Kur’ân’da baş örtüsü var mı? (1)

17 Şubat 2008

SORU: Dinimin gereklerini yerine getirmeye çalışan biriyim. Ancak baş örtüsü konusunda Kur’ân’da çok açık bir madde bulamadım. “Khimâr” kelimesinin başımızın mutlaka örtülmesi konusunu kapsayıp kapsamadığı hususunda tereddüt içerisindeyim. Saçımızın kapatılmasıyla ilgili dinimizde kesin bir hüküm veya bir hadis var mı? (Güzin Girgin). Aynı konuda yazan bir başka okurum Mustafa Doğan da Özdemir İnce’nin bir yazısına dikkat çekerek diyor ki: “Mustafa Sağ adındaki kişinin Nur Suresi’nin 31’inci ayetini tercümesinden söz eden Özdemir İnce, kendisinin sadece kamusal-toplumsal görevini yerine getirdiğini, gerisinin Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ve İslâm âlimlerinin işi olduğunu belirtiyor. Çağımızın en büyük İslâm âlimlerinden biri olmakla kalmayıp Arapça’ya olan hakimiyetinizi de dikkate alarak bu konuyu size soruyorum. Mustafa Sağ’ın çevirisi doğru mu yanlış mı?” CEVAP: Gönderdiğiniz yazıyı okudum. Yazının sahibi eğer bir İslâm ülkesinde yaşasaydı “khimâr” kelimesini baş örtüsü diye yazacaktı. Ama burada kelimenin 1400 yıldan beri yerleşik terimsel anlamını düşünmeden istediği anlamı veriyor. 1.5 milyar Müslüman’ın inancıyla oynamak ayıptır. Herkes cahil, yanılmış, sadece bu zat doğruyu bulmuş öyle mi? Siz örtü kullanırsınız veya kullanmazsınız o sizin seçiminiz. Ama 1400 yıl önce kadınların başı açık dolaştıklarını söylemek tarihi bilgilere ters düşer. Baş örtüsü var ki Kur’ân “baş örtülerini göğüslerinin üstüne koysunlar” diyor. Yoksa “khimâr” kelimesini niçin kullansın? “Giysilerinin yakalarını kapatsınlar, yakası kapalı giysi giysinler” derdi.“Khimâr” esas itibariyle örtmek anlamına gelirse de dinsel örfte baş örtüsü anlamını kazanmıştır. Asırlar önce yazılmış Akhterî adlı Osmanlıca lügatta “kihmâr” sözcüğü, “Avretler (kadıların) başına sardığı bez” diye tanımlanmaktadır. İbn Manzur’un Lisanu’l-Arab’ında da “khimâr”ın baş örtüsü olduğu belirtilmektedir. Ünlü müfessir Kurtubî de “va’l-yadribne bi-khumurihinne alâ cuyûbihinne: Khimârlarını yaka yırtmaçlarının üstüne koysunlar” (Nur: 31) ayetinin tefsirinde “khimâr” sözcüğünün, kadınların başına örttükleri örtü olduğunu belirttikten sonra diyor ki: “O zamanda kadınlar baş örtülerinin uçlarını arkaya sarkıtırlardı. Yüce Allah, örtülerinin uçlarını yaka yırtmaçlarının yani göğüslerinin üstüne koymalarını buyurdu.” Devam edecek

Devamını Oku

Eserlerim hakkında bilgi isteyen okura...

16 Şubat 2008

SORU: Kur’ân’ı hep Türkçe meallerden okudum. Kendimi geliştirebilmek için tefsir okumanın uygun olacağını düşündüm. “Kimden okuyacağım” sorusunun cevabı, araştırmalarım sonucunda size ulaştı. Web sayfanızdan bulduğum kadarıyla tefsir yayınlarınız şunlar: Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri 1988-1992 (12 cilt), Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri 1995 (6 cilt), Özet Kur’ân Tefsiri 2005 (3 cilt). Yayın çok olunca, “hangisinden faydalanacağım” diye düşündüm ve sizin fikrinizi almanın uygun olacağına karar verdim. Amacım dinimi anlamak, iyilik ve barışa yakın durabilmek, girdiğim her işe doğruluk ve dürüstlükle girebilmek, çıktığım her işten de doğruluk ve dürüstlükle çıkabilmektir. Uygun göreceğiniz tefsir hangisidir? (Tuba Demircan) CEVAP: Size 3 ciltlik “Kur’ân-ı Kerim Tefsiri”ni almanızı tavsiye ederim. Daha derin bilgi için “Kur’ân Ansiklopedisi” adlı eserimi okumalısınız. Bu, klasik tefsir değil Kur’ân’ın içerdiği tüm konuların alfabetik ve derinlikli açıklamasıdır. 30 cilttir. Yeni Ufuklar Neşriyat’tan temin edebilirsiniz. Tel: 0216 492 66 12 veya 13. Bir Hatırlatma: www.suleymanates.com adresinde sayfa üstünde mavi zemin üzerinde hareketli sohbetler şeridi vardır. Bunu tıklayınca bazı haftalık konuşmalarımı ve sorulan sorulara verdiğim cevapları sesli olarak dinleyebilirsiniz.*****Bir sorumluluk örneğiSORU: Bankada çalışan biriyim. Bazen para çeken veya yatıran müşterilerimize 5-10 kuruş gibi para üstünü veremiyorum. Bu durumda ne yapabilirim? (Merve Sarıca) CEVAP: Para çeken veya yatıranlara üstünü veremediğiniz 5 veya 10 kuruşu, bozuk para olmadığı için veremediğinizi söylerseniz onlar da bir talepte bulunmazlarsa bunun bir sakıncası olmaz. Çünkü onlar zaten haklarını helâl etmişlerdir. Keşke herkes sizin gibi 5-10 kuruşu düşünecek bilinçte ve inançta olsa.*****Kandil gecesi düğün SORU: Kandil gecesi alkolsüz düğün yapmak sakıncalı mı? (Muhsin Özçelik)CEVAP: Yılın her gününde ve her saatinde evlenme, düğün olur. Kandil gecesi Hz. Peygamber zamanından kalma bir uygulama değildir. Kandil kutlamaları ne farzdır, ne sünnettir, sadece sonradan çıkmış güzel gelenektir. Kandil gecesi dine aykırı olmayacak biçimde düğün yapmak daha da makbuldür.

Devamını Oku

Din hükümleri vahiyle kondu

14 Şubat 2008

SORU: “O ümmi Peygamber, temiz şeyleri helal, pis, çirkin şeyleri haram kılar” (Araf 157) ayetine göre peygamberimizin haram ve helal kılma yetkisinin olabileceğini söylememiz mümkün olabilir mi? CEVAP: Araf 157’nci ayette Hz. Peygamber’in, kendisine gelen vahiylerle insanlara güzel şeyleri helal kıldığı, çirkin şeyleri de yasakladığı vurgulanmaktadır. Ayetin amacı, Peygamber’in tebliğ ettiği din kurallarının, hükümlerin kendi sözleri değil, kendisine gelen vahiy sözleri olduğunu belirtmektir. Kıyamete kadar geçerli olan din, sadece vahiyle konulmuş olan hükümlerdir. Bunlar tüm insanları bağlar. Haramlar da vahiylerle sabit olan yasaklardır. Necm Suresi’nde Peygamber’in meleğin vahyiyle konuştuğu, kendisinin o meleğin direktifiyle hareket ettiği anlatılmaktadır. Yoksa Peygamber’in bir insan olarak söylediği her sözün vahiy olduğu söylenmiyor. Çünkü bu mantıklı olmaz. Kur’ân da vahiy dışında Peygamber’in bir insan olduğunu vurgular. Peygamber’in her sözünü vahiy kabul etmek ve dolayısıyla onun çeşitli şartlar içinde, o şartlara uygun olarak söylediği geçici sözleri tüm zamanlar için aynen Kur’ân vahyi gibi din hükmü kabul etmek dini güçleştirir ve çağların dışına atar. Bilindiği üzere Hz. Peygamber nübüvveti yanında aynı zamanda bir komutan, bir devlet başkanıydı. Savaşlarda ve günlük olaylarda o zamanın şartlarına uygun hükümler verirdi. Şimdi bu hükümleri şartlarından koparıp bu güne taşımak doğru olmaz. Peygamber zamanındaki savaş şartları ve taktikleri başkaydı, bugün başkadır. Kılıç, yay ve ok savaşlarını atom savaşlarına uygularsanız sonuç alamazsınız. İşte Peygamber’in devlet başkanı ve komutan olarak zamanın şartlarına göre verdiği hükümler o dönem için uyulması gereken hükümlerdi. Komutana itaat olmazsa olumlu sonuç alınamaz. Peygamberimizin o şartlar içindeki emirleri Kur’ân-ı Kerîm’in hükümleri gibi ebedi haram ve helal hükümleri değildir. Peygamber’in, Kur’ân’ın ruhuna uygun olarak verdiği hükümlerin bizzat kendisine değil, ruhuna bakılır. Peygamber’in o hükümleri vermekteki amacı neydi? Şimdi o amaca ulaşmak için ne yapmak gerekir? Peygamber’in motamot sözleri değil, amaçları ümmete yol gösterir. Ümmetin bu amaçlar doğrultusunda hareket etmesi gerekir.

Devamını Oku

Secde halinde yapılan dualar

13 Şubat 2008

SORU: Bir yazınızda “Hz. Peygamber rükûda ve secdede uzun uzun dua ederdi” diye belirtmiştiniz. Rükûdan doğrulurken dua ettikten sonra namaza devam mı ediliyor? Ayrıca (subhan)allah ve (elhamdü)lillah sözcüklerinde parantez içine aldığım kelimelerin manalarını açıklar mısınız? (Faruk Aygen) CEVAP: Rükû ve secdedeyken dua, normal tesbihlerden sonra yapılır. Bu konuda hadis mecmualarında rivayet edilen dualar vardır. Onlara bakabilirsiniz. İlle Arapça okumak da şart değil. Türkçe olarak içinizden geldiği biçimde dua edebilirsiniz. En makbul dua, secde halinde yapılan duadır. Bu dua subhane rabbiyel-alâ diye tesbihten sonra yapılır. Tabii uzun dediysem dakikalarca sürecek değil. Birkaç cümlelik dualar. Subhan, çok anılan şanı yüce demektir ki bu Allah’ın sıfatıdır. Subhanallah, Allah’ın şanı yücedir, O her türlü eksikliklerden uzaktır. Elhamdü övgü anlamına gelir. Tek başına kullanılmaz. Ondan sonra gelen lillah, Allah için Allah’a özgü demektir. Elhamdülillah, övgü Allah’a özgüdür demektir. *** Biraz sabırlı olunSORU: Kayınvalidemle birlikte oturyorum. Evliliğimiz daha senesini doldurmadan bitmek üzere. Kayınvalidem hayatımıza çok karışıyor. Artık dayanacak gücüm kalmadı. Eşim, “haklı da olsan annem karşısında susacaksın” diyor. Bir kızım var. Onun geleceğini düşünerek Allah’tan sabır diliyorum. Bu durumda ne yapmalıyım? (M. S.)CEVAP: Evlilikte dargınlıklar olur. Bizim annelerimiz de yıllarca kayınvalideleriyle birlikte oturdu. Çocuklarının hatırı için her şeye katlandılar. Biraz sabredin, hoşgörülü olun. Tahammül edin, göreceksiniz işler düzelecek. Sakın çocuğunuzu babasız bırakmayın. Allah size bir koca nasip etmiş. Annesine saygılı koca iyidir. Demek ki Allah’ın emrini biliyor. Siz de annesiniz. Elbette kayınvalideniz de diğer anneler gibi yıllarca uykusunu feda ederek her türlü güçlüğe katlanarak çocuğunu büyüttü. İhtiyarlayıp bir gün bu dünyadan göç edecek. Siz de kayınvalide olacaksınız. Bunu unutmayın. Ana babaya itaat her şeyin başında gelir. Siz kayınvalidenize iyi davranırsanız o da sizi sevecek ve size evladı gibi görecektir. İnsan çevresini biraz da kendisi biçimlendirir. Namaz kılın, dua edin, her şey iyi olur.

Devamını Oku

Organ bağışı büyük sevaptır

13 Şubat 2008

SORU: Bir profesör, “organ nakli caiz değildir, almam da vermem de...” diye bir ifade kullanmıştı. Bunu savunurken de “organlarımız bize Allah tarafından verilen bir emanettir” demişti. Bana göre de emanettir ama bu emanetin toprağa gömülmesi yerine bir hastaya derman olması daha sevap değil mi? Ben böyle düşünüyorum. Sizin görüşünüz nedir? Bazı hocalar arasında bu konudaki fikir ayrılığı nereden kaynaklanıyor? İslâm, bu kadar zor bir din midir ki herkes başka fetva veriyor? (Aysel Artem)CEVAP: O profesör ne derse desin, organ bağışı en sevap işlerden biridir. Bedenimiz ve organlarımız elbette Allah’ın emanetidir. Biz sağlığımızda bunları koruruz. Bu bizim görevimizdir. Ama öldükten sonra organların bir başkasında görev yapması daha iyi değil mi? Hatta koruma açısından düşünürseniz toprakta çürütmek yerine bir başkasında yaşatmak, emaneti daha çok koruma anlamına gelmez mi? Birtakım basit düşünceli insanlar hiçbir kanıta dayanmadan, kısır akıllarıyla dine haramlar sokup dini zorlaştırıyorlar. Din adamları arasındaki ayrılıklar vizyonsuzluktan kaynaklanıyor. Bilgi eksikliği insanları vizyonsuz yapar. Firdevsi’nin dediği gibi “Bilgili olan güçlü olur.” Kur’ân bazında düşünenler vizyonlu insanlardır.***** Kur’ân hayat kitabıdırSORU: Her gün kelime-i tevhit ve İhlas Suresi’ni 100 kez çekiyorum. Bunları kendi kabrime ve ölmüşlerime bağışlayabilir miyim? Böyle bir şey mümkün mü? (Sude Naz)CEVAP: İhlas Suresi’ni veya herhangi bir sure veya ayeti, “şu kadar kez okumak şöyle sevaptır, böyle sevaptır, bunlar birilerinin ruhuna ve kendi kabrine bağışlanmak için okunur” şeklinde ne ayet var ne de hadis. Nedir bu uygulamalar? Niçin Kur’ân ve sünnet ışığında yürümüyor da şunun bunun batıl sözlerine göre hareket ediyorsunuz? Kur’ân mezarlık kitabı değil, hayat kitabıdır. İhlas’ı çok okumak önemli değil, önemli olan İhlas’ın anlattığı tevhit çizgisini yani her türlü şirkten uzaklaşmayı ruha sindirebilmektir. Siz İhlas Suresi’ni 100 kere okuyorsunuz, güzel, elbette sevap olur. Ama Peygamberimiz böyle bir şey yapmadı. Ama kendisi günde 100 tövbe ve istiğfar ettiğini yani Allah’tan af ve mağfiret dilediğini buyurmuştur.

Devamını Oku

Allah evreni kendisi için yarattı

11 Şubat 2008

Din, namaz, cemaat, Allah’ın yaratması hakkında birçok soru sıralayan okurum Mehmet Emir Kurtaran’a yanıtımdır: Sorularınızın bir kısmını okudum, diğerlerini okumaya vaktim olmadı. Daha gençsin, bana yönelttiğin sorular da kimsenin bilmediği, duymadığı şeyler değil. Eğer “Soru ve Cevaplarla İslâm” veya “1001 Soruda İslâm” ya da “İslâm Tasavvufu” adlı eserlerimi okursanız bunların cevaplarını bulabilirsiniz. Ama bunları ayrı ayrı cevaplamaya gerek görmüyorum. Çünkü bu konulara çok temas ettim. Allah evreni hiçbir şey için yaratmadı, kendisi için yarattı. Evren olmasa Allah’ın isim sıfatları etkinlik kazanmaz. Allah yaratandır, yarattığı bir şey yoksa yaratıcılığının ne değeri olur? Allah bağışlayandır, bağışladığı bir şey yoksa bağışlamasının anlamı kalmaz. Allah rızk veren, besleyendir. Beslediği bir şey yoksa O’nun rızk verici sıfatı nasıl etkinleşir? Güneşi düşünün. Işığı olmayan güneşe güneş denir mi? İşte yaratıksız yaratıcı da düşünülemez. Allah varsa yaratıklar da olacaktır. Bu zorunludur. Tıpkı ışığın, güneş için zorunlu olması gibi. Allah isim ve sıfatlarıyla yaratıklarında görünmek istediği için evreni yaratmıştır. Aklınızı böyle düşüncelerle meşgul etmek size hiçbir şey kazandırmaz, tersine ruhunuzu bunalımlara sokabilir. Siz dinin gereklerini yerine getirin. Dürüst insan ol, başkalarına da yardım et. İşte ruhun olgunlaşması için gereken budur. *****Namazın temel ögeleri SORU: Namazın rûku, secde ve teşehhüd oturuşlarında alışılagelmiş olanları okumak yerine Kur’ân’dan alınma duaları okuyabilir miyiz? (Abdülkadir Doğru) CEVAP: Namazın temel ögeleri ayakta durmak, Kur’ân okumak, rûkuya varmak, secdeye varmak ve iki rekâtın sonunda oturmak. Bunları yapmakla namaz tamam olur. Rûkuda tesbih sünnettir. Siz istediğiniz gibi bu tesbihlerin ardından dualar okuyabilirsiniz. Hatta bu tesbihlerin yerine dua da okuyabilirsiniz ama bunlar takriben 1450 yıldan beri böyle yerleşmiştir. Tesbihler yerine dua okursanız namaza engel değildir. Ama tesbihlerin ardından istediğiniz duayı okursanız daha iyidir ve sünnet olan da budur. Bu dualar Kur’ân duaları olabileceği gibi hadislerden derlenen dualar da olabilir. İçinizden geldiği biçimde Türkçe de dualar edebilirsiniz. Bilinçli olacağı için böylesi daha da güzeldir.

Devamını Oku

Mezhep ayrılığı birliği, barışı bozar

10 Şubat 2008

SORU: Caferi erkeğim. Hanefi bir bayanla evlilik kararı aldık. Kızın babası benim Caferi olmamdan ötürü bu izdivaca karşı çıkıyor. Ben namazını, orucunu, peygamberini, kitabını bilen bir insanım. Dinimizde Caferi ve Hanefi evlenemez diye bir şart var mı? CEVAP: Kur’ân’ı ve Peygamberimizin elçiliğini kabul eden her insan Müslüman’dır. Caferi, Hanefi, Alevi ayrımı ilk çağlarda yoktu. Önemli olan sonradan çıkmış mezhepler değil, Kur’ân ve sünnettir. Caferiler Hz. Peygamber’i son derece seven Müslümanlardır. Mezhep ayrılığı yüzünden Müslümanları sanki ayrı dinin insanlarıymış gibi düşünmek İslâm’a aykırıdır. Caferi, Peygamberimizin dördüncü göbekten torunu olan İmam-ı Cafer-i Sadık’ın mezhebine bağlı insandır. İmam-ı Cafer-i Sadık’a bağlılık suç da değil ayrılık da değildir. Ancak Caferi kardeşlerimizin Hz. Ali’den önceki üç halifeye saygıya aykırı düşünceler beslemesi tasvip edilemez ama bu, neticede siyasi bir meseledir. Dinin ruhuyla ilgili bir şey değildir. Sözün özü: Hanefi bir insanın, mezhep ayrılığı yüzünden Caferi bir Müslümana kız vermemesi doğru değildir. Çünkü bu davranış Müslümanları böler, birliğe, dirliğe, barışa yardım etmez.Allah koruyucudur Bİr okurum, babasından kendisine kalan evde yatırlar göründüğünü, babasının ve annesinin bu yatırların etkisiyle hastalandıklarını ve öldüklerini belirttikten sonra diyor ki: “Annem evde bazı şeyler gördüğünü ama bunların kendisine zarar vermediğini anlatırdı. Bir gece genç birisinin kendisine baktıktan sonra çıkıp gittiğini söyleyen ablam ise bu evde durmamamız gerektiğini söyledi. Böyle şeyler olabilir mi? Eğer bu anlatılanlar doğruysa ne yapmalı, ne gibi tedbirler almalıyım? Anamın babamın yaşadığı evin kapanmasını istemiyorum.” Bu okuruma özetle şunları söyleyebilirim: Bulunduğunuz evde bir insan ruhu, ruhsal bir varlık olabilir. Aslında her yerde böyle bedensiz varlıklar vardır. Ama Allah’a sığındıktan sonra hiçbir şey size zarar vermez. Ayrıca bu olaylarda insanların birbirine aktarımlarında, bilinçaltına yerleşen düşüncelerin de etkisi vardır. Eğer daha önce kimseden böyle bir şey duymamış olsaydınız bunu düşünmeyecektiniz. Ama duydunuz, içinize bu düşünce yerleşti. Korkmaya başladınız. Yapacağınız iş Allah’a dua etmek ve O’na sığınmaktır. O’nun koruyuculuğuna inanın.

Devamını Oku

Kul, yüce Allah’ın karşısında nedir ki?

10 Şubat 2008

SORU: İnançlı biriyim. Fakat bazen büyük yanlışlarım oluyor. Rabbimin affetmesi için şunu yapacağım bunu yapacağım diye vaatlerde bulunuyorum. Ancak bunların hiçbirini yerine getiremiyorum. Biliyorum yüce Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yok. Ancak içimdeki dürtüler beni rahat bırakmıyor. Ne yapmam gerekiyor? (Ayşe Yıldız) CEVAP: Düzelebilmeniz için önce haddinizi bilmelisiniz. Siz sanki kendinizi Allah’ın karşısında O’na denk bir varlık yerine koyuyorsunuz, O’nunla pazarlığa girişiyorsunuz. Allah’ın kaderini de bir kenara atıyorsunuz. Ondan sonra şu işim olursa şöyle yaparım gibi vaatlerde bulunuyorsunuz. Vazgeçin bu ham düşüncelerden. Allah’ın emrini tutun, ibadetinizi yapın ama kendinize büyük paye vermeyin. Kul, Allah’ın karşısında nedir ki? Kul, Allah’a yöneldi mi Allah onu bağışlar, korur. Buna inanın, kimseyi hakir görmeyin. *** Çok yanlış bir davranış SORU: Eşim, annesinin mezarına her ziyarette yiyecek götürüyor. Böyle bir davranış dinimize uygun mu? (Hüseyin Efe)CEVAP: Eşinizin mezara yiyecek bırakması putperestliktir. Ölen kişi yemek yemez. Çünkü ruh bedenden ayrılmıştır. Ruhun gıdası maddi değil, manevi şeylerdir. İbadet dua, Kur’ân okuma gibi... İşte ruha gıda olarak gidecek olanlar bunlardır. Ruh bunlardan yararlanır. Mezara bırakılan yiyecekler ise mezarı kirletmesi yanında çok çirkin bir bid’attır. Bunu gören cahil kimseler aynı şeyleri yapmaya kalkarlar. Böylece topluma şirk gelenekleri yayılır. Vebali de buna sebep olan kişinin boynunadır. *** Kevser havuzu nedir?SORU: Sizin kitabınızdaki Bahauddin Muhammed Nakşibend Hazretleri’nin virdini devamlı okuyorum. Bu virdde geçen Kevser havuzu ne anlama geliyor? (Ece Vural) CEVAP: Kevser havuzunun, cennette Hz. Peygamber’e verilecek olan büyük bir havuz olduğu bazı rivayetlerde yer alırsa da bu rivayetler sağlam değildir. Aslında küçük bir surede geçtiği için surenin adı olan Kevser, Hz. Peygamber’e verilmiş olan vahiyler ve manevi bilgiler denizidir. İşte bu manevi bilgi denizi tüm dünya nimetlerinden daha değerlidir. Bahauddin Nakşibend Hazretleri’nin virdini okudukça duyduğunuz haz, manevi havuzdan bir sızıntıdır.

Devamını Oku