“Gönül yıkan kişi iki cihanın bahtsızıdır”

31 Ocak 2008

Dünden devamYaratılanı Yaratan’dan ötürü seven Yunus Emre’nin öğütlerine kulak verelim:Bin kez hacca vardun ise bin kez kaza kıldun ise, Bir kez gönül sıdun ise gerekse yüz yıl yol dokıGönül mü yeg Kabe mi yeg eyit bana aklı eren, Gönül yegdür zira ki Hak gönülde tutar durakı.(Bin kez hacca gitsen, bin kez kaza namazı kılsan bir gönül yıktıysan yüz yıl yol tepsen yararı yoktur. Gönül mü üstün, Kabe mi üstün, aklı eren söylesin. Gönül Kabe’den üstündür, çünkü gönül Hakk’ın durağıdır.)***Ak sakallu pir koca bilmez ki hali nice Emek yimesün hacca bir gönül yıkarısaGönül Çalab’un tahtı gönüle Çalap bakdıİki cihan bed-bahtı kim gönül yıkarısaSen seni ne sanursan ayruğa da anı san Dört kitabun manisi budur eger varısa.(Ak sakallı ihtiyar, halinin nice olacağını bilmez. Bir gönül yıkarsa boş yere hacca gitmek için emek harcamasın. Gönül Allah’ın tahtıdır, Allah gönüle bakmaktadır. Gönül yıkan kişi, iki cihanın bahtsızıdır. Sen kendini ne sanıyorsan başkalarını da öyle san. Dört kitabın manası işte budur.)***Eya gafil aç gözünü, gönlün yavlak uzatmağıl Bakgil kendü dirligüne kimse aybın gözetmeğil Bir gün ola bu dünyayı ahirete denşüresinDün ü günü kılgıl tâ’at ayak utazup yatmağılGördün ki bir derviş gelür yüz vur anın kademine Senden şeyu’llah idicek kaşın karağın çatmağılNefse uyup beş parmağın bir kezden itme ağzına Kes birisin ver miskine gerek olur unutmağı.(Ey gafil kişi, gözünü aç, ihtiraslara kapılma, kendini düzeltmeye çalış, başkalarının kusurunu gözetme. Bir gün gelir, dünya yaşamını ahiret yaşamıyla değiştirirsin. Her gün ibadet eyle, ayaklarını uzatıp sabaha dek yatma. Bir yoksulun geldiğini görünce onun ayağına kapan, senden Allah için bir şey isterse kaşlarını çatma, surat ekşitme. Nefsine uyup beş parmağını birden ağzına sokma, yani bütün imkânlarını kendin için kullanma. Bir parmağını -malının bir payını- ayır, yoksula ver, bir gün buna ihtiyacın olacağını unutma.)

Devamını Oku

Müslüman nasıl kan davası güder?

30 Ocak 2008

ÖNEMLİ konulara değinen okurum Şefik Turhan diyor ki: Görevim gereği Türkiye’nin büyük bölümünü gezdim. Her gittiğim yerin camilerinde namaz kıldım. Başta İstanbul olmak üzere birçok camilerin kapıları, namaz saatleri dışında kapalı. Kirli küçük kapı aralıklarında namaz kılmak zorunda kalıyoruz. Bu, yıllardan beri böyle. Dini konularda halkımızı yalnız fetva hatları kurarak aydınlatmamızın mümkün olduğunu sanmıyorum. Önce camileri mesai saatleri içinde açık tutarak görevli imamlar için büro kurulması lâzım. Halkımız istediği konuda imamları ziyaret ederek dini konuda bilgi alabilmeli. İmam takıldığı sorunda müftüden bilgi alarak kişilere yardım etmeli. Halkımıza gerçek İslâm’ı acilen öğretmemiz gerekiyor. Bunun için camilerde 5 vakit namaz kıldırıp sonra hemen kapısına kilit vurursak bunu gerçekleştiremeyiz. Özellikle din adamlarımızın, eğitim düzeylerinin iyi olmasına dikkat edilmeli. Gerçek bir Müslüman nasıl olunur? Halka bunu açıkça anlatmaları gerekir.* Günümüzde insanlar töre için kendi oğluna silah verip kızını öldürtüyorlar. Sonra da rahat bir şekilde namaza gidiyorlar. * Karısını çocuklarını dövüyor. Sorduğunuzda has Müslüman olduklarını söylüyorlar. * İnsanların birbirlerine saygısı ve sevgisi kalmamış. Trafikte en küçük problem yüzünden kavga eder hale gelmişler.Müslümanlık yalnız İslâm’ın beş şartını yerine getirip sonra insanları öldürmek veya onlara hayatı dar etmek olmadığını birileri anlatmalı. O kişilerde bence din görevlileridir. ŞEFİK Turhan’ın görüşlerine katılıyorum. Din başta doğruluk, dürüstlük, başkalarına saygı, sevecenlik, doğaya saygı, insanlara saygı, hep iyilik, kötülüğe de iyilik, cana kıymamak demektir. Allah’ın verdiği canı ancak Allah alır. Yunus Emre de öyle demiş:Yunus kim öldürür seni veren alur yine canı Yarın göresün sen anı er nazarından gitmegil.Her birey varsa günahından Allah’a karşı sorumludur. Ne baba çocuğunun, ne de çocuk babasının günahından sorulur. Nedir bu töre cinayetleri? Peygamberimiz her türlü kan davasını ayaklarının altına almışken bir Müslüman nasıl kan davası güder ve cana kıyar? Suç işleyenin cezasını kanun verir, kişiler değil. Kişiler kendi yargılarına göre ceza vermeye kalkarlarsa güvenlik, huzur, dirlik, düzenlik kalmaz. *Yarınki yazımda bu konuyla ilgili Yunus Emre’nin öğütlerini aktaracağım.

Devamını Oku

Dine katılmış uygulamalar

29 Ocak 2008

Okurum Alp Çamlıbel’in bid’at uygulamalar hakkındaki sorusuna cevabımdır: Kur’ân okumanın ardından “Sadakallahu’l-azîm” deyip ardından e’ûzu besmeleyle Fatiha okumak bid’attır. Kur’ân okuyan kimse, okumasını bitirince susar. İsterse içinden dua eder. Ama her Kur’ân okumanın ardından Fatiha’yı okumanın ne anlamı var? Zaten Fatiha da Kur’ân’ın bir suresi, niçin her Kur’ân suresinin ardından Fatiha okuyalım? Peygamberimiz böyle bir şey yapmamıştır ve bunu emretmemiştir. Ben Peygamberimizin uygulamasını anlatıyorum. O, namazı nasıl kılmışsa bizim de öyle kılmamız gerekir. O, namaz esnasında önce Fatiha, ardından da bir sure okumuştur. Namaz bittikten sonra kişi istediği kadar dua eder. Duanın ardından “Amin” der. Ama bundan sonra Fatiha okumak diye bir sünnet yoktur. Farz namazı bitirip selam verdikten sonra 33’er kere subhanellah, el-hamdü lillah, Allahu ekber demek sünnettir. Böylece namaz tamamlanmış olur. Dileyen içinden geldiği biçimde dua eder. Allah’a dileklerini arz eder. Sonra “Amin yani duamızı kabul buyur” deyip ellerini yüzüne sürer ve kalkar. İşte Peygamberimizin namazı böyleydi. Ne “Subhane rabbike” okumak, ne ardından e’ûzu besmele çekip Fatiha okumak yoktur. Bunlar bid’attır. Yani Peygamberimiz böyle şeyler yapmamıştır. Sünnet üzere namaz kılan Arap ülkelerinde, bizim namazın ardından yaptığımız seremoniler yapılmaz.*****“Tanrı inancı insanın doğasında vardır” SORU: Tevrat ve Kur’ân’daki birçok konu, başta Adem’in yaratılması, Nuh Tufanı olmak üzere yaklaşık bin yıl kadar önce Sümerler tarafından kayda geçmiş. Kutsal kitapların Sümer efsanelerinden alındığı iddia ediliyor. Doğru olabilir mi? (Zübeyde Hasgül)CEVAP: Sümer tabletlerinde bazı dini motiflerin bulunması, bunların efsane olmasını gerektirmez. Tevrat’ın ve Kur’ân’ın bazı hukuki ve cezai konuları da Hammurabi kanunlarında vardır. Peki Hammurabi’nin bu kanunları bir peygamber vahyinden almadığını nereden biliyoruz? Allah fikri, din fikri Sümerlerden 10 binlerce yıl önce de vardı. Kur’ân tanrı inancının, insanın doğasında var olduğunu vurgular. “Gerçek Din Bu” adlı eserimi okumanızı tavsiye ederim.

Devamını Oku

‘Allah adalet yapanları sever’

28 Ocak 2008

*OKURUM S. A. kendisinin farklı bir mezhepten olduğunu, Kur’ân’ı okuyarak İslâm’ı öğrendiğini ve Kur’ân’ın emirlerine uygun olarak yaşamaya çalıştığını ifade ediyor. Ancak ana babasının kendisini suçladıklarını belirtikten sonra diyor ki: “Sayın hocam sizce anneme ve babama karşı nasıl tavır almalıyım? Neler anlatmalıyım? Bu yolun doğru olduğunu, Kur’ân ahlakıyla yaşamamız gerektiğini söylediğimde kafamın yıkanmış olduğunu söylüyorlar. Anne ve baba hakkının önemli olduğunu biliyorum. Kur’ân-ı Kerim’de bununla ilgili olan ayeti de okudum. Ancak bu ayetin yorumunu sizden öğrenmek istiyorum.” * İSRA Suresi’nin 23-24’üncü, Lokman Suresi’nin 14’üncü, Ahkaf Suresi’nin 15’inci ayetlerinde Allah’ın, insana ana-babasına iyilik etmeyi tavsiye ettiği bildirilir ve ana-babaya itaatin önemi vurgulanır. Ankebut Suresi’nde Müslümanların uğradıkları sıkıntıların birer sınav olduğu, buna sabretmeleri gerektiği belirtildikten sonra 8-9’uncu ayetlerde de bu sıkıntıların sadece yabancılardan değil, insanın kendi ana babasından da gelebileceğine işaret ediliyor. Ayrıca insana, annesinin babasının uygun emirlerine itaat etmesi fakat onlar kendisini Allah’a ortak koşmaya zorladıkları takdirde bu hususta onlara uymaması, asla tevhit yolundan ayrılmaması emrediliyor. “Allah sizi din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Çünkü Allah, adalet yapanları sever” (Mümtehine: 8) ayeti gereğince Müslümanlar dinine saldırmayan herkese iyilik yapılabileceğine göre elbette akrabaya da iyilik yapılır. İnsanın, başkalarının inancına saygılı olanlarla ilişkilerini sürdürmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü dinin amacı insanları barış içinde yaşatmaktır. Mezhebi ne olursa olsun, hiç kimsenin Kur’ân’ın açık emirlerini küçümsemeye hakkı yoktur. Hz. Muhammed’in vurgulu buyruklarına göre dinin direklerinden biri namazdır. Müddessir Suresi’nde namaz kılmayanların cehenneme gidecekleri açıklıkla vurgulanmıştır (43. ayet). Ebeveyninizi kırmayın ama onların düşüncelerini de Allah’ın emrinden üstün tutmayın. İslâm’ı bilen bir kimsenin namazı inkâr edeceğini veya namaz kılana kem gözle bakacağını tahmin etmiyorum. İnsan namaz kılmayabilir ama bunu bir kusur ve hata bilmeli, Allah’tan kusurunu bağışlamasını dilemelidir. Ancak namazı tümden inkâr etmek affedilmeyecek bir günahtır.

Devamını Oku

Allah’a temiz kalp getiren esenliğe kavuşur

27 Ocak 2008

SORU: “Açık Kadınlar İçin Dualar” adını taşıyan bir kitap okudum. Başı açık yaşayan kişi olarak bu kitap kafamı karıştırdı. Kur’ân-ı Kerîm’in mealini sürekli okuyorum. Başucu kitabımdır. Ayrıca sizin birçok eserinizi de okudum. Ancak bu kitap yüzünden kendimi mutsuz ve ikilemde hissediyorum. Ya ben okuduklarımı anlamıyorum ya gözümden kaçan noktalar var veya bu kitabı yazan kişi her şeyin iyisini biliyor. Yüce Allah’a ve Kur’ân-ı Kerîm’e inanan insanları açık/kapalı olarak ayırmak, hatta daha da ileriye giderek dualarını ayırmak inançlı olan bizlere yapılan en büyük kötülük diye düşünüyorum. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?CEVAP: Başı açık kadına ayrı dua, başı örtülü kadına ayrı dua diye bir şey olmaz. Bunu yazan kişinin niyetini bilemem ama böyle bir anlayış İslâm’a kötülüktür, uydurmaları Kur’ân’ın üstüne çıkarmaktır. Hem eserlerimi okuduğunuzu söylüyorsunuz hem de o tür karalamalardan etkileniyorsunuz. Benim eserlerimde ve yazılarımda dinin ve Kur’ân’ın ruhu anlatılır. İnsandan istenen saçı başı, görünüşü değil, kalbidir, kalp arılığıdır. Kur’ân Allah’a ancak temiz kalp getirenin esenliğe kavuşacağını vurgulamıştır.*****Gafûr, Allah’ın güzel isimlerinden biridir SORU: Ticaretle uğraşan bir firmayız. Piyasaya yeni çıkarmış olduğumuz bir ürüne televizyonda bir dizinin kahramanı olan Gaffur’un ismini verdik. Ancak Gafûr’un Allah’ın güzel isimlerinden birisi olduğunu öğrendik. Bizler çok şükür inancı olan insanlarız ve şüpheye mahal vermemek için sizin bilginize başvurmaya karar verdik. Bu konuda bizleri aydınlatır mısınız? (Osman Hatlı)CEVAP: Gaffur değil, “Gafûr” Allah’ın güzel isimlerindendir. Çok bağışlayan anlamına gelir. Kur’ân’da, “O (Allah) Gafûr’dur (çok bağışlayandır)” buyurulmaktadır. Gaffur söylenişi yanlıştır. Ama Gaffur şeklinde de söylense kastedilen “Gafûr” dur. Herhangi bir insana veya varlığa Gafûr ismi verilmez. Ancak Abdülgafûr yani Gafûr’un kulu şeklinde isim verilebilir. Ürüne verdiğiniz ismi değiştirmenizi tavsiye ederim. Bir eşyaya Gafûr ismi verilemez.

Devamını Oku

Organ bağışı yaparak sevap işlemişsiniz

26 Ocak 2008

SORU: İnşaat mühendisi oğlum bir yıl önce çalıştığı inşaatta boşluğa düşerek 27 yaşında vefat etti. Beyin ölümü gerçekleşince doktorların ricası üzerine organlarını bağışladık. Oğlumun kazayla ölümü (ihtirami ecel), Rad Suresi’nin 38-39’uncu ayetlerine göre Yüce Allah tarfından takdir olunan ikinci ecel (buyruğa karşı gelenlerin cezalandırıldığı ecel) midir? Organ bağışı yapmakla Allah’ın emirlerine karşı mı geldik? Çünkü Allah’ın verdiği canı Allah alır. Biz iyilik yapalım derken oğlumuzun katili mi olduk? (Fahrettin İnan) CEVAP: Başınız sağ olsun, Allah oğlunuza rahmet eylesin. İhtirami ecel, bazı din büyüklerin yorumudur; Kur’ân’ın veya sünnetin açıklaması değildir. Ve bunun günahkârları cezalandırmayla ilgili olan ecelle ilgisi yoktur. Rad Suresi’ndeki “ecel”, Peygamber’den mucize isteyen, onunla alay eden ve “Eğer peygamberse, kendisini inkâr ettiklerinden ötürü başlarına bela gelmesini” isteyen inkârcılara verilecek cezanın saptanmış süresi, zamanıdır. Kur’ân’da peygamberlere karşı çıkan toplumların mutlaka cezalanacağı ama o cezanın zamanının Allah katında saptanmış olduğu belirtilmektedir. Burada söz konusu olan bireylerin ömrü, eceli değil; yanlış davranışlar gösteren toplumların, eylemlerinin sonucu olarak uğrayacakları ceza zamanıdır. İnsanın yaşama süresi Her insanın bir yaşama süresi vardır. Bu süre artıp eksilmez. İster normal biçimde, ister bir kaza sonucu olsun, ölen kişi normal eceliyle ölür. Bireylerin bir tek eceli vardır. İster kaza sonucu ister hastalık veya kriz sebebiyle olsun ölen kişi kendisine verilen süreyi doldurarak ölmüş olur. Ömrünü tüketmeden hiç kimse ölmez. Oğlunuzun düşerek ölmesi onun için bir ceza değil, belki daha yüksek dereceye ermesi için bir nimettir. Çünkü böyle kazalarla ölen inanmış insan şehit sevabı alır. Beyin ölümü gerçekleşince organlarını bağışlamakla sevap işlemişsiniz. Beyin ölümü birkaç doktorun ortak kararıyla kesinleşmişse organlar alınabilir. Yavrunuzun ruhu da birinin yaşamasına neden olduğu için sevinmiştir. Üzülmenize gerek yok.

Devamını Oku

Bu devirde çok evlilik olur mu?

25 Ocak 2008

SORU: İki yıl önce eşinden ayrılan 2 çocuk annesi 33 yaşındaki kızım, evli 5 çocuklu ve çok eşliliği marifet sayan biriyle dini nikâhla (bizden gizli) evlenmiş. Daha sonra hamile olduğunu öğrendik. Ailece ne yapacağımızı şaşırmış durumdayız. Ömrümüzün son yıllarını huzurla geçirelim derken böyle bir felakete karşı ne yapabiliriz diye günlerdir düşündük. Hiç bir sonuca ulaşamadık. Allah’a gece gündüz dua edip bizi selamete eriştirmesini diliyorum. Bir evlat annesini babasını ve iki yavrusunu hayatlarının sonuna kadar taşıyacakları böyle bir acıya nasıl atabilir? CEVAP: Bu zamanda çok evlilik tavsiye edilecek bir şey değil ama taraflar razı olduktan sonra Kur’ân buna müsaade etmiştir. Ancak hanımlar arasında eşitliğe özen göstermeyi şart koşmuş, bu yapılamadığı takdirde bir taneyle yetinilmesinin daha uygun olacağını belirtmiştir (Nisa: 3). Bütün ilahi dinlerde erkeğin çok evliliği vardır. Kızınız eşinden ayrılıp evli bir erkekle evlenmeye razı olmuş ise dine aykırı bir şey yapmamış. Ama bu birliktelikten kendisine kanuni bir hak doğmayacağını herhalde biliyordur. Kendisi bu sonuca razıysa kimsenin bir şey demeye hakkı yoktur. Madem çocuğu da var, o halde bu durumu kabullenip ona destek olmanız gerekir. Peki şimdi bu hanım ne yapsın? Adamdan ayrılıp karnındaki yavruyu babasız mı büyütsün? Kızınızın yaptığı Allah huzurunda günah değildir. Ama günümüz toplumu genelde bu uygulamayı kabul etmez. *** Satma hakkı babanınSORU: Biz, baba ve üç erkek kardeş bir aile şirketiyiz. Her birimize ait bir evde oturuyoruz. Fakat tapuları ve malların tasarruf hakkı babama ait. Şirketimizi geliştirmek için evlerden birini ağabeyime, finans kurumu aracılığıyla satıp nakit ihtiyacımızı karşılamak istiyoruz. Bu mülkü ağabeyime sattığımız zaman ileride kardeşimle ben mirastan yararlanırken bu ev hariç mi olacak? (H.B.C.)CEVAP: Aile mülklerinin tapusu babanızın üzerinde olduğuna göre o istediği malını satar, istediğini hibe eder. Bu babanızın hakkıdır. Eğer mülkler ailenin ortak malı ise içinizden biri diğer bireylerin hissesini satın alabilir. O zaman satanların o hisseler üzerinde bir hakkı kalmaz. Ama tapunun babanızın üzerinde olduğunu belirtiğinize göre satma hakkı tamamen ona aittir.

Devamını Oku

“Gönül yıkmayın gönlü Kâbe bilin”

24 Ocak 2008

Dünden devamHer olayın ve icadın Kur’ân’da yazılı olmadığına, bunları okumak için yaratılışa bakmanın yeterli olacağına, Kur’ân’ın akla, akıl etmeye, öğrenmeye, araştırmaya değer verdiğine... Öğrenmek için Kur’ân-ı Kerîm’in her hal ve şartta ele alınarak, altı çizilerek okunabileceğine, O’nun bizlere okunması için gönderilmiş olduğuna... Bir makalenizde sizin de belirttiğiniz gibi anlamını bilmeden Arapça Kur’ân okumaktansa anlamını bilerek meallerinden okumanın daha faydalı olacağına... Ana dilde ibadet yapmanın imkân dahilinde olduğuna... Allah’ın “Oku” emrinin çok iyi anlaşılması gerektiğine, bunun bir manasının da “Ey Muhammed! İnsanları dine davet et” olduğuna varıncaya kadar neler yazmamışım ki!Sayın hocam, biz Alevilerin Hacı Bektaş-i Veli’ye, ne kadar değer verdiğimizi bilirsiniz. Benim Hacı Bektaş-i Velim, Süleyman Ateş’tir dersem beni hoş göreceğinize inanıyorum. Çünkü siz doğru okuyup doğru söyleyen, doğru yazan, doğru öğreten canlı Hacı Bektaş-i Veli’siniz de ondan... Şu anda müşkülleri hâl için sorabileceğimiz Hacı Bektaş-i Veliler, Yunus Emreler, Hacı Bayram-ı Veliler, Mevlanalar yoktur. Çok şükür sizler varsınız, İslâm’ı yaşıyor ve yaşatmaya çalışıyorsunuz. Sizler müşkilleri hallediyor, gerçekleri söyleyip doru yolu gösteriyorsunuz. Yüce Allah size ve sizin gibilere güç kuvvet versin, kalemini gür, nefesini keskin eylesin. Sizin aracılığınızla tüm Müslümanlara, Türk milletine sesleniyorum: Bacılar, kardeşler, mümin-müslimler lütfen Hacı Bektaş-i Veli’nin dediği gibi “elinize, belinize, dilinize sahip olun, sağlam olun.” Yunus’un dediği gibi “gönül yıkmayın, gönlü Kâbe bilin.” Kur’ân’ın dediği gibi “cömert olun, böbürlenmeyin.” İslâm’ın şartının sadece “Savm-ü Salat- Hacc-ü Zekat-Kelime-i Şahadet”ten ibaret olmadığını iyi kavrayın. İslâm’ın şartını “Kur’ân’ın tüm ayetleri” bilin. Saygılarıma... (Hasan DOĞAN) HASAN Doğan’a teşekkür ederim. Bu kadar güzel sözlerin yazarı bana göre İslâm’ı iyi anlamış, okuduğunu akıl süzgecinden geçirerek doğru inanca varmıştır. Kur’ân’ı kabul edip onun ruhunu kılavuz bildikten sonra mezhebin hiç önemi yoktur. Hasan Bey’e başladığı eseri tamamlaması konusunda Allah’tan başarılar dilerim.

Devamını Oku