Gölgeni kaybetmek!

Haberin Devamı

Dün, yani bu satırları yazdığım gün sevgili annemin birinci ölüm yıldönümü idi ve ben de akşam okunacak duasına hazırlanmaktaydım... Onsuz koca bir yılın geçip gittiğine inanamıyorum bile. Herkes için anne çok önemlidir, yeri doldurulamaz ama benim anacığım hayatımın (yurt dışında geçen bir kaç yılı hariç) her anında yanımdaydı.

Anne-kız gibi değil, yapışık kardeşler gibiydik adeta... Her olayı paylaşır, birlikte gezer, birlikte güler, birlikte ağlardık... Sağlığında da onun olmadığı bir dünyada yaşamanın çok, çok zor olacağını bilir, beraber geçen her dakikayı değerlendirmeye çalışırdım ama bu kadar zor olacağını yine de tahmin edememişim

Beni tek teselli eden şey onu bir yıldır çok sık anmamız ve canlıymış, yanımızdaymış gibi yaşatabilmemiz. Güzel sözleriyle, öğütleriyle, yaşam sevgisiyle, cesareti, metaneti ve bize öğrettikleriyle hep yanımızda.

Sağlığının iyice bozulduğu, hatta artık konuşamadığı günlerde bile gözleriyle gülümseyerek bize dayanma gücü veren de yine o olmuştu. Böyle bir annenin kızı olmaktan, onun ülkesine duyduğu sevgiyi de yaşatmaktan gurur duyuyorum.

Geçen yıl annemi kaybettikten 6 gün sonra, 22 Aralık’ta sizlere bana gönderdiğiniz sevgi dolu başsağlığı mesajları için yine ‘Gölgeni kaybetmek’ başlıklı yazımla teşekkür ederken Sibel İpek isimli sevgili okurumun “Ne söylesem acınızı hafifletemeyeceğimi biliyorum. Değerli annenizin nur içinde yatmasını ve sizin gözünüzün ışığında hep yaşamasını diliyorum. Acınızı tüm kalbimle Adnan Benk’in ana baba acısı için güzel dizeleriyle paylaşıyorum” diyerek gönderdiği ve benim duygularımı da kusursuz şekilde yansıtan harika şiiri yazmıştım.

O kadar güzel ki, canım annem Siret Ünaldı’yı bir kez daha bu şiirle anmak istiyorum. (Bilmem ki onun ve babamın hayatını anlattığım “Çerkez kızın aşkı” başlıklı yazılarımı hatırlıyor musunuz?)

***


“Anasını babasını kaybedenler ansızın geriye,

Onların bıraktığı boşluğa çekilirler. O güne kadar yaşın ne olursa olsun,

Yüzüne vuran aydınlık, arkanda duran gölgenden beslenirdi.

Üçüncü boyutun elinden alınmış gibisin.

Gölgeleşme sırası şimdi sende.

Evet, gene sahnedesin kuşkusuz.

Ama nesi var bu tiyatronun?

Salon niçin bu kadar aydınlık da sahne karanlıklar içinde?

Sen yine sensin, seyirciler de hep o seyirciler,

Peki kimin aklına esmiş de, sırtlarını sahneye dönük oturtmuş onları?”

Altına da şu notu yazmışım geçen yıl; ‘Doğduğu andan itibaren arkasında olan gölgesini kaybeden insanın dünyasının nasıl ters yüz olduğu bundan daha iyi anlatılabilir mi?’

Yakınlarını, sevdiklerini kaybeden tüm okurlarıma da Allah’tan sabır diliyorum. Hepsi nur içinde yatsınlar.

(Not: Sibel İpek’e bir kez daha teşekkürler. Ayrıca annemin öğrencisi olan okurlarından halâ gelen mektuplara da çok teşekkürler. Onlarla gurur duymakta haklıymış.)

***


Bu da eşitliğin fazlası!

Hani “Güneydoğu’daki Kürtler eziliyor, onlara hiçbir hak verilmiyor” diye bas bas bağıranlar, dünyayı ayağa kaldırıp toplumu birbirine düşürenler var ya, yalan söylüyorlar. Her bölgenin ezildiği işsizliği, ekonomik sıkıntıları ayrı tutacak olursak birçok konuda asıl ayrıcalık Güneydoğu’ya sağlanıyor.

Devlete vergisini veren, elektriğinin suyunun parasını ödeyen insanlar ise aptal yerine konuyor. Onlar bir sıkıntıya girip ödeyemedikleri gün mahkemeye veriliyorlar ve elektrikleri anında kesiliyor, bu nedenle sokak lambasının altında ders çalışan yoksul öğrencilerin haberlerini okuyoruz ama öte yanda milyonlarca kişinin kaçak elektrik kullanımına resmen göz yumuluyor.

2008 yılında İstanbul’da kaçak elektrik kullanımı yüzde 10.97, Ankara’da yüzde 8.26, İzmir’de yüzde 6.21...

Karadeniz, Akdeniz, İç Anadolu ve Ege’de tüm illerde kaçak elektrik yüzde 10’un altında çıkmış. Diyarbakır’da ise yüzde 65.4. Şırnak’ta yüzde 70.87, Mardin yüzde 72.66, Hakkari yüzde 64.66, Urfa yüzde 58.75 ve böyle gidiyor.

2009 yılında kaçak elektriğin maliyeti 2 milyon 449 bin 116 TL olmuş. Devletin sırtına yüklenen bu maliyeti kime ödetecekler, tabii ki bir şekilde diğer bölgelerdeki namuslu, dürüst vatandaşa.

Peki vergi rekortmeni olmuş, binlerce kişiye istihdam yaratan kişilerin iş yerine maliye müfettişlerini yerleştirip bir açığını bulmak için aylarca mesai yaptıran ve tarihte benzeri görülmemiş vergi cezalarıyla koca bir medya grubunu devirmeye çalışanlar, “her aile en az üç çocuk yapacak” baskılarıyla nüfusu iki katına çıkarmaya uğraşanlar hızla artan nüfusun elektriğini ödemesi konusunda neden ve ne hakla bu kadar gevşek davranabiliyorlar açıklaması var mı? Devletin ve milletin 2,5 milyon TL zarara uğratılmasına göz yumulabilir mi?

Cevap bekliyoruz, açıklasınlar bakalım millete!

DİĞER YENİ YAZILAR