Kolayı var dokunulmazlık, Sayın Fırat!

11 Ekim 2008

AKP Genel Başkam Yardımcısı Dengir Mir Fırat ile CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu'nun "Fırat'ın ortağı olduğu MENAS isimli şirketle ilgili yolsuzluklar" konusundaki tartışmaları başladığı hızına geri döndü. Asıl tartışma Şaban Dişli'nin belediye ile ortak olarak yaptığı yolsuzluğu ve Deniz Feneri bağış skandalını iktidar partisinin koruyor olması idi biliyorsunuz.Daha sonra Başbakan Erdoğan ile Dengir Fırat'ın "muhalefet partilerinin, özellikle de Ana Muhalesef'in ve basının yolsuzları gündeme getirip soru sorma hakkı yokmuş gibi" onları suçlamaya girişmesi sonunda konuya "Fırat'la ilgili olaylar" da girdi.Meclis'teki karşılıklı tartışmada konular ve tarihler birbirine karıştırılınca her iki taraf salim kafayla "belgeleri açıklayacağını" söyledi.Kılıçdaroğlu geçen hafta Her Açıdan'da MENAS'la ilgili "hayali ihracat, Fırat'ın imzaladığı kırmızı hattan çıkarılması talebi, uyuşturucu iddiası" gibi konularda tarih ve belgeleri netleştirirken yeni bir belge de açıkladı ve: "Şirketin 6 Kasım 2002 tarihinde sermayesini 3 milyardan 30 milyara (dün yanlışlıkla 30 milyon yazılmış özür dilerim) çıkardığını ve '99'da şirketten ayrıldım' diyen Fırat'ın gerçekleri gizlediğini, o tarihte şirkette bulunduğunu" söyledi. Dengir Mir Fırat ise e-postayla köşe yazarlarına gönderdiği açıklamada Meclis tartışmasında söylediklerini hemen hemen aynen tekrarladı. Dün Kılıçdaroğlu'nun Meclis'teki basın toplantısında bu açıklamaya karşılık çıkardığı yeni belgeler, özellikle "1990'da ayrıldım" diyen Dengir Fırat'ın "sermaye artırımından da çok sonra", 2007 yılında vergi beyannamesinde MENAS'ın büyük ortağı olarak yer alması "Fırat'ın AKP Genel Başkan Yardımcısı olması nedeniyle" gerçekten son derece önemlidir. "KİMİ MEDYA" MI?Fırat kendi açıklamasında "Sayın Kılıçdaroğlu destekleyen kimi medya mensupları"ndan söz ediyor ama "kimi"ye hiç gerek yok. Sorumluluk sahibi bir medya mensubu bir iktidar partisi genel başkan yardımcısı ile ilgili böyle "belgeli, ispatlı iddialarda" tarafsız olmak, ülke adına düşünmek zorundadır. Dengir Mir Mehmet Fırat kendi görevini yapıyor, medya da kendininkini... Şaban Dişli ve Deniz Feneri yolsuzluklarından AKP medyasında bile bir çok yazar daha fazla sessiz kalamadı, mesele bu olayda da kalamayacak duruma geldi...Ortağı olduğu şirket hakkında belgeli iddialar olan, öte yandan gerçekleri gizleyen veya saptıran kimse (istifa eder mi bilinmez ama) Türkiye'yi yöneten iktidar partisinin başında kalamaz. Aslında bu kadar tartışmaya hiç gerek yok. Dengir Mir Fırat'ın, haklılığına güveniyorsa hemen Atilla Kart gibi, Deniz Baykal gibi dokunulmazlığının kaldırılmasını istemesi gerekir. Hatta fırsat bu fırsat AKP ve CHP milletvekillerinin, kimlerin varsa hepsinin dokunulmazlığı kaldırılsın. Millete kan ağlatan terör gibi, yaklaşan ekonomik kriz gibi konular dururken başımıza üç günde bir yolsuzluk belası da çıkmasın. Siyaset kitlenmesin. Kozlar yargıda paylaşılsın.Fırat'ın buna itirazı var mı acaba?*****Haftanın tüm olayları...Bu hafta yeni olayların tam olarak anlaşılamadığı, önemli şahıs ve kurumlar hakkında ciddi soru işaretlerinin ortaya çıktığı yoğun gündemlerle geçti.Sınır karakollarının parasızlık yüzünden yenilenmediği, ABD'nin Türkiye'ye "PKK ile müzakere yoluyla çözüm"ü (Başbakan'ın Bush'la görüşmesinde) kabul ettirdiği ve bunun halktan gizlendiği, hatta terörist başı Öcalan'la bu konuda görüşme yapıldığı, Hava Kuvvetleri Komutanı'nın golf oyunu, Kemal Kılıçdaroğlu'nun Cuma günü "Dengir Mir Fırat bilinçli olarak olayları karıştırıyor son belgeleri de konuyla ilgisiz" dedikten sonra yeni belgeler açıklayarak "Fırat'ın sözünü tutarak istifa etmesini" istediği basın toplantısı, Deniz Feneri olayı Almanya'da Federal Meclise getirilirken Türkiye'de hâlâ davanın açılamaması, ekonomik krizin Türkiye'yi ne kadar etkileyeceğinin de halktan gizlenmesi ve daha bir çok konu... Toplumun kafası bilgi kirliliğiyle karmakarışık halde ve bunlara mümkün olduğunca açıklık getirmek bize düşüyor.12 Ekim Pazar günü, öğlen saat 12.30'da STAR'da başlayacak olan ve emrindeki askerlerin "Efsane Komutan" dedikleri Emekli Tümgenerral Osman Pamukoğlu, CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, AKP 22. dönem Milletvekili Hamza Albayrak ve Vatan Ekonomi yazarı Yiğit Bulut'un katılacağı Her Açıdan'da bu konuları detaylı olarak tartışacağız.Uzun saatlere gerek yok, en dinamik en hızlı tempolu tartışma programında konuları çok daha iyi anlayabilecek, bilmediğiniz gerçekleri duyacaksınız.Bu tartışmayı kaçırmayın bence!

Devamını Oku

Dengir Mir açıklama mı, istifa mı?

10 Ekim 2008

Geçen hafta Dengir Mir Mehmet Fırat “Önümüzdeki Salı yeni belgeler açıklayacağım ve benimle ilgili iddiaları bitireceğim” demişti ama Salı günü gelince belgelerin henüz eline ulaşmadığını, CHP’ye belgelerin daha hızlı gittiğini söyledi.Şimdi bu her tür haberleşmenin son sürat yapıldığı teknoloji çağında, ayıptır söylemesi hiç kimse ne Adalet Bakanı’nın Almanya’dan 15 gündür bir türlü getirtemediği, kurye yerine postayla istediği “dosya masalı”na inanır, ne de Dengir Mir Fırat’ın “belgeler henüz elime ulaşmadı” mazeretine...Hele de tüm gücü elinde tutan bir iktidar partisinin genel başkan yardımcısının eline belgelerin “muhalefetten daha geç” ulaştığına yine çok ayıptır söylemesi (ama mecburen söyleyeceğim, bari kibarca söyleyeyim) kuşlar bile güler.Sayın Fırat’ın istifa etmesini istemeyiz tabii ama teklif kendisinden gelmişti “Kesin delile gerek yok, şüphe yaratacak belge bile olsa istifa ederim” demişti.5 Ekim Pazar günü “Her Açıdan”a katılan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu şöyle dedi: “Ne ‘şüphe yaratacak belge’si, ben size ilgili Danıştay kararını gösteriyorum, o tarihte Fırat ‘MENAS’ın Yönetim Kurulu Üyesi ve ortağı’. Belgelerim arşivlik ve resmi kayıtlı. Dengir Mir Fırat Salı günü neyi açıklayacak. Eğer o şüphe yaratacak belge getirirse ben siyaseti bırakırım” dedi. “İlk kez sizin programınızda açıklıyorum, yeni bir belge” dedikten sonra da şunları söyledi: “Fırat’ın 10 Mayıs’ta VATAN gazetesine verdiği açıklama var ‘99 yılında milletvekili seçilmemle birlikte MENAS’la ilişkimi bitirdim’ diyor. 6 Kasım 2002 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde ise şirketin sermayesini 3 milyar liradan 30 milyon liraya çıkarıyor, tam 10 kat arttırıyor.” Bu açıklamaya karşılık benim “O tarihte Fırat şirkette mi” soruma “Evet, şirkette” cevabını veren Kılıçdaroğlu “Bütün bu belgelerden sonra Fırat’ın ‘kendi önerisine uyarak’ istifa etmesi gerektiğini” belirtti.Şimdi tabii bu durumda Dengir Mir Mehmet Fırat’ın ortaya çıkıp duruma açıklık getirmesi bekleniyor. Yani medyada, toplumda olay yaratan bir karşılaşmadan sonra olup biteni unutup üstünü örtmek mümkün değil.Bu arada... Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmayacağını da geçen hafta aynı programda açıkladı. Sonradan kararı değişebilir mi bilemem!*****Cumhurbaşkanı Gül’le ilgili iki konu! Yazıp yazmamak arasında tereddüde düştüm ama dayanamayacağım. Sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili iki konu, benim de iki ricam var...Birincisi yeter artık bu George Clooney ile benzerlik hikâyesi, sıktı bayağı... Önce Clooney’e sordular, adam nezaketten “Bıyık bıraksam belki benzerlik olur” filan dedi ama kurtulamadı.Şimdi de her gazeteye bıyıklı fotoğrafını koyup “bakın ne kadar da benziyorlar” deniyor. Saç rengi ikisinde de gri, ikisi de bıyıklı tamam da hafif bir “andırıyor” dışında bir benzerlik de yok. Birinin yüzü ince uzun, diğerinin oldukça geniş, birinin kaşları kalkık, göz kapakları düz, diğerinin kaş ve göz düşük, kulakları farklı... Biri “dünyanın en yakışıklı erkeği” olarak gösteriliyor, diğerine bunu söyleyebilir misiniz? Var mı böyle bir kıyaslama?Hayrünnisa Hanım “Benim eşim ondan da yakışıklı” diyebilir ama yalnız o der, değil mi efendim?Onun için keselim artık lütfen bu benzetme hikâyelerini de George Clooney hayranlarını kızdırmayalım (kendisine de ayıp olmasın), herkes işine baksın.Her sorun bitti, tam şu cinnet günlerinde iş Clooney benzerliğine kaldı yani, ne komik milletiz yav (pardon bu vurgu Adalet Bakanı’nındı).Hayrünnisa Hanım’dan söz etmişken bir de “kola girme olayı”na değinmeden geçemeyeceğim. Cumhurbaşkanı Gül ve Hayrünnisa Gül’ün Helsinki sokaklarında Finlandiya Cumhurbaşkanı Halonen ve eşi ile yürürken çekilmiş fotoğraflarına bakıyorum.Halonen’in eşi yanında kendi kendine yürüyor, Hayrünnisa Hanım ise eşinin koluna girmiş. Benim hatırladığıma göre Başbakan’ın eşi Emine Hanım da, Hayrünnisa Hanım da hemen tüm resmi “devlet başkanı” karşılaşmaları veya ziyaretlerde eşlerinin koluna giriyorlar.Diğer ülke liderlerinde ise bu yok. Protokolde de yok. Olması da garip olurdu zaten.Şimdi sorsam kızarlar mı bilmem Acaba birkaç dakika eşlerinin koluna girmeseler olmaz mı?Yoksa bu ele güne “sevgilerinin büyüklüğünü” gösterme hareketi midir, kadının en önemli rolünün “eş rolü” olduğuna inanmaları nedeniyle midir, yoksa “erkeğin himayesine her an bağımlı” olmak mıdır?Hangisi olursa olsun, devlet protokolüne uysalar Türkiye adına göze daha doğru görünecek, hiç şüphe yok!

Devamını Oku

Orduyu yıpratmak ya da yıpratmamak

8 Ekim 2008

Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aydoğan Babaoğlu’nun Aktütün saldırısını haber aldıktan sonra Antalya’da golf oynamaya devam etmesi ile ilgili yorumlara bakıyorum.Neredeyse Komutan’ın “saldırıyı haber almasına rağmen oyunu sürdürmesi” kadar “golf oynuyor olması” suç haline getirilmiş.“Zengin sporu”ymuş da, “olur mu”ymuş da...Neden olmasın? Meraklıysa ve bir turnuvaya katılıyorsa ne var bunda?Yani doğrularla yanlışları yün yumağı gibi birbirine dolamakta üstümüze yok, insanların zamanı ve imkanı varsa, bir hukuksuzluk, çarpıklık olmadığı takdirde canlarının istediği her şeyi yapma özgürlükleri de vardır.“Çarpıklık” durumu ise çok önemli, onu eleştirmekte sonuna kadar haklıyız. Bir bakan, bir milletvekili (hele de sorumlu iktidarın) böyle üzücü bir terör saldırısından sonra, değil aynı gün iki gün, 5 gün sonra bile göbek atamaz. Düğüne gidemez.Bir komutan böyle bir saldırıyı haber aldıktan sonra golf veya başka bir spora, eğlenceye devam edemez.Bırakın etik olarak, sorumluluk olarak etmemeyi, Pazar günü Her Açıdan’a katılacak olan Osman Pamukoğlu’nun ifadesiyle “üzüntüden eli golf sopasına gitmez”.Hele de sonra dönüp eleştirilere karşı “Aktütün’e o gün ben mi gitseydim?.. Hava Kuvvetleri harekat refleksi ve operasyonlar bazında zafiyet yarattı mı, bir eksik olmuş mu?” demez.Evet, belki de gitmeliydi, mesela yerinde ben olsam hemen o anda bir yere giderdim ya Ankara’ya işimin başına veya Şemdinli tarafına...Kalamazdım oralarda gamsız gamsız...Bunun “orduyu yıpratmak”la da hiçbir alâkası yok, sivil veya askerî, tüm yanlışların konuşulması gerekir.Komutan Babaoğlu “Nöbetçi Kurmay organizeydi, olay sonrasında harekatların emrini ben verdim” diyor ama “şekil olarak” hatasının izahı yoktur.Ayrıca “bir eksik var mı” sorusunun cevabı halen etraflıca tartışılıyor, çok emin bir şekilde “her şey kusursuz düşünülmüş, havası da, karası da mükemmel çalışmış” denecek bir tablo da mevcut değil.Kısacası golf oynaması kesinlikle eleştirilemez ama öyle bir anda oynaması yanlıştır. Sonuç bu bence!*****Tezkere geçti, terör 5 canı daha aldı!Geçen tezkere Meclis’ten 507 kabul oyu ile geçmiş, bu kez 511 ile kabul edildi. Ve aynı sırada Diyarbakır’da polis aracına saldıran teröristler 3’ü polis 5 kişiyi daha katlettiler.Şimdi “tezkere geçti” diye sevinmemiz, ülkenin güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanı’na, hükümete tepki göstermeden sakin sakin Kuzey Irak’a operasyon beklememiz mi gerekiyor acaba?Geçen operasyonda orduyu neden hemen kaçar gibi Kuzey Irak’ı terk etmeye zorladınız? Girmişken neden bir süre daha kalınıp terör yuvaları temizlenmedi, tampon bölgeler oluşturulmadı, sınırlarımız güvenli hale getirilmedi?Diyarbakır ve diğer doğu, güneydoğu illerinin mülki amirleri, İçişleri Bakanlığı böyle ciddi bir saldırının ardından neden asker ve polis otolarını koruyacak önlemler almıyor? İçişleri Bakanı neyle meşgul?TOKİ Başkanı “Kayalık tepelere uçak hangarı kadar sağlam karakollar yaparız” diyorsa bugüne kadar yapılmamasının suçunu kimde arayacağız?Siz tezkere ardına tezkere geçirin, ABD asıl geçirmeniz gereken tezkereyi “oy amaçlı reddiniz”in cezasını bize çektirmeye devam etsin, biz de bu sorulara devam edeceğiz, bilesiniz!*****“Basına sansür” kongresi, tam zamanı!Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin “Sansürün kaldırılışının 100. yıldönümü” dolayısıyla hazırladığı büyük kongre bu sabah Üniversite’de başlıyor.“Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı ‘ifade özgürlüğü ve sansür’ kongresi” olduğu söylenen toplantıda aralarında ünlü siyaset bilimci Prof. Dr. Nurşen Mazıcı, Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Korkmaz Alemdar’ın da bulunduğu konuşmacılar “Basın Teknolojisi ve Sansür”, “Sansür, hukuk ve basın”, “Sansür, siyaset ve basın” gibi başlıklar altında sansür-basın ilişkisini anlatacak ve tartışacaklar.Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakanın kendi ülkesinin medyasına karşı “boykot” çağrısında bulunduğu bir dönemde bu kongrenin önemi tartışılmaz.İzlemek isteyenlere duyurmayı görev biliyorum.

Devamını Oku

Başbakan “tek yumruk” istiyor!

7 Ekim 2008

TV’de Erdoğan’ın konuşmasını dinliyorum. “Kimse terör üzerinden siyaset yapmasın... Biz suçlu aramıyoruz, çözüm arıyoruz... Eksikler olabilir. Her şeyi unutup tek yumruk olalım” benzeri cümleler sıralıyor.İlk cümle besbelli ihmallere tepki gösterenlere, özellikle Ana Muhalefet’e... Yani, güpegündüz kendi topraklarımızda Kuzey Irak’tan gelen 350-400 kişinin (koca bir ordu gibi dikkatinizi çekerim) üstelik yanlarında ağır silah taşıyan 25 katırla onca yolu görünmeden katetmesi ve 17 şehit, 21 yaralının olduğu bir katliam yapabilmesi eleştirilmeyecek...Kimse ve muhalefet partileri de“Kardeşim hani ABD’yle anlaşmıştınız, hani istihbarat alıp her adımı izliyordunuz. Hani Talabani’yle kardeş gibiydiniz. Hani sınır ötesi harekatla terörist yuvalarını bombalamıştınız.Sonra terörü unutup yolsuzlukları korumaya, günlük polemiklerle yine milleti uyutmaya dalmıştınız.Dağlıca’daki 15 şehit sorunu çözmeye yetmedi mi? O saldırıdan ve hatta operasyondan sonra 3 günde bir gelen şehit haberleri sizi kendinize getirdi mi?Ancak 17 şehidi daha verince tekrar ‘çözüme’ yöneldiniz.Her terör katliamından sonra ‘tepelerine bomba yağıyor’ haberleri çıktığı halde nasıl oluyor da aynı olayları kısa süre sonra tekrar yaşıyoruz? Bu bombalar yanlış yere mi yağıyor?‘Biz suçlu aramıyoruz’ ne demek. Siz, tüm yetkiyi elinde tutan, orduya bile “operasyon izni” veren ya da vermeyen hükümetsiniz. Ortada ihmaller veya ciddi dış politika hataları varsa kendinizi mi arayacaksınız? Suçluyu aramak doğal olarak milletin hakkıdır.‘Eksikler olabilir’ ne demek, sizin küçümsediğiniz her eksik bizim askerimize maloluyor. Kuzey Irak’taki yapılanmayı ortadan kaldırmak için hangi siyasi çözümü kanka Talabani ve ABD’yle konuştunuz, birlikte hangi önlemleri, garantiyi aldınız” demeyecek.Kimse sormayacak, konuşmayacak. Ama her şeyi unutup tek yumruk olacak...Hangi “her şeyi”? Mesela Şaban Dişli ve Deniz Feneri yolsuzluklarını mı? “İstendi” deyip istenmeyen Deniz Feneri dosyasını mı?Ekonomik krizi mi?Neyi unutup yumruk olacaklar?Halkı bu hamasi nutuklarla susturmak, hele de inandırmak biraz zor artık Sayın Başbakan!*****Suçlulara devlet eliyle yardım mı bu?Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Almanya’daki Deniz Feneri davasıyla ilgili Mahkeme kararının istendiğini söyledi... Yazı 2 gün önce Frankfurt Başkonsolosluğu’na gönderilmiş.Alman yargısı “Türkiye’yi uyardık, asıl failler Türkiye’de” deyip ilgili isimleri, şirketleri uzun süre önce açıkladıktan, biz defalarca “dosya nerede, neden dava hâlâ açılmıyor” diye sorduktan sonra...Son olarak Pazartesi günkü yazımda “Ankara Cumhuriyet Başsavcısı ‘dosyayı bekliyoruz’ diyor, Alman yargısı ‘bizden dosya istenmedi’ diyor, bu durumda Türkiye’yi aldatan kim” sorusunu sormuştum.Madem ki dosya yeni istendi, bugüne kadarki oyalamayı, zaman kaybettirmeyi, suç ortağı ve hatta “asıl suçlu” olan şahıs ve şirketlerin gerekli önlemleri bu “kazandırılan zaman”da almasını nasıl açıklayacaklar?Bakan Şahin çıkıp bunu da açıklasın. İş işten geçtikten, kotarılan kotarıldığıyla kaldıktan sonra “dosyayı istedik” demek yetmiyor.Almanya’daki davanın savcısı Lötz ile hakimi Müller “Zekeriya Karaman ve Zahid Akman’la ilgili elimizde kesin deliller, ifadeler var. Yeni bir dava gelebilir, hakkında tutuklama kararı çıkarsa Akman da tutuklanabilir” derken Türkiye bu zamanı göz göre göre neden kaybetti?Bakan açıklama yapmalıdır.Tabii mümkünse “dosya istendi, bekliyoruz” diyen Başsavcı da...“Adalet Bakanlığı’na, yargısına bile güvenemeyen bir toplum neye güvenebilir” bunu düşünerek gerekeni yapmaları bekleniyor.

Devamını Oku

Bu askerler ABD’nin olsaydı...

6 Ekim 2008

Dünyadaki hiçbir devlet bu tür bir saldırıya tahammül gösteremez” diyor Almanya’nın Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesi...Yüzde yüz doğru, hiçbir devlet buna tahammül edemez ama etmez de zaten. Hemen olanca gücüyle konuya asılır, gerekeni en büyük ciddiyetle yapar ve sorunu daha ilk karakol baskınında, ilk şehitleri verdiğinde çözerdi.Ne Irak yönetiminin ne de ABD’nin ikili oyunlarını, yalanlarını yutardı.Hele askerlerin bırakın 15-20’sini bir defada ve arka arkaya baskınlarla kaybetmemizi yalnızca 2-3 askerine dokunulmuş olsa bile dünyayı kafalarına giydirirdi.Geçen yıl Dağlıca saldırısı olduğunda, yine o korunması imkansız, derme çatma barakalara “sınır karakolu” diye gençlerimizi tıkmalarından başlayıp “termal kameralarınız yok mu sizin, neden izlemiyorsunuz karakol çevrelerini” sorusuna, bunca şehidimize rağmen Türk hükümetinin ABD’nin icazetini almadan Kuzey Irak’ta konuşlanmalarına izin verilen teröristleri tepeleyecek kararları veremeyişine kadar her şeyi sormuş, söylemiştik.Aradan geçen bir yılda sınır ötesi harekat yapıldı, başarı haberleri aktarıldı, sınırın ötesindeki PKK’lıların bile “BBG evi gibi” izlendiği Yaşar Büyükanıt tarafından anlatıldı ama gelin görün ki terör dehşeti eskisinden beter devam ediyor.Terör kendi vatandaşlarına yönelik olduğunda Irak’a, Afganistan’a kadar el uzatan ABD, gece gündüz Kuzey Irak teröristlerinin saldırısı altında olan Türkiye’ye oyun oynamaya, “istihbarat veriyorum” yalanlarıyla adeta PKK’yı destekler gibi bizi oyalamaya devam ediyor.CUMHURBAŞKANI KANKA, BAKAN GÖBEK ATIYOR!Üç beş günde bir çok sayıda şehidimiz kırmızı bayraklara sarılarak ebediyete uğurlanırken Cumhurbaşkanı Gül ABD’de (“PKK’lı değil bir kedi bile vermem” diyen, teröristi kucağında besleyen) Talabani’yle şakalaşıyor, samimi pozlar veriyor, AKP’nin bakanıyla milletvekili Aktütün’de 17 şehit verdiğimiz günün akşamı sünnet düğününde halay çekiyor, göbek atıyor...Gayriciddi ve hatta laubali, sorumsuz siyasetçinin tam tarifi nedir acaba?Bu insanlar artık kendilerinden önce Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ettiklerini, bunun da onurlu bir duruş istediğini ne zaman öğrenirler?Eğer, son yıllara kadar onuruyla gelmiş bir ülkenin Başbakan Danışmanı, ABD’ye “Onu delikten aşağı süpürmeyin” diyebiliyorsa, eğer bu ülke dev ordusuyla, yönetimiyle “Amerika kızıyor diye” yüzlerce şehidinin hakkını aramak için “bir haftadan daha fazla” Kuzey Irak’a operasyon yapamıyorsa, eğer şehitleri musalla taşındayken bakanları göbek atıyor, TV’leri eğlence programı yapabiliyorsa onun terör sorunu filan çözmesi mümkün değildir.Bir yanda milyonlarca dolar tutarında Mercedes makam aracı, her yöneticinin altına (THY ne güne duruyorsa, sanırsınız her biri ABD başkanı) özel donanımlı uçaklar, bakan-başbakan çocuklarına gemicikler, termik santraller, aile boyu dünya turları, yolsuzluklarla milletin kaybedilen yüzlerce trilyonu, Cumhurbaşkanlığı bütçesini yüzde 64 arttırarak (Sezer iyi yaşayamamış demek ki, bilememiş) 55 milyon YTL’ye çıkarmalar, sadece SABAH’a ortak bulmak için KATAR’a defalarca toplu seyahatler, öte yanda “MADDİ İMKANSIZLIK NEDENİYLE” hayvan ağılı gibi barakalarda terör saldırılarına terk edilen gencecik askerler.Bu, gerçek bir utanç tablosudur ve sorumlusu olanların mutlaka hesap vermesi beklenir.Onurlu bir devlette tabii! *****Kandil’de helikopter pistiBöylesine büyük bir kayba neden olan terör saldırısının ardından neden sadece F-16’ların Kuzey Irak’a girdiği ve bir grup PKK’lıyı bombalayıp çıktığını anlamak zor.Neden hükümet anında karar alamıyor ve ordu Kuzey Irak’a baskın bir operasyon düzenleyip orada gerekeni yapamıyor, bunu halka açıklamaları lazım.Sadece terörist kovalamak için değil, Kuzey Irak’ta gözyumulan ve desteklenen, tek amacı Türkiye’ye düşmanlık etmek olan yapılanmayı ortadan kaldırmak için Türk ordusunun orada yeterli bir süre kalması gerektiğini biz de biliyoruz, ABD’de. (Kankamız Talabani de tabii...)ABD bunu bildiği gibi başka şeyler de biliyor. Türkiye’ye çaktırmadığı şeyler.Mesela Kandil Dağı’nda ışıklı helikopter pisti var PKK’nın... Kimin desteğiyle ve kimin helikopterleri kullansın diye yapılmış, bunu ABD’ye sorduk mu?Biz kendi topraklarımızda teröristle çatışmaya giren askerlerimize helikopterle destek ulaştıramıyoruz, onlar “saldırıya çok üzüldüğünü bildiren” kanka Talabani’nin topraklarında (ABD’nin de sözüm ona kontrolündeki topraklarda) helikopter pisti yapıyorlar.O Amerika sonra da Türkiye’yi “size istihbarat verelim” yalanlarıyla uyutuyor.İstese PKK’yı paketleyip yok edebilecekken, para kaynaklarını kolayca kurutabilecekken bunu yapmıyor, Türkiye’yi uyutuyor.Kendi derdine düşmüş, “bağımlı” hükümetleri uyutmak kolay nasılsa!

Devamını Oku

Biri sizi gözetliyor!

5 Ekim 2008

Artık gözümüz bir kez daha gencecik askerlerimizi şehit vermemize neden olan menfur baskında. Başka bir şey düşünemiyoruz ama bu da hayati bir konu. Çok ama çok önemli bir haberdi... Önemliydi çünkü Şaban Dişli, Deniz Feneri veya bir başka yolsuzluk, Ergenekon gibi kimin ne yaptığı anlaşılmayan ve birçok ilgisiz kişinin gözaltına alınıp anlamsız sorgulardan sonra serbest bırakıldığı olaylar ya da siyasetle ilgili herhangi bir olay, soruşturma, dava bu haberle birebir ilgili... Bununla birlikte arada kaynadı gitti.Konumuz yargı neden ve nasıl iktidara bağımlı tutuluyor? Yüksek yargı hakim ve savcıları dışındakiler nasıl bir baskı altında?22 Eylül’de AKŞAM’ın manşetiydi: “Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek makam odasından ‘yargının bağımsızlığını gölgeliyor’ diyerek Adalet Bakanlığı amblemli flamayı kaldırttı.” Özbek “Bu tavır sisteme yönelik bir tepkidir. Kurul toplantılarının yapıldığı odadaki Bakanlık flamasını ise Bakan Kurul’a (HSYK) başbakanlık yaptığı için kaldırtmadık” dedikten sonra benim de sıkça değindiğim baskı noktalarını tek tek açıklamış.- Yargı bağımsız olsun diye yıllardır çırpınıyoruz ama siyasi iktidarlar “yargı elimin içinde olsun” anlayışıyla hareket etti.- 12 Eylül öncesini arıyoruz, o dönemde hakim ve savcılar hakkındaki şikayetlerde bakanın izni aranmazdı. Bugün “soruşturma açın” deme yetkimiz bile yok. (Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu var ama yetkisi Bakan’da.)- Hakim ve savcılar hakkındaki şikayetler (Bakan izin verirse) Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişleri tarafından soruşturuluyor. Teftiş Kurulu Adalet Bakanı’na bağlı olduğu için müfettişler Bakanlığın ajanı gibi algılanıyor. Teftiş Kurulu’nun HSYK’ya bağlanması gerekir.-HSYK’nın sekreteryası bile Adalet Bakanlığı’na bağlı. Yazı yazdıracak katibimiz bile yok.- Yargı bağımsızlığı ’olmazsa olmaz’bir kuraldır. İnsanların demokrasiden söz ederken önce kendilerinin demokrasiyi benimsemesi lazım.TARİHE NOT OLMALI“Kurul üyeleri Adalet Bakanlığı’nın bürokratı veya adamı değil. Ama fotoğrafa bakılınca tam tersi bir görüntü çıkıyor” diyen Kadir Özbek belli ki yargının nasıl “iktidara bağımlı” hale getirildiğini tarihe not düşmek adına son derece cesur bir konuşma yapmış. Cesur, çünkü kinci bir iktidar bunu onun da yanına bırakmaz. Nasıl ki hoşlanmadıkları hakimlerin üstüne de Bakanlık müfettişlerini gönderiyor ve bir şekilde susturuyorlarsa onun da takipçisi olur.Öte yanda hakim ve savcı soruşturması “Bakan izniyle” yapıldığı için mesela Zekeriya Öz hakkında sanık yakınları şikayette bulunmuşsa Bakan izin vermiyor.AKBİL davasında Başbakan’a beraat kararı veren mahkeme başkanı “Yargıtay üyesi” oluyor, iddianameyi hazırlayan savcı İstanbul’dan Kayseri’ye sürülüyor.Adalet Bakanı Şahin şimdi Deniz Feneri soruşturmasıyla ilgili olarak “Savcılar gerekeni yapar. Dosyayı ’Adalet Bakanlığı kanalı ile’Almanya’dan isterler” diyor... Davayı açacak olan Cumhuriyet Başsavcısı uzun süredir “Dosya bekliyoruz” diyor ama ortada dosya yok ve Alman yargısı “Kendilerinden dosya istenmediğini” bildiriyor. Bu nasıl iş, kim yalan yalan söylemekte Türkiye’ye?Bakan Mehmet Ali Şahin (aynen dokunulmazlık konusunda olduğu gibi) gerekeni yapmadığı, hakim ve savcıları iktidardan bağımsız hale getirmediği, HSYK’dan elini çekmediği takdirde (yüksek yargı dışında) hiçbir yargı kararı inandırıcı olamaz.Hemen hiçbir hakim özgür karar veremez. Bu durumda... Ne bekliyor, haydi inandırsın milleti adalete, Kurul’un başından çekilsin, rahat bıraksın hakimleri!*****Bu da hakim fişlemesi mi?Bazı hakim ve savcılar Başbakan Erdoğan’ın “bir medya grubuna boykot” çağrısından sonra internetle ilgili bir sıkıntılarının ortaya çıktığını anlatıyorlar.Şöyle ki “e-devlet” in yargı ayağı UYAP yoluyla hangi hakim ve savcının internetten hangi gazeteye girdiği, ne kadar kaldığı kontrol ediliyormuş.Diyorlar ki “Söyleyin şimdi, ‘okumayın’ dedikleri gazeteleri internetten okuyabilir miyiz, okuyamaz mıyız?” Siz ne dersiniz arkadaşlar, acaba okuyan hakkında “gözünün üstünde kaşı var” türü bir bahane bulunup müfettişler gönderilebilir mi gönderilemez mi?O hakim ve savcılar uzaak bir köşeye sürülebilir mi sürülemez mi, haydi düşünelim!*****STAR TV’nin gazeteyle ilgisi yok Sevgili okurlarım, STAR’da yayınlanan “Her Açıdan” için aynı sözlere o kadar sık rastladım ki yazma gereği duyuyorum.STAR TV kanalının, aynı isimdeki gazete ile ortak, aynı grup içinde olduğu zannediliyor. Bu nedenle de bana “STAR’ı sırf sizin programınız için açıyoruz”, “Böyle bir programa o kanalda nasıl izin veriyorlar ki” benzeri sözler ve sorular geliyor.STAR TV, Doğan Yayın Grubu’na ait, aynı isimdeki gazeteyle ilgisi yok. KANAL D ve CNN Türk ile aynı bina içinde... Artık yanılmayın.

Devamını Oku

“25 yıllık gaflet!”

4 Ekim 2008

PKK denilen kalleş terör örgütü yeni kanlı planlar hazırlarken şanssız Türkiye yine haftalardır hükümetin koruduğu, kol kanat gerdiği görülmemiş çapta soygunlarla (“yolsuzluk” pek kibar kalıyor) meşguldü.Şaban Dişli’nin belediyelerle ortaklaşa “imar planı hileleriyle yaptığı” soygun da, Almanya’da ortaya çıkan ve “asıl faillerinin Türkiye’de olduğu” Alman yargısı tarafından defalarca tekrarlanan Deniz Feneri bağış skandalı da ne hikmetse iktidar tarafından cansiperane korunmaktaydı.Öyle korunmaktaydı ki bu büyük soygunları gündeme taşıyan ve üzerine giden, AKP’nin hakimiyeti dışındaki medya kesimi ile Ana Muhalefet Partisi her gün Başbakan ve partinin diğer yöneticileri tarafından hakarete uğradılar ve hatta şantajlarla karşılaştılar.Başbakan, gücünden yararlanarak bugüne kadar hiçbir demokratik ülkenin tarihinde görülmemiş şekilde partisini ve seçmenini “bu medya grubunu boykota” bile çağırdı.Son derece olumsuz ve çirkin ama belki tek bir açıdan olumlu bir gelişmeydi bu, belki ilk kez Türkiye siyasetinde (Kemal Kılıçdaroğlu’nun da önemli katkısıyla) bir “Temiz Eller Operasyonu” başlatılabilecekti.Ama işte daha öncede kaç kez yaşadığımız, toplumumuzun yüreğini yakan, her şeyi unutturan büyük acıların bir benzerini daha maalesef dün yeniden yaşadık ve (nur içinde yatsınlar) şehitlerimizle birlikte bu şansı da bir kez daha kaybettik.Türkiye’nin 10 yıl önce terörist başı Apo’yu Şam’da barındıran Suriye’yi savaşla tehdit etmesi, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş’in “sabrımız taşıyor” demesi üzerine Apo 9 Ekim 1998’de Şam’dan uçağa bindirilip Atina’ya yollanmış, bundan 1 yıl sonra da Kenya’da yakalanmıştı.PKK teröristleri bunun intikamını aldıklarını mı sanıyorlar bilinmez, geçen yıl Irak sınır bölgesinde askerlerimizi Ekim başında pusuya düşürüp şehit etmişlerdi, bu yıl da aynı tarihleri seçtiler.O zaman da gencecik 20-21 yaşındaki şehitlerimizin “hainleri sevindirmeyeceğiz, ağlamayacağız” diyen kahraman anaları, babaları yerine biz ağlamıştık, bu yıl da ağlıyoruz...OSMAN PAMUKOĞLU DİYOR Kİ...- İyi ama ne zamana kadar?- PKK terörü neden bitirilemiyor, neden hemen tekrar Kuzey Irak’a bir operasyon yapılmıyor?- Acaba önceki operasyonda Irak’tan çıkmamak mı gerekirdi, çıkmak hata mı oldu?Dün Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’yla uzun bir telefon konuşması yaptım. Sözlerine “Bu 25 yıllık bir gafletin sonucudur, kimse kendini aldatmasın, palavra da atmasın” diyerek başlayan Pamukoğlu şöyle devam etti:“Bunca yıldır ilk defa teröristler güpegündüz bir sınır karakoluna saldırıyorlar. Bu devlete meydan okumaktır. Güpegündüz dürbünle, çıplak gözle bile rahatça görülebilecekken kalabalık terörist grupları Hakurk kampından başlayıp kilometrelerce yolu görünmeden nasıl gelebildiler?” Acaba sınır ötesi operasyonda Irak’tan çıkmamak mı gerekirdi sorumu “Sınır ötesi operasyon ABD’nin izniyle 1 haftada yapılmıştı” diyerek cevaplayan Osman Pamukoğlu ‘neden şu anda hemen yeni bir operasyon yapılmıyor’ sorusuna ise şöyle cevap verdi:“Türk ordusu siyasi irade olmadan bir şey yapamaz. Şu andaki hükümet ise ‘çaresiz’... Onbinlerce mil uzaktan ‘terörü önleyeceğim’ diye Irak’a gelen ABD’yle bile burnunun dibinde Irak’ın desteklediği terör için doğru dürüst pazarlık yapamıyor.AMERİKA’NIN VESAYETİ ALTINDAABD’nin derdi petrol, o profesyonel bir örgütü kullanıyor ve şu andaki hükümet de işine geliyor. Çünkü AKP’nin rejimle sorunu olduğunu ve bu sorun için dış güçlerin desteğine ihtiyacı olduğunu biliyor.Tabii PKK da bu zaafları iyi biliyor. PKK çok dikkatlidir ancak sizin zaaf anınızda saldırabilir. Türkiye’nin bir şey yapamayacağından o kadar eminler ki kendilerini üstün hissediyor, ellerini kollarını sallayarak güpegündüz karakollarımıza giriyorlar. Hani istihbarat? Hani ABD’nin işbirliği?Türkiye bir saatte onların tepelerine inip çökertecek güce sahip ama Amerika’nın vesayeti, bağımlılığı altındaki hükümetle başını dik tutması, onurunu koruması ve bunu başarması mümkün değil.” Pamukoğlu bunları söylüyor... PKK’nın istihbaratı kusursuz çalışırken, bunları duyup da “Şanssız Türkiyem, bahtsız şehitlerim” demez misiz şimdi!

Devamını Oku

Rahmetli babama neden kızgınım (!!)

3 Ekim 2008

Bugünün siyasetçileri babam ve onun gibi “yalnızca halka hizmeti düşünen, parti ayırımı bile gözetmeden sadece vatandaşlarının ve ülkesinin iyiliği için çalışan” eski parlamenterleri sık sık hatırlamama neden oluyor. Bu nedenle, kaybetmemin üzerinden 16 yıl geçmiş olmasına rağmen zaman zaman ondan söz ederim, hatırlayacaksınız.Tam 25 yıl, Demokrat Parti milletvekilliği ile başlayarak Adalet Partisi’nin kuruluşundan itibaren senatörlüğünü ve uzun yıllar “Senato Başkanvekilliği”ni rakip tanımadan, seçim kazanarak yapmış bir siyasetçiydi babam Mehmet Ünaldı... 25 yıl, dile kolay... Üstelik bu yılların büyük bir kısmı da iktidarda geçmiş. Ama işte gelin görün ki 4 çocuğunun dördüne de yüksek öğrenimleri biter bitmez şöyle demişti:“Benden yardım beklemeyin, hele devletle bir işiniz olursa hiç bana yanaşmayın... Ben Adana’nın bir köyünde (Emelcik) doğdum ve alnımın teriyle, bileğimin gücüyle devletin zirvesine çıktım. Siz de çalışın, kendiniz başarın...” Siyasette olduğu 25 yıl boyunca oturduğu giriş katı apartman dairesini değiştirip bir üst kata çıkmayı bile “yanlış anlaşılır” diyerek reddeden bu devlet adamı dediğini de aynen yaptı ve çocuklarının elinden tutmadı. Onların elinden tutmadığı gibi kendisi de maaşından başka tek kuruş kazanmaya, siyasetçi kimliğinden yararlanmaya hiç yeltenmedi.Ne benim çocukluk anısı olarak hatırladığım “Tarabya’da, Avşa Adası’nda kendisine ucuz fiyatla teklif edilen deniz kenarı arsaları alıp kazanmayı veya çocuklarına saklamayı düşündü, ne de onun desteğiyle, ortaklığıyla kurulması teklif edilen fabrikalara destek verdi.Bu teklifler o zaman da yapılıyordu yani, Türkiye hiç değişmedi bu bakımdan... Biz kendi yağımızla kavrularak yaşadık, hiç de şikayetçi olmadık.HEDİYE RAFİNERİLEROysa şimdi iktidardakilerin haline bakınca babamın fazla hassasiyet gösterdiğini (!) düşünüyorum... Başbakanların, cumhurbaşkanlarının, bakanların çocukları daha okulu bitirir bitirmez trilyonluk “gemicik”lerle, ülke çapında mısır, bilgisayar, ampul ithalat-ihracatı, ailece termik santral kurma gibi işlerle hayata atılıyorlar. Hatta bırakın çocukları “bizim Çalık” denilen yandaş şirketlere devlet bankalarından dev krediler çıkarılıyor, petrol rafinerileri hediye ediliyor.Düğün dernek deseniz, hocaları Erbakan’dan başlayarak çocukları sultan düğünlerine taş çıkaran törenlerle evleniyor, mevkilerine gelen sandık sandık altınları harcamakla bitiremeyip “babalarına veriyor ve onların mal varlığı hesapları”na bile yardımcı oluyorlar.Son haberlerden biriydi Maliye Bakanı’nın ailesi termik santral kurabilme ve elektrik satabilme yetkisi aldıktan sonra kızı Zeynep de tasarruflu ampul imalat, ihracatına girişmiş...NAZAR ETMEYİN!“Çocuklarımız türban yasağı nedeniyle Türkiye’de okuyamıyor” diyenler nedense (onlara yasak olmamasına rağmen) erkek çocuklarını da genellikle ABD’de okutuyorlar ama bu çocukların okul biter bitmez kurduğu işler “özel sektör”de kalmıyor, babalarının gücüyle hep bağlantılı oluyor.Mesela “tasarruflu ampul” işine mi girişildi, hemen aynı anda “tüm kamu kuruluşları bundan sonra tasarruflu ampul kullanacak” emri çıkıyor. Böylece 10 bin YTL sermaye ile kurulan şirket ilk etapta 3 milyon YTL kazanabiliyor (devlet ödeyecek, bizim cebimizden çıkacak ama olsun, tasarrufla tekrar kazanılırmış. O arada milyonlarca YTL’yi kim kazanacak o önemli!)Şimdi tabii size, bize “Nazar etme ne olur, ampul şirketi kur senin de olur” diyebilirler. Nazar etmeyin, kurun siz de, isteyin Başbakan’dan bakalım devlet kuruluşları kimden ampul alıyor? (Bari bundan sonra AKP’nin amblemi de “tasarruflu ampul” olsun.)Yerimde siz olsanız babanıza kızmaz mıydınız? “Ah babacığım herkes çocuklarının hayata trilyoner başlamasını sağlarken bak biz hâlâ tırnaklarımızla kazıyoruz” demez miydiniz?İroni tabii... Ben babamla ve bize öğrettikleriyle gurur duyuyorum. Ölümünden 16 yıl sonra Adana onu hâlâ büyük bir sevgi ve saygıyla anıyor, yüzlerce kişinin katıldığı mevlitler düzenliyor.Bakalım bugünküler nasıl anılacak?*****“Program kaçta” mı, eh yani!Dün sezonun ilk “Her Açıdan”ına Kemal Kılıçdaroğlu (CHP), Oktay Vural (MHP) ve Nevzat Yalçıntaş’ın (AKP) katılacaklarını yazdım biliyorsunuz.Bazı okurlar (veya izleyiciler) saat kaçta ve hangi kanalda olduğunu sormuşlar. Herhalde yeni okurlar veya izleyiciler olmalı diye düşündüm, zira bilenler saatini ve kanalını da iyi biliyorlar artık.Bilmeyenler için yazıyorum 5 Ekim Pazar günü, öğlen 12.15’te, STAR’da...

Devamını Oku