Amerikan yönetimi ilk kez Ankara üzerinde baskılarını yoğunlaştırırken 18 Şubat'a kadar süre vermişti. Bir ay geçti. Pazarlıklar, baskılar devam ediyor. Ankara'daki hükümet takvimi, malum, tezkerenin bu hafta da Meclis gündemine gelmeyeceğini gösteriyor. Tezkerenin Amerikan yönetiminin savaş kararları açısından gecikmesi ve "cepte" kalmasının sonuçları açık olarak ifade edilmektedir.
* Kuzey Irak'ta terörist sızmalara karşı güvenlik hattı oluşturmuş olan Türk askerinin bölgeden çıkması istenecektir.
* Amerikan ordusu Kürt aşiretlerini istediği gibi silahlandıracak ve bölgede güvenliğin sağlanması Kürt aşiretlerine emanet edilecektir.
* Bu, Kürt aşiretlerinin silahlı güçlerinin düzenli orduya geçmesiyle birlikte Amerikalıların birinci müttefiki olması anlamına gelmektedir. Dolayısıyla bölgede Türkiye'nin her türlü varlığına Kürtlerle birlikte Amerikalılar da karşı çıkacaktır.
* Savaş sonrasında ise bu ittifak, Kuzey Irak'taki yeni yapılanmada Türkiye'nin söz sahibi olmasına imkân vermeyecektir. Bu da Türkmenlerin tümüyle devre dışı bırakılması anlamına gelir.
* Savaştan sonra Irak'ın petrol üretimi düzenlenirken Kerkük-Yumurtalık boru hattı da tartışma konusu olacaktır.
Kim ödeyecek!?
Bunların dışında Türkiye, aktif olarak yer almadığı ve ABD ile arasını bozmayı göze alarak dışında kaldığı savaşın birçok zararını yine de görecektir. Yine turizm gelirleri azalacak; yabancı yatırımlar yine uzun bir süre daha Türkiye'nin yakınına uğramayacak; dış ticarette önemli tıkanmalar olacak, döviz fiyatı dengeleri bozulacaktır. Bütün bunların yanı sıra güvenlik nedeniyle yine de askeri harcamalar yapılacaktır. Bunlar Amerika'nın Türkiye üzerinden kuzey cephesi açması ve açmaması ihtimallerinde değişmeyecek "savaş zararlarıdır. Amerikan yönetimi "kuzey cephesi tezkeresi" ne bağlı olarak bunların bir bölümünü karşılamayı taahhüt etmiştir. Eğer hükümet tezkereyi geçirmezse kaçınılmaz olarak uğranacak zararları ödeyecek bizden başka kimse yoktur. Körfez Savaşı'nda olduğu gibi bütün bu zararlar "sineye" çekilecektir.
"Kötü" nün alternatifi
Böyle bir siyasi gerilimde bir de IMF, "Damokles'in kılıcı" olarak Türkiye'nin üzerinde sallanmaktadır. Tek bir kararla Türkiye'nin borçlarını ödeyemez, iflas etmiş bir ülke haline gelmesi sağlanabilir. Türk halkı savaşı istemiyor. Türkiye'de hiç kimse savaşı istemiyor. Ama Türkiye'nin şu anda, İkinci Dünya Savaşı'nın dışında kalmasını sağlayan "dar imkânları" bile yoktur. Ne yazık ki "kötü"nün alternatifi "daha az kötü" değil "daha kötü"dür.
Tezkerenin iki ucu
Amerikan yönetimi ilk kez Ankara üzerinde baskılarını yoğunlaştırırken 18 Şubat'a kadar süre vermişti. Bir ay geçti
Haberin Devamı

