Geçen hafta Dengir Mir Mehmet Fırat “Önümüzdeki Salı yeni belgeler açıklayacağım ve benimle ilgili iddiaları bitireceğim” demişti ama Salı günü gelince belgelerin henüz eline ulaşmadığını, CHP’ye belgelerin daha hızlı gittiğini söyledi.
Şimdi bu her tür haberleşmenin son sürat yapıldığı teknoloji çağında, ayıptır söylemesi hiç kimse ne Adalet Bakanı’nın Almanya’dan 15 gündür bir türlü getirtemediği, kurye yerine postayla istediği “dosya masalı”na inanır, ne de Dengir Mir Fırat’ın “belgeler henüz elime ulaşmadı” mazeretine...
Hele de tüm gücü elinde tutan bir iktidar partisinin genel başkan yardımcısının eline belgelerin “muhalefetten daha geç” ulaştığına yine çok ayıptır söylemesi (ama mecburen söyleyeceğim, bari kibarca söyleyeyim) kuşlar bile güler.
Sayın Fırat’ın istifa etmesini istemeyiz tabii ama teklif kendisinden gelmişti
“Kesin delile gerek yok, şüphe yaratacak belge bile olsa istifa ederim” demişti.
5 Ekim Pazar günü “Her Açıdan”a katılan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu şöyle dedi: “Ne ‘şüphe yaratacak belge’si, ben size ilgili Danıştay kararını gösteriyorum, o tarihte Fırat ‘MENAS’ın Yönetim Kurulu Üyesi ve ortağı’. Belgelerim arşivlik ve resmi kayıtlı. Dengir Mir Fırat Salı günü neyi açıklayacak. Eğer o şüphe yaratacak belge getirirse ben siyaseti bırakırım” dedi. “İlk kez sizin programınızda açıklıyorum, yeni bir belge” dedikten sonra da şunları söyledi: “Fırat’ın 10 Mayıs’ta VATAN gazetesine verdiği açıklama var ‘99 yılında milletvekili seçilmemle birlikte MENAS’la ilişkimi bitirdim’ diyor. 6 Kasım 2002 tarihli Ticaret Sicili Gazetesinde ise şirketin sermayesini 3 milyar liradan 30 milyon liraya çıkarıyor, tam 10 kat arttırıyor.”
Bu açıklamaya karşılık benim “O tarihte Fırat şirkette mi” soruma “Evet, şirkette” cevabını veren Kılıçdaroğlu “Bütün bu belgelerden sonra Fırat’ın ‘kendi önerisine uyarak’ istifa etmesi gerektiğini” belirtti.
Şimdi tabii bu durumda Dengir Mir Mehmet Fırat’ın ortaya çıkıp duruma açıklık getirmesi bekleniyor. Yani medyada, toplumda olay yaratan bir karşılaşmadan sonra olup biteni unutup üstünü örtmek mümkün değil.
Bu arada... Kılıçdaroğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olmayacağını da geçen hafta aynı programda açıkladı. Sonradan kararı değişebilir mi bilemem!
Cumhurbaşkanı Gül’le ilgili iki konu!
Yazıp yazmamak arasında tereddüde düştüm ama dayanamayacağım. Sayın Cumhurbaşkanı ile ilgili iki konu, benim de iki ricam var...
Birincisi yeter artık bu George Clooney ile benzerlik hikâyesi, sıktı bayağı... Önce Clooney’e sordular, adam nezaketten “Bıyık bıraksam belki benzerlik olur” filan dedi ama kurtulamadı.
Şimdi de her gazeteye bıyıklı fotoğrafını koyup “bakın ne kadar da benziyorlar” deniyor. Saç rengi ikisinde de gri, ikisi de bıyıklı tamam da hafif bir “andırıyor” dışında bir benzerlik de yok. Birinin yüzü ince uzun, diğerinin oldukça geniş, birinin kaşları kalkık, göz kapakları düz, diğerinin kaş ve göz düşük, kulakları farklı... Biri “dünyanın en yakışıklı erkeği” olarak gösteriliyor, diğerine bunu söyleyebilir misiniz? Var mı böyle bir kıyaslama?
Hayrünnisa Hanım “Benim eşim ondan da yakışıklı” diyebilir ama yalnız o der, değil mi efendim?
Onun için keselim artık lütfen bu benzetme hikâyelerini de George Clooney hayranlarını kızdırmayalım (kendisine de ayıp olmasın), herkes işine baksın.
Her sorun bitti, tam şu cinnet günlerinde iş Clooney benzerliğine kaldı yani, ne komik milletiz yav (pardon bu vurgu Adalet Bakanı’nındı).
Hayrünnisa Hanım’dan söz etmişken bir de “kola girme olayı”na değinmeden geçemeyeceğim. Cumhurbaşkanı Gül ve Hayrünnisa Gül’ün Helsinki sokaklarında Finlandiya Cumhurbaşkanı Halonen ve eşi ile yürürken çekilmiş fotoğraflarına bakıyorum.
Halonen’in eşi yanında kendi kendine yürüyor, Hayrünnisa Hanım ise eşinin koluna girmiş. Benim hatırladığıma göre Başbakan’ın eşi Emine Hanım da, Hayrünnisa Hanım da hemen tüm resmi “devlet başkanı” karşılaşmaları veya ziyaretlerde eşlerinin koluna giriyorlar.
Diğer ülke liderlerinde ise bu yok. Protokolde de yok. Olması da garip olurdu zaten.
Şimdi sorsam kızarlar mı bilmem Acaba birkaç dakika eşlerinin koluna girmeseler olmaz mı?
Yoksa bu ele güne “sevgilerinin büyüklüğünü” gösterme hareketi midir, kadının en önemli rolünün “eş rolü” olduğuna inanmaları nedeniyle midir, yoksa “erkeğin himayesine her an bağımlı” olmak mıdır?
Hangisi olursa olsun, devlet protokolüne uysalar Türkiye adına göze daha doğru görünecek, hiç şüphe yok!

