Azılı terör örgütü PKK Tokat saldırısını yapar 7 askerimizi daha şehit ederken, şehirlerimizi ülkenin bir ucundan öbürüne savaş alanına çevirirken örgütün lideri “odasında açılan yeni pencere, iki saate çıkarılan havalandırma izni ve kendisine eşlik etsin de canı sıkılmasın diye getirilen PKK’lı arkadaşlarıyla yaptığı sohbetler”den söz ettiği açıklamalarını sürdürüyor.Şehirlerdeki terörü “Öcalan yeni hücresini beğenmedi” diye başlatmışlardı biliyorsunuz, şimdi keyfi yerine geldiğine göre bu terörü ve diğer ülkelerde “Türk devleti Kürtlerin lideri Öcalan’ı öldürmeye çalışıyor” diyerek yaptıkları açlık grevlerini, dağıttıkları Öcalan mesajlarını durdururlar mı yoksa bu kez de “DTP’nin keyfi kaçtı” diye sürdürürler mi bilmiyoruz.Ama çok iyi bilinen bir şey varsa o da terör örgütü liderinin hücresinin çok uzun süredir “parti genel merkezi” işlevinde olmasıdır. Bugüne kadar DTP’lilerin yaptığı politikaya da, Habur’dan gelen PKK’lı gruba da, yeni grupların gelmeyeceğine de, “terör sorununu ve örgütünü ortadan kaldırmak için bir çözüm bulunur da kendisi dışında kalır” diye Tokat saldırısının yapılmasına ve şehirlerdeki terör olaylarına da Öcalan hücresinden (yani parti genel merkezinden) karar vermiştir.DTP’Yİ O YÖNETİYORDTP’li belediye başkanlarının kim olacağına da PKK’nın (yani Öcalan’ın) karar verdiğini, Ahmet Türk’le PKK’lıların konuşmasına şahit olan Cengiz Çandar yazmıştı biliyorsunuz.Son olarak; “DTP kapatılırsa milletvekilliğinden istifa eder, sine-i millete döneriz” demiş olan eski DTP’li 19 milletvekilinin istifa kararından vazgeçerek BDP’ye (Barış ve Demokrasi Partisi) katılmaya karar verdiklerini öğrendik. Ahmet Türk “Öcalan parlamentodan ayrılmamızı istedi” dediğine, Öcalan’ın sözcüleri pardon avukatları da onun son “basın açıklaması”nı “Bence henüz istifa edecek aşamaya gelinmedi, Meclise dönüp demokratik siyaset geliştirsinler” şeklinde yaptığına göre DTP’lileri Öcalan’ın yönettiği de resmen ortaya konmuş oldu. (Bu arada “demokratik” kelimesi de terörle, şiddetle eş anlamlı hale getirildi...)DTP’nin kapatılmasına tepki verirken Anayasa Mahkemesi’ne saygısızlık yapan, bu kararın da hukuki değil siyasi olduğunu söyleyenler acaba kapatma nedeni olan “yasalara bilerek karşı gelme, terör örgütüyle kol kola girip şiddet eylemlerini destekleme” tutumunu sürdüren, teröristbaşını resmen partinin yöneticisi ilân edenleri görünce biraz utanmışlar mıdır?AKP ve DTP’nin, yönetim kademesindeki siyasetçilerin, bazı gazete ve gazetecilerin beğenmedikleri her kararda yargıya (özellikle de yüksek mahkeme kararlarına) siyasi karar diyerek karşı çıkmaları da son modalardan biri... Oysa yasaları (hele Anayasa’yı) çiğneyen herkes bunun yaptırımına da razı olmak zorundadır. Eğer her yargı kararında bu garip tepkiler gösterilecekse Anayasa’daki “Türkiye laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir” tanımından “hukuk devleti”ni çıkarsınlar olsun bitsin. Sonra sıra “laik” kelimesine gelir, “demokratik” kısmını zaten hak getire, yuvarlanır gideriz. *** Olayların iç yüzü Her Açıdan’da!Ülke son haftalarda kasıtlı olarak kardeşi kardeşe kırdıracak, toplumu bölüp birbirine düşürecek noktaya hızla sürükleniyor. PKK liderinin hücresinden verdiği emirlerle terör eylemlerini ve bir siyasi partiyi yönetmesine göz yumuluyor. Terör örgütünün üstlendiği hain saldırılar bile bizzat ülkeyi yönetenler tarafından orduyla ilişkilendiriliyor. TSK köşeye sıkıştırılarak Genelkurmay Başkanı sık sık açıklama yapmaya zorlanıyor. Meclis’inden ordusuna, yargısından medyasına kadar her kurum ciddi çekişmeler, düşmanca kutuplaşmalar içinde... Peki bu oyunların senaryosunu kim yazıyor? Türkiye içine düşürüldüğü kaostan nasıl çıkacak?Bu hafta; CHP İzmir Milletvekili Kemal Anadol, MHP Ankara Milletvekili Deniz Bölükbaşı, Eski Diyarbakır Milletvekili (ANAP) Haşim Haşimi, Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ve Galatasaray Üniversitesi Ceza Hukuku Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ümit Kocasakal’ın katılacağı Her Açıdan’da bütün bu karmaşayı, Ergenekon’la PKK terörü arasında kurulduğunu duyduğumuz ilişkiyi ve merak ettiğiniz birçok konuyu konuşacağız.20 Aralık Pazar, öğlen 12.30’da STAR’da. Hepinizi bekliyorum. *** Uçan Kuş’un 2009 listesiTelevizyon dünyasının nabzını tutan ve en çok izlenen internet sitelerinden biri olan Uçan Kuş bu yıl Her Açıdan’ı da yakından izlemeye almış ve özellikle “share”inin yani “izlenme payı”nın bir haber tartışma programı için kolay rastlanmayacak düzeylere çıktığına birkaç kez dikkat çekmişti. (Daha o günlerde ben bile kendi “share”lerime dikkat etmiyordum. Son olarak dün ekip arkadaşlarım Uçan Kuş sitesinde “2009 TV Oscarları” listesinde 2009’un En Başarılı Haber Tartışma Programı olarak Ruhat Mengi’yle Her Açıdan’ın seçilmiş olduğunu bildirdiler, ben de baktım ve açık söyleyeyim TV programları konusunda uzman bir sitenin seçiminden büyük mutluluk duydum.Onlara çok teşekkür ediyorum, çünkü Her Açıdan aslında sadece 2009’da değil 2008’den bu yana haber-tartışma programları arasında en çok tercih edilen tartışma programı olmasına rağmen iş sıralamaya veya ödüle gelince hakkının yendiği görüldü. Biz “En büyük ödülü halk izleyerek verir” diyoruz ama emek ve hak önemli, insan emeğine saygıyı istiyor yine de...Uçan Kuş’un seçimiyle bundan sonra bu haksızlığın fark edileceğini ve giderileceğini umuyorum.
Eski DTP’li Muş Milletvekili Sırrı Sakık Bulanık ilçesinde göstericilerin üstüne ateş açan ve 2’sinin ölümüne neden olan Turan Bilen isimli manifaturacının “karanlık güçlerle hareket eden biri” olduğunu söylemiş.Sonra da “Bizler barıştan, demokrasiden yanayız” demiş. “Öcalan’ın hücresi” bahanesiyle bugüne kadar şehirlerde çıkarılan olaylarda vatandaşların iş yerleri, araçları tahrip edilmiş, ortalık yakılıp yıkılarak polise, orduevine, öğretmenevine saldırılmış, linç girişimlerinden öğretmenler, öğrenciler, polisler son anda kurtarılmış, sokaklar savaş alanına çevrilmiş ise de can kaybı olması elbette üzücüdür.Ama PKK yandaşlarının “isteklerimiz kabul edilmezse şehirleri yakar yıkarız” anlamındaki (daha önce Karayılan’ın aynen bunu söylediği) gösterilerine açıkça destek veren, İzmir ve Çanakkale’deki olaylara nispet yapar gibi “Bunlar da halk tepkisi” diyen, bu gösterileri DTP il, ilçe merkezlerinden ve DTP’li siyasetçilerin konuşmasıyla başlatanların şimdi ortaya çıkıp “Halkı sakin olmaya davet ediyoruz, biz barıştan yanayız” demesine kargalar bile güler. Bulanık Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Koşuncu “Olaylar sırasında Bilen’in iş yeri ile iki bankanın şubesi yakıldı. 8 yıl yalvararak getirdiğimiz bankayı 10 dakikada yaktılar. Perişan olan esnafın çeki, senedi, kredi borcu var, nasıl ödeyecek” diyor. Devlete ve insanlara bu kadar zarar verilmesi, bayrakların yırtılması millette tepki ve düşmanlık duygusu yaratmaz mı, yaratmıyor mu düşünmek lâzım.Bugüne kadar Türk-Kürt diye bir bölünme yaşamamış halkı, PKK’nın ve yandaşlarının desteğiyle kasıtlı olarak bölerseniz, birbirine düşman hale getirirseniz sonra bunları söyleyip sağduyu çağrısı yapma hakkınız kalır mı? Hayır efendim kalmaz. Bir oyundur gidiyor. Eski DTP’liler TV kanallarında lâfı döndürüp dolaştırıp “özerk belediyelere, özerk bölgeye” getiriyorlar. Devamlı “barış, savaş” sözcükleri ortada uçuşuyor.Sırrı Sakık bunu da açıklasın; Türkiye’de Türk ve Kürt kökenli vatandaşlar arasında bir savaş mı vardı/var? Ne zamandan beri ve hangi nedenle bu ülkenin vatandaşları savaşıyor?Neden şimdi “Türk’üyle, Kürdü’yle” veya “Türk ve Kürt halkları” gibi tanımlar ortaya sürüldü? Türkiye anayasası “vatandaşlık” bağından söz eder ve etnik ayırım yapmazken bu ırkçı, etnik ayırımcılık neden ısrarla ön plana sürülüyor?Vatanın bölünmez bütünlüğünü koruyacağına namusu ve şerefi üzerine yemin edenler neden “Bizim rüyamız özgürlük rüyası” diyorlar? Hangi özgürlük? Teröristlerden başka mahkûm olan bulunmadığına göre Ahmet Türk “ayrı bir devlet olmanın özgürlüğü”nden söz etmiyorsa ne anlatıyor? Aysel Tuğluk “Bu devlete barışı anlatamadık” derken hangi barıştan söz ediyor?DTP, 17 özerk bölgeden oluşmuş bir krallık olan İspanya’da Katalonya örneğini vermekteydi; iki gün önce Katalonya’da yapılan referandumda (katılım yüzde 30’u geçmemesine rağmen) katılanların yüzde 95’i “İspanya’dan bağımsız bir Katalan devleti” ne ‘evet’ dedi. İstenen bu mudur, şimdi çıkıp söylesinler tam zamanı!AY YILDIZLI TABUTLAR‘Açılım ile yapılacaklar beğenilmez de terör eşliğinde başlatılan bu açılım artan terörle sürerse ne olacak’ sorusunu haftalar önce sormuştum. Gelinen noktada Başbakan hâlâ olayın bir terör sorunu olduğunu, dayandığı temelin de açık açık dile getirildiğini görmesine rağmen “Bu statüko bu şekilde sürdürülebilir mi? Düğüne gider gibi askere gönderilip ay yıldızlı tabutlarla geriye dönülmesine daha ne kadar katlanacağız” dedikten sonra kendi yaptıkları hatalı başlangıçlardan ve terörle mücadeleden söz edeceğine yine muhalefet partilerini sorumlu göstermeye çalışıyor: “Ama bu ülkeyi maalesef bu kardeşliğe, bu birlik iklimine kavuşturmak istemeyen siyasiler var”...Sanki ülkenin içine girdiği karmaşanın sorumlusu iktidar değil de muhalefet... Ne yaptılar peki; açılımı beğenmeyip şehirleri onlar mı yakıp yıktılar? Muhalefet olmasaydı şu andaki durumu önlemek için daha ne vaat edecektiniz? Apo’yu serbest bırakıp, özerk bölge kurulmasını mı?İçişleri Bakanı Atalay her ne kadar kendi sorumluluğunu üzerinden atma ifadeleri kullansa da, daha yeni yeni muhalefete “terörle birlikte mücadele”yi teklif ediyor. Yani Başbakan hâlâ inadı sürdürse de o olayın düpedüz “terör sorunu” olduğunu itiraf ediyor.Bir de askere gidecek veya askerdeki gençleri askerlikten soğutan, orduya da devlete de tepkili hale getiren söylemler moda oldu. İktidar da bunu söylüyor, bazı ondan yana taraf gazetecileri de. Aralarında askerden bir şekilde sıyırtmayı düşünüp bunu bahane eden ve “gitmeyeceğim” diyenler var. Eğer bir ülkede bu boyutta terör varsa o ülkeyi elbette güvenlik güçleri, askeri, polisi koruyacaktır. Önemli olan gereken mücadeleyi doğru strateji ile yapıp, iktidara geldikleri zamanki “sıfır terör”e dönmeyi başarmaktır. PKK’nın üstlendiği saldırıları bile orduya maletmeyi hedefleyen çirkin çabalarını bırakıp sınır bölgelerindeki gencecik askerlerimizi korumak ve ay yıldızlı tabutlarla dönmelerini önlemek için teröre aman vermemektir. Daha başka ne söylemeye çalışıyorlar ki? *** İşçilere düşman muamelesi!Ankara’da 3 gündür Abdi İpekçi Parkı’nda eylem yapan Tekel işçilerine polisin gaz sıkması, işçilerin kendini göle atmasına rağmen gaz ve tazyikli su sıkmayı sürdürmesi inanılır bir olay değildir.Bu haberi okuyunca insan doğal olarak “PKK’lı göstericilere bile durup dururken, saldırıda bulunmadan bunu yapmıyorsunuz, bu ülkede teröristler güllerle, törenlerle karşılanıyor da en doğal demokratik hakkını kullanan işçi mi şiddetle tepkiyi hak ediyor” diye soruyor.Saçmalamanın, baskının, hakaretin bu kadarı fazla, bu emirleri verenlerin insanlığından utanması lâzım.
Dün, yani bu satırları yazdığım gün sevgili annemin birinci ölüm yıldönümü idi ve ben de akşam okunacak duasına hazırlanmaktaydım... Onsuz koca bir yılın geçip gittiğine inanamıyorum bile. Herkes için anne çok önemlidir, yeri doldurulamaz ama benim anacığım hayatımın (yurt dışında geçen bir kaç yılı hariç) her anında yanımdaydı.Anne-kız gibi değil, yapışık kardeşler gibiydik adeta... Her olayı paylaşır, birlikte gezer, birlikte güler, birlikte ağlardık... Sağlığında da onun olmadığı bir dünyada yaşamanın çok, çok zor olacağını bilir, beraber geçen her dakikayı değerlendirmeye çalışırdım ama bu kadar zor olacağını yine de tahmin edememişimBeni tek teselli eden şey onu bir yıldır çok sık anmamız ve canlıymış, yanımızdaymış gibi yaşatabilmemiz. Güzel sözleriyle, öğütleriyle, yaşam sevgisiyle, cesareti, metaneti ve bize öğrettikleriyle hep yanımızda.Sağlığının iyice bozulduğu, hatta artık konuşamadığı günlerde bile gözleriyle gülümseyerek bize dayanma gücü veren de yine o olmuştu. Böyle bir annenin kızı olmaktan, onun ülkesine duyduğu sevgiyi de yaşatmaktan gurur duyuyorum.Geçen yıl annemi kaybettikten 6 gün sonra, 22 Aralık’ta sizlere bana gönderdiğiniz sevgi dolu başsağlığı mesajları için yine ‘Gölgeni kaybetmek’ başlıklı yazımla teşekkür ederken Sibel İpek isimli sevgili okurumun “Ne söylesem acınızı hafifletemeyeceğimi biliyorum. Değerli annenizin nur içinde yatmasını ve sizin gözünüzün ışığında hep yaşamasını diliyorum. Acınızı tüm kalbimle Adnan Benk’in ana baba acısı için güzel dizeleriyle paylaşıyorum” diyerek gönderdiği ve benim duygularımı da kusursuz şekilde yansıtan harika şiiri yazmıştım.O kadar güzel ki, canım annem Siret Ünaldı’yı bir kez daha bu şiirle anmak istiyorum. (Bilmem ki onun ve babamın hayatını anlattığım “Çerkez kızın aşkı” başlıklı yazılarımı hatırlıyor musunuz?)***“Anasını babasını kaybedenler ansızın geriye,Onların bıraktığı boşluğa çekilirler. O güne kadar yaşın ne olursa olsun,Yüzüne vuran aydınlık, arkanda duran gölgenden beslenirdi.Üçüncü boyutun elinden alınmış gibisin.Gölgeleşme sırası şimdi sende.Evet, gene sahnedesin kuşkusuz.Ama nesi var bu tiyatronun?Salon niçin bu kadar aydınlık da sahne karanlıklar içinde?Sen yine sensin, seyirciler de hep o seyirciler,Peki kimin aklına esmiş de, sırtlarını sahneye dönük oturtmuş onları?” Altına da şu notu yazmışım geçen yıl; ‘Doğduğu andan itibaren arkasında olan gölgesini kaybeden insanın dünyasının nasıl ters yüz olduğu bundan daha iyi anlatılabilir mi?’Yakınlarını, sevdiklerini kaybeden tüm okurlarıma da Allah’tan sabır diliyorum. Hepsi nur içinde yatsınlar.(Not: Sibel İpek’e bir kez daha teşekkürler. Ayrıca annemin öğrencisi olan okurlarından halâ gelen mektuplara da çok teşekkürler. Onlarla gurur duymakta haklıymış.)*** Bu da eşitliğin fazlası!Hani “Güneydoğu’daki Kürtler eziliyor, onlara hiçbir hak verilmiyor” diye bas bas bağıranlar, dünyayı ayağa kaldırıp toplumu birbirine düşürenler var ya, yalan söylüyorlar. Her bölgenin ezildiği işsizliği, ekonomik sıkıntıları ayrı tutacak olursak birçok konuda asıl ayrıcalık Güneydoğu’ya sağlanıyor. Devlete vergisini veren, elektriğinin suyunun parasını ödeyen insanlar ise aptal yerine konuyor. Onlar bir sıkıntıya girip ödeyemedikleri gün mahkemeye veriliyorlar ve elektrikleri anında kesiliyor, bu nedenle sokak lambasının altında ders çalışan yoksul öğrencilerin haberlerini okuyoruz ama öte yanda milyonlarca kişinin kaçak elektrik kullanımına resmen göz yumuluyor.2008 yılında İstanbul’da kaçak elektrik kullanımı yüzde 10.97, Ankara’da yüzde 8.26, İzmir’de yüzde 6.21...Karadeniz, Akdeniz, İç Anadolu ve Ege’de tüm illerde kaçak elektrik yüzde 10’un altında çıkmış. Diyarbakır’da ise yüzde 65.4. Şırnak’ta yüzde 70.87, Mardin yüzde 72.66, Hakkari yüzde 64.66, Urfa yüzde 58.75 ve böyle gidiyor.2009 yılında kaçak elektriğin maliyeti 2 milyon 449 bin 116 TL olmuş. Devletin sırtına yüklenen bu maliyeti kime ödetecekler, tabii ki bir şekilde diğer bölgelerdeki namuslu, dürüst vatandaşa.Peki vergi rekortmeni olmuş, binlerce kişiye istihdam yaratan kişilerin iş yerine maliye müfettişlerini yerleştirip bir açığını bulmak için aylarca mesai yaptıran ve tarihte benzeri görülmemiş vergi cezalarıyla koca bir medya grubunu devirmeye çalışanlar, “her aile en az üç çocuk yapacak” baskılarıyla nüfusu iki katına çıkarmaya uğraşanlar hızla artan nüfusun elektriğini ödemesi konusunda neden ve ne hakla bu kadar gevşek davranabiliyorlar açıklaması var mı? Devletin ve milletin 2,5 milyon TL zarara uğratılmasına göz yumulabilir mi?Cevap bekliyoruz, açıklasınlar bakalım millete!
Kısa süre önce, şehirlerde olaylar artıp sokaklar savaş meydanına döndüğü sırada “Türkiye teröre teslim” diye yazdığımda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç “Bir bayan yazar” diye tarif ederek (ben de ona “bir AKP’li siyasetçi işte” mi demeliyim acaba) bu başlığa pek kızdığını belli etmiş “Dağlıca ve Aktütün saldırılarını unuttular mı” demişti. Oysa hayır, unutulacak gibi değiller, biz unutmadığımız gibi bizden sonraki gençler, hatta onlardan sonraki kuşaklar (çocuklar) bile hatırlıyor. Ama onlar sözüm ona “korunması çok zor” dedikleri sınır karakolu saldırılarıydı. “Kalleşlik” açısından Tokat saldırısı veya şehir terörlerinden farkı yoktu ama “şehirlerde güvenliğin sağlanması”na “korunması zor” gibi bir mazeret türetmeye de iktidarların hakkı yoktu. Hele de iktidarı sınır illerinde bile “sıfır terörle” teslim alanların...PKK liderlerinden Karayılan, açılım sürecinde hükümetin muhatabı durumunda olan ve yapılan tüm anketlerde çıkan sonuçların aksine kendini Kürtlerin temsilcisi gibi empoze eden DTP’nin PKK ile paralel çalışması, aynı söylem ve eylemleri paylaşması üzerine fütursuzca: “İsteklerimiz kabul edilmezse şehirler savaş alanına döner” demişti. Nitekim döndü... (Şimdi Öcalan da yurtdışında İmralı’dan özgürce göndermeyi sürdürdüğü mesajlarla “Ben Kürtlerin lideriyim” diye tanıtıyor kendini, birkaç aya kalmaz benimsetir bunu AB’ye.)Bu durumda Başbakan’ın ve hükümetinin durup “Nerede hata yaptık” diye düşünecek yerde, azılı terör örgütünün ve lideri Öcalan’ın Türkiye’ye zarar vermelerini önleyecek yerde hâlâ “baştan beri doğru uyarılar yapmakta olan” muhalefet partilerini hakaretlerle suçlamaları, Tokat’taki saldırıyı üstlenen PKK terör örgütünü koruyor anlamına gelecek garip açıklamaları sürdürmeleri kabul edilir şey değildir.Bülent Arınç (açılımla ilişkilendirilecek diye) kabul etmese de ülkenin şehirleri savaş alanına çevrilmiş durumda... Bunlar söyledikleri gibi “lokal olayların abartılması” değildir, o noktanın çoktan aşıldığı ortada... “SAVAŞ”I GERÇEKLEŞTİRMEK İSTİYORLARTokat’taki hain saldırı gibi bu olaylara da “provokasyon” deyip geçmek hem abesle iştigal hem de zaman kaybı olacaktır. Haydi bir ikisine bu hava verildi diyelim, terörist yandaşlarının bu yakıp yıkma ve polise, işyerlerine, araçlara saldırma, Türk bayraklarını indirme olaylarına halkın cevap vermesi tek bir yerde olmuyor ki İstanbul’dan Şanlıurfa’ya, Muş’a kadar birçok yerde artık silahı, döner bıçağını kapanlar saldırganlara karşılık veriyor. İşte Muş; sonunda bir dükkandan açılan ateşle 2 kişi öldü, 8 kişi yaralandı. İktidar partisi muhalefete girişeceğine, yaptığı hataları ortaya koyup topluca çözüm aramak için ne bekliyor?DTP ve onu destekleyenler Türkiye’de Türkler ve Kürtler arasında bir savaş varmış havasını baştan beri yaymaya çalışıyorlar. Mesele, aynen Ermeni soykırım iddiasında olduğu gibi tekrarlaya tekrarlaya dünyanın buna inandırılmasıdır. 25 yıldır şehit acılarıyla yanan bu millet Türk-Kürt diye birbirine düşürülemedi, şimdi PKK’nın alçak planlarıyla düşman hale getiriliyor, ortada bir savaş olduğu empoze ediliyor ve birileri de sırf çıkarları uğruna (bazıları ise çıkar+cehaletle) buna destek veriyor.HÂL PKK VE ÖCALAN!DTP eski Genel Başkanı Ahmet Türk; hükümete, siyasi partilere, devletin bütününe seslendiğini belirterek; “Bu ülkede barışı sağlamak zorundasınız, bu ülkede dökülen her damla kandan siz sorumlusunuz. Bunları söylerken Kürtlere de çağrı yapıyorum” diyor. Arkadan “Kürtlerin barış talepleri görmezden gelindi. Sistem Kürtleri kucaklamış olsaydı....” benzeri sözler sarfediyor.Hayır, gerçek bu değil, Ahmet Türk gerçeği söylemiyor. Eksikler olabilir ama kendileri Güneydoğu’nun öncelikli isteği olan “aş ve iş”ten, “kalkınma”dan filan hiç söz etmediler. Yoksulluk, ihmal birçok bölgenin de sorunu, o başka mesele... Devlet Türk-Kürt ayırımı yapmadan her vatandaşına eşit haklar tanıyor. Bugün birçok sahil bölgesinde de, İstanbul’da da iş yerleri Kürt kökenli vatandaşlarla dolu. Siyasi partilerde onlar da var.Ahmet Türk’ün “barış talebi” dediği şey ise, artık açık konuşsun “Öcalan’ın ve PKK’nın tümüyle affı, hatta siyaset yapması ve özerk bölge”. Kucaklamaktan da bunu kastediyor, “Rüyamız özgürlük rüyası” sözüyle de... Ve örneğin Aysel Tuğluk hâlâ Diyarbakır’da Ahmet Türk’le birlikte yaptığı son konuşmada: “PKK’yı ve sayın Öcalan’ı dikkate almadan bu sorunu çözemezsiniz” demedi mi? Nerede kaldı Türk’ün ondan önce söylediği “Biz her zaman çözümü parlamento da aradık” sözleri?Dökülen kanlara gelince; bu kanlardan bütün partiler değil sadece “bazıları” sorumlu, Kürt halkı değil sadece terör örgütü ve ona destek verenler, belediye başkanlarını bile PKK’nın isteğiyle seçenler sorumlu.Suçu başkalarının üstüne yıkmak son günlerde moda oldu ama bu kadarına da Türk olsun, Kürt olsun aklı olan hiç kimse inanmaz, değil mi?
O kadar çok ve o kadar garip şeyler söyleniyor ki içinde kaybolmamak mümkün değil. Buna rağmen gelen okuyucu ve izleyici yorumlarına baktığımda çoğunun “taşları doğru yere oturtmayı başardığı” görülüyor.Aslında hükümetlerin görevi komplo teorisi üretmek değil, teröristleri yakalamaktır. Türkiye bir uçtan öbür uca illerinde yapılan terör eylemleriyle, linç girişimleriyle karşı karşıya. Tokat saldırısında 7 ilden 7 şehit vermişiz, hâlâ sadece söylem üretmekle meşgulüz.Tokat olayının hemen arkasından Başbakan, onun Yardımcısı, Sanayi Bakanı, AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Cumhurbaşkanı bu saldırının “PKK dışında başka bir örgüt” tarafından yapıldığını ya da aynı anlama gelecek şekilde “karanlık bir provokasyon” olduğunu söylemişlerdi. Şimdilerde Ergenekon “içine ne bulursan attığın bir çöplüğe” dönüştü ya, bu saldırının da Ergenekon tarafından yapıldığı (veya belki sadece orduyu kastediyorlar, bilinmez) anlatılmaktaydı, nitekim yandaş medya hemen manşetlerinden ve köşelerinden bu iddiayı alabildiğine destekledi.Hatta Albay Dursun Çiçek ile Ergenekon tutuklusu İbrahim Şahin’in (kim darbecidir, kim değildir hâlâ bilmiyoruz) Reşadiyeli olmasından yola çıkarak “Ergenekon’un tüm ilişkileri Reşadiye’de kesişiyor” diyenler oldu. PKK saldırıyı üstlendikten sonra hemen geri adım atmak (ve daha ne olduğu anlaşılmadan resmî açıklama gibi konuşmuş olmanın sorumluluğunu üstünden atmak) zor oluyor tabii, bu nedenle Başbakan Erdoğan ile Yardımcısı Arınç gerçekten hayret edilecek şekilde iddialarını sürdürdüler.Başbakan “Terör örgütü üstlendi ama kendi merkezlerinin talimatıyla değil, kopuk olan Dersim grubunun yaptığı gibi bir yaklaşımla üstlendi. Ama acaba gerçek bu mudur? PKK üstlendi diye ‘bu budur’ diyemeyiz, bu da ayrı bir stratejik taktik olabilir. Güvenlik güçlerimiz işin gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için çalışıyor” dedi. Yani hâlâ Ergenekon’u kastediyor. Arınç ise aynı gün, PKK’nın üstlenmesine rağmen; “Olayı kim yapmıştır, niçin yapmıştır ancak bunları yakaladıktan sonra ortaya çıkabilecektir. Tokat’ın Reşadiye ilçesinin böyle bir eylem için seçilmesinin özel bir anlamı var mıdır, yok mudur?.. Bu bölge yıllardır PKK terörünün olmadığı ama başka terör örgütlerinin eylem yaptığı bir bölgedir... Kendilerine göre Dersim ismini kullanan bir çete tarafından bu işin yapıldığı kendilerine (PKK’ya) yakın olan internet haber ajansında ortaya atılmıştır. Dolayısıyla bu eylemin PKK örgütü adına işlendiği bugün için gerçekleşmiştir. Şimdi bize düşen sıkı takip ve iyi istihbaratla yapanları bizzat yakalamak, sadece tetiği çekenleri değil onlara komuta veren, hükmeden beyinleri de bulmaktır (...) Maalesef bu eylemi yapan örgüt, Öcalan adına yaptığını söylüyor. Bazı olayların perde arkasını yıllar sonra anlayabiliyoruz.” GALİBA BAĞLANTI ÇIKIYORBırakın her şeyi ama her şeyi bir yana sadece bu sözler bile akıl almaz gelmiyor mu size?.. Herhalde önce birileri olayın arkasından alelacele bu sitede çıkan “Dersim Çetesi” haberini yerleştirmiş, ilk açıklamalar buna göre yapılmış. PKK üstlendikten sonra ise “Güvenlik güçleri işin gerçek yüzünü araştırıyor. Ortada başka örgütler -yani Ergenekon- var. PKK onların maşası ve maalesef örgüt Öcalan adına yaptığını söylüyor (Bundan dolayı üzgünüz demek mi istiyor ‘maalesef’ ile acaba) ama öyle olmayabilir, durun bakalım” diyorlar.Yani kısa süre sonra bu saldırıda PKK-Ergenekon bağlantısı çıkarsa hiç şaşırmayalım, güvenlik güçleri bunu araştırıyor(!) PKK üstlendi ama belki Ergenekon’u koruyordur(!!)Peki şimdiye kadar bütün PKK saldırılarında niye güvenlik güçleri aynı bağlantıyı araştırmamış, örgüt üstlenince ona inanmıştı, bir de bunu açıklasınlar.Hani birkaç gün önce bazı gazetelerle ilgili olarak “PKK’yı Ergenekon yaptılar, orduyu zaten daha önce yapmışlardı, demek ki ordu ile PKK aynı saflarda” yazmıştım ya, galiba sonunda o noktaya geleceğiz. Artık her şey beklenebilir.
Dün akşam Fenerbahçe-Ankaragücü maçı başlamadan önce futbolcular Tokat’ta şehit olan askerlerimiz için 1 dakika saygı duruşu yaparak onları andılar. Şehitlerimizi onurlandırmalarını hüzünlü bir memnuniyetle izledim.Aynı anda bu ülkeyi, bu toplumu korumak için canını veren kahramanları ve “diğer çocuklarım da ülkeme feda olsun” diyen aileleri, öte yanda ise karanlık emellere hizmet için tüm gerçeklere takla attıran, 70 milyon insana tek bir gün huzur vermeyen, onurdan dürüstlükten nasibini almamış çok sayıdaki “zavallı”yı düşündüm... Bu kadar büyük üzüntüler bile onları bir an durdurmuyor, dolu dizgin devam ediyorlar.Bunları medyada da görmek mümkün, siyasette de, her yerde de... En açık olaylar bile ters yüz edilip yalanlar “gerçek” yerine konuveriyor. Toplumun dikkati birçok olasılıkla dağıtılıp slogan tarzı cümleler tekrarlanıyor ve terör uzmanı Ercan Çitlioğlu’nun anlattığı gibi; bir süre sonra bu sloganları insanlar “gerçek olarak” veya “kendi görüşü gibi” algılamaya başlıyor.Her neyse, gelelim asıl konumuza; dün uzun süredir aklımı kurcalayan ve cevabını bulamadığım “DTP acaba kapatılmayı kendisi mi istedi” sorusunu sormuştum, bugün AB’nin kapatılmaya verdiği tepkiyi görünce (sanki AB ülkelerinin yasalarında yokmuş ve kapatılmıyormuş gibi) bunu da Londra’da yapılan bir PKK eylemiyle birlikte düşününce “kapatılmayı neden isteyeceği” biraz şekillendi... Bakın yine de Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Yardımcısı Bülent Arınç gibi ilk anda net ve emin konuşmuyorum. Olasılıkları “kesin gerçek” gibi söylemek yanlıştır çünkü.TÜRK HALKI, KÜRT HALKIDTP kapatıldıktan sonra (uzun süredir şiddetle, terörle iç içe olan ve gazetelerde listeler halinde yayınlanan eylem ve söylemlerine rağmen) mağdur konumuna geçebilecek. Böylece hem Doğu ve Güneydoğu’da DTP sorununun tüm Kürtlerin sorunu gibi algılanması ve desteğin artması için (anketler hâlâ aksini gösteriyor çünkü) bir mağduriyet desteği sağlanmış olacak, daha da önemlisi Batı’da “DTP’nin sorunu=Türkiye’de Kürt sorunu” algılaması kolaylaşacak. DTP’nin (ya da yeni kurulacak partinin) ve tabii PKK ile Öcalan’ın Kürtleri temsil ettiğini Batı’ya tam olarak kabul ettirmenin en kolay yolu “Türkler Kürtleri eziyor, kesin bir ayırımcılık ve baskı var” havasını yaratmaktan geçiyor çünkü... Güneydoğu’da yapılan tüm araştırmalarda büyük çoğunluk “etnik ayırımcılığa uğramadım” demesine rağmen (son yapılan Bahçeşehir Üniversitesi araştırmasında da yüzde 76.1 böyle cevaplamış) bunun yaratılması gerekiyor.Dün kapatma kararının ardından Hakkari’de 3 bin kişi PKK ve Öcalan lehine sloganlar atarak ve Kürtçe marşlar okuyarak DTP binasına yürüdü, bir panzere ve 2 polise saldırdı, polis linçten zor kurtuldu. DTP İl Başkanı Kansu ise böyle bir topluluğa hitaben konuşma yaptı, düşünebiliyor musunuz..?“Bin yıldan beri Kürt halkına yönelik inkâr ve imha politikaları yürütüldüğünü, Anayasa Mahkemesi kararının Kürtleri yok edemeyeceğini” söyledi.HEP SAVAŞ VURGULANIYOR!Görülüyor ki açılım, yeni haklar vs. onları hiç etkilemiyor, ilgilendirmiyor, hep aynı yerdeler; Kürt halkı, Türk halkı... Mutlaka bölünecek yani... Ve aslına bakarsanız en baştan da belli olduğu gibi açılım ya da başka bir gelişme onların “inkâr ve imha politikası yürütülüyor” benzeri söylemlerini de hiç değiştirmeyecek. Bir yandan devamlı “SAVAŞ”, “BARIŞ”, “BARIŞ SÜRECİNİ BALTALAMA” sözcükleri tekrarlanarak (köşe yazarlarının ve bazı gazetelerin, TV’lerin de yardımıyla) herkes Türk-Kürt arasında bir savaş olduğuna inandırılacak. 5 Aralık Cumartesi günü Londra’da Parlamento binasının yanında bir “PKK açlık grevi” eylemi yapılmış. PKK bayrakları ve Öcalan posterleri bulunan eylemde insanlara terör örgütünün lideri Öcalan’dan bir mesaj içeren kağıtlar dağıtılmış.Başlığında “Türk devletinin Öcalan’ı öldürmesini durdurun” yazan kağıtta Öcalan PKK lideri olarak değil Kürt lideri olarak tanıtılıyor, yeni hücresinin 6 metrekare olduğu ve şartlarının çok kötü olduğu kendi ağzından anlatılıyor (aslında 11.81 metrekare) ve “açılım” için şöyle deniyor:“Kısa süre için Kürt sorununu çözeceği zannedildi ama sonra anlaşıldı ki asıl amaç Kürtlerin lideri Öcalan’ı öldürmek. Bu Kürtlere savaş ilân etmektir. Kürt halkı olarak (PKK oldu ‘Kürt halkı’) liderimizi öldürme girişimini protesto için açlık grevi başlattık. Bizi destekleyin.” Hükümet’in çok hataları var, hiçbirini de kabul etmiyorlar. Ama en azından bu konuyu; Türkiye’de Kürtlere karşı kurumsal bir ayırımcılığın asla olmadığını, bunların yalan olduğunu dünyaya zamanında ve doğru şekliyle anlatmak zorundalar.
Anayasa Mahkemesi dün “kararın sonuçlanmayacağı” yönündeki tahminleri yanıltarak DTP’nin kapatma davasını sonuçlandırdı ve yine “bundan sonra Türkiye’de kolay kolay hiçbir parti kapatılmaz” görüşünü de boşa çıkararak DTP için oy birliğiyle kapatma kararı verdi.Türkiye’de bugüne kadar hatalı oldukları, bile bile yasalara karşı geldikleri için verilen her “parti kapatma kararı” sonrasında o partinin en haksız durumda bile her nasılsa mağdura dönüştüğü, “mağdura arka çıkma” psikolojisiyle desteklendiği ve oyunu arttırdığı bilindiği için, kapatılan partilerin kısa süre sonra bir başka isimle yeniden çıktıkları da bilindiği için açıkçası artık hiç kimse parti kapatmanın bir çözüm getireceğine inanmıyor.Ama Anayasa’ya göre suç olan söylem ve eylemleri bildiği halde uzun süre inatla bu söylem ve eylemlerde bulunan partiler için de demek ki hukuken zorunlu bir durum ortaya çıkıyor.AYM Başkanı Haşim Kılıç dün kararı açıklarken “Çözümlerin yeri parlamento olmalıdır” sözleriyle DTP’nin “terör örgütünün yasa dışı eylemlerine verdiği desteği” kastediyordu... DTP gerçekten de uzun süredir bir yandan “partimiz kapatılırsa Türkiye çok sancılı bir sürece girer” benzeri açıklamalar yaparken ve hatta Emine Ayna’nın “parti kapatılırsa dağa çıkarız” sözü gibi söylemleri duyulurken bir yandan da artık kendisinin bile yadsıyamayacağı şekilde tümüyle PKK terör örgütünün güdümünde görüntüsünü hiç çekinmeden veriyordu. Neredeyse “liderimiz Öcalan” diyor, açılımın muhatabı olarak onu gösteriyor ve ısrarla “çözümün adresi belli; İmralı” demekten çekinmiyordu. Kanlı eylemlerinin arkası kesilmeyen PKK’nın saldırılarına destek veriyor, “PKK’nın ilk karakol saldırısı”nın yıldönümünü düğün dernekle kutluyordu. Edirne’den Hakkari’ye çok sayıda ilin PKK yandaşları tarafından yakılıp yıkılmasında olaylar DTP’li belediyeler ve siyasetçiler tarafından başlatılıyor ve Ahmet Türk bu planlı şiddet olayları için “Bu da halk tepkisi” diyebiliyordu.Bu olayların ve benzerlerinin yaşandığı uzun süreçte birçok kişi “Acaba DTP kapatılmak için özellikle gayret mi gösteriyor” sorusunu sordu, zira bir partinin kapatılması için Türkiye Anayasası’nda da, AB kriterlerine göre de gerekli olan tüm şartlar; şiddet çağrıştıran söylemler ve şiddet eylemleri adeta ısrarla sağlanmaktaydı.ŞİDDET SİYASETİAYM Başkanı Kılıç bir gazetecinin sorusu üzerine “kararda İspanya’da Batasuna partisi için verilen kapatma kararının örnek olarak ağırlıklı rol oynadığını” söyledi. DTP bütün o eylem ve söylemlerde bulunurken Anayasa hukukçuları bu uyarıyı sık sık yapmışlardı ama dinlenmedi.Dün telefonla görüştüğüm “Avrupa’da kapatma davaları” uzmanı Yeditepe Üniversitesi Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Ekrem Ali Akartürk, Batasuna kararı ile benzerliği şöyle açıkladı: “İspanya’nın verdiği kapatma kararı AİHM’ye gitti, o da bunun doğru karar olduğunu onayladı. Gerekçe ‘Batasuna partisinin şiddet eylemlerini desteklediği, ETA’nın terör faaliyetlerine karşı çıkmayıp aksine arka çıktığı’ idi, Anayasa Mahkemesi DTP-PKK ilişkisinde de aynı paralelliği bulmuş olmalı”...Maalesef Türkiye zaten içinde bulunduğu diğer büyük sıkıntıların (ekonomik, işsizlik, darbe iddiaları, had safhada gergin iç ve dış siyaset) yanında bir de Türk-Kürt bölünmesine itildi ve DTP’nin kapatılmasıyla bu kutuplaşmanın daha da düşmanca boyutlara, yeni olaylara taşınacağına hiç şüphe yok.Umalım da Türkiye bu sıkıntılı süreci sağduyu ve en az zararla atlatmayı başarsın. *****Gerçekler Her Açıdan’da! 13 Aralık Pazar günü Her Açıdan’da; Tokat’ta 7 askerimizin şehit edildiği PKK saldırısından başlayarak terör-açılım ilişkisini, bu saldırı ile Ergenekon arasında kurulan bağlantıları, DTP’nin kapatılması ve diğer önemli olayları tartışacağız.Programın konukları:Tokat ve Ağrı’da Jandarma Komutanlığı ve Jandarma Harekat Başkanlığı yapmış olan emekli Tümgeneral Osman Özbek, CHP Manisa Milletvekili ve Meclis Anayasa Komis. Üyesi Şahin Mengü, Uluslararası Araştırmacı Yazar Aytunç Altındal, Marmara Üniv. Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurşen Mazıcı ve Bahçeşehir Üniv. Anayasa Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Batum olacak.Bilmediklerini öğrenmek isteyen herkesi bekliyorum.
PKK Tokat’ta 7 askerimizin şehit olduğu alçak pusuyu üstlendi. Üstlenmese de onun yaptığı biliniyordu ama iyi ki üstlendi çünkü başta; söze “Ben Başbakan Vekili olarak” diye başlayan Bülent Arınç (ki kendisi Başbakan’ın yokluğunda hükümeti temsil etmektedir) arkasından Cumhurbaşkanı Gül ve tabii koro halinde tüm iktidar medyası bunun “karanlık bir eylem, açılımı önlemek için provokasyon” olduğunu (‘ne zaman bir adım atılsa bu tür bir provokasyon çıkıyor’ diyerek) hemen ilk anda söyleyiverdiler. Malûm gazeteler aldatmacayı manşetten yaptı, yazarları yine lâfı döndürüp dolaştırıp aynı noktaya getirdi.Dünkü yazımda ‘insanın ağzından çıkanı kulağı duymazsa, milleti aptal, kendini de pek akıllı zannediyorsa her şey söylenebilir, yazılabilir’ demiştim. Tekrarlıyorum, hem de iyice vurgulayarak!Azılı terör örgütü PKK, saldırıyı üstlenir üstlenmez ne olmuş bilin bakalım? Bildiniz, hemen biri aynen dün Arınç’ın denediği gibi gelecek tepkilerin önünü kesmeye çalışmış. AKP Grup Başkanvekili Nurettin Canikli yaptığı açıklamada şöyle diyor:“DTP bunu nasıl izah edecek doğrusu merak ediyoruz”!! Nasıl ama, harika bir açıklama değil mi?Biz ise DTP’nin nasıl izah edeceğini değil (onların yönü, talepleri, işi nereye götürmek istedikleri, kimlerle kol kola olduğu belli) asıl iktidarın nasıl izah edeceğini doğrusu her şeyden çok merak ediyoruz. İkinci etapta da okuyucularından/toplumdan utanma duygusunu kaybetmiş ve basın meslek ilkelerine zerre kadar saygısı kalmamış, tek misyon olarak “iktidarın istediği yönde haberleri saptırma, insanları yanıltma”yı üstlenmiş medya kesiminin nasıl izah edeceğini merakla bekliyoruz.Hani “PKK ve Ergenekon birlikte” ve dahi “Ergenekon tek başına (burada utanmadan orduyu da kastediyorlar tabii)” yapmıştı? Hani artık her olayı Ergenekon’un üstüne yıkıp istediğiniz kişileri, partileri ve hatta terör örgütünü bile kurtarıverecektiniz? Hani hiç sıkılmadan “Ergenekon’un bütün ilişkileri Reşadiye’de kesişiyor” diyerek PKK’yı bile işin içinden kurtarmaya çalışıyordunuz? Papaz her zaman pilav yemiyor işte, foya meydana çıkıveriyor. Terör örgütü bile en azından suçunu üstlenerek bunları yazan ve konuşanların hesabını bozabiliyor.Bu olayda asıl benzeri görülmemiş durum Başbakan Yardımcısı konumundaki Bülent Arınç ile Cumhurbaşkanı Gül’ün aynı yanıltmacaya katılmasıdır. Görevine de, yargıya da saygısı olmayan herkes komplo teorisi üretebilir ama hiçbir çağdaş, demokratik ülkede siyasetçiler, hele de bu kadar önemli konumda bulunanlar (hele hele Arınç gibi bir hukukçu) sırf “açılım nedeniyle şehirlerde, Türkiye’nin göbeğinde bile terör ayyuka çıktı, ortalık yakılıp yıkıldı ve yeni şehitler verildi” denmesin diye yargıyı yanıltamaz. Ülkenin muhalefet partilerini terör örgütleriyle (hele de böyle dehşet verici bir olayda) ilişki içinde, karanlık saldırılar, katliamlar planlıyor gibi gösteremez. Türkiye’de de bunun bir yaptırımının olması lâzımdır.Çok önemli olaylar bunlar ve dediğim gibi halkın gerçekleri görmesi gerekiyor. Bu aldatıcı (tam kelimesini siz koyun, ben yazmayayım) açıklamalar askerleri ve ailelerini bile şüpheye düşürecek, kendi ordularına güvenemeyecek hale getiriyor.Cumhurbaşkanı Gül ve Bülent Arınç’tan “nasıl izah edeceklerini” duymak hakkımızdır doğrusu! *** Şehit aileleri 100 liraya muhtaç ama...Tokat şehitlerinden Fatih Yonca 120 liralık maaşının 100 lirasını İskenderun’da yokluk içinde yaşayan annesine gönderiyormuş.Çarşamba (9 Aralık) günü VATAN’da şehitlerle ilgili bir haberde ise: “Şehit Jandarma er Ferit Demir’in cenaze töreni anne ve kardeşlerinin İstanbul’dan otobüsle yola çıkmaları üzerine bugüne ertelendi” diyordu.Duyduğumuz haberlerde birçok şehidimizin aileleri büyük sıkıntı içinde; gecekondularda yaşayanlar, asker oğlunun 100 lirasıyla yaşayanlar, şehidine gitmek için bile (beddua serbest) uçak bileti alamayanlar var.Peki bu ülkede şehirler milyon dolarlar verilerek üç günde sokağa atılacak lâlelerle donatılabiliyorsa, parti genel merkezlerine sultan sarayına yapılacak masraflar yapılıyor, çifter çifter makam uçakları, çifter çifter son model makam otoları alınabiliyorsa, İmralı’daki teröristbaşı için 5 milyon dolara özel hapishane yapılabiliyorsa, belediyelerde ve her yerde yolsuzluklarla milletin trilyonlarca lirası birilerinin cebine indiriliyorsa bu devletin bir tek şehit ailelerini onurlandıracak, en azından yol masraflarını karşılayıp bundan sonra rahat yaşamalarını sağlayacak parası mı yok?Askerlerine 120 lira yerine 500 lira verecek parası mı yok?Şehit haberi alınan asker ailelerine hemen gönderip onlara yardımcı olacak ekipleri mi eksik?Yeter artık bu milletin çektiği, her konuda lâf ebeliği yapmanın, aldatmacaların ve komplo teorilerinin peşine düşeceklerine bu konulara baksınlar.İsraflarını kesip halka harcasınlar.