‘Allah emanetini geri mi istiyor?’

7 Ocak 2008

SORU: Ruhumuz bize Allah’ın emaneti değil mi? Böyle ise yüce Rabbimiz bize verdiği emanetini, kendi isteğimizle yaşarken geri mi istiyor? (Salih Erdin Açıkalın)CEVAP: Öyle bir soru soruyorsunuz ki ben bunun altından kalkamam. Çünkü soruda mantık hatası var. Ruhumuzun bize Allah’ın emaneti olduğunu söylüyorsunuz. Bunu nereden çıkarıyorsunuz? Ruhun, Allah’ın emaneti olduğuna dair Kur’ân’dan veya sünnetten bir delil var mı? Eğer bir emanet varsa o sadece ruh değil, beden de Allah’ın emaneti olur. İnsan bir bütündür. Beden ve ruh birlikte yaratılmaktadır. Emanetse ikisi de emanettir. Ayrıca bizi biz yapan bedenimiz ve ruhumuzdur. Kendi isteğimizle doğmadık. O istedi de var olduk. Yani ruhumuzdan önce biz var değildik ki Allah bize kendimizden ayrı olarak bir emanet vermiş olsun. Biz istesek de istemesek de O’nun khâlık (yaratıcı) sıfatının tecellisiyle var olmuşuz. Zaten henüz biz yokken O yaratmaya başladığına göre bizim istememiz de söz konusu değil. O kendi yaratıcılığını göstermek, kendini açığa vurmak için bizi yaratmıştır. O, yaratıklarının hepsinin geçici olmasını dilemiştir. Önceliksiz ve sonralıksız olan sadece kendisidir. Yaratıkların hepsinin önü ve sonu vardır. Öyle olmasa o zaman iki tane sonsuz varlık olur. Yani iki ilah olur ki bunu akıl kabul etmez. O halde insanların ve öteki canlıların ruhlarını kaybedip ölmeleri Allah’ın iradesinin gereğidir. Biz istesek de istemesek de ölümlüyüz ve öleceğiz. Rahman Suresi’nde, “Yeryüzünde bulunan her şey geçicidir, yalnız ihtişam ve ikram sahibi Rabbinin zatı kalıcıdır” buyurulmaktadır. Göklerde ve yerde bulunan tüm varlıklar gönüllü veya gönülsüz Allah’ın buyruğuna boyun eğer. Kur’ân’da Allah’ın göğe ve yere sunduğu fakat onların çekindikleri emanet ne ruhtur, ne bedendir, ne akıldır. Emanet, insanların birbirlerine geçici bir süre için verdikleri para, eşya gibi şeylerdir. Emanete dikkat etmenin ve onu sahibine geri vermenin önemini belirtmek üzere yerin göğün dahi onu zimmetine geçirmekten kaçındıkları ifade edilmiştir. Bundan amaç, insanları emanete özen göstermeye yöneltmek ve emanete hıyanet etmekten sakındırmaktır. Ben emanetten sizin anladığınız manaları anlayamadığım ve bu tür anlayışların zorlama yorumlar olduğu kanısında bulunduğum için sorunuza sizi tatmin edecek cevap veremedim. Kusura bakmayın.

Devamını Oku

Tek kutlu gece Kadir Gecesi’dir

6 Ocak 2008

SORU: Bir İnternet sitesinde “Mevlit Kandili bazı âlimlere göre Kadir Gecesi’nden daha hayırlıdır” şeklinde bir yazı okudum. Kur’ân, Kadir Gecesi için “bin aydan daha hayırlıdır” demiyor mu? CEVAP: Kandil gecesi diye bir şey yoktur. Tek kutlu gece vardır, o da Kur’ân’ın inmeye başladığı Kadir Gecesi’dir. Kur’ân, bu gecenin bin aydan hayırlı olduğunu belirtmiştir. Öteki kandil geceleri, Hz. Peygamber’in ve ashabının uyguladığı veya kutladığı geceler değildir. Peygamber’den iki üç asır sonra zahid kişiler zayıf, çürük rivayetlere dayanarak bazı geceleri kutlamaya başladılar. Sonra Berat Gecesi, Regaip Gecesi, Mirac Gecesi diye uydurma kandil geceleri ortaya çıktı ve bunlar dinin farzlarının da önüne geçti. Yani gelenek dinleşti. Din böylece bid’atlara büründü. Ben Kadir Gecesi dışında bir kandil gecesi tanımıyorum. Bu tebrikleşmelerden de hiç hoşlanmıyorum. Çünkü bid’attır. Bid’atlar dinin safiyetini bozar.Bir takdir mektubu* SAYGIDEĞER Süleyman Ateş Bey, İslâm’ın kötü yüzü, İslâm’ın güzel yüzü yoktur. İslâm’ı kötü aksettiren cahil, çirkin yüzler ve İslâm’ı güzel aksettiren bilgi dolu güzel yüzler vardır. Siz, bu güzel yüzlülerin en güzellerinden birisiniz. Ticari tarikatların bir örümcek ağı gibi toplumu sardığı bu günlerde size olan ihtiyaç, her zamankinden daha çoktur. Kendinize iyi bakın. Hayatta kaldığınız her bir fazla gün, İslâm için bir kazanç olacaktır. Size sonsuz saygı ve sevgilerimi arz ediyorum. Ben Ahmet Cevdet Paşa’nın torunuyum. Sizi, onun temsilcisi gibi görüyorum. Atilla Ziya Sarper/Büyükçekmece * ÇOK muhterem Atilla Bey. Güzel sözlerinizden son derece lezzet ve güç aldım. Allah razı olsun. Ahmet Cevdet Paşa Hazretleri bu ülkenin medarı iftiharıdır. Onun torunu olmak ne büyük şeref. Maalesef bağnazlık, dini çıkar vasıtası yapan kimi güruhlar git gide yayılıyor. Kur’ân’ın ışığından rahatsız olan o kadar dar kafalı var ki, yazılarıma ateş püskürüyorlar. Küfrediyorlar, ağzı süt kokan çocuklar bize akıl vermekten hatta küfretmekten çekinmiyorlar. Bunları yaşayınca İslâm’a yazık oldu diyorum. Saygılar sunarım.

Devamını Oku

Seferilik güç yolculuklar içindir

5 Ocak 2008

SORU: Oğlum Ankara’da yaşıyor. Fırsat buldukça yanına gidiyorum. Bazen kaç gün kalacağım belli olmuyor. O zaman seferi kılıyorum. Ama 21 günden fazla kalmak üzere gittiğim de oluyor. Bu takdirde seferi kıldığım süre için günaha giriyor muyum? (M. Y.)CEVAP: Ankara’da rahatça kalacağınız bir yer varsa seferi kılmanıza gerek yok. Seferilik, güç yolculuklarda verilen bir ruhsattır. Yol esnasında seferi kılarsınız. Ama gittiğiniz yerde istirahatınız yerindeyse ve yorgun değilseniz namazınızı tam kılın. Kur’ân’a göre seferilik, sıradan yolculuk değil, savaş ve korkulu yolculuklardır. Bugün uçak seyahatleri, kanaatime göre seferiliği gerektirmez. Ama klasik ilmihal bilgilerine göre gideceğiniz yerde 15 günden az kalmaya niyetliyseniz farzları yarı kılarsınız. 15 veya daha fazla gün kalacaksanız tam kılarsınız. Zilhiccenin 10. Günü SORU: Zilhicce ayı, hangi aya rastlıyor. 10. günü, hangi gündür? (Saba Şeker) CEVAP: Ramazan’dan sonra şevval, sonra zilkade ve onun ardından da zilhicce ayı gelir. Zilhiccenin 10. günü, Kurban Bayramı günüdür. Ay Takvimi yılı dolaştığı için Güneş Takvimi’ne göre kesin olarak şu aya rastlar diyemeyiz. Ama bu sene zilhicce ayı, aralık ayının 10’unda başladı. 10’uncu gün de bayramın birinci günü olan 20 Aralık’tı. Diyanet takvimine bakarsanız zilhiccenin hangi ayda olduğunu kolaylıkla bulursunuz.Evlilik kısmet işi mi? Evlilikte kısmet söz konusu mu diye soran okuruma cevabımdır: İnsanın evleneceği kişi, kendisine takdir edilmiştir. Ama ben kaderin ayrıntısını bilemem. Kaderin ayrıntısını kim bilebilir ki? Siz elinizden geldiğince evleneceğiniz kişi hakkında araştırma yaparsınız, soyuna, güzelliğine, ahlakına bakar ve kararınızı verirsiniz. Bir kişiyle evlenmeniz kaderde varsa o dönüp dolaşır ve olur.Başkası adına tavaf!Okurum M. Bekaroğlu, hacda başkası adına tavaf yapılır mı diye soruyor. İşte cevabım: Kimse kimsenin yerine tavaf yapamaz, namaz kılamaz, oruç tutamaz. Bu ne sakat düşünce, bu ne hac simsarlığıdır? O zaman zenginler namaz kılmasın, para verip kendi yerlerine namaz kıldırsınlar. Yazıklar olsun bu din tüccarlarına.

Devamını Oku

İnanan kişi asla Allah’tan umut kesmez

5 Ocak 2008

SORU: Elimden geldiğince dinimi yaşamaya gayret ediyorum, Kur’ân öğreniyorum, namaz kılıyorum, sadaka veriyorum. Ancak baş örtüsü takmıyorum. Ne kadar iyi bir insan olmaya çalışsam da bu nedenden dolayı cenneti hak edemem mi? Baş örtüsü olmazsa olmaz mıdır? Müslüman kadın için önemli olan niyettir diyoruz ama örtünün hesabı ayrı mı verilir? Yoksa gerçekten iyi bir insan olursam Allah bu eksiğimi affeder mi? Bu konudaki düşünceniz nedir? (Esra Atalay)CEVAP: Cennet Allah’ın elindedir. Allah dilerse bir kulunu hiç hesaba çekmeden cennetine koyar. O’ndan kimse hesap soramaz. Ayrıca baş örtüsü erkeklerin kem gözlerinden, sataşmalarından korunmak içindir. Dinin ruhu değildir, ibadet de değildir. 1400 yıl önce cariyelik vardı. Baş örtüsü hür kadınlara getirilen bir yükümlülüktür. Cariyelerin baş örtüsü takmasına müsaade edilmezdi. Cariye de insandır, o baş örtüsü takmadığı için cennete gidiyor da öteki niye gitmesin? Saç kadının ziynetidir. Bu bakımdan kapatılması emredilmiştir. Amaç da erkeklerin şehvet hislerini kamçılamaktan kaçınmaktır. Oysa Kur’ân kadına göğüs yırtmacını kapatmasını yani gerdanının göstermemesini emrediyor. Bunun tersini yapmak günahtır. Ama gerdanını örten her kadın da cennete gitmez. Fitne fesat yapanlar, insanların arasını katanlar, kötü işler kuranlar ruhlarını cehenneme tutsak ederler. Asla iyiyle kötü bir olamaz. Allah iyiyle kötüyü bir tutmaz. Kur’ân iyilik yapanla kötülük yapanların bir olmayacağını vurgular. Şimdi siz elinizden geldiğince İslâm’a göre yaşayın, ağırbaşlı giyinin, sorun sadece baş örtüsü ise içinizi düzgün tutar, muntazam ibadetlerinizi yaparsanız Allah o kusurunuzu da affeder umarım. İnanan insan Allah’tan asla umut kesmez. Bir hadiste “Allah katındaki rahmetin bolluğunu bilse kafir dahi umudunu kesmez” buyurulmaktadır. *** Parasız oyun günah mı? Araya para girmeden oynanan oyunlar haram mı diye soran okuruma cevabımdır: Araya para veya herhangi bir menfaat girmedikçe eğlenmek, vakit geçirmek için oynanan tavla, satranç, okey gibi oyunlar haram değil, mubahtır. Ancak araya bir kazanç girerse işte o zaman haram olur.

Devamını Oku

Pişmanlığın huzursuzluğu

3 Ocak 2008

SORU: Ben, egosuna yenik düşmüş, hayatı hatalarla dolu bir anneyim. Bu yüzden yıllardır cehennemi içimde yaşıyorum. Sürekli kendimle hesaplaşıyorum. Gece yarısı uykumdan vicdan muhasebesi yaparak uyanıyorum. Öyle bir pişmanlık duygusu içindeyim ki anlatamam. Kadere de inanıyorum ama yetmiyor. Ne yapabilirim? (S. B.) CEVAP: İşlenen günah ne olursa olsun, önemli olan ondan dönmektir. Yaptığı hatadan pişman olup Allah’a tövbe edip af dileyen kulunu O affeder. Sürekli kafanızı eskiye takmak, onları düşünmek şimdiki halinizi de berbat eder. Ayrıca olan olmuş, onu geri getirmek mümkün değildir. Yapılacak şey, elinden geldiğince hatalarını düzeltmek, mümkün olanları telafi etmek, olmayanlar için Allah’tan af dilemektir. Kur’ân’da, “Ey Allah’ın kulları, Allah’ın rahmetinden umut kesmeyiniz. Ancak inançsızlar Allah’ın acımasından umut keserler. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar” buyurulmaktadır. Hadiste de “Günahtan tövbe eden kimse, hiç günah işlememiş gibi olur” buyurulmuştur. Allah’ın affına güvenin, içiniz rahat olsun. Hayatı kendinize zindan etmenin bir anlamı yok. Ayrıca bu, sadece size değil çevrenize, çocuklarınıza da zarar verir. Sizin mutsuzluğunuz onlara da yansır. Onları üzmeye hakkınız yok. Allah kerim, kullarına rahimdir.Namaz için zorlamayınSORU: Maliki mezhebinden bir Müslümanım. 10 yıllık evliyim. Eşim bütün uyarılarıma rağmen namaz kılmıyor. Eşimi boşamam dinen doğru olur mu? Bu konuda benim sorumluluğum var mı? (N. O.)CEVAP: Sevap da günah da bireyseldir. Eşinize güzellikle namaz kılmasını söylersiniz. Kılmıyorsa zorlamaya hakkınız yok. Namaz kılmadığı için boşamak da günahtır. Hoşgörülü olun. Zamanı gelir, o da kılar. İkide bir üstüne varmanız onda dine ve namaza karşı antipati uyandırır. O zaman siz buna sebep olmakla günaha girersiniz. Eşiniz Hristiyan olsa dahi onu İslâm’a girmeye zorlama hakkınız yoktur. O kendi dininde, siz de kendi dininizde kalarak evliliği sürdüreceksiniz. Dinin hükmü budur. Sırf namaz kılmadığı için eşinizi boşamayı düşünmek yanlıştır. Kur’ân “Güzellikle, sevecen biçimde, iyiliği emret, cahillere aldırma” buyurmaktadır.

Devamını Oku

Gayrimüslimler de kitap sahibidir

2 Ocak 2008

Dünden devamHollanda’dan yazan okurumun ilk sorusunu dün cevaplamıştım. Bugün cevaplayacağım iki soruyu hatırlatmak için tekrar buraya alıyorum: “2- Yurt dışında yaşayan biz Müslümanların, gayrimüslimlere İslâm dinini tebliğ etme yükümlülüğümüz var mı? 3- Gıda maddelerine ilave edilen katkı maddelerini (domuz eti, domuz yağı gibi...) nasıl değerlendirmemiz gerekir?” CEVAP: 2- Tebliğ meselesi, insanların gücüne göredir. Elinizden geliyorsa gayrimüslimlere İslâm’ı anlatırsınız. Ama anlatımınız bir yarar sağlamaz da tepki uyandırırsa böyle bir şey yapmak asla doğru olmaz. Kaldı ki onlar da zaten kitap sahibidir. Kendi kitaplarına göre amel eder, Allah’a şirksiz inanır ve O’na ibadet ederlerse Kur’ân’a göre kurtuluşa ererler (Bakara: 62, Maide: 69, Âl-i İmran: 113-115, Nisa: 123 ve daha pek çok ayet). 3- Besin maddelerine domuz eti, yağı karışmış olması kesin değil, sadece bazı çevrelerce üretilen bir savdır. Biz Avrupa’da ürünlerin katkılarını incelemek zorunda değiliz. Bile bile domuz eti yemeyiz. Bazı rant çevrelerinin ürettiği iddialar bizi bağlamaz. Domuzun etini yemek haramdır. O katkı maddeleri domuzdan nasıl yapılmış, bunu ancak kimyacılar bilir. Uzman bir kimyacıdan böyle bir tahlil aldınız mı? Kuru savlarla insanların yaşam alanlarını daraltmak sevap değil, günahtır. Kimsenin kendi düşüncesiyle dine haramlar sokmaya hakkı yoktur.Tesbih ne anlama gelir? TESBİH kelmesi üzerinde araştırma yapan bir okuruma cevabımdır: Her araştırıcı, kendi araştırmasının sonucunu yazmakta özgürdür. Siz de tesbih kelimesini konusunda bir sonuca varmışsınız. Size göre tesbih, Allah’ın yaratma kanunlarını, RNA’yı, DNA’yı anlatmaktır. Tesbihle kasıt bu ise Allah’ın, 1400 yıl önce yaşamış, RNA, DNA nedir bilmeyen insanlara “Rabbinizin adını tesbih ediniz” demesi uygun olur mu? Bence bu tür yorumlar zorlamadır. Tesbih kelimesinin çeşitli anlamlarını “Lisanu’l-Arab” lugatından bulabilirsiniz. Kur’ân, indiği zamanda Arap dilindeki kelimeleri, onların anladığı ve anlayacağı anlamda kullanmıştır. Tesbih, Allah’ın eksikliklerden uzak olduğunu, şanının yüceliğini anmak demektir. Ama sizin çalışmanız da takdir edilir.

Devamını Oku

Herkes kendi eyleminden Allah’a karşı sorumludur

2 Ocak 2008

SORU: Yurt dışında yaşıyorum. Bazen gayrimüslimlerin sorularına cevap vermekte zorlanıyorum. Örneğin geçenlerde televizyonda Almanya’nın bir kentinde “İslâm dinine çağrı” başlığı altında bir haber yayınlandı. Haberde Almanya’da ve diğer ülkelerden İslâm’ı kabul edenlerin büyük ilgi gördüklerinden söz ediliyor. Ancak şöyle bir cümle de dikkat çekiyordu: “İslâm dinine girenleri kucaklıyorlar ama çıkanlar için ölüm fetvası veriyorlar.” Şimdi sizden şu soruların cevabını rica ediyorum: 1- Bir Hristiyan veya Musevi, Müslüman olunca bu kabul görürken Müslüman birinin din değiştirmesi neden kabul edilmiyor? 2- Yurt dışında yaşayan biz Müslümanların, gayrimüslimlere İslâm dinini tebliğ etme yükümlülüğümüz var mı? 3- Gıda maddelerine ilave edilen katkı maddelerini (domuz eti, domuz yağı gibi...) nasıl değerlendirmemiz gerekir? (Mustafa/Hollanda)CEVAP: 1- Her din mensubu, kendi dininin en doğru olduğunu, başka dinleri batıl kabul eder. Koyu Hristiyan, Hristiyan birinin Müslüman olmasından çok rahatsız olur. Aynı şekilde Müslümanların da herhangi bir Müslüman’ın Hristiyan olmasını hoş karşılamaları mümkün değildir. Ancak vicdan özgürlüğü vardır. Kur’ân’a göre herkes istediği dini seçmekte, istediği inancı benimsemekte serbesttir. Kehf Suresi’nde “Dileyen inansın, dileyen inkâr etsin” buyurulmak suretiyle bu vicdan özgürlüğü en açık biçimde vurgulanmıştır. Herkes kendi eyleminden Allah’a karşı sorumludur. Kimse kimsenin günah yükünü taşımaz. Peygamber bile zorlayıcı değil, sadece tebliğcidir. Allah dahi kullarını herhangi bir inanca zorlamamışken kulların zorlamaya kalkması asla kabul edilemez. İslâm dininden çıkıp başka dine geçenler hakkında ölüm fetvası vermek İslâm’a uygun değildir. Çünkü Kur’ân, “Sizin dininiz size, benim dinim banadır. Dinde zorlama yoktur” buyurmaktadır. Hiç kimse bir inanca veya dine girmeye zorlanamaz. Sadece gerçek anlatılır. “İnanan kendi lehine inanır, inanmayan da kendi aleyhine inanmaz” (Kehf: 29). Yüce Allah Peygamberine şöyle emreder: “De ki: Bizim yaptığımız suçtan, günahtan siz sorumlu değilsiniz. Biz de sizin yaptığınız suçlardan sorumlu değiliz” (Sebe: 25).* Bu okurumun diğer iki sorusunu yarınki yazımda cevaplayacağım.

Devamını Oku

Dünyada çekilen üzüntünün manevi bir mükâfatı vardır

31 Aralık 2007

SORU: Zihinsel özürlü bir kardeşim var. Okuduğum bir kitaba göre bu durumda olanlar ahirette hayvanlarla aynı kategoride değerlendirilecekmiş. Cennete de cehenneme de gitmez, arada kalırlarmış. Böyle bir şey doğru olabilir mi? bunda onların ne suçu var? Cenab-ı Hak zaten bu dünyada onlara çile vermiş. Ahirette onları cennetinden mahrum bırakır mı? (Aydın Kıroğuz)CEVAP: Okuduğunuz o şeyler saçmalıktır. Zihinsel veya bedensel özürlüler, burada çektikleri hastalık karşılığında ahirette daha çok ödüllendirirler. Ayrıca bu durumda olanlar dinin hükümleriyle yükümlü olmadıkları için sorumlu değillerdir. Dünyada çekilen her sıkıntı ve üzüntünün manevi bir mükâfatı olur. Bize deli gibi görünen nice veliler vardır. Her kitabın yazdıklarını doğru kabul etmeyin. Kur’ân’da böyle akıl mantık dışı şeyler yoktur. İnsan olarak dünyaya getirilen, hayvanlık derecesine indirilmez.*****‘Namazda titriyorum’ SORU: İki yıl önce bir ameliyatı geçirdim. Namaz kılarken titreme geliyor, dizlerimin bağı çözülecek gibi oluyor. Bu tıbbi mi yoksa dini bir durum mu? (Kadir Maden)CEVAP: Namaz kılarken dizlerinizin bağının çözülür gibi olması, fiziksel bir sorundan kaynaklanabilir. Bunu doktorunuza söylemelisiniz. Ama bazen ibadet esnasında ilahi bir feyiz sonunda böyle titreme, gevşeme halleri de olabilir. Bence bunun üstünde fazla durmayın. Namaz kılmak size moral verir, maneviyatınızı güçlendirir. Tabii aldığınız ilaçlar da sizde böyle bir durumun ortaya çıkmasına neden olabilir.*****İçkiden alınan vergi SORU: Alkollü içkilerden alınan vergiyle devletin Müslüman halkımıza hizmet vermesi dinimizce caiz midir? (C. A.)CEVAP: Lütfen ünlü Hanefi fıkıhçısı Serahsi’nin el-Mebsut adlı kitabına bakın. Hz. Ömer, alkol üretip satan Hristiyan tebaadan, bu işten elde ettikleri kazançtan vergi almıştır. Bir zamanlar Elazığ’da müftü olan büyük âlim Hüseyin Erkenci, içki içmenin değil, satmanın helal olduğunu söylüyordu. Bunun sebebi de Mebsut’taki Hz. Ömer uygulaması ve Ebu Yusuf görüşüdür.

Devamını Oku