen haberler olduğunu bildirdiği gibi Ahkaf 9’uncu ayette de Peygamber’in, Allah’ın vahiy, ilham veya keşifle kendisine bildirdikleri dışında, geleceği bilmediğini vurgulamaktadır. O, Allah ile insanlar arasında bir elçidir. Allah’tan kendisine vahyedilenleri, hiçbir şey gizlemeden, bazı bilgileri özel bazı kişilere tahsis etmeden herkese duyurmuştur. Ayette, “Allah’ın razı olduğu elçi” tabiri bütün Hak elçilerinin ortak sıfatıdır. Bu söylemden, sanki Allah’ın razı olmadığı elçi de varmış gibi bir anlam çıkarmak yanlıştır. Çünkü Allah, razı olmadığını kendisiyle kulları arasında elçi yapmaz. Vahiy dışında rüya, sezgi veya ilhamla bilgiler de verilir ki biz, Peygambere gelen bu tür gayp bilgilerine mucize, veli kullara verilen gayp bilgilerine de keramet diyoruz. * Devam edecek

Devamını Oku

Kâinatın ruhu gayp âlemidir

6 Nisan 2007

SORU: Yüce Allah, Cin Suresi’nin 26 ve 27’nci ayetlerinde şöyle buyuruyor: “Gaybı bilen O’dur. Gizli bilgisini kimseye göstermez. Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.” Bu ayetlerde geçen, “razı olduğu elçi” ifadesinde, Allah biz insanlara hangi mesajı ulaştırmak istemiştir? Bazı peygamberler gayptan Allah’ın izniyle haberdar olurken kimi peygamberler de yine Allah’ın isteğiyle gayp bilgisinden mahrum bırakılmışlardır sonucuna varmak mümkün mü? Neden yüce Allah kimi peygamberlerden razı değildir? (Yüksel Yılmaz / Çerkezköy)CEVAP: Gözden gizli kalana gayp dendiği gibi duyularla algılanamayan, insanın bilgi sınırı dışında kalana da gayp denir. Daha genel bir deyimle, insanın gözlem ve deney sınırları dışında kalan gayptır. Kur’ân’a göre varlıklar iki kısma ayrılır. Beş duyuyla algılanabilen maddi kâinat ki buna şehadet âlemi, beş duyudan gizli kalan metafizik âlem ki buna da gayp âlemi denir. Bu ayırım yaratıklar içindir. Yaratan için gayp yoktur, hepsi görülür ve bilinir Şehadet Âlemi’dir. Gayp âlemi, kâinatın ruhu durumundadır.ATMOSFERDEKİ TİTREŞİMLERDüşünce tarihinin başlangıcından bu yana, birçok hekim, mutasavvıf ve filozofa göre asıl gerçek âlem, şu görünen şekiller dünyasının ruhu olan gayp âlemi’dir. Görünen şekiller dünyası, o gerçek âlemin tecellisidir (görüntüsü). Modern bilime göre de dış görünüş, duyularımızın algılarından ibarettir. Mesela ses, aslında bir titreşimdir. Atmosferin taşıdığı bu titreşim, kulağımızın zarına çarpınca beyinde mahiyetini bilmediğimiz bir işlemle sese dönüşmektedir. Yani gerçekte ses, dış dünyadaki görünmez hareketin beyindeki bir tecellisidir. Işık dediğimiz parıltı da dış dünyadan bize gelmez. Bize gelen titreşimdir. İşte o titreşim, görme duyumuza çarpınca beynimizde ışık halinde algılanmaktadır. İmam Gazali’ye göre sıcaklık ve soğukluk esasında birer titreşimdir. Bundan dolayı ısı ışığa, ışık ısıya dönüşebilmektedir. Koku ve tat da titreşen maddelerden gelen titreşimin, tat veya koku alma duyularında aldığı durumdur. Frekansları değişik titreşimlerin tecellisi değişmekte, kimi bizde ses, kimi sıcaklık, soğukluk, koku ve tat halinde kendini göstermektedir. Hakikat olan bunlar değil, bunların dayandığı titreşim, yani harekettir. * Devam edecek

Devamını Oku

Tarihi bir gerçeği inkâr edemezsiniz

5 Nisan 2007

SORU: Sayın hocam, baş örtüsünün Sümer-Asur’dan bu yana gelişmesini, Kur’an’da açık emir olmadığını, konunun erkek egemen toplum yapısından kaynaklandığını açıklar mısınız? (Prof. Mehmet Bayhan)CEVAP: Baş örtüsü Kur’ân’ın emridir. Namaz da oruç da daha önceki toplumlarda ve dinlerde vardı. Bunlar, Kur’ân’da da yer almakla İslâm’ın gereği olmuştur. Nasıl, “Bu ibadetler İslâm öncesi kültürün bir devamıdır, Kur’ân’da yoktur” diyemezsek, baş örtüsü için de aynı şey söz konusudur. Uygularsınız, uygulamazsınız o size bağlı bir şeydir. Ama tarihi bir gerçeği inkâr etmek, bilim adamına yakışmaz. Her zaman söylüyorum, baş örtüsü İslâm’ın orijinal buyruğu değildir, Orta Doğu kültürünün devamıdır. Öyle ama Kur’ân bunu emrettiğine göre artık İslâm’ın gereklerinden biri olmuştur. “Kur’ân’da saçı örtmek yoktur, örtüyü gerdan üzerine koymak vardır” gibi sözler bir değer taşımaz. Kur’ân’da humur diye geçer. Humur, himar’ın çoğuludur. Temel Arapça lügatlar himar’ı, baş örtüsü diye açıklar. Zaten her kadın bir kıyafet giyer, kıyafeti de gerdanını, bedenini örter. Ayrıca örtüden niçin söz edilsin? Lügatlar, tefsir kitapları ve uygulamalar hep yanlış mı? Şöyle diyebilirsiniz: Baş örtüsü var ama amacı kadının namusunu korumaktır. Bu örtü, hür kadınların simgesiydi. Cariyeyle hür kadını ayıran özellik, baş örtüsü takmaktı. Amaç hür kadını sataşmalardan, kem gözlerden korumaktı. Hz. Ömer, baş örtülü gördüğü bir cariyenin başından örtüsünü çıkarttırmıştır. Eğer baş örtüsü takmak dinin temel görevi olsaydı, cariyeye de örtünme gereği getirilirdi. Oysa cariyenin örtmesi gereken yerler, aynen erkekler gibi göbekle diz kapağı arasıdır. Yani cariyenin göğüsleri dahi örtünme kapsamı dışında tutulmuştur. Neye göre? Geleneğe göre... Yoksa Kur’ân’da hür ve cariye ayırımı yoktur. O halde bugün takılmasa da olur. Çünkü Kur’ân, “Sözü yani Kur’ân’ı dinleyip onun en güzeline uyanlar”ı övmektedir. “Demek ki Kur’ân’ın da bütün emirlerini uygulama gereği getirilmiyor, zamanın şartlarına en uygun olanına uymak da yeterlidir. Hepsini yapamıyorsak, hepsini terk etmemiz doğru olmaz. Yapabildiklerimizi yaparız” derseniz bu bir yorumdur. Ama “baş örtüsü diye bir şey yoktur” gibi sözler ciddiyetten uzaktır. Benden böyle bir şey beklemeyiniz. 70 yaşımdan sonra insanların hoşuna gitsin diye gerçeklere ters şeyler söylemem, söyleyemem.

Devamını Oku

Dinimize göre kan bedeli helal mi?

4 Nisan 2007

SORU: Trafik kazasında babamı kaybettim. Kaza yapan, ehliyetsiz ve alkollüydü. Bilirkişi tarafından da suçlu bulundu. Avukatımız, aileden tazminat alabileceğimizi söyledi. Bu parayı almamız dinimizce uygun mu? CEVAP: Dinimizde kasten adam öldürmenin cezası kısastır. Hatayla adam öldürmenin cezası ise diyet ödemedir. Diyet, öldürülen kişinin ailesine ödenecek kan bedelidir. Nisa 92’nci ayette, yanlışlıkla adam öldürmenin cezası şöyle belirlenmiştir: “1- Öldürülen kimse, Müslüman bir topluluktan ise öldüren, ceza olarak mümin bir köleyi özgürlüğe kavuşturur. Öldürdüğü kimsenin ailesine de diyet verir. Ancak maktulün ailesi diyetten vazgeçerse diyet düşer. 2- Öldürülen kimse, inanmayan, düşman bir topluluğun mensubu ise öldürenin sadece mümin bir köleyi özgürlüğe kavuşturması ve günahından da tövbe etmesi gerekir. Düşmana diyet verilmez. 3- Öldürülen kimse, antlaşmalı bir topluluktan ise yine köle azadı ve maktulün ailesine diyet verilmesi gerekir. 4- Öldüren kimse, bugün artık kölelik devri kapandığı için iki ay üst üste oruç tutar. Bu diyet ve kefaretlerden sonra da tövbe eder, Allah’tan af ve mağfiret diler.” Trafik kazasıyla insan ölümüne sebep olmak, hatayla öldürme sınıfına girer. Ayetin belirlediği üzere hatayla adam öldüren kişi, ölenin ailesine diyet verir. İslâm ceza hukukuna göre hatayla öldürülen adamın diyeti 100 deve veya bunların parasal değeridir. Yani mahkemenin vereceği karara göre alacağınız tazminat, dinen helaldir, hakkınızdır. Hatta bu tazminat, dinin belirlediği diyet miktarından çok düşüktür.Her zaman ileriye bakınSORU: Birçok namaz borcum var. Ne yapmam gerekiyor? (Ahmet Girgin)CEVAP: Namaz kılmak ruhunuzu arındırır, bunalımlardan, anlamsız tutkulardan kurtarır, içinize üstün sevgi akıtır. Bu zamana dek namaz kılmamakla büyük günah işlediniz. Şimdi aklınız başınıza geldi, Hak yoluna döndünüz. Geçen geçmiştir. Onlar için tövbe edip Allah’tan af dileyeceksiniz. Normal olarak namazlarınızı kılacaksınız. Sünnetiyle, farzıyla... “Eski borçlarım” gibi şeyler dinin ruhuna uymaz. Allah, sizden vergi almıyor ki borçlarınızı ödeyesiniz. Allah’ın öyle alacaklara ihtiyacı yok. Allah sizin içinizde. Namaza O’nun ihtiyacı yok, sizin ruhunuzun ihtiyacı var. Geriye değil, hep ileriye bakın.

Devamını Oku

İnsanlar tek bir anneden mi yaratıldı?

3 Nisan 2007

SORU: Marmara Üniversitesi öğrencisiyim. Son okuduğum bir araştırmaya göre insanların tek bir anneden geldiği kanıtlanmış. Tüm insanların DNA’larındaki karışmayan bir kromozom bunu gösteriyormuş. Allah Havva anamızı, Adem babamızın kemiğinden yaratmış ve onların çocukları olmuş. Daha sonrasında insanlar nasıl yaratıldı? Yani kardeşler birbirleriyle mi evlendi yoksa Allah başka bir şeyler mi yolladı? Tüm dinlerde, Allah’ın gönderdiği ya da söylediği her şeyde kardeşlerin evlenmesi yasak. Kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi daha sonra mı yasaklandı? Yüce Rabbimin, Peygamber Efendimize gönderdiği ilk söz “oku”ydu. Ben de okuyup öğrenmek istiyorum. (Gözde)CEVAP: “İnsanların tek bir anneden geldiği ispatlandı” sözünüz, bilimsel bir nitelik taşımaz. Onu hayalciler üretiyor. Ben öyle şeylere inanmıyorum. Asla hayalci değilim. Havva’nın, Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı ifadesi de Tevrat’ın bir ayetidir. Peygamberimize de yakıştırılmıştır. Bunun gerçekle bir ilgisi yoktur. Evrende şartlar oluşunca dünyanın birçok yerinde çeşitli renklerde insan yaratılmış olabilir. Bunlar çoğalmış, önce son derece vahşi, barbar, kan dökücüyken insan evrimleşmiş, dilini geliştirmiştir. İşte dil kelimelerini yapıp konuşan ve böylece Allah’ın halifesi yapılan ilk insan Hz. Adem’dir. Kanaatime göre Hz. Adem, halife yapılıp sorumluluk mevkiine yükseltilen ilk insandır. İşte asıl insan da onunla başlamıştır. “İlk insanlarda bacı-kardeş birbirleriyle evlendi” sözü de Kur’ân ve hadise dayanmaz. Bu da Tevrat’ın ifadesidir.*****‘Bela okumak günah mı’SORU: Bir kişi, hayırsız evladına, eşine veya kendisine zarar veren herhangi birine bela okuması günah mı? Eğer bundan pişmansa, hatasının telafisi için ne yapmalı? CEVAP: Bela okumak, beddua etmek demektir. Zorda kalmadıkça kimseye bela okumak, beddua etmek doğru değildir. Özellikle kendi aile bireylerine, oğluna, kızına, kocasına veya karısına yapacağı beddua kendi aleyhine döner. Çünkü çocuğuna bir şey olsa kendisinin içi yanar. Böyle bir şey yapmış olan Allah’tan af dilemeli ve bu kez bela okumuş olduğu kimselere iyi dua etmelidir.

Devamını Oku