Küçük düşünmenin sonuçları

21 Mart 2003

AKP hükümetinin Irak krizini yönetememesi nedeniyle bütün "çıkış" noktalarının tam tersine ulaşıldı. * "Çıkış noktası" ABD'nin "stratejik müttefiki" Türkiye'yle karşılıklı yardımlaşma içinde olması, bu sayede Irak savaşının en kısa ve en az zararla bitmesiydi. Amerika, kuzey cephesini açamadığı için savaşın süresinin uzaması, zararlarının artması kaçınılmaz oldu.* "Çıkış noktası", Türkiye'nin de gözetimiyle Kuzey Irak'ın Kürt aşiretlerinin yönetimine teslim edilmemesi, savaş sonrası yönetimde Türkmenlerin de söz sahibi olmasıydı.Sonuçta Barzani ve Talabani aşiretleri yeni silahlarıyla Amerika'nın "stratejik" müttefiki oldular. Savaş sonrasında Kuzey Irak'taki egemenlikleri kaçınılmaz oldu. Türkmenler ise Irak'taki diğer küçük azınlıklardan farksız konuma getirildi.Kim kaybedecek?* "Çıkış noktası", savaşta en çok zarara uğrayacak ülkelerden biri olan Türkiye'nin ekonomik kaybının giderilmesiydi. Türkiye bundan vazgeçti. Yine aynı zararlara uğrayacak ama bunların hiçbiri karşılanmayacak. Sonuç, çıkış noktasının tam tersidir.* "Çıkış noktası" bölgesel ve uluslararası gelişmelerde ABD'nin "stratejik" ve "önemli ortağı" konumunu güçlendirmek, uluslararası platformlarda ABD'nin desteğini korumaktı. Sonuç tam tersi oldu, Türk-Amerikan ilişkileri en ağır güvensizlik ve kriz ortamına sürüklendi.KKTC ve bir ayrıntı...Türk Amerikan ilişkilerindeki krizin etkisinin başka konularda da kendini göstermesi mümkündür. IMF'in Ankara'yı daha fazla sıkıştırması, Dünya Bankası'nın belli destekleri çekmesi muhtemeldir. Türkiye'yi kötü yönetenlerin, Türkiye'nin dış bağlarının koparılması için çalışanların bir "Kıbrıs" ayrıntısını da görmeleri lâzım. Amerikan yönetimi "Kıbrıs hava sahasını" kullanmak için Kıbrıs Rum kesiminden izin istedi ve aldı. KKTC'nin "hava sahası" yok. Eğer Denktaş ve destekçileri "var" diyorlarsa üzerlerinden geçen Amerikan uçaklarını vursunlar. Bu ayrıntı da bundan sonra Kıbrıs'ta nelerin yaşanacağının bir delilidir.Hükümet Irak krizinin başında "çok havalı" bir tavırla "biz şöyleyiz, biz böyleyiz" oyununu oynadı. Ve her şey tersine döndü."Sivil" amirallerİkinci Dünya Savaşı'nda, elde edilebilen bilgiler çok kısıtlıyken, Cumhuriyet yazan Abidin Daver ayrıntılı askeri yorumlar yazardı. Bu yüzden adı "sivil amiral" e çıkmıştı. Daver'in askeri yorumları büyük siyasi rüzgârlara göre yön değiştirirdi. Başlayan Irak savaşındaki haber bolluğu, enformasyon kirliliği ve dezenformasyon yoğunluğunda bugünün "sivil amiralleri"nin işleri çok zor!..

Devamını Oku

Ne değişti?

21 Mart 2003

Hükümet, Amerikan savaş uçaklarına hava sahamızı açma yetkisini aldı. Bu demektir ki Türkiye'nin hava sahasını Amerikan uçakları istedikleri gibi kullanacaklar. Bu tezkere de Meclis'in kapalı oturumunda görüşüldüğü için AKP hükümetinin politikasının ne olduğunu Türk halkı yine öğrenemedi. Bu arada Amerika Kuzey Irak'taki Kürt aşiretlerini silahlandırdı ve savaşta kullanmak üzere tedbirler alıyor. Türk askerinin Kuzey Irak'a girmemesi için Amerikan yönetimi birkaç kez "uyarı"da bulundu. Kuzey Irak'ta Kürtler Amerika'nın en yakın müttefiki olarak örgütlendiler. Onlar da Türk askerlerinin bölgeye girmemesi için sürekli baskı yapıyor.Kuzey Irak...Türkiye'nin ana ilgi konularından biri Türkmenlerdi. Kuzey Irak'taki muhalif grupların yönetimine Türkmenler, Türkiye'nin bütün baskılarına rağmen alınmadı. Türkmenlerden sadece "Irak'ın kurucu unsurlarından biri" olarak söz ediliyor. Talabani'nin dünkü açıklamalarında yer alan "Türkmenlerin Irak Başkanlık Konseyi'nin altıncı üyesi olacakları" hususu da henüz kesinlik kazanmamıştır. Bu durumda, savaşta ve savaş sonrası yeni oluşumların biçimlendirilmesinde Türkmenlerin söz sahibi olmaları güç görünüyor. Kuzey Irak meselesinde Türkiye kozlarını kaybetmiştir. Kürt aşiretler Kuzey Irak'ta bundan sonraki gelişmelere hakim olacaklardır. Türkmenlerin devre dışı kalması en güçlü ihtimaldir. Türkiye'nin hava sahasından Amerikan uçaklarının serbestçe geçmeleri nedeniyle de Türkiye yine, Irak ve diğer Araplar açısından ABD'nin müttefiki durumundadır. Bu yüzden ABD Dışişleri, kendi vatandaşlarını uyararak Türkiye'ye gitmemeleri, burada bulunanların ise ayrılması çağrısını yapmıştır.Kapalı oturum!..Türkiye, savaşın bütün olumsuz sonuçlarını yaşayacaktır. Moral sorunların yanı sıra ekonominin önemli yaralar almaması imkânsızdır. Savaşın yanıbaşındaki bir ülkede kimse yatırım yapmaz, hiçbir yabancı da gelip parasını riske atmaz. Turizm bu yıl için yine iflas etmiştir. Bunların dışında Türkiye'nin Batı'ya yönelik dış ticaretinin etkilenmesi de kaçınılmazdır. Bunların hepsi zaten olacaktı ve hükümet bu zararların Amerikan yönetimi tarafından karşılanmasını istiyordu. Bu da olmadı. Ne değişti? Hiçbir şey değişmediği gibi, bütün şartlar Türkiye açısından en olumsuz noktalara geldi. Kuzey Irak'ta insiyatif kullanma imkânı kalmadı, ekonomi zarar görecek, Amerika ile ilişkiler bozuldu, Arap dünyası ile zaten ilişkiler bozulacak vs. Hükümetin bütün bu gelişmeler hakkında halkı tam bilgilendirmesi şarttır. Ama bunu yapamayacakları için Meclis'in kapalı oturumunda gizlenerek kendilerini kurtarma çabası içine girdiler. Eski bir söz vardır: Bu sıklet bu ağırlığı kaldırmaz. AKP hükümeti de bu ağırlığı kaldıramadı.Ekranda herşey görünürEski bir gazete patronunun bir hikâyesi anlatılıp durur. Gazetesinin önemli kişilerinden biri, yeni gelişen televizyonda bir programa çağırılmış, patron şöyle demiş: "Oğlum sakın çıkma. Seni görmeyen tanımayan insanlar bir şey olduğunu sanıyorlar. Ekranda gerçekte ne olduğun hemen anlaşılır, gazete tiraj bile kaybeder..." Bu hikâye doğru mudur yakıştırma mıdır, bilmiyorum. Ama televizyon kanallarında uzman olarak konuşan emeklilerin çoğunu izlerken bu hikâyeyi anmamak mümkün değil. Gazeteye gelen yazılar okunur, incelenir, redaksiyondan geçirilir, içindeki fikir zayıfsa da iade edilir. Ekran öyle değil; gerçeği ve ismi, unvanı, rütbesi ne olursa olsun herkesin gerçek "içeriğini" tam olarak yansıtıyor.

Devamını Oku

Acemilik mi kasıt mı?

19 Mart 2003

Bugünkü manzaraya ve son iki ayın gelişmelerine bakıldığı zaman ikisi de var. Acemilik dizboyu. Muhasebeci bakış açısıyla maliye bakanlığı yapılamayacağı, esnaf alışkanlıklarıyla uluslararası ilişkilerde başarılı olunamayacağı ortadadır. Türkiye, elbette Fransa, İngiltere ve Almanya'nın rahatlığına ve imkânlarına sahip değildir. Bu ülkelerin siyasi sorumlularının tavırlarının ve konuşmalarının netliğine, doluluğuna bakınca Türkiye'nin sıkıntısını daha iyi anlıyoruz.Korku adaları...Türkiye'yi gelişmiş Batı dünyasının dışında tutmak isteyenler, yalnız ve içine kapanmış bir Türkiye'yi kendi mantık ve iktidarlarına daha uygun bulanlar az değildir. Bunlar kendilerine sağcı, solcu, İslamcı ya da Atatürkçü diyebilirler. Ama hepsi aynı noktada, aynı korkularda birleşirler. Bunlar Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılmasını başarıyla engellemişlerdir. Bunlar "yabancı korkusu"nu bütün iliklerinde yaşadıkları için Türkiye ile Yunanistan'ın barış içinde işbirliği yapmasından korkarlar. Amerika'dan da korkarlar, Avrupa'dan da korkarlar. Bu korkular Türkiye'nin ileri, gelişmiş ve etkili bir ülke olmasını engellemiştir. Çağdaş dünyayı anlamak bir yana, izlemezler. Adına "milli dava" dedikleri korku adalarında yaşarlar ve bütün ülkeyi de o korku adalarında yaşamaya mahkum ederler.Beylik bahane devredeAKP hükümetinin Irak krizi ve dış ilişkilerin bütünündeki kararsızlığı, iniş-çıkışları, politikasızlığı, ufuksuzluğu bütün bu korkulardan kurtulamamış olduklarını gösteriyor. Acemilik, bilgisizlik, altyapı eksikliği her taraftan taşıyor. Peki ya kasıt!.. Derinlerdeki korkular böyle anlarda üste çıkar ve aynı insanlar "Denedik olmadı" bahanesine sığınarak ülkeyi kendi küçük dükkânlarına çevirirler. İçlerinden "iyi atlattık" diye düşünür ve sevinirler. Sonra söyleyecekleri de aynıdır: "Dünya yine bizi bıraktı, zaten hepsinin Türk düşmanı olduğu ortaya çıktı." Bunların marifetleri her önemli gelişmeden Türkiye'yi biraz daha güçsüz, biraz daha moralsiz, biraz daha yönsüz, biraz daha fakir çıkacak duruma getirmeleridir. Acemilik ancak kasıtla bir araya gelirse bu manzara ortaya çıkar.

Devamını Oku

İlk devrenin galibi Usame bin Ladin...

19 Mart 2003

11 Eylül'de uçakları New York'un ikiz kulelerine vurdurma planı yaparken Bin Ladin'in tam neyi hedeflediğini bilmek mümkün değil. Ama şu andaki durum büyük olasılıkla Bin Ladin'in hedeflerini bile aşmıştır. Batı dünyasında büyük bir çatlak oluşmuştur. Avrupa'nın bir bölümü ile Rusya aynı yönde davranırken Avrupa'nın bir bölümü de ABD ile tam yakınlaşma kurmuştur. Bu çatlak NATO ve Avrupa'nın savunması kavramlarının da yeniden tartışılmasına yol açmıştır. Avrupa Birliği ilk kez böyle bir kutuplaşma yaşamaktadır.Ortadoğu karıştı...Birleşmiş Milletler artık eski Birleşmiş Milletler değildir. Amerikan yönetimi BM'yi işlevsiz bırakacak ve prestijini büyük ölçüde yıpratacak bir siyaset uygulamıştır, uygulamaya devam etmektedir. Ortadoğu'da Kürt-Arap düşmanlığı yeniden canlandırılmıştır. Türkiye'de "Kürt kuşkuları" tırmanırken Kürtlerde Türkiye ve Türk fobisi başgöstermiştir. Türkiye'nin laik-demokratik modelinin İslam dünyasındaki imajı Amerika'nın yanında savaşa girmesiyle zedelenme tehlikesiyle karşı karşıyadır. İslam dünyasının bir bölümü bundan böyle Türkiye'yi daha çok İsrail gibi görecektir.Çatlaklar, çatlaklar...Türkiye istemediği bir savaşın içine sürüklenerek moral zayıflığa uğratılmıştır. İslam dünyasında "İslamcı dayanışma" duyguları ve anti-Amerikancılık çok güçlü bir şekilde yükselmiştir. Amerikan kamuoyunun önemli bir bölümü kendi yönetimine karşı harekete geçmiştir. Avrupa'da ve dünyanın birçok köşesinde anti-Amerikan duygular güçlenmiştir. ABD'nin en yakın müttefiki olarak davranan İngiltere Başbakanı Blair'in İşçi Partisi de çatlamıştır. Usame bin Ladin uçakları ikiz kulelere gönderirken bu kadar çok sonuç yaratmayı bekliyor muydu? Beklemiyorduysa bile şu anda gizlendiği yerde bütün bu olan bitenleri izlerken kendinden çok memnun olduğuna kuşku yoktur.

Devamını Oku

Güven olmayınca...

17 Mart 2003

Borsa "tarihi" bir gün yaşadı, yüzde 10'un üzerinde düştü. Dolar 1 milyon 700 bin lirayı gördü. Faizler yüzde 70'e doğru gitti. Bunları sadece tezkere çıkmadı diye tepki gösteren piyasalar şeklinde anlayan, başka yanlışlara doğru gider. Şu anda Hükümetin kararsızlığı ve neler olduğunun bilinmemesi güvensizlik ortamının nedenidir. Birinci tezkereyle Amerikalılara verilen üs ve limanlarda faaliyet sürüyor, hatta tezkerede belirtilen çerçevenin ötesinde faaliyetler olduğuna ilişkin bilgiler geliyor. Bunlar için Hükümet ayrıca "söz" verdiyse neden ikinci tezkereyi de geçirerek durumu açıklığa kavuşturmuyor? Tabii asıl soru şu: Madem ki asıl tezkereyi geçinmeyecek ya da geçiremeyecektiniz neden birinci tezkereyi geçirdiniz?TV kanallarının hemen hepsinde görüş bildiren emekli generaller, eğer Türkiye Kuzey Irak'ta bulunmazsa yaşanacak en kötü senaryoları anlatıyor. Bunlara göre eğer Türkiye Kuzey Irak'ta güvenliği sağlamazsa Türkmenler ya Kürtlerin ya da Arapların katliamına uğrayacak!Hükümet konuşacak mı?Bir taraftan da Amerikalılar Türkiye'ye "inkıtaları oynuyorsunuz" mesajını gönderip duruyor. Bu mesajlar bir "danışıklı dövüş" oyunu mudur, yoksa Amerikan yönetimi Türkiye'yi düpedüz "tehdit" mi etmektedir? Bunu da anlamak mümkün değil. Yeni hükümet ilk toplantısını yaptı, ama Türk halkının cevap beklediği sorularla ilgili hiçbir açıklama yapılmadı. İşte bu belirsizlik ortamı doğrudan güvensizliği getiriyor. Hükümetin bu kritik dönemi "yönetebileceği" konusundaki inanç giderek azalıyor. Yılbaşından bu yana, Irak krizi tırmanırken AKP yönetiminin de dalgalanması iyimser beklentileri hızla eritiyor. Hükümet Sözcüsü çıkıp "Şartlar her saat değişiyor" diyorsa hangi şartların değiştiğini ve şu an Türkiye'nin nerede olduğunu da söylemek zorunluğu vardır. Esrarengiz bir havaya bürünerek "Şartlar her saat değişiyor" demekle yetindiğiniz zaman bu krizi yönetmeniz de çok zordur.Güven böyle erir ve yok olur.Köşe yazısı ve gazetecilikBir ekonomi yorumcusu:* "Fransız Frangı'nm güçlü bir para olması mümkün değil..." Fransız Frangı' nın çoktan tarihe karıştığını yerine euro'nun geldiğini bilmemesi mümkün değil, ama sorun, "özümsenmemiş bilgi" ile yorum yapmak.* TV'de söyleşi yapan bir sunucu, emekli bir paşaya Kıbrıs'ta iki kesim arasındaki ekonomik farkı soruyor. Paşa şöyle cevap veriyor: "Doğrudur hemen KKTC için bir ekonomik program yapılmalı ve kalkınma sağlanmalıdır." Soru soran, bu programın neden 30 yıldır yapılamadığını sormuyor.* Bir spor yorumcusu: "Biliyorsunuz Çankaya bir ara Beykoz Konaklarından yönetilmeye başlanmıştı." Çankaya derken herhalde Ankara demek istiyor. Ama herhalde aradaki farkı bilmiyor, Çankaya diyor ve "köşe yazarı" olarak yazmaya devam ediyor.* Bir başka köşe yazarı da bir süre önce Ermeni kökenli Fransız sanatçı Charles Aznavour'un "Yahudiliği" üzerine yarım sayfa yazı yazmış, sonra küçük bir özürle iş geçiştirilmişti. O da yazılarına devam ediyor.* Bir televizyon haberinden: "Kendisini sahte şeyh olarak ilan eden." Yani adam hakiki şeyh de kendisini sahte şeyh diye mi ilan etmiş. Yoksa kendini şeyh diye ilan etmek mümkün mü? Sahte şeyh ile hakiki şeyh nasıl ayırt edilir?Gazetecilik ve köşe yazarlığının neden önemli olduğunu, neden bu işleri yapanların, milyonlarca insanın karşısına çıkanların sağlam bilgileri olması gerektiğini anlatmak için birkaç örnek verdik.

Devamını Oku

Tezkerenin iki ucu

16 Mart 2003

Amerikan yönetimi ilk kez Ankara üzerinde baskılarını yoğunlaştırırken 18 Şubat'a kadar süre vermişti. Bir ay geçti. Pazarlıklar, baskılar devam ediyor. Ankara'daki hükümet takvimi, malum, tezkerenin bu hafta da Meclis gündemine gelmeyeceğini gösteriyor. Tezkerenin Amerikan yönetiminin savaş kararları açısından gecikmesi ve "cepte" kalmasının sonuçları açık olarak ifade edilmektedir.* Kuzey Irak'ta terörist sızmalara karşı güvenlik hattı oluşturmuş olan Türk askerinin bölgeden çıkması istenecektir.* Amerikan ordusu Kürt aşiretlerini istediği gibi silahlandıracak ve bölgede güvenliğin sağlanması Kürt aşiretlerine emanet edilecektir.* Bu, Kürt aşiretlerinin silahlı güçlerinin düzenli orduya geçmesiyle birlikte Amerikalıların birinci müttefiki olması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bölgede Türkiye'nin her türlü varlığına Kürtlerle birlikte Amerikalılar da karşı çıkacaktır.* Savaş sonrasında ise bu ittifak, Kuzey Irak'taki yeni yapılanmada Türkiye'nin söz sahibi olmasına imkân vermeyecektir. Bu da Türkmenlerin tümüyle devre dışı bırakılması anlamına gelir.* Savaştan sonra Irak'ın petrol üretimi düzenlenirken Kerkük-Yumurtalık boru hattı da tartışma konusu olacaktır.Kim ödeyecek!?Bunların dışında Türkiye, aktif olarak yer almadığı ve ABD ile arasını bozmayı göze alarak dışında kaldığı savaşın birçok zararını yine de görecektir. Yine turizm gelirleri azalacak; yabancı yatırımlar yine uzun bir süre daha Türkiye'nin yakınına uğramayacak; dış ticarette önemli tıkanmalar olacak, döviz fiyatı dengeleri bozulacaktır. Bütün bunların yanı sıra güvenlik nedeniyle yine de askeri harcamalar yapılacaktır. Bunlar Amerika'nın Türkiye üzerinden kuzey cephesi açması ve açmaması ihtimallerinde değişmeyecek "savaş zararlarıdır. Amerikan yönetimi "kuzey cephesi tezkeresi" ne bağlı olarak bunların bir bölümünü karşılamayı taahhüt etmiştir. Eğer hükümet tezkereyi geçirmezse kaçınılmaz olarak uğranacak zararları ödeyecek bizden başka kimse yoktur. Körfez Savaşı'nda olduğu gibi bütün bu zararlar "sineye" çekilecektir."Kötü" nün alternatifiBöyle bir siyasi gerilimde bir de IMF, "Damokles'in kılıcı" olarak Türkiye'nin üzerinde sallanmaktadır. Tek bir kararla Türkiye'nin borçlarını ödeyemez, iflas etmiş bir ülke haline gelmesi sağlanabilir. Türk halkı savaşı istemiyor. Türkiye'de hiç kimse savaşı istemiyor. Ama Türkiye'nin şu anda, İkinci Dünya Savaşı'nın dışında kalmasını sağlayan "dar imkânları" bile yoktur. Ne yazık ki "kötü"nün alternatifi "daha az kötü" değil "daha kötü"dür.

Devamını Oku

Beyaz tavşan gri tavşan

16 Mart 2003

Sibirya'nın uçsuz bucaksız bozkırlarından birinde bir ava yaşıyordu. Tek başına "taygada" yaşıyor, avlanıyor, kürk biriktiriyordu. Bu avcı iki tavşanı kafasına takmıştı. Tavşanlardan biri havalar ısındığı anda ortaya çıkıyor, gri postunun akında iyice tombul görünüyordu. Avcı gri tavşanı hiç sevmiyor, her rastladığında ona ateş ediyor, ama vurmayı hiç başaramıyordu.Kış gelince gri tombul tavşan ortadan kayboluyor, zayıf ve beyaz bir tavşan ortaya çıkıyordu. Avcı bu tavşanı yazın ortaya çıkanın aksine seviyor, onun bulabileceği yerlere yiyecek bırakıyordu. Yıllar geçiyor, avaran iki tavşanla serüveni aynı şekilde sürüyordu. Yaz getiyor, gri tombul tavşan avcıyı sinirlendiriyor, kış geliyor, zayıf gri tavşan avcıda acıma duygusu uyandırıyordu.Avcı, şişman tavşanın kışları daha sıcak bir yere göçtüğünü, beyaz tavşanın ise zayıflığı yüzünden göçemediğini ve kışa yakalanıp kaldığını düşünüyordu. Böyle düşündükçe de gri şişmana daha çok kızıyor, zayıf beyazı daha çok seviyordu. Bir gün bir gezgin grubu avcının barınağında konakladı. Onlar yerleşirlerken avcı birden ilerde gri tavşanı gördü, hemen ateş etti. Gezginlerin başındaki yaşlı adam bu ani tepkisinin nedenini sordu.Avcı uzun uzun yıllardır kendisini meşgul eden iki tavşanın hikâyesini anlattı. Avcıyla birlikte bütün gezgin grubu ateşin çevresinde oturmaktaydılar. Yaşlı gezgin hikayeyi dinledikten sonra konuşmaya başladı:"Avcı arkadaş, sen aslında aynı tavşanı hem seviyor hem de ondan nefret ediyorsun. Hem besliyor hem öldürmeye çalışıyorsun. Tavşanın tüyleri tabiata uyum sağlamak için renk değiştirir. Dünyayı karlar kaplayınca kendini koruması ve kaçabilmesi için daha beyaz olur. Yaz geldiğinde tabiatın bütün renkleri ortaya çıktığından yine kendini gizleyebilmesi için tüyleri biraz grileşiyor. Sen onu kışın zayıf görüyor ve besliyorsun. Yaz gelince karşına besili bir tavşan çıkıyor ve bu kez sen ona yemek vermediğin gibi kovalayıp duruyorsun, kışa kadar tekrar zayıflıyor. Avcı en şaşkın haliyle durup düşünürken yaşlı gezgin bir kez daha konuşmuş: "En önemlisi şudur:Sen zayıf ve beyaz bir tavşan gördüğünü düşündüğünde aslında şişman ve gri bir tavşanı görüyor olabilirsin. Şişman ve gri sandığın tavşan da aslında beyaz ve zayıf bir tavşan olabilir. Senin gerçek diye gördüğün aslında gerçekten farklı olabilir. Fark ettiğini sandığın gerçeğin ardında her zaman başka bir gerçek bulunabilir...

Devamını Oku

Hayatın başka alanları

15 Mart 2003

Hükümet "az bir şey" değişti. Abdullah Gül ikinci "kuvvetli adam" oldu. Birkaç bakanın "ceza" görmesi dışında hükümet aşağı yukarı aynı. Savaş tezkeresinin ne zaman Meclis'e getirileceği belli değil. Ve bütün bunların dışında siyasi olmayan, resmi olmayan bir hayat var. O hayatın daha iyi ve güzel olması için çaba gösteren insanlar var.Okula kitaplık kuralımMesela, Kayseri'nin Bünyan İlçesi'ne bağlı Elbaşı Kasabası'nın Şehit Jandarma Er Zafer Akkaş İlköğretim Okulu'nun Müdürü Beşir Elibol ve Türkçe öğretmeni Mustafa Boyarbay okullarında bir kitaplık kurmak için çalışıyorlar. Bu çabaya destek vermek isteyenler için üç telefon numarası: 0352 722 60 08, 0543 623 85 94, 0535 853 37 87.Mülkiyeliler maça!..Mülkiyespor basketbol birinci ligine terfi etmek için çalışıyor. Siyasi hayattan erken emekli olan Mülkiyeli gazeteci Uluç Gürkan bütün Mülkiyelileri desteğe çağırırken şöyle diyor: "Rakiplerimiz arasında en fakir ve en genç olan bizim takımımız. En yaşlı oyuncumuz 1978, diğerleri 1980-1984 doğumlu. Moral desteğe ihtiyaçları var. Sporcularımız sahada Osman Tokcan kadar yakışıklılar, Deniz Gökçe kadar mücadeleci, Osman Birsen kadar efendi." Uluç Gürkan, İbrahim Özartal ve Sami Tezveren ile birlikte Mülkiyespor basketbol takımının birinci lige çıkması için uğraşırken bütün Mülkiyelilerin de en azından maçlara gelmelerini istiyor.Moda sahiline otoyol mu?!İstanbul'da Moda "ayrı ve özel" bir semttir. Hayatlarının belli dönemini burada geçirmiş olanlar Moda'dan kopamazlar. Moda son yıllarda çok değişti, ama Moda'yı tümüyle değiştirecek bir projeyle sahilden otoyol geçirilmek isteniyor. "Moda Semt Girişimi" de bu projenin durdurulması için çalışıyor ve destek bekliyor: "Tarihi ve doğal özellikleriyle bugüne gelebilmiş olan Moda bu projeyle birlikte bütün karakterini yitirecek, otoyol trafiğinin altında boğulmaya bırakılacak. Mimarlar Odası, Bilim Kültür ve Sanat Dostları Derneği ve insan Yerleşimleri Derneği'nin öncülüğünde oluşturulan Moda Semt Girişimi, yerel yönetimi bu projeden vazgeçirmeye çalışıyor." Moda'yı korumak için çalışanlara destek vermek isteyenlere: www.arkitera.com/gundem/modaTelefon: 0212 244 71 64 - 65Anadolu'nun uzak bir köşesinde genç insanlar okumak için kitap bekliyor, Mülkiyespor birinci basketbol ligine çıkmak istiyor, Modalılar semtlerinin özelliğinin bozulmamasını istiyor... Bunların hepsi kafamızı taktığımız ve önemli sandığımız birçok konudan daha önemli değil mi?

Devamını Oku