Kadın üzerinde siyaset yapılmaya başlandı mı bir kere sonu yoktur bunun. Önce din emrediyor diye türban mücadelesi verilir, o da yetmez "tam tesettür" denir ve yaz sıcağında bile yerleri süpüren, uzun kollu pardesüler giydirilir, arkadan da son adım kara çarşaf çıkar ortaya.O noktaya varıldığında ve bu nokta radikal dinci bir yönetimle topluma dayatıldığında artık sinemaya gitmek, televizyon izlemek, radyo dinlemek, yanında erkek olmadan sokağa çıkmak, çalışmak ve hatta hasta olsan bile doktora gitmek, kısacası tüm insanca haklar da yasaklanmaya başlamıştır. Kadın dört duvar arasında kimliğini kaybetmiş bir esir olarak yeni yaşamına terkedilir.Kadınların bu kıvama getirilmesi için şartlar müsait değilse Necmettin Erbakan'ın "çikolata kağıdına sararak yutturma" metodu da uygulanabilir. Kara çarşaftan "bir yaşmak eksik" kıyafetler çikolata kağıdı gibi süslü, renkli kumaşlarla şekilden sekile sokulur. Kadınlar bu cafcaflı giysilerden birini nasıl olsa beğeneceklerdir. Örneğin bizde son çıkarılan modeller arasında gladyatör kıyafetinden, Romeo Jülyet filmindeki kostümlerin benzerlerine kadar binbir çeşit abuk dizayn beğenilere sunuldu...Dinimizde her ne kadar "başörtülerini omuzlarına salsınlar" dışında bir örtünme tarifi filân yoksa da birileri onlara papağan gibi "dinin tesettürü emrettiğini" tekrarlayıp duracaktır bu arada.İstendiği takdirde Arabistan kılığına girmeden de tesettür olabileceğini kabul etmez bu kafalar. Zira amaç kadının "kadın görüntüsünden" çıkarılıp cinsiyetsiz bir varlığa dönüştürülmesidir. İran, Afganistan gibi ülkelerde kadınlar olayın nerede, nasıl başlayıp nerelere vardığını gördüler, sonunda kurtuluşu kendileri aradılar ama geç oldu.Perşembe günü Sakarya İl Müftüsü'nün "Kadınların vücut hatlarını ortaya çıkaracak şekilde giyinerek erkekleri tahrik ettikleri, tüm kadınların tesettüre girmesi gerektiği" ile ilgili açıklamasını okuduk.Herkes özgürdür ama...Cuma günü ise Sakarya'nın Sapanca ilçesinde bir dergâha izinsiz din eğitimi gerekçesiyle baskın yapıldığını... Binadaki çok sayıda kara çarşaflı genç kızın fotoğrafları da vardı haberde. Görüldüğü gibi müftü boşa konuşmuyor. Kara çarşaf sahnede.Şimdi, haydi işin izinli, izinsiz eğitim tarafını ilgililere bırakalım, o bizi ilgilendirmiyor ve diyelim ki demokratik laik bir ülkede isteyen istediği gibi giyinebilir. Kamusal alan dışında özgürdür.(Devam edecek...)
Kadın hukukçular aklını kaçırmak üzere... Türk Ceza Kanunu nün Meclis'ten geçirilmek istenen şekline baktıkça öfkeden çılgına dönüyorlar. Tabii bu öfkeleri sadece kendileri veya hukuk adına değil, Türkiye'de yaşayan 35 milyon kadın adına.Dün birkaç hukukçuyla görüştüm. Hepsi bu tasarının kabul edilir yanı olmadığını söylüyor ve yasalara son halini veren AKP'lileri suçluyor.Anlattıklarına göre Bakan Aysel Çelikel döneminde TCK'nın kadınlara zarar veren bazı maddeleri değiştirilmiş. Bu hükümet döneminde ise o değiştirilen maddeler de eski haline çevrilerek sessiz sedasız TBMM'ye gönderilivermiş. Kadın hukukçular TCK'nın bu haliyle cinsel taciz ve tecavüzü neredeyse meşru hale getirdiğini, serbest bıraktığını, hatta teşvik ettiğini söylüyorlar.Tecavüz suçu "kişiye (bireye) karşı işlenen suç" olmaktan çıkarılarak "Edep törelerine karşı suçlar" adı altında bir gruba sokulmuş.Ne demektir "edep törelerine karşı suç"? Toplum geleneklerine göre ahlâka aykırı bulunan davranışlar... Oysa tecavüz, kişiye karşı işlenmiş ağır bir suçtur ve ancak evrensel ölçülere göre değerlendirilebilir. Böyle bir kanun da hiçbir medeni ülkede kabul göremez.Evli kadına tecavüze 4 yıldan-7 yıla kadar hapis, evli olmayana tecavüze ise daha az ceza veren bir hukuk anlayışından bu değerlendirmeyi yapması da beklenemez herhalde.Onun için de böyle yasaları olan bir ülkede kadınlar, yemeği beğenmediği için kendisini öldüresiye döven kocanın elinden ancak 2. kattan atlayarak kurtulabilirler. Ya da kurtulamazlar. O zaman da 61 yerden bıçaklanırlar. Belki yine de kurtulamazlar. "Eğitimliyim" diye TBMM'ye giren insanlardan oluşmuş komisyonlar ve içindeki hukukçular yapıyor bu yasaları.Kadınları türban haklarına kavuşturmak için cansiperane, cengaverce mücadele verenler de doğru bularak onaylıyor. Hayır bekleyin artık!Tıp röportajlarımın özetini bitiriyorumYap:* Düzenli spor* Ailede meme kanseri varsa 25 yaşından, yoksa 30'dan sonra muayene* Kadın ve erkeklerin düzenli elle kontrolü. Yapma:* Sigara, kahve, alkol, doymuş yağ ağırlıklı beslenme. Hormonlu gıdalar, düzensiz hormon kullanımı* Fazla kilodan, psikolojik baskı, stres ve yorgunluktan kaçın.Yap:* Mutlaka yılda bir kez şeker yüklemesi testi yaptır * Dengeli beslenmeye, spor ve yürüyüşe özen göster * İri bebek doğuran (4 kilonun üstü) anneler ve bebekleri, ani kilo alan, veren ve tatlıya düşkün olanlar ve cinsel isteksizlik şikayeti olanlar kontrole gitmeli. Yapma: * Kesme şeker ve tatlı gıdalardan uzak dur* Kilo almamaya dikkat et. (Varsa Diyabet Cemiyeti Merkezleri'nden birine başvur. Kilo birçok hastalığa neden olabiliyor.)Yap:* Sağlık muayenelerinde tiroid kontrolünü unutma. Aşırı yorgunluk, halsizlik şikayetlerin veya ailede tiroid sorunu varsa kanda TSH testi yaptır * Gerekli miktarda iyot içeren gıdalarla beslenmeye dikkat et. Yapma:* Şikayetler olduğu halde ihmalden kaçın (Tiroid hormunundaki eksilme ve artma önemli.)Yap:* 50 yaş üstü tüm erkekler yılda bir kez mutlaka prostat kontrolüne gitmeli (Sadece prostat büyümesi için değil, kanseri erken yakalamak için de çok önemli.)* Çocuk, genç kız ve kadınların da sistit şikayetinde ciddi tedavi yaptırması şart (Aksi takdirde enfeksiyon böbreği etkileyebiliyor.) Yapma:* Sigara içme (Mesane ile ilgili sorunlara, özellikle mesane tümörlerine neden oluyor.)* İdrarda kanama farkettiğinde ultrason çektir.Yap:* Dengeli beslenme* Sigara içenler 6 ayda bir akciğer filmi* Kadınlar yılda bir kez mamografi çektirecek. Yapma:* Sigara içme (özellikle kadınlar.)Yap:* Kadınlar yılda bir kez jinekolojik muayene olmalı* Seksle yayılan hastalıkları önlemek için korunmak şart* Menopoz sonrası hormon tedavisi. Yapma:* Hamilelikte kesinlikle alkol, sigara içme. (Sigara içenlerin bebeği küçük doğuyor, sigara ve alkol alanların bebekleri hastalıklara daha yatkın oluyor.)Yap:* Dengeli beslenme * Spor yap, bol oksijen al. Yapma:* Sigara içme* Koruyucu krem olmadan güneşe çıkma * Solaryuma girme.
Yaşça bizden büyük olan insanlar "Türkiye bir gün gelişecek, herşey rayına oturacak ama ben göremeyeceğim" dediklerinde onların karamsar olduğunu düşünürdüm. Hepimiz kendi çapımızda elimizden geleni yaparsak mutlaka çok şeyin değişeceğine inanırdım ama artık farklı düşünmeye başlıyorum. Galiba bizim kuşak da göremeyecek.İnanın elimde imkân olsa yeni Türk Ceza Kanunu Tasarısı'nı hazırlayanların tümünü derhal psikolog kontrolüne alırdım. Bununla da yetinmez tedavileri bitene kadar toplum içine karışmalarına izin vermezdim.Sözüm ona "değişiklik" yapmışlar. Sevsinler sizin hukukunuzu, beyninizi, değişikliğinizi. Yazıklar olsun!Bilginize de, insan sevginize de, iyi niyetinize de yazıklar olsun! Hiçbiri inandırıcı değil.* Töre cinayetindeki ceza indirimlerini kaldırdıkları söyleniyor. Neyi kaldırıyorlar belli değil. Adam öldürmenin cezası 20 yıl, cinayet namus nedeniyle işleniyorsa 10 yıla varan ceza indirimi söz konusu. Töre cinayetleri zaten namus nedeniyle işleniyor, nasıl "töre cinayetlerine son" bu?* Kadın kaçıran veya tecavüz eden evlenirse kurtuluyor. Kadın erkeği istemiyorsa bile tecavüz durumunda evlenmek zorunda kalacak. Evlenmek istediği halde reddedilen erkekleri tecavüze teşvik yasası mıdır bu?* "Çocuklara tecavüz" konusundaki değişiklik (!!) tam bir CİNAYET, inanılır gibi değil. Bu suçun böylesine yaygın olduğu, her gün ayrı bir haberin yazıldığı bir ülkede nasıl böyle bir yasa çıkarılabilir? 15 yaşından küçüklere tecavüzün cezası 10-15 yıl (onu da hafifletir iki yılda bitiriverirler ya...) Çocuğun rızası alınarak (bir daha okuyun, yanlış görmediniz) cinsel ilişkiye girenlere 4-6 yıl arası ceza verilecek. İşte bu maddeye karar verenler 15 yaşında bile olmayanların "rızasından" söz edenler tam RUH HASTASIDIR. Lamı cimi yok bunun. Bugüne kadar yetişkinlere tecavüz edenler "Rızasıyla ilişkiye girdi" yalanına başvuruluyordu (aksini ispat imkânsızdır zira) bundan sonra çocuk tecavüzlerinde de aynı masalı duyacağız.* "Cop sokmak tecavüz sayılmaz"mış. Hem de âlâsı sayılır. Tecavüzde insanların bedeniyle birlikte ruhuna saldırı vardır. İnsan ruhunda ömür boyu silinmeyecek böyle iğrenç bir iz bırakmak, tüm duyguları yıkıma uğratmak tecavüzün ta kendisidir.* "Eşe tecavüz olmaz"mış. İnsanların isteği dışında ilişkiye zorlanmasına verilen isimdir tecavüz. Evli ya da evsiz, hiç farketmez. Nasıl hukukçudur bunlar Tanrı aşkına? (Devam edecek)Bir "komisyon" daha!Sağlık Bakanlığı'nda tek gözü görenlere "sadece çift şeritli yolda ve ancak 5 saat sürüş izni olmak üzere" ehliyet verilmesi kararlaştırılmış. O çift şeritli yollara çıkmak için nerelerden geçilecek, şehir içinde de özel yollar mı yapılacak?Trafik polisleri şehir içinde her aracı tek tek durdurup kontrol mü edecekler? Bunları belirtmemiş beyler.Gözleri görenlerin bile bir yıl içinde trafik kazalarında binlerce kişinin ölümüne neden olduğu bir ülkede kimin hakkı var böyle bir karara?İki gözü de görmeyenlere de izin versinler olsun bitsin. Bence onlara haksızlık yapılıyor!
Vatan gazetesi, üniversite olaylarında adı geçen öğrenci kulüp ve dernekleriyle konuşarak döner bıçaklı sokak kavgalarının nedenini araştırıyor. Ve bizler de öğreniyoruz ki masum Atatürkçü (ya da devrimci, her neyse) gençlerin kulüp duvarlarında Atatürk'ün resmi Saddam'la yan yana asılmış.Buna ben "Yok yaa, bu saçmalığa ne hakkınız var?" derim, bunu derken de ne Atatürkçü dinlerim, ne devrimci. Böyle bir sorumsuzluğu ve hatayı yapanlar, terör destekçisi, aklına estiğinde kendi insanlarına bile toplu katliam yapabilen bir diktatörle Atatürk gibi bir halk kahramanının resmini yan yana asanlar, bırakın Atatürkçülüğü bir yana onu asla anlayamamışlardır.Bu dernekçi gençler, ideolojileri ne olursa olsun Atatürk'ü kendilerine malzeme yapmaktan, onun değerli adını sokaklara düşürmekten vazgeçmeliler. Atatürk'ün ismi ancak onun hayal ettiği, uğruna defalarca kez ölümü göze aldığı "medeni çözümleri benimsemiş" gençler tarafından ve en saygın şekilde anılmalıdır.Ata'ya saygı ve sevgi budur. Yapılan çağ dışı kavgalar, döner bıçaklarıyla yaralamalar ise Holigan'lara yakışır, onun "gençliği" ne değil!(Not: Tıp özetimizin devamını ilan nedeniyle yarın vereceğim.)Aacayip güzel buluşlar (2)Son günlerde yapılan diğer başarılı çalışmalan da unutmayalım;Ogilvy Türkiye Plânlama Grubu, Türkiye'deki tüm gelir gruplarını inceleyerek, 2001 krizinden, depremler ve Irak Savaşı'nın ekonomik etkilerine, gruplar arası gelir dağılımının ne hale geldiğinden harcama eğilimlerinin değişimine kadar çok geniş kapsamlı güzel bir çalışma yapmış. Ayrı bir yazıda size anlatacağım.Frîto Lay bir "Çocuk Okuma Odaları" projesi hazırlamış ve ilk aşamada Adıyaman, Batman, ve Mardin'deki okuma odalarının açılışlarını gerçekleştirmeye çalışıyor. GAP bölgesi çocukları için harika bir buluş.Bodrum-Asarlık'ta bulunan FUGA tatil köyünün tamamen doğal taş, tahta ve camlardan yapılmış ürünleri de takdire değer. Kaya jakuzilerini, sağlıklı sularla hazırlanmış "SPA"larını fotoğraflarda hayranlıkla izliyorum ama bu yaz galiba gidip görmek lâzım. Resme bakmakla olacak gibi değil.Caroline Koç'un da yönetim kurulunda bulunduğu TAP (Türkiye Aile Sağlığı ve Plânlaması Vakfı) aile plânlaması ve bu konuyla ilgili eğitim, sağlık çalışmalarıyla ülkeye çok önemli bir katkı sağlıyor.Grand Cevahir Otel'de tüm geliri TAP'a harcanacak olan, Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası ve dünyaca ünlü viyolonsel Alexander Rudin konseri de harikaydı. Konser sonrasında Gürer Aykal gibi uluslararası bir orkestra şefinin 61 yaşında emekli edilmek istenmesinin mikrofondan açıklanması gecenin esprisiydi. Salon gülmekten kırıldı, TÜSİAD tarafından çıkarılan, değerli profesörlerin yeni bakış açılanyla hazırladığı "Felsefe 2002 ve "Tarih 2002" kitaplannı yine mutlaka size bir başka yazıda anlatmalıyım. Her ailenin birer tane alması gereken olağanüstü güzellikte kitaplar.Bu kuruluşların hepsini parlak buluşlarından dolayı gönülden kutluyorum.
Alışverişe düşkün bir toplum olduğumuz için (hiç değilse iki yakamızın neden bir araya gelmediğini biliyoruz) bizde mağazacılık hızla ilerledi. Alışveriş merkezlerimiz, vitrinlerimiz, mağazalarımız ve ürünler öyle şık, öyle güzel ki Paris'i, New York'u geçtik neredeyse. Keşke her konuda bu kadar hızlı ilerleyebilseydik...Tabiî bu arada özellikle Vakko, Beyrnen gibi büyük kuruluşlar armağan, çikolata ve de bunların ambalaj işini sanat eseri haline getirdiler. Öyle ki artık özel günlerde 'Her şeyi denediler, bakalım yeni ne bulabilecekler' diyorum ve her seferinde daha da yaratıcı bir yeniliğe şaşıp kalıyorum.Beymen-ÇarşıÇarşı Mağazaları'nın Diyarbakır'da açtığı yeni mağazası ve başlattığı kampanyadan size söz etmiştim. 6 girişimci Diyarbakırlı kadın tarafından kurulan ve çok sayıda kadının emeğini değerlendiren Dekoratif Kutu ve Ev Tekstil Atölyesi'nin ürünlerini Çarşı'larda satışa çıkardılar. Rengârenk, sevimli kumaşlarla kaplanmış, zevkle kullanılacak şık kutular.İşte bu kutulardan iki tanesi de "Anneler Günü" için bana gönderilmiş. Unutulan, ihmal edilen bir bölgenin kadınlarını kalkındırmaya yönelik bu çabanın ürünlerini büyük bir zevkle inceledim. Birkaç tanesini de satın alıp arkadaşlarıma hediye edeceğim. Bundan daha anlamlı hediye az bulunur (ÇEKÜL'den, adına ağaç diktirmek de son yılların anlamlı hediyelerinden, unutmayalım. Çikolata ve çiçekten çok daha iyi ve kalıcı.)Anneler Günü'nde seven, takdir eden dostların, okurların, gençlerin gönderdiği mektuplar, telefon mesajları da insanı mutlu ediyor. Beni hatırlayan herkese teşekkürlerimi iletiyorum.VakkoVe yine bu yılın son harikalarından biri... Hiç akla gelmeyen bir buluş Vakko'nun eseriydi. Bir eser gerçekten... 2003 İlkbahar-Yaz Koleksiyon'larının bulunduğu katalogu beğeniyle incelerken paketten zarif bir açık pembe ipek eşarp çıktı. Özerinde bej renkle özel baskı yapılmış kendi adımın baş harflerini görünce hayretle bakakaldım.Doğrusu bugüne kadar adımı bir ipek eşarpta hiç görmemiştim, itiraf edeyim ki çok etkilendim. Şimdi iki gündür düşünüp duruyorum, bu fuları nasıl bükmeliyim ki ortada bulunan harfler görünsün. Kadınların ne sorunları var(!) hale bakın yani!Bilmiyorum siparişle isteyenlerin bunu yaptırması mümkün mü, sormak lâzım. Ama bu arada fikir her kime aitse tebrikler doğrusu! (Devam edecek)Büyük haksızlık!Deprem bölgesindeki öğrenciler lise ve üniversite sınavlarına "çadır okul"larda hazırlanacaklarmış. Böyle haksızlık olabilir mi?Bu karar bence insan haklarına bile aykırı. Bingöl'deki öğrenciler şu anda diğer bölgelerdeki öğrencilerle eşit şartlar altında değiller. Moralleri bozuk, büyük bir psikolojik travma geçirmiş, bir kısmı yakınlarını kaybetmiş durumdalar. Hazırlanacakları yer de çadır. Ortada böylesine bir eşitsiz, dengesiz durum varken onların diğerleriyle aynı anda sınava girmesi nasıl düşünülebilir? Bırakın her şeyi, HER ŞEYİ bir tarafa diğer öğrenciler kapılarını kapatıp sessiz odalarında çalışma şansına sahipken bunlar değil. Onların çoğunun gittiği dershaneler veya özel öğretmenler var, bunların yok.Ayrıca deprem bölgesindeki öğrencilerin bugüne kadar aldıkları notlara bakılarak "sınıf geçme" kararları verilecekmiş. Bu da ayrı bir haksızlık. Diğer bölgelerde çocukların çoğu son bir ay içinde kırık derslerini düzeltme şansına sahiptir.Bingöl'deki öğrencilere şu sıralarda verilecek tek eğitim olsa olsa "psikolojilerini düzeltme eğitimi" olabilir. Sınıf geçme ve diğer sınavlar için onlara en az 3-4 ay ekstra zaman tanınması lâzım. Bunun dışında bir kararın kabul edilir tarafı yoktur!Tıp röportajlarımın özetini vermeye devam ediyorumBeyin ve Nöroşirurji / Dr. Cengiz ASLANYap:* Antiromatizmal ilaçlar (Doktorla konuşarak) Allzheimer'ı belli ölçüde önlüyor, beyni genç tutuyor.* Kolesterol düşürücü ilaçlar (damarları koruyor, düzeltiyor.)* Çinko Biloba (Zihinsel yorgunluğu gideriyor, kulak çınlamasını azaltıyor)* Psikolojik yaşlanma ve moral bozukluklarında Prozac* Her yaşta beyni çalıştır, çalışmayı bırakma.Yapma:* Stres ve aşın yorgunluktan uzak dur.* İçinde protein, mineral olmayan diyet yapma.Ortopedi / Dr. Deniz ALGÜNYap:* Günde 1200 gr Calcium Citrat al* Supradyn veya Centrum gibi polivitaminler yararlı.* Jimnastiği, sporu, ihmal etme. Yaşlılar için yürüyüş tercih edilmeli.* Yılda bir kez kemik kontrolü yaptır.Yapma:* Boyun ve bel fıtığından korunmak için sert hareketlerden ve uzun süre aynı pozisyonda çalışmaktan kaçın.Alzheimer / Dr. Murat EMREYap:* Kalp için iyi olan herşey (spor, beyaz et, zeytinyağı, kırmızı şarap ve et dışındaki kırmızı besinler) beyin için de iyi.* Antiromatizmal ve antikolesterol ilaçlar almalı. Alanlarda Alzheimer daha az görülüyor.* Kadınlarda menopoz sonrası hormon tedavisi yararlı.Yapma:* Aşırı stres, yorgunluk Parkinson / Dr. Ali ZIRHParkinsonu önlemek mümkün değil. Yapılmaması gerekenler ise;* Beyni ağır çarpmalardan, boks gibi "tekrarlayan travma"lardan korumak.* Hareketlerde ağırlık, elde titreme gibi belirtilerde doktor kontrolü yaptırmak. (Devam edecek.)
Bugün onları, Turkuaz ve Lara gibi annelerini talihsiz olaylarla erken yaşta kaybeden çocukları ve gençleri düşünüyorum.Turkuaz anne ve babasını bir trafik kazası sonunda, Lara ise annesini bir terör saldırısında kaybetmişti. Gözyaşları günlerce hepimizin gözyaşlarıyla birlikte aktı. Onlarla birlikte hepimizin içi yandı. Ama sonuçta her ikisi de hayata büyükleri bile şaşırtan bir cesaret, sabır ve anlayışla sarıldılar.Bununla birlikte, ne kadar yürekli ve sabırlı olurlarsa olsunlar onların ve benzer şanssızlıklarla karşılaşarak erken yaşta annesini kaybeden diğer gençlerin Anneler Günü'nde bir burukluk yaşaması kaçınılmazdır.Onun için ben "Anneler" (ve Babalar) günlerinin fazla abartılmadan kutlanması, özellikle okullarda ve medyada (zaten mağazaların, alışveriş merkezlerinin fazlasıyla abarttığı) bu konuya dikkat edilmesi gerektiğine inanıyorum. Irak Savaşı'nda çocukların acı çekmesine, zarar görmesine üzülen bir toplumun kendi çocuklarının acısına duyarsız kalması düşünülemez.Annelik, babalık güzel duygular, onları bu özel günlerde özel şekilde hatırlamak hoş ama abartmaya da gerek yok. Bence ana babalar için mutlaka hediye ve çiçek de şart değil. Onlarla ilgilenmek, mutluluğu ve sevgiyi kelimelerle ifade etmek, bir kucaklama, yanağa kondurulan sevgi öpücüğü, bir karta yazılmış güzel sözler çoğu kez hediye ve çiçekten çok daha anlamlıdır.Bugün Turkuaz ile Lara'yı ve anneleri yanında olmayan tüm çocukları, gençleri düşünüyorum. Onları bütün sevgimle kucaklıyor ve güzel yanaklarından öpüyorum. Cesaretlerine bir kez daha hayranlık duyuyor, tüm mutlulukların, başarıların onların olmasını diliyorum.Sevgili anne okurlarım ve geçirdiği bir kaza sonucu 20 gündür hastanede bulunan sevgili annem sizlerin de Anneler Günü'nüzü en içten sevgi ve saygılanmla kutluyorum.Sağlığımız ne kadar önemli?(Tıp röportajlarımın özetine devam ediyorum.)Kalp / Prof. Dr. Bingür SÖNMEZ Yap* Zeytinyağı ve sıvı yağlar kullan.* Sebze, meyve ve beyaz etle beslen.* Hergün Omega 3, C, E vitamini ve 1 aspirin al.* Yüzme, masa tenisi gibi fazla yormayan sporları tercih et.* İçki içeceksen kırmızı şarabı tercih et (Bir, iki kadeh.)* Et dışında kırmızı olan tüm gıdalara ağırlık ver (domates, kiraz, elma vb.)Yapma* Kırmızı et yeme (yenecekse en fazla haftada bir ve ızgara olarak)* Sigara içme (özellikle kadınlar); kalp spazmı ve ritm bozukluğuna neden oluyor.* Fast food'dan kesinlikle sakın. Hamburgerde iç yağı var ve çok zararlı.* 12 yaşından itibaren sadece sıvı yağ tercih et.* Kahve ve çayı minimuma indir. * Aşırı stres ve yorgunluktan kaçın. SARS / Dr. A. Fidan BATURALPYap* Temizlik şartlarına uy, sık sık el yıka ve şüpheli kişilerden uzak dur. (Virüs konuşurken bile bulaşabiliyor ve havada yaşıyor.)* Uçak seyahatinde (özellikle yurtdışı) maske tak.Yapma* Uçakla seyahatten (özellikle uzun yolculuk) kaçın. Yarın devam edecek...
Perşembe günleri yazmadığım için bir günlük gecikmeyle geliyor bu yazı. Oysa önceki gün Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Savaş'la ilgili olarak ABD'den gelen Türkiye yorumlarına karşılık söylediği "Biz Irak Savaşı konusunda hiç hata yapmadık" sözlerini duyar duymaz doktor röportajlarımın da etkisiyle "Yok canım, hafızalar mı zayıf yoksa bende erken -çook erken- Allzheimer filan mı başladı. Yapılanları, söylenenleri mi karıştırıyorum" diye düşünmüş ve bir kenara notumu almıştım.Dün Mehmet Barlas, eline sağlık, yazacaklarımı tek tek yazmış. Şimdi ben birkaç cümle ile kendi görüşümü özetleyeyim. Bazı meslektaşlarımızın sürekli vurguladığı "Irak'a demokrasi kaç kişinin ölümüyle geliyor. Böyle demokrasi olur mu?" konusu ayrı mesele. Amerika'nın bu savaşa kararlı olduğu biliniyordu (ve ABD'nin inatla savaş kararını onaylamasam da hâlâ bazen terör, dikta rejimleri gibi çözümsüz sorunlarda radikal ve acı çözümlerin gerektiğini de göz ardı edemiyorum.) Eğer Türkiye'den yararlanmalarını, yardımcı olmayı istemiyorsak bunu baştan bildirmeliydik. Önce "Yanınızdayız, gerekeni yapacağız" şeklinde açıklamalar ve para pazarlıkları yaptıktan, ABD'ye gidip iş birliği mesajları verdikten ve onlar bu sözlere dayanarak buraya yığınak yapıp, gemilerini, uçaklarını, araçlarını taşıdıktan sonra karar değiştirmek açıkça hataydı.Meclis'in konuyu görüşüp, istenen kararı alması bizim basite indirgediğimiz "taşınma işlemi"nden önce olmalıydı.Her şeyden önemlisi "para pazarlığı"nın ulu orta ve Türkiye'yi küçük düşürecek şekilde yapılması hataydı.Her kafadan ayrı ses çıkması, Başbakan ve yardımcısının, Meclis Başkanı ve Cumhurbaşkanı'nın gün gün yaptıkları açıklamaların tümü hataydı.Ayrıca... Kafayı iyi çalıştırmayan, yanlış üstüne yanlış yapan bir hükümetin hatalarının 70 milyona mal edilmesi, kuşaklar boyu unutulmayacak olması da çok üzücü. Demokrasinin cilveleri bunlar.Sonuç olarak bir hatadır yaptık işte... Siyasetle duyguları (ve tabiî duygu sömürüsünü) karıştırdık. Peki biz "hiç hata yapmayan" bir ülke olarak mı kalmalıyız sonsuza kadar?Yarı yolda bırakmak, sözünde durmamak, kararsız hükümetler özellikle dış siyasette ağır bedeller getiriyor.Kabul etmek zorundayız!Sağlığımız ne kadar önemli?Söz verdiğim gibi "Süper Doktorlarımızla Tıpta Son Gelişmeler" başlıklı röportajlarımın bir özetine başlıyorum (Ne yapalım ki bugün ilanımız var). İşte seçtiğimiz doktorların "Yap" ve "Yapma"ları...Göz / Dr. Sinan GÖKER Yap* Antioksidan al.* Dengeli beslenmeye dikkat et, hayvani gıdalardan uzak dur.* Kontrolü ihmal etme, güneşi %100 filtre eden gözlük kullan.Yapma* Sigara, hava kirliliği gibi damarları bozan olumsuz şartlardan uzak dur.* Solarium ve aşırı güneş ışığından sakın. (Yarın devam edecek...)
Küçük kızımın yüzü bulutluydu dün... Okuldan döndüğünde neşeyle kapıdan giren, bir sıkıntım olduğu anlarda tatlı gülüşü, zeki esprileriyle beni eğlendiren neşeli, sevimli genç kız suskun, keyifsizdi. Hemen onun rolünü üstlendim. Arkadaşça, dikkatle çözmeye çalıştım nedenini. Her zamanki gibi üzüntüsünü açıklamak istemedi önce. Sonra yavaş yavaş açıldı. Bir dersinden zorluk çekiyordu ve sınavlarda başarılı olamamıştı. Diğer derslerinin çoğundan sınıf ortalamasının üstünde notlar almasına rağmen tek bir dersin sıkıntısı onu fazlasıyla mutsuz etmeye yetmiş, içine kapanmasına neden olmuştu. Bence asıl sorun ders değildi. Baharın gelmesi, ders çalışmak zorunda kalışı, içi kıpır kıpırken masa başında tutsak oluşuydu. Gençlikti kısacası. Gençleri anlayabilmek, kritik yaşlar olan "ergenlik" döneminde vücuttaki hormon değişiminin, ruhlarındaki kişilik-kimlik fırtınalarının, duygularındaki hareketliliğin ne anlama geldiğini ve ne sonuçlar yaratabileceğini görebilmek aile ve öğretmenlerin "okul başarısı"ndan da öncelikli hedefidir aslında. Ana-baba olmanın, öğretmenliğin "kutsal" anlamı, başarılı olduğu kadar ruh sağlığı yerinde gençler yetiştirebilmektir. Bizim okullarımızda sosyal etkinlikler Avrupa ve Amerika okullarının tam aksine yok denecek kadar az. Gençlere ne bir "konuşma-hitabet", ne resim, müzik, tiyatro alanında ya da kendine güvenme, kişilik geliştirme konusunda katkıda bulunuyor. Tam aksine, moralleri bozularak, birçok okulda (buna liste başındaki anlı şanlı özel okullar dahil) hakaret ve dayakla karşılaşarak hayata "en ezik" ve ruh sağlıkları zedelenmiş halde atılıyorlar. Amerika'daki bir okuldan bu anlı şanlı özel okullardan birine gelen arkadaşımın kızı bunalımdan kurtulamıyor. İki gün önceki gazetelerde dersleri kötü olduğu, kilolarını problem haline getirdiği ve boşanmış bir anne babanın çocuğu olduğu için intihar eden pırıl pırıl, güzel bir lise öğrencisinin iç acıtan, kahreden haberi vardı. Bu öğrenci okulda öğretmenlerinin ilgisiyle karşılaşsa, sorunlarına yardımcı olunsa, yine intihar eder miydi acaba? Öğretmenlik kutsal ve zor bir meslektir. Bağlılıkla, aşkla, istekle yapılmadıkça da yapılmış sayılmaz!(Not: Bu bunalım, intihar olaylarında gençlere "iyi örnekler" sunamamanın, mankenlik, şarkıcılık, sunuculuk gibi meslekler dışında "hayat olmadığı" görüntüsü yaratmanın, kısacası "sorumsuz medya anlayışı" nın rolünü de unutmamak lâzım.)