“Kurtuluş gerçek iman ve İslâm’dadır”

23 Ocak 2008

BİR Alevi vatandaşımızın e-mektubunu sütunumun kapasitesi ölçüsünde yayınlıyorum: Kur’ân’ı doğru yorumlayıp doğru anlatan, İslâm’ın gerçek tebliğcisi saygıdeğer Prof. Dr. Süleyman Ateş. Müslümanım diyen biri, sizin yazılı eserlerinizi ve günlük makalelerinizi okuyup da hâlâ Kur’ân’ın ana gayesinden haberdar değilse, sizin deyiminizle gelenekleri, bir kısım bid’atları din kabul edebiliyorsa, bunun sebeplerini toplum olarak çok iyi tahlil etmek ve acilen çözüm bulmak zorundayız. Ben Arapça okur yazar değilim. Kur’ân’ı ve Arapça yazılı eserleri orijinalinden okuyabilmek için bir çaba içinde de olmadım. Müslümanlık adına bugüne kadar ne öğrenebildiysem, önce ailemden ve içinde bulunduğum Alevi cemiyetten sonra da doğruyu söyleyip doğruyu yazdığına inandığım siz başta olmak üzere din adamlarından öğrendim.Şuna canıgönülden inanıyorum ki, sizler gibi üç gerçek dindar İslâmiyet’i gerçek yoruma kavuşturup insanlığı her yönden kurtuluşa erdirecektir. Zira kurtuluş gerçek iman ve İslâm’dadır. Hayattan ve okuyarak sizlerden öğrendiklerimle “Kadere iman-Hayır da şer de Allah’tandır - Allah’ın dediği olur - Allah dilediğini doğru yola eriştirir dilediğini de saptırır -Rızkı veren de alan da Allah’tır...” konuları üzerine bir kitap yazmaya çalışıyorum. Amacım yukarda belirttiğim gibi okunduğunda “alın yazısı ekseninde kadercilik” konusunda ayetlerin gerçek anlamlarını ortaya koymaktı. Kur’ân’da alın yazısı ekseninde kaderciliğe yer olmadığını, karınca kaderince vurgulayarak sizlere yardımcı olmaktı. Sizlerin güzel açıklamalarını okudukça bu kitabı yazmaktan vazgeçtim desem yalan olmaz.Yazdıklarımı zaman zaman okuyorum. Okurken “bırakma devam et” diyorum kendi kendime. Güzel şeyler yazdığıma inanıyorum. Hadid Suresi’nin 22-24’üncü ayetlerinde bahsedilen yazılmışlığın, insan iradesine konulmuş bir ipotek olmadığı, aksine yaratılış kanunlarının, nizamın, düzenin Allah’ın muhafazası altında olan Levh-i Mahfuz’da yazılı olduğundan tutun da Kur’ân’ın ana kitaptan alınmış kırıntılar olduğuna kadar birçok konuya yer vermeye çalıştım. Devam edecek

Devamını Oku

Kur’ân insanları tövbeye yöneltir

22 Ocak 2008

SORU: Ben bir doktorum. Sahih (gerçek) hadis diye bahsedilen “cuma namazını üç kez kılmayanın namazı bile kılınmaz” sözü ne demektir? Ben haftalardır cumaya gidememiş bir müminin. Allahıma, Peygamberime ve Kur’ân’a inancım tam. Bizim yüce dinimizin sınırları üç kez cuma namazına gitmemekle çizilecek kadar dar mı? Bizim dinimizin en önemli unsurlarından biri hoşgörü değil mi? Bunu söyleyenler benim durumumda olanları umutsuzluğa itmiyorlar mı? CEVAP: “Üç cuma namazına gitmeyenin namazı kılınmaz” diye bir hadis yoktur. Bu bir uydurmadır. Böyle şey olamaz. Ancak “Kim üç cumayı (ardı ardına) küçümseyerek terk ederse Allah onun kalbini mühürler” şeklinde bir hadis var. Burada “küçümseyerek cumaya gitmeme” ifadesi kullanılıyor. Amaç cumanın önemini belirtmek ve insanları haftalık toplu namaza yöneltmektir. Üç cumaya gitmeyenin eli sıkılmaz yahut namazı kılınmaz ifadeleri hep uydurmadır, katmadır, dar görüşlü insanların yorumudur. Asıl hadiste özrü yokken kasten ve önemsemeyerek, hatta küçümseyerek, daha doğrusu önemine inanmayarak cumaya gitmeyen kimse uyarılmaktadır. Yoksa bir özür dolayısıyla cumaya gitmeyenin günahı yoktur. Mesela hastaya, hastabakıcıya, hastaya bakan doktora, yolcuya, işçiye cuma namazı farz değildir. Bunlar kılarlarsa elbette sevap alırlar ama cumayı kılamazlarsa günahkâr olmazlar. Cuma yerine öğle namazını kılarlar. Peygamberimiz, “Her ihtilam olana (ergenlik çağına gelmiş) cumaya gitmek gerekir” buyurmuştur. Cuma, Müslümanların bayramıdır. Yine Peygamberimiz, “Cuma günü öyle bir saat vardır ki Müslüman kul, o saatte namaz kılar, Allah’tan bir şey dilerse Allah ona dilediğini verir. Biri sordu: ‘Hangi saattir?’ Peygamber, ‘Namazın başlamasından bitmesine kadar olan zaman’ dedi” buyurmuştur. Bütün bunların amacı, ibadet birliğini sağlamak, insanları Allah’ın huzurunda kaynaştırmaktır. Maalesef dar yorumlarla Müslümanlığı yozlaştırdılar. Aydınlık dinimizi kararttılar. Dinimiz güzeldir, sevin. Elinizden geldiğince namazınızı kılın ve yakın bir mescitte cuma namazınızı da kılın. Daha huzurlu ve mutlu olursunuz. Kur’ân insanları hep yanlışı bırakmaya, tövbeye yöneltir. Süleyman Çelebi’nin dediği gibi: “Bir kez Allah dese aşk ile lisanDökülür cümle günah misl-i hazan.”

Devamını Oku

Eski Kur’ân yazıları

21 Ocak 2008

SORU: Almanya’nın en ciddi haftalık siyasi dergisi Der Spiegel, geçen yılın son sayısında Kur’ân’ı kapak yaptı. Zevkle ve ilgiyle okuduğum haberin önemli kısmı şöyle: “1973 yılında Yemen de (Sana kentinde) çok eski bir cami restorasyonu (Peygamberimiz zamanında inşa edilmiş) sırasında çatı katının kuytu bir köşesinde papirüs kâğıtları üzerine yazılmış dokümanlar bulunmuş. Kutsal yazıların imhası İslâm’da yasak olduğundan, bunlar gizli yerlerde saklanırmış. 700 yıllarına ait olduğu tespit edilen dokümanları Yemenliler bir çuvala koyup kaldırmışlar. Alman Kur’ân ve İslâm araştırmacıları Albrecht Noth ve Gerd-Rüdiger Puin, bunların değerini fark etmiş ve Alman hükümetten sağlanan finansal destekle bu yazıları araştırmaya başlamışlar ve bazı yazım farkları olduğunu saptamışlar. Bilindiği üzere Arapça’daki nokta ve çizgilerin kelimelere farklı manalar vermektedir.” Sayın hocam, sizin yukarıda bahsettiğim konuyla ilgili bilginiz varsa aktarır mısınız? (Mehmet Ömeroğulları)CEVAP: Bu konu hakkında iki yıl önce bilgi sahibi olmuştum. Bazı Avrupalı doğubilimciler Kur’ân hakkında insanları kuşkuya düşürmek için tutarsız savlar ortaya atmaktadır. Bunlar “Kur’ân’ın orijinali yoktur, ilk nüshaları yoktur, Kur’ân sonradan bazı kişilerce yazılmıştır” gibi tutarsız savlardır. Yemen’de bulunan bu nüsha, takriben Hz. Peygamber’den 50-60 yıl sonra yazılmıştır ve bugünkü Kur’ân nüshalarıyla, bulunan bu Mushaf parçaları temelde birbirini tutmaktadır. Yalnız şimdikiler noktalıdır, oysa ilk Mushaflarda nokta yoktu. Çünkü o zaman henüz Arap yazısında nokta ve hareke kullanılmıyordu. Bunlar sonradan bulunmuş ve kullanılmıştır. Onun için Kur’ân sadece yazıyla değil, ağızdan ezberlenmek suretiyle aktarılmıştır. Öyle olmasaydı noktasız harfler çeşitli okunuşlara müsait olduğu için okunuş farkları olurdu. Bundan dolayı Kur’ân, yazılı nüshalar yanında şifahen de uzmanlara belletilmiştir. Buna rağmen yine de bazı okuma farkları doğmuştur ki bunlar temelde bir anlam değişikliğine yol açmaz. Mesela bazı kelimeleri ikinci şahıs kipiyle “bilirsiniz” şeklinde okuyanlar olduğu gibi bunları üçüncü şahıs kipinde “bilirler” şeklinde okuyanlar da vardır. Bulunan o Mushaf parçaları Kur’ân’ın korunmuş olduğunu kanıtlar. Bunu Avrupalılar da kabul etmektedir. NOT: Haftalık bazı konuşmalarımı www.suleyman-ates.com’un sohbetler bölümünde izleyebilirsiniz.

Devamını Oku

Helali haram yapmak günahtır

20 Ocak 2008

SORU: Almanya’da çalışıyorum. Birçok işyerinde otomatik makinelerdeki kahve veya kapaçino gibi içeceklerde domuz kemiğinden elde edilen jelatin olduğu söyleniyor. Bu tür içeceklere haram diyebilir miyiz? Bir yazınızda kitap ehlinin kestiği tavuk, koç gibi hayvanları Müslümanların rahatlıkla yemesinde bir sakınca olmadığını belirtmiştiniz. Hz. İsa’yı Allah’ın oğlu kabul edenlerin kitap ehli olmadığını söyleyen hocalar var. Görüşünüz nedir? (V.K.)CEVAP: Bildiğime göre bütün Hristiyanlar ve Yahudiler kitap ehlidir. Yani kitapları vardır. İncil’e veya Tevrat’a veya her ikisine inanırlar. Zamanla ortaya çıkan yanlış inançlar, kitaplarını inkâr etmedikleri sürece onları kitap ehli olmaktan çıkarmaz. Siz onların kitap ehli olduğunu ister kabul edin ister etmeyin. Kur’ân onları kitap ehli kabul eder. Bu inançlar şimdinin işi değil. Kur’ân inerken de Hristiyanlar arasında bu inançlar vardı ama Kur’ân onları kitap ehli saymıştır ve İslâm tarihi boyunca da Hristiyan ve Yahudilere kitap ehli muamelesi yapılmıştır. Şimdilerde eğer bu hüküm değiştiyse hemen durmayın yeni fıkıh kitapları yazın, Hristiyanların kitap ehli olmadığını söyleyin. Kitap ehli değillerse müşriktirler. Artık gerisini siz hesap edin. Dünya sürekli kavgalar içine girsin. Siz niçin o müşrikler arasında bulunuyorsunuz? Jelatinde domuz bilmem nesi varmış da, yok harammış da... Kim çıkarıyor bunları? Domuzun eti haramdır, jelatin değil. Domuz kılından fırça da yapılabilir, ayakkabı da dikilebilir. Lütfen dini böyle yoz düşüncelerle daraltanlara kanmayın, fırsat da vermeyin. Helali haram yapmak, dine haramlar eklemek büyük günahlardandır.*****Sorumluluğun sınırı SORU: Miras, zina gibi dinimizin belirlediği bazı hukuki ve cezai konuları uygulamamaktan ötürü bireylere sorumluluk gelir mi?CEVAP: Miras hukuku, zina cezası gibi konular toplumun huzur ve güvenini sağlamak için getirilmiş hükümlerdir. Aslında bunlar daha önceki toplumlarda vardı. Asıl din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Siz Allah’a ibadetinizi yaparsınız. Dünyaya ilişkin hükümleri toplumun seçtiği devlet ve rejim belirler. Siz yaşadığınız toplumun yasalarına uymakla yükümlüsünüz. Bunlar dünyada kalacak şeylerdir. Kur’ân’da miras payları belirlenmiş ama varislerden biri hakkından vazgeçerse veya payını ötekine bağışlarsa sorumlu olmaz.

Devamını Oku

‘Hak neden memnun olacaksa onu yap’

19 Ocak 2008

SORU: Niyazi, Yunus, Nesimi, Kuddusi gibi tasavvuf büyüklerinin, “Ar-ı namusu bırak terk et, melamet hırkasını giy” gibi aynı anlama gelen değişik sözcükler kullanmışlardır. Sade bir vatandaşın bu sözcükleri nasıl anlaması gerekir? (M. Fatih Mercan)CEVAP: Tasavvuf, önceleri zühd hareketiyle başlamıştır. Bunun gelişmesi tasavvufu doğurdu. Zahid mutasavvıflar zamanla riyakârlığın, nefsin övünme, gururlanma payının gönülde hiç yer etmemesi için melamet prensibini benimsediler ve bu yolda uzmanlaştılar. Aslında bu yöntemi de Kur’ân’ın, “Allah’ın sevdiği ve Allah’ı seven halis kulların, Allah yolunda mücahede edecekleri ve bu uğurda hiçbir levm edenin (kınayanın) levmine (kınamasına) önem vermeyecekleri”ni belirten ayetine dayandırmışlardır. Bunlar sırf Allah’ın değerlendirmesini düşünmüşler, insanların kendi haklarındaki kanaatlerine, iyi veya kötü değerlendirmesine hiç önem vermemişlerdir. İşte bunlara melameti (sonradan melami) denmiştir. Tasavvufta iki yöntem vardır. Biri Bağdad Tasavvuf Okulu yöntemi ki bu zühde ve dış adaba dayanır. Lideri Cüneyd-i Bağdadi’dir. Diğeri Horasan Tasavvuf Okulu’nun melameti yöntemi ki bunun lideri de İbrahim Havass’tır. Bunlardaki melamet sadece Allah’ın değerlendirmesine göre hareket etmek, gönüle asla gösteriş duygusunun girmesine fırsat vermemektir. İşte bazı mutasavvıf şair ve yazarlarda görülen “ar-ı namusu bırak” anlamındaki söz ve düşünceleri bu anlama gelir. “Halkın sana itibarını gözetleme, senin hakkında şunu diyecekler, bunu diyecekler, itibarın kaybolur diye düşünme. Hak neden memnun olacaksa onu yap. Halkı değil, Hakk’ı memnun etmeye çalış. İlahi aşkın gereğini yap” demektir.*****Paranız evde eriyip giderSORU: Tasarruf ettiğim bir miktar param var. Bunu faizsiz bankalarda değerlendirmemde sakınca var mı? (Ramazan Aydın)CEVAP: Kanaatime göre devletin yasalarıyla kurulmuş bankaların verdiği faiz, Kur’ân’da yasaklanan riba değildir. Zorunlu ihtiyacını görmek üzere borç alan sıradan biri ödemede zorluk çeker. İşte böyle kişilere verilen ödünç paradan faiz almak haramdır, bu ribadır. Faizsiz banka denilen kuruluşlar da öteki bankalardan farksızdır. Siz birikiminizi istediğiniz bankaya yatırın. Evde paranız erir.

Devamını Oku

Katmerli cehalete açık bir örnek

18 Ocak 2008

Okurum Ahmet Baydemir diyor ki: “Elimde bulunan bir yazıda, 4000 yıl önce Hz. İbrahim’in Harran’da doğduğu, iki oğlundan büyüğünün İshak küçüğünün İsmail olduğu belirtiliyor. Puta tapan ve 12 putu olan İbrahim’in (hâşâ) kendi özel putunun Allah adını taşıdığı ifade ediliyor. İbrahim, tanrılara kurban âdetini uygulamak üzere özel putu Allah’a kurban için büyük oğlu İshak’ı kurban etmesi gerekirken kutsal kitabın, kurbanlığın İsmail olduğunu ileri sürdüğünü yazıyor.” Okuruma cevabım şudur: Cehalet iki çeşittir: Basit cehalet, mürekkep (katmerli) cehalet. İşte bu yazı, katmerli cehaletin açık bir örneği olması yanında son derece cüretli ve garazkâr bir üslup taşıyor. Yazı, yalan ve yanlışlarla dolu. Bir kere büyük oğul İshak değil, İsmail’dir. İkisi arasında 14 yaş fark vardır. Tevrat’a göre kurban edilecek çocuk İsmail değil İshak’tır. Kur’ân’dan da bunun İshak olduğu anlaşılmaktadır. Sahabiler döneminde kurbanlığın İshak olduğu kanısı egemendi.Taberi’ye göre müjdelenen sonra da kurban edilmesi buyurulan çocuk İshak’tır. Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Abbas, Abdullah ibn Mesud, Kabul-Ahbar, Katade, Said ibn Cübeyr, Mesruk, İkrime, Zühri, Süddi ve Mukatil de bu görüştedirler. Kutsal kitaba göre İbrahim 86 yaşındayken cariye Hacer’den İsmail doğmuş, 99 yaşındayken de karısı Sare, İshak’a gebe kalmıştır. “Ve bu şeylerden sonra vaki oldu ki, Allah İbrahim’i deneyip ona dedi: Ey İbrahim ve o: İşte ben dedi. Ve dedi: Şimdi sevdiğin biricik oğlun İshak’ı al ve Moriya diyarına git ve orada sana söyleyeceğim dağların biri üzerinde onu yakılan kurban olarak takdim et. Ve İbrahim sabahleyin erken kalktı ve eşeğine palan vurdu ve oğlu Islak’ı aldı.” “... Ve İbrahim ... oğlu İshak’ı bağlayıp mezbah üzerine, odunların üstüne koydu. Ve İbrahim elini uzattı ve oğlunu boğazlamak için bıçağı aldı... Ve İbrahim gözlerini kaldırıp gördü ve işte arkasında bir koç çalılıkta boynuzlarından tutulmuştu ve İbrahim gidip koçu aldı ve oğlunun yerine onu yakılan kurban olarak takdim etti...” (Tekvin: 22/1-19). O zamana kadar insanlar putlara taparken İbrahim onları Allah’a tapmaya davet etmiştir. Kâbe’yi de Allah’ın tek tanrı mabedi olarak yapmıştır. Her gün dünyada milyonlarca hayvan kesiliyor. Ama kurban olarak kesilen hayvanlar, inancımıza göre Allah katında derece kazanır. Ben Allah için kurban edilen hayvana, hayvanların şehidi diyorum. Kimse inancını değiştirmez. Ayı istemeyenler ne kadar bağırıp çağırsa da gökteki ayı mevkiinden düşüremez.

Devamını Oku

Hac ibadeti için 7-8 gün yeter

18 Ocak 2008

Bir aya kadar devam eden hac ibadeti süresinin en aza nasıl indirilebileceğini soran okurum Erhan Miroğlu’na cevabımdır: Hac ibadetinin iki temel ögesi vardır. 1- Arafat’ta durmak, 2- Kâbe’yi ziyaret etmek. Arafat’ta durma, Kurban Bayramı’ndan bir gün önce yani arife günü yapılır. Ertesi gün de Kâbe tavaf edilir. Bunun dışında Mina’da bayramın bir, iki ve üçüncü günleri taşlama yapılır. Bu temel öge değil, yan ögedir. Yapılmasa da hac, eksik olmakla beraber olur. Şimdi bu temel ögeler düşünülünce hac için 5 gün yeter. Siz isterseniz bayramdan iki gün önce Cidde’ye uçarsınız. Hemen o gece Arafat’a çıkarsınız. Vakfenizi yaparsınız. Ertesi gün de Kâbe’yi ziyaret eder, taşlamalarınızı da yaparsınız ve üçüncü veya dördüncü bayram günü ülkenize dönersiniz. Medine’ye gitmenin hacla bir ilgisi yoktur. İster gidip bir gün içinde Peygamberimizin mescidini ziyaret edersiniz. Bu sevaptır. Gitmezseniz haccınız tamamdır. Medine ziyareti de bir gün veya iki gün içinde yapılır. Yani hepsi toplansa 7-8 gün içinde bütün hac menasiki yapılmış olur. O bir aya uzatmalar hem hacıların isteği hem de turizmcilerin yararınadır. Peygamberler tarihi SORU: İnsanlığa gönderilen peygamberler ve Allah’ın emirlerinin bu şekilde aktarılması tarihi nereye kadar uzanıyor? Bilinen ilk peygamber kimdir? Hangi dönemde gönderilmiştir? Bu konuda bana tavsiye edebileceğiniz eseriniz olabilir mi? (Mahir Hocaoğlu) CEVAP: Kur’ân-ı Kerîm’in anlatımına göre peygamberlik Nuh ile başlar. Bugün Ortadoğu’da yaşayan üç ana dinin ortak atası da Hz. İbrahim’dir. Peygamberler tarihi açısından temel kitap Tevrat’tır. Çünkü yazının olmadığı ve tarihin henüz bilimleşmediği dönemler için dünya olayları hakkında Tevrat kaynak olarak alınır. Bu konuda daha çok bilgi için “Kur’ân’da Peygamberler Tarihi” adlı eserimi okumanızı tavsiye ederim. Namazın farzları belli SORU: Namaz kılarken gözlerimi kapıyorum. Sakıncası var mı? (Muzaffer Kaya) CEVAP: Namazda saygı ve namaza konsantre olmak için gözleri yummanın sakıncası yoktur. Namazın farzları belli. Bunlar içinde gözleri açmak veya kapamak yoktur.

Devamını Oku

“Erkeğin küpe takması dinen sakıncalı mı?”

16 Ocak 2008

SORU: 13 yaşında bir oğlum var. Onu Türk âdet ve geleneklerine göre yetiştirmeye gayret ediyoruz. Takdir ederseniz ki, çevre şartları, gençleri ciddi şekilde etkiliyor. Bazı erkek arkadaşları gibi oğlum da küpe takmak istediğini söyledi. Buna karşı olduğumu kendisine ilettim. Dinen de bir erkeğin küpe takması sakıncalı mı? (Mahir Hocaoğlu)CEVAP: Dinimiz erkek için avret sayılan göbekle diz kapağı arasını örtme dışında bir zorunluluk getirmez. Erkeğin küpe takıp takmaması tamamen örfe, geleneğe bağlı şeylerdir. Bunlar zamanla değişebilir ve dinin temel yükümlülüklerine aykırı olanlar dışında örf ve gelenekler de geçerlidir. Peygamberimizin saçları uzundu, hatta onları örerdi. Oysa şimdi saç uzatan erkeklere kadın gözüyle bakanlar var. Erkeğin saç uzatması dine aykırı değil ama insanlar alışmadıkları şeyleri dışlıyor. İşte küpe sorunu da böyle. Kur’ân cennette erkeklerin ipek giysiler giyeceklerini, altın bilezikler, küpeler takacaklarını özendirir biçimde anlatır. Demek ki bu süs eşyasını kullanmakta dini bir sakınca yok. Siz çocuğu kırmadan toplumun genel kabulü içinde kalmasını öğütlersiniz. Ancak zorlamanıza da gerek yok. Onu dinimizin güzel emirlerini uygulamaya yöneltin. Bunları yaparak büyüsün. Görünüş türünden şeyler önemli eğildir. *** Vaktinden önce kılınan namaz geçerli olur mu? SORU: Çalıştığım için eve gelince ancak ikindiye yetişiyorum, öğle namazını kaza ediyorum. Bir arkadaşım müftüye bu durumu sormuş. O da sabah evden çıkmadan önce öğle namazının kılınabileceğini söylemiş. Ben buna itibar etmedim ama böyle bir şey olabilir mi? (Dilek Uğurtepe) CEVAP: Müftü öyle bir şey söylemez. Siz veya arkadaşınız yanlış anlamış. Sabah namazının ardından öğle namazı kılınmaz. Ancak öğleyle ikindi namazları birlikte kılınabilir. Öğle vakti içinde önce öğle, sonra ikindi namazı kılınabilir. Yahut ikindi vakti girdikten sonra yine önce öğle, sonra ikindi namazı kılınabilir. Buna cem denilir. Aynı şey akşamla yatsı için de söz konusudur.

Devamını Oku