SORU: Bir televizyon kanalına çıkan kişi, sahih hadis olduğunu söylediği şu olayı aktardı: “Peygamberimize gelen bir kadın, zina yaptığını fakat bundan çok pişman olduğunu ve tövbe ettiğini söylemiş. Peygamberimiz de bu konuyu düşüneceğini, daha sonra gelmesini istemiş. Bir süre sonra kadın tekrar gelerek cezası neyse razı olacağını ve hamile olduğunu belirtmiş. Peygamberimiz bebek doğduktan sonra gelmesini istemiş. kadın, bebek doğduktan sonra tekrar gitmiş. Peygamberimiz bu kez de bebeğin sütten kesilmesinden sonra gelmesini istemiş. Bebek sütten kesildikten sonra kadın geldiğinde cezalandırılmak istediğini ifade etmiş. Peygamberimizin de onayıyla kadın recm edilmiş (taşlanarak öldürülme). Peygamberimizin, kadının dünyadayken duyduğu pişmanlığın, öteki dünyada tam 70 Medinelinin affına veya şefaatine yol açtığını söylemiş.” Bu güzelim dine ve Peygamberimize, hadis adı altında ancak bu kadar çirkin iftira atılabilir. Kur’ân’da pişman olup tövbe edenlerin affedileceği belirtilmektedir. Bunlara tahammül etmek çok güç. (Turgay Uysal)CEVAP: Maalesef Peygamberimizden sonraki gelenekçiler, birçok uydurmayı hadis şekline sokup dini yozlaştırdılar. Kur’ân recmi kesin kaldırdığı halde bunu hadis şekline sokarak tekrar getirdiler. Yani Kur’ân’ın hükmünü lağvettiler. Bunları söyledik, söylüyoruz ama dinleyen kim? Kur’ân’ı rafa kaldıranlar Müslüman oluyor. Allah yardımcımız olsun.Kem söz sahibinindirSORU: Çalıştığım fabrikada usta başı, dinimize karşı çok saygısız. Sürekli küfrediyor. Böyle bir yerde çalışmam doğru mu? (Y. A.) CEVAP: Herkesin günahı kendisine. O küfreden ağzı bozuk kişi, aslında başkasına değil, kendi nefsine küfrediyor ama farkında değil. Aldırmayın, elbette içinizden onun yaptıklarını benimsemezsiniz ancak siz işinize devam edin. Bu zamanda iş bulmak kolay değil.Yemini bozma durumuSORU: Bir tartışma sırasında sinirlenerek bir konu üzerinde yemin eden biri, şimdi ettiği yemini bozmak durmuyla yüzyüze kalırsa ne yapması gerekiyor? (Eyüp Konca)CEVAP: Geleceğe yönelik yemini bozmak zorunda kalan kimse ya on fakiri doyuracak ya giydirecek veya 3 gün oruç tutacak. Geleceğe ilişkin yemini bozmanın kefareti budur.
SORU: İki yaşında oğlum var. İlk zamanlar geceleri uyanmasın diye yanıma alıyordum yani eşimle benim aramda yatıyordu. Sonraları bunu alışkanlık haline getirdi. Ne yaparsak yapalım yanımızdan başka yerde yatmıyor. Eşimin babası, bunun günah olduğunu savunuyor. Bu bana çok saçma geliyor. Kayınpederim Suriye’de İlahiyat Fakültesi’nde okumuş. (İ. Ö. A.) CEVAP: Kayınpederinizin İlahiyat Fakültesi’nde okumuş iddiası, bana hiç inandırıcı gelmiyor. Çünkü İlahiyat’ta okuyan kişi, kadının evladının, kendisinin mahremi olduğunu bilir. Bir annenin çocuğuna sarılıp yatması günahmış (!) Bu, hasta bir beynin ürünüdür. Böyle bir şeyi kimseye söylemeyin, insanı maskara yaparlar. Ayrıca dinimize de zarar verir. Bu adam nereden almış bu çarpık fikirleri? Bu söz dine en büyük iftiradır.*****Ana babanın sorumluluğuSORU: Çocuklarımıza anne baba olarak dinimizi öğretmeye çalışıyoruz. Ama onlar 18 yaşından sonra bizim öğrettiklerimizin dışında bir hayat yaşarlarsa bundan biz sorumlu muyuz? (Berrin Karnas)CEVAP: Anne baba, 18 yaşına gelinceye dek çocuğunun eğitiminden sorumludur. 18 yaşından sonra herkesin sorumluluğu kendisine aittir. Ne baba çocuğun yaptığından ne de çocuk babasının yaptığından sorumlu olur. Ancak baba, çocuğunu kötüye yönlendirmiş, onu içkiye, zinaya alıştırmışsa o zaman anne baba da o çocuğun yaptığı kötülüklerden sorumludur.*****Şeytan insanın düşmanıdırSORU: Allah’a inanıyorum ve cuma namazlarına gidiyorum. Ama evde namaz kılarken içimde bir isteksizlik oluşuyor. Camide ise huzurlu oluyorum. Ne yapmalıyım?CEVAP: Allah size “namaz kıl” diyor ama siz “kılmak içimden gelmiyor” diyorsanız, şeytanın sözünü Allah’ın sözüne tercih ediyorsunuz demektir. Şeytan insanın düşmanı, Allah ise en büyük dostudur. Eğer camide namaz kılmak senin için daha huzurlu ve kolay ise o zaman hep camide kıl, daha çok sevap alırsın. Namaz zor bir şey değil, Allah ile iletişim kurmadır, dost ile konuşmadır. Bu sana niçin zor geliyor ki? Haydi şeytanı kov, Allah’ın emrine sarıl, namazını kıl.
SORU: Rum Suresi 17 ile 18’inci ayetleri açıklar mısınız? (Senai Arıkan)CEVAP: “Öyle ise akşama girdiğiniz zaman da sabaha erdiğiniz zaman da tesbih Allah’ındır (O’nun şanının yüceliği anılır). Göklerde ve yerde, günün sonunda da öğleye erdiğiniz zaman da hamd, O’na mahsustur” (Rum: 17-18). Bu ayetler, Allah’ın en çok tesbih edilip anılacağı zamanlara işaret ediyor. Gerçi Allah her zaman anılır ama ayette gösterilen zamanlar, gece ve gündüzün en belirgin zamanlarıdır. Bu vakitlerde Allah’ın daha çok anılması gerekir. Bunlar havanın kararmaya ve ışımaya başladığı zamanlardır. İnsanlar geceye ve gündüze putların adını anarak değil, yalnız Allah’ın şanının yüceliğini anarak başlamalıdırlar. Tesbih, Allah’ın şanının yüceliğini belirtmektir. Bu ayeti beş namaz vakti olarak açıklayanlar vardır ama doğru değildir. Burada namazdan değil, tesbihten söz edilmektedir. Tesbih, namazdan çok geniş, Allah’ı, şanını yüceleyerek anmak, anımsamak demektir. Namaz ise içinde tesbihin de olduğu, özel rükünleri bulunan bir ibadettir. Eğer tesbihle namaz kastedilseydi, o zaman “Onların dediklerine sabret ve Rabbini övgü tesbih et, güneş doğmadan önce, batmadan önce, gecenin bir kısmında ve secde arkalarında O’nu tesbih et” (Kaf: 39-40) ayetlerinde secdenin ardından namaz kıl anlamı uygun düşer miydi? Secde zaten namazdır, artık secdenin ardından namaz kıl olmaz. Ama secde arkalarında Allah’ı övgüyle an, tesbih et, O’nun şanının ululuğunu vurgula, çok anlamlı bir söylemdir. 18’nci ayet, yalnız insanların değil, göklerde ve yerde olan bütün yaratıkların Allah’ı övdüğünü hatırlattıktan sonra “aşiyy ve ızhâr”da Allah’ın tesbih ve O’na hamd edilmesi gerektiğini belirtiyor. “Aşâ” karanlık çöktüğü, “ızhâr” da gün ışığının her yanı tam kapladığı zamandır. Bu ayetten anlaşıldığına göre gece ve gündüzün başlarında ve ortalarında Allah’ın anılıp tesbih edilmesi, övülmesi gerekir. Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğu rivayet edilir: “Allah’ın, neden İbrahim’e ‘vefalı dost’ dediğini söyleyeyim mi? O her sabah ve akşam olduğu zaman, ‘subhanellahi ve bihamdihî sübhanellahi’l-azîm’ derdi.” Bu hadiste çok güzel bir tesbih formu öğretilmektedir. İşte tesbih budur. Namaz demek değildir.
SORU: Padişahlık zamanında varlıklı kişilerin cariyeleri vardı. Dinimizce, nikâhsız cinsel beraberlik zina sayıldığına göre bu kişiler cariyeleriyle beraber olmak için nikâh mı kıyıyorlardı? Yoksa nikâh gerekmiyor muydu? Günümze geneleve giden bir erkek zina mı yapmış oluyor? (Şahabettin Ketenci)CEVAP: Cariye, kişinin kendi mülkü sayılırdı. Cariyeyi satın almak veya herhangi bir şekilde ona malik olmak, onunla zaten nikâh kıymak anlamına gelirdi. Yani kişinin, cariyesiyle yatması helaldi, zina değildi. Ancak artık kölelik ve cariyelik dönemi kapanmıştır. Bir daha öyle bir sistem gelemez ve gelmemelidir. Çünkü Kur’ân’ın asıl hedefi de köleliğin kaldırılmasıdır. Beled ve Muhammed sureleri dikkatle okunursa Kur’ân’ın, köleliğin kaldırılmasını hedef gösterdiği anlaşılır. Bugün genelev sermayeleri cariye değillerdir. Bunlarla ilişki, İslâm’ın ilk dönemlerinde uygulanan müt’aya benzer. Müt’a, para karşılığında belli bir süre kadınla karı koca olmaktır. Bunda iki tanıklı nikâh yoktur. Tarafların belli bir ücret ve süre üzerinde anlaşmaları nikâh sayılır. İşte geçici yararlanma sağlayan bu tür evlenmeye müt’a nikâhı denilir. Ancak süre sonunda kadın, hemen ardından bir başka erkekle olamaz. Genelev böyle bir sistemle kurulsaydı zina olmazdı. Genelev kadınıyla ücret karşılığı yatmak, namuslu bir kadınla zina etmek kadar ağır suç olmasa da helal değildir. Herkes kendi vicdanının sesine uyar.Secde ayeti üzerine...SORU: Eşim ve ben Kur’ân’ı Türkçe mealinden okuyoruz. Kur’ân’da 14 adet secde yeri varmış. Eğer buralarda secde edilmezse günah oluyormuş. Kur’ân’ın Türkçe mealinde böyle bir secde işaretine rastlamadım. Kulaktan dolma bilgilere inanmıyorum. Böyle bir şey var mı? (Atila Başdoğan)CEVAP: Secde ayetleri okununca secde etmek güzeldir ama bilmezlikten ötürü secde etmeyen günah işlemiş olmaz. Namaz dışında secde ayeti okumuş olan hemen secde etmek zorunda değildir. İstediği zaman secde edebilir. Hatta ömrün sonuna dek ertelenebilir. Ama namaz içinde secde ayeti okuyan, eğer normal secdeye üç ayetten fazla varsa hemen secdeye varır, kalkıp okumasına ve namazına devam eder.
SORU: Babam 10 yıl önce kalp krizinden vefat etti. Bu son kaçınılmazdı çünkü alkolik ve uyuşturucu bağımlısıydı. Bırakması için ailece çok uğraştık ama babam yeteri kadar çaba gösteremedi. İnançlı bir insan olarak, babamın hayattayken işlediği günahlardan ötürü bir şeyler yapmak istiyorum ama ne yapacağımı bilemiyorum. Babam çocukları severdi, ben de bazen sokak çocuklarını sevindiriyorum. Onun azap çekmesini istemiyorum. Bana yardımcı olursanız çok sevinirim. (Bingül)CEVAP: Okurumun mektubundan mütehassis oldum. Herkes ana babasını böyle düşünmeli, onları hep hayır ile yad etmelidir. Babanızın mutlaka azap çektiğini bilemeyiz. Allah’ın azabı yanında affı ve mağfireti daha boldur. Kişi ahiretteki yerini bu dünyada hazırlar. Ancak arkada bıraktığı çocukları veya yakınları onun için hayır hasenat yaparlarsa ruhu bundan şad olur. Siz elinizden geldiğince babanız için sadaka verin, dua edin, Kur’ân okuyun, Allah’tan onu bağışlamasını dileyin. Ama mutlaka namazınızı kılın, kılın ki, hayatında yapamadığını evladının yapmasından memnun olsun. Madem ki babanız çocukları seviyordu, işte bu sevgisi de onun için ibadet sayılır. Siz de onun adına kimsesiz, tahsilde zorluk çeken çocukları sevin ve sevindirin. Babanızın ruhu büyük sevinç duyacaktır.*****100 yıl önce yazılan şiirSORU: Kuran’da kitap ehli diye bahsedilen Hıristiyanlardan, Kur’an’ın emrettiği gibi bir yaşam süren ancak üçlemeye inananlar ebedi cehennemde mi kalacaklar? (Evrim Çelik)CEVAP: Ahirette kimin nereye gideceği hakkındaki kararı verecek Allah’tır. Harputlu şair Hacı Hazmi Efendi’nin, 100 yıl önce yazdığı dizelerini anımsatmakta yarar görüyorum.Yetişir ilm ile şiştin vâiz Yetişir bunca eşiştin vâiz Fazl-ı Hak yok mu ki hep duzeh ileHalkı inzâra giriştin vâizDoldurup ibadullahı nâr-ı cehîmeSonra sen Adn’e sıvıştın vâiz.Bu şiirin açıklaması şöyle: Böyle ilimle şişip böbürlenmen yetti gayri. Ha bire inadında direnip duruyorsun. Kendinden başkasını görmüyorsun. Allah’ın lütfu, af ve bağışlaması yok mu ki insanları hep cehennemle korkutuyorsun? İnsanları hep cehenneme tıkıyor, sonra sen gizlice cennetin en yüksek bölümüne sıvışıyorsun.
SORU: Benden 14 yaş küçük olan eşime hiçbir konuda baskı yapmak istemedim. Zaman içinde bazı şeylerin yerine oturacağı inancımı koruyarak devamlı dua ettim. Karakterlerimiz çok farklı. Ben olaylara hoşgörüyle bakmaya çalışıyorum, o ise bazen bana ağza alınmayacak hakaretler ediyor. O anlarda hep Allah’tan sabır diliyorum. Çünkü ona karşılık verip olayı büyütmek istemiyorum. Tartışma sebebimiz ise ihtiyaçları olduğunda aileme yardım etmem. Bu konuda “ya biz ya onlar” diyen eşimden izin almam gerekiyor mu? Oğlumu düşünerek evliliğimi sürdürmek istiyorum ancak dayanacak gücüm de kalmadı. Ne yapabilirim? (M. T.)CEVAP: Elbette ben aile arasına girmek istemem. Yalnız şunu belirtmem gerekir ki, ailede ana babanın yeri başka, eşin ve çocukların yeri başkadır. Dinimize göre siz, eşinizi ve çocuğunuzu geçindirmek, onların zorunlu giderlerini karşılamak, geçimlerini sağlamakla yükümlü olduğunuz gibi eğer muhtaç iseler ana babanızın da geçimlerini temin etmek size düşer. Eşiniz, ebeveyninize yardım etmenizden ötürü gocunuyor ve bunu aileyi yıkma kertesine getirecek kadar aşırı davranıyorsa yanlış yapıyor. KENDİSİ DE DIŞLANABİLİREşinizle hoş geçinmeye çalışın ama sırf onu memnun etmek için ana babanızı dışlamayın. Kur’ân ana babaya usanç belirtisi olarak “öf” bile demeyi yasaklamakta, anne babaya özenle bakmayı defalarca vurgulamaktadır. Peygamberimiz de “İhtiyarlık çağlarında ana babasına yetişip de onların rızasını kazanmayan kimseye yazıklar olsun” buyurmaktadır. Eşinizin memnunluğu, Allah’ın hoşnutluğunun önüne geçemez. İslâm’ı bilen, Allah’ın emrini tanıyan bir hanım, kayınpederine ve kayınvalidesine yardım edilmesinden memnun olmalıdır. Bir gün kendisinin de onların durumuna düşeceğini, gelini tarafından dışlanabileceğini düşünmelidir. Kendisini onların yerine koyup ona göre davranışını kontrol etmelidir. Siz kendiniz çalışıyor, kazanıyorsunuz. Ailenizi geçindiriyorsunuz. Bu arada bir miktar da ana babanıza yardım ediyorsanız, bunda ne var? Siz niçin eşinizin hakkını yemiş olasınız ki? Emek sizin, alın teri sizin. Eşinizin hakkı var diye ana babanıza yardımı keserseniz bu kez de ana babanızın sizin üzerinizde hakkı kalmaz mı? Herkese hakkını vermek, her şeyi yerli yerince yapmak gerekir.
Anne ve babasının istemedikleri biriyle evlendiği için kendisine çok acı çektirdiklerini, dövdüklerini, kocasından, çocuklarından ayırdıklarını, bu yüzden onları ana babalıktan sildiğini belirtip düşüncemi soran bir bayan okuruma cevabımdır: Anneyi babayı silmek diye bir şey olamaz. Onlar size haksızlık yapmış olsalar bile yine onlara iyilik edeceksiniz. Artık onlar ihtiyarlamışlardır. Anne baba, insanı Allah’a isyana götürmek isterlerse bu konuda onlara itaat edilmez ama dünya işlerinde, normal yaşamda onlara iyilik etmek Allah’ın emridir. Ayrıca Kur’ân, kötülük edenlere dahi iyilikle karşılık verilmesini emretmektedir. Yabancıların kötülüğüne dahi iyilikle karşılık vermek gerekirken anne babanın hatalarını elbette bağışlamak ve onlara elden geldiğince iyilik etmek gerekir.Şifayı Allah’tan bekleyinSORU: Ben deri konfeksiyon üretim ve satış işi yapıyorum. Mesleğim gereği dikiş makinelerim var. Eşe, dost ve müşterilere muska kılıfı dikmekten usandım. Neler oluyor hocam? Gerçekten de bu muskaların tedavi edici ya da insanı hastalıklardan, kötülüklerden koruyucu etkisi var mı? Yoksa insanlar bunlardan şifa beklerken tedavilerini geciktirip sorunlarını büyütüyorlar mı? (Şaban Kumsel)CEVAP: İnsanlar gerçek tevhit dini yerine şirk dinini yeğlediler. Şimdi iş güç türbe ziyareti ve şifayı Allah’tan değil muskadan beklemek. Muska nedir? Birtakım şekillerden ibaret. Bir kısmı da ayet. Muska taşımak için kılıfa da gerek yok. Artık o muskalar birer tabu, birer dokunulmaz olmuş. Allah hidayet etsin demekten başka yapacak bir şeyimiz yok.“Amin” sözünün anlamıSORU: Bir camide hoca efendi sohbetinde, “amin” demenin dört peygamberin ismi olduğunu söyledi. Biraz tereddütlüyüm. Bu doğru mu? Bira (Hasan Yıldız)CEVAP: Bu yorum hurafedir. Amin sözcüğü Arapça’da olduğu gibi İbranice’de ve Aramca’da da vardır. Bunun anlamı, “Duamızı kabul buyur Rabbim” demektir.
SORU: Kur’ân-ı Kerim’de zikredilen kutsal gün ve ayların mahiyetini anlayabiliyorum ancak kutsal topraklar, kutsal yerler, kutsal ev, bina, taş, türbe... Bu gibi yerlerin kutsiyeti eğer yalnış bilmiyorsam vakti zamanında dinimizce önemli saydığımız peygamber veya kişilerin bulunması veya yaşaması ya da birtakım mucizeler göstermiş olmasından ileri geliyor. Bu yerler birer meta olduğuna göre onları görmek, dokunmak gibi eylemlerin bize nasıl bir yararı olabilir? Ya da bunları görmek için çaba sarfetmek gerekli mi? Hatta bunlar aracılığıyla Yüce Allah’tan dilekte bulunmak şirk değil mi? (Doç. Dr. Mithat Evecen)CEVAP: Dinimizde kutsal diye bir kavram yoktur. Sadece ard-ı mukaddes (kutsal toprak) tabiri geçer ki, bu da aslında özel isimdir. Amaç Filistin’dir ve özellikle Filistin’de bulunan Kudüs kentidir. Orada Musa’nın vahiy aldığı Sina Dağı’dır. Bundan ayrı olarak Kur’ân’da zilhicce ayının 10’uncu gecesi değerlidir. Ramazan ayı, Şaban’ın 15’inci gecesi ve Kadir Gecesi değerli zamanlardır. Hz. Peygamber’in mescidi, Kâbe ve çevresi mukaddes mekanlardır. Bunun dışında kutsal mekan yoktur. Evliyanın türbesi de olsa, sahabi türbesi de olsa kutsal mekan yoktur. Zaten yatırları kutsamak şirk geleneğinden kalmadır. Ama ne yapalım ki, şimdi şirk tevhide baskın çıkmıştır.Müslüman dürüsttürSORU: Gayrimüslim arkadaşıma bir miktar borcum var. Parayı denkleştirmeye çalışırken babam, “Borcunu ödemene gerek yok. Gayrımüslimin malı Müslüman’a helaldir” dedi. Şu sıralar o arkadaşımla aram da pek iyi değil. Acaba borcumu ödemezsem günaha girer miyim? (Sedat Kahraman)CEVAP: Baban hangi dinden bilmiyorum ama bu, bir Müslüman’ın söyleyeceği söz olamaz. Kim olursa olsun, Allah’ın bir kulundan aldığın borcu ödememek ne demek? Tam tersine atalarımız, gayrimüslimden alınan borcu ödemekte çok daha fazla özen göstermişlerdir. Müslüman kişi, dürüsttür, aldatmaz. Başka dinden birini aldatmak, onların İslâm’dan kuşku duymalarına, Müslümanların yalancı, sahtekâr olduklarını düşünmelerine yol açar. Bunun vebali, başkalarına bu imajı verenlerin üstündedir. Arkadaşınla aran yoksa borcunu inkâr mı edeceksin? Yazık bu düşünce sahiplerine. İslâm’ı ne hale getirdiler. Allah hiçbir kulunun hakkını bir başkasında komaz. Burada borcunu ödemeyen ahirette öder.