Bu kadar kolay mı?

15 Aralık 2005

Amerikan yönetimi Irak'a saldırdı. Saddam Hüseyin'in Bağdat'taki dev heykeli devrilirken sevinç gösterileri yapanların sayısı yüze bile ulaşmıyordu.Bush yönetimi Pandora'nın kutusunu açtı. Kutunun içinden Arap milliyetçiliği, radikal İslam, Şii fanatizmi ve Kürt milliyetçiliği çıktı.Irak'ta dün seçim yapıldı. "Ilımlı" olarak nitelenen ancak Amerikan işgaline sıcak bakmayan Sünni Araplar da seçime katıldı. Ama herkes seçime kendi "milli" ve "dini" bayrağı altında katıldı.Irak'ı dağıtan Bush geçen günlerde iki itirafta bulundu. Birincisi görece masum bir itiraf: ABD Başkanı Irak'ın petrol gelirinin tahmin ettiği kadar olmadığını söyledi.Bunun tercümesi belli:"Petrol gelirini bölüştürürek grupları sakinleştirmek istiyoruz, ama ortadaki gelir yeterli olmuyor..."Bush'un ikinci itirafı ise ilki kadar masum değil: "Saddam Hüseyin'in kitle imha silahlarına sahip olduğuna ilişkin istihbarat yanlış çıktı..."Bunun tercümesi de şudur:"Irak'a saldırı için kullandığımız birinci gerekçenin hiçbir geçerliliği yoktur..."Hâlâ zaman varDünyanın en güçlü insanı, halen her gün onlarca cana malolan bir savaşı yanlış istihbarat üzerine başlattığını açıklıyor.Bu itiraf, siyasi tarihin en büyük skandallarından biri olarak tarih kitaplarında yerini alacaktır.* ABD Başkanı, her gün aldığı kararlarla dünya üzerinde yaşayan 6 milyarı aşkın insanın hayatlarını doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak etkilemektedir.Ve bu kişi, bütün Ortadoğu'nun düzenini değiştirecek bir savaşı başlatma kararını yanlış bir bilgiye dayanarak vermiştir.Irak'ın "birlik ve bütünlüğü" bazıları için bir hayaldir, bazıları için ise ağır bir yalan.Irak'ı oluşturan etnik ve dinsel unsurların bundan sonra birlikte yaşamaları için ortada fazla bir neden kalmamıştır. Şu andaki mücadele konusu, bu bölüşüm sürecinin daha yumuşak olması ve petrol gelirlerinin ileride daha büyük çatışmalara yol açmayacak şekilde bölünmesi.Ankara'nın Irak ve Kuzey Irak politikalarına bugüne kadar egemen olan asıl unsurlar Bağımsız Kürdistan meselesi, Kuzey Irak'taki PKK varlığı ve Kürt bölgesindeki Türkmenlerin haklarının korunması olmuştur.Türkiye'nin hemen yanıbaşındaki bu oluşumlara daha büyük bir çerçeveden bakabilmesi ve oyunun içinde başrollerde olması için hâlâ zaman vardır.

Devamını Oku

Adalet ve siyaset

14 Aralık 2005

Türk adalet sisteminin, tümüyle siyasetin ve çeşitli güçlerin etkisinden bağımsız olarak işlediğini söyleyenler olabilir.Şu anda yürümekte olan ya da sonuçlanmış olan bazı davalara bakıldığı zaman ise yargı düzenimiz üzerinde siyasetin ağır gölgesini görmemek mümkün değildir.Yargı sisteminin tümüyle siyasi iktidardan kurtulmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmadığı gibi, bunların konuşulması bile engellenmektedir.Dava adı, karar adı vermek yasalara aykırı. O zaman aynı soruyu "ilgili" herkes kendisine sormalı: Adaletin üzerinde siyaset gölgesi var mıdır?Vardır ve bunu "ilgili" herkes biliyor. Sadece "ilgili"ler değil sokaktaki bütün vatandaşlar da bunu biliyor.* Bu da halkın adalete olan güvenini ciddi şekilde sarsmaktadır.Muhalefette olan siyasiler bu durumdan hep şiddetle şikâyetçi olur, ama iş başına geldiklerinde durumdan yararlanma güdüsü baskın çıkar.Şu anda en ağır örnek, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yaklaşımıdır.Kısır döngü kırılmazsa...Erdoğan bir şiir okudu ve "siyaseten" mahkûm olup hapiste yattı. Ama aynı Tayyip Erdoğan şiir okuyan başkalarının ya da herhangi bir konuda fikir beyan etmiş olanların hapis yatmamaları için sonuna kadar ağırlığını koymuyor ya da koyamıyor.Son olarak söylediği, "Ben şiir okudum, hapis yattım, kimse benimle ilgilenmedi; Orhan Pamuk yargılanacak diye bir sürü insan ayaklandı" mealindeki sözlerine bakarak umutvar olmak da pek mantıklı değildir.Erdoğan "Ben yattım, o da yatıversin" gibi insanlık tarafından çoktan gömülmüş bir mantığı hukuki bir tartışmada kullanarak sorunun özüne fazla yakın olmadığını da göstermiş oluyor.* Mesele, en üst düzeyden en alta kadar bütün adalet sisteminin her türlü siyasi baskı ve etkiden bağımsız olmasıdır.İşte o zaman Tayyip Erdoğan şiir okuduğu için hapiste yatmayacak, yargının işleyiş tarzıyla ilgili eleştiri getiren yazarlara dava açılmayacak, Orhan Pamuk ne söylerse söylesin mahkeme önüne çıkarılmayacaktır.Siyaset-adalet ilişkisi tam olarak koparılmadığı müddetçe en büyük tehlike, sürekli olarak "devri sabık" yaratılmasıdır. Siyasi olarak güçlü olanlar, eski muktedirleri yargı önüne yollarlar, çünkü öncekiler de onlara yargıyı kullanıp baskı yapmışlardır.Kısır döngü böyle çalıştığı sürece de adalet üzerindeki siyaset gölgesi kalıcı olur. Tıpkı bugün olduğu gibi.

Devamını Oku

Hangi kimlik?

13 Aralık 2005

Kimlik tartışması devam ediyor. Çünkü basit bir alt kimlik-üst kimlik kavramını bilmeyen "önemli" kimseler bu kavramları çiklete çevirdi.Türkiye'deki durumdan kafası karışanların yanına bu kavramları bilinçli olarak çarpıtanlar da katılınca durum iyice içinden çıkılmaz hale getirilmiş oldu.Başbakan Erdoğan da sürekli olarak bu kavramlara dayanan tanımlar getirmeye çalışıyor. Ancak bu konuda temel bilgilere sahip olmadığı için tanımları birbirine karıştırıyor. Yeni bir şeyler söylemeye çalışıyor, sonra onları düzeltmeye uğraşıyor, böylece kargaşalığa katkıda bulunuyor.CHP Genel Başkanı Baykal ise Başbakan'ın her yanlışını eleştirme tarzıyla kavramların karışmasına katkıda bulunuyor.Alt kimlik-üst kimlik kavramlarının doğru anlaşılması Türkiye'nin bugünkü yapısını anlamak için gereklidir. Ancak halen siyasiler tarafından yürütülen tartışma tarzıyla bu konuda bir açıklık sağlanması mümkün değildir.Türkiye'de bir "Kürt sorunu" vardır. Ve bu sorunun, sorun olarak devam etmemesi için de geniş bir toplumsal uzlaşma sağlanması gerekmektedir.Ankara'nın derdi ne?Bu sorunun konuşulmaya başlanması kolay olmadı. Bunun gecikmesi de tartışmasız şekilde karanlıktan siyasi rant sağlayanlara, terör örgütlerine ve bu örgütleri destekleyenlere yaradı.CHP sözcüleri halen, bütün yaşananlara karşılık ortada bir sorun yokmuş havasında konuşmaya devam etmektedir. Sosyal demokrat nitelikli bir parti için bu tür bir sorunun birincil önemde olması ve bu partinin, sorunun ortadan kalkması için en büyük katkıyı sağlayan kurum olması gerekir.Bugünkü manzara ise, Ankara'nın durumu açısından hiç de umut verici görünmüyor.Başbakan bir takım tanımlar yapmakta, kavramları karıştırmakta, her sözünün ardından bir düzeltme ya da açıklama yapmaktadır. Ana muhalefet lideri de haftada üç kez bunları eleştirmektedir.Böyle bir ortamdan "çözüm"e yönelik yapıcı düşüncelerin çıkmasını beklemek zordur. Siyasilerin önce "derslerini" iyi çalışmaları, kurmaylarıyla tartışmaları gerekir.Ancak Ankara'daki geçerli siyaset anlayışı, böyle önemli bir konuda bile ayak üstü konuşma ve "lafa laf oturtma" tarzının ötesine geçmemiştir.

Devamını Oku

Böyle bölünür

13 Aralık 2005

Türkiye'nin "bölünmesi" sadece ayrılıkçı terörün hedefi değildir. İyi düşünülmemiş ya da küçük siyasi çıkarlar için yapılan bazı faaliyetler de ülkeyi, vatandaşları "gerçek" anlamda bölebilir.Her bölünmenin ille "etnik" kökenli olması gerekmez. Bazı insanların "izansızlığı" da pekâlâ ülkeyi bölebilir, vatandaşları birbirine düşürebilir.Bunun yıllardır yaşamakta olduğumuz örneği, "türban" meselesidir.Türkiye Cumhuriyeti'nde 80 yıl "türban" ya da "başörtüsü" gibi bir sonun yaşanmamış, bu konuda tartışma ya da çatışma da olmamıştır.Ancak son on yılımıza damgasını vuran en önemli "bölücü" meselelerden biri halen "türban"dır. Bu meseleyi ortaya çıkaran siyasi İslamcılar hedeflerine ulaşmış, ülkenin vatandaştan "türban taraftarları" ve "türban karşıtları" olarak ikiye bölünmüştür.Şu anda aynı "bölücü operasyon" içki konusunda yürütülüyor.Türkiye'de alkollü içki tüketimi ciddi bir sorun değildir. Katı İslamla yönetilen komşu ülkeler dışında kişi başına alkollü içki tüketiminde ülkemiz oldukça alt sıralarda kalıyor.Başka örneği var mı?Ankara'dan koordine edildiği anlaşılan bir harekâtla AKP'li belediyeler birbiri ardına, içkiyi de soruna dönüştürecek hamleler yapıyor.İçişleri Bakanlığı'nın desteğiyle, ki bu destek mülki amirlerin yani valilerin ve kaymakamların da harekâta katılması anlamına gelmektedir, ülke çapında bir seferberlik başlatılmıştır.Turistlerin gelmediği şehirlerde içki içilen mekânlar merkez dışına, gettolara sürülecektir. Turistlerin geldiği şehirlerde ise "turistik" sayılan alanlarda içki satışı serbest olacak, "buraya turist gelmez" denilen yöreler ise yasak kapsamına girecektir.Bu harekâtın amacının 18 yaşından küçükleri, gençleri içkiden korumak olduğunu söylemekle kimse kandırılamaz. Harekâtın yürütülme biçimi, ülke çapında bir "içkili" alanlar "içkili olmayan alanlar" ayırımına gidildiğini gösteriyor.İçki satılan lokantalara genelev muamelesi yapılmasının ilk örneği Türkiye oluyor. İslamcı rejimler, her şeyin el altından ve gizlice yapıldığı ülkeler dışında ilk kez böyle bir yöntem kullanılıyor.AKP'ye ve hükümetine yakıştırılan "ılımlı islamcı" tanımım güçlendiren bu uygulamanın halkı gerçek anlamda böldüğünü ve yeni bir "türban" sorununa doğru gidildiğini görmeyenler büyük sorumluluk altına gireceklerdir.

Devamını Oku

Yeni sol parti?

12 Aralık 2005

DİSK'in öncülük ettiği bir dizi toplantı ile Türk solunun durumu ve neden etkisiz kaldığı tartışılıyor. Bu toplantıların ardındaki fikrin yeni bir sol parti için "nabız yoklama" olduğu belli.Türk siyasetinde kendisini solda ya da sosyal demokrat olarak niteleyen çok sayıda parti oldu. Bunlara "sosyalist" partiler de eklenince sayı onu aşıyor.Bazı kesimler DEHAP ve DTP gibi partileri de solda sayıyor. Ancak bunlar bölgesel ve "milliyetçi" çizgide siyaset yapan partilerdir. Solda sayılmaları için fazla bir neden yoktur.Bugün kendini solcu ilan etmiş partilerin en büyüğü CHP'dir. Meclis'teki ikinci büyük parti, ana muhalefet olmasına rağmen CHP'nin kitlesel etkinliğini artırmak için herhangi bir çaba göstermediği ortada. Siyaset çizgisini de daha çok muhafazakâr kanadın geleneksel temalarına doğru çekti. Ve bu çizgi de bugün MHP ile bazen de DYP ve ANAP çizgileriyle aşırı paralellik gösteriyor.Soldaki ikinci parti, Murat Karayalçın'ın liderliğindeki SHP'dir. Bu partiyi oluşturan kadrolar daha önce CHP'de yer almak için uğraşmış ve Baykal ekibi tarafından "tasfiyeye" uğramışlardır. Son olarak Baykal ile ters düşen bazı CHP'li milletvekillerinin de katılımıyla bu parti siyaset sahnesinde biraz daha ön plana çıktı. Ancak şu ana kadar yürüttüğü çalışmalarla SHP, yakın gelecekte solu kucaklayacak bir parti konumuna gelemedi.Çok dikkatli olunursaKendisini "demokratik sol" olarak tanımlayan DSP'nin solculuğu da çok tartışmalıdır. Bu parti Ecevitler'in yönetiminde bir "yadigâr" örgütlenme olarak duruyor.Üç partinin toplam oy oranı ancak yüzde 25 dolayındadır. Daha soldaki partiler de eklendiğinde bu toplam yüzde 30'a ulaşamıyor.Sol partiler Türkiye'de en kötü zamanlarında yüzde 30, en iyi zamanlarında yüzde 40 dolayında oy oranlarına ulaşmışlardır. Bugünkü partilerin herhangi birindeyse Türk Solu'nu "iyi günlerine" götürecek bir potansiyel görülmüyor.Yeni sol partiyi tartışanlar bu gerçekten hareket etmektedirler. Ancak bu tespit, yeni partinin başarısı için yetmez.* Yeni parti, eğer kurulursa, diğer sol partilerin yanında yeni bir "kulüp" halinde kalmamanın tedbirlerini alarak yola koyulmak zorundadır. Çünkü her başarısızlık başkalarının hevesini de kırıyor ve kendinden ötesini etkileyen sonuçlara neden oluyor.Harekete geçenlerin her unsuru iyi düşünüp çalışmaları, kitleye ulaşma yollarını en baştan açık tutmaları halinde yeni parti, Türk solunun geleceği için önemli bir adım olur.

Devamını Oku

Akrep, kaplumbağa, horoz, çakal

11 Aralık 2005

Akrebin biri, iğnesinde kötülük zehri saklı, ok torbasında habislik oku gizli olarak yola çıktı. Engin bir suyun kenarına vardı. Kurudu kaldı! Ne yapacağını şaşırdı. Ne ileri bir adım atabiliyor ne de geri dönebiliyordu. İleri gidemiyordu, çünkü su vardı. Geri gidemiyordu, yorgunluktan hali kalmamıştı.O sırada bir kaplumbağa geldi, onun bu çaresiz halini gördü, acıdı. Sırtına aldı, suya atladı, yüzerek karşı kıyıya ilerlemeye başladı.Birden kulağına bir tıkırtı geldi, akrebin sırtına bir şey sokmaya çalıştığını hissetti. "Ne var, ne oluyor, ne yapıyorsun. Bir şeyler vuruyorsun sırtıma, nedir bu?" diye sordu.Akrep şu cevabı verdi: "Ne olacak! Sırtına vurduğum iğnem, kulağına çalınan da onun sesidir. İğnemin senin kalın kabuğuna tesir etmeyeceğini biliyorum, ama ne yapayım, elimde değil. Denedim bir kere. Tıynetimin icabı budur, huyum böyledir, vazgeçemem."Kaplumbağa yüzmeye devam ederken düşündü: iğnesi kabuğuma işlemez ama bu cibilliyetsiz de bu kötü huyundan vazgeçmez. Vazgeçirmenin bir tek yolu var. İyileri bunun şerrinden kurtarmak, en büyük iyiliktir. Ben şunu kendi kötü huyundan kurtanvereyim...Sonra suya daldı, akrebi dalgalara teslim etti. Kafasını tekrar sudan çıkardığında akrep görünmez olmuştu.* Molla Cami'nin "hissesi" : Sana bir kötülük yapamasa bile her kötü huyluya yüz hile telinden, her lahza saz çalmaktansa, bırak dalgaların arasında yok olup gitsin. Ancak böylece o kendi kötü tabiatından, halk da onun şerrinden kurtulmuş olur.***Bir çakal bir horozu sabah uykusundan uyanmadan önce yakaladı, pençesiyle kıskıvrak tuttu. Horoz feryada başladı:"Ne olur beni öldürme! Ben uyanıkların dostu, uyuyanların sevgilisiyim. Geceyi ibadetle geçirenlerin müezziniyim. Ne olur beni öldürme, zulüm kılıcıyla kanımı dökme. Ben sana hiçbir kötülük yapmadım, sen ne diye benimle savaşıyorsun? Benim kanımı dökmen haksızlık olur. Beni öldürme!"Çakal horozun yalvarmalarını dinledikten sonra şöyle dedi: "Seni öldürmemek gibi bir ihtimal yoktur. Çünkü benim iradem budur, yani zayıfları öldürmektir. Sana bir tek iyilik yapabilirim. İki şıktan birini seç: Bir pençe darbesiyle mi canını alayım yoksa parçalayarak mı öldüreyim?"* Molla Cami'nin "hissesi" : Kötü bir adam senin başına bela kesilirse onu akıl tedbirleriyle başından savmaya çalış. Sakın yalvarma, acındırma suretiyle kurtuluş yolu arama. Çünkü onu bir kötülükten vazgeçirsen bile daha kötüsünü düşünür ve yapmaya çalışır.***Molla Cami'den bir kıta: Düşmanın pençesinden akıllı ve tatlı sözlerle kurtulamazsan o vakit acı konuşmalı. Kapı anahtarla kolay açılmazsa kilidi kırmak için taş kullanmak gerek.

Devamını Oku

Devekuşu gibi

9 Aralık 2005

Bir sorunu yok saymakla o sorun yok olmaz. Türkiye'nin şu andaki en önemli sorunları, yıllarca yok sayıldı.Türkiye'yi dünyada sıkıntıya sokan bütün sorunlar bu devekuşu politikalarının sonucudur. Türkiye'de bir "Kürt sorunu" yokmuş gibi yapılarak bugünkü bütün sıkıntıların temelleri sağlam biçimde atılmıştır.Şemdinli olayı ve ardından yaşananlar, en azından sorunu bugünden itibaren anlamak isteyenler için bir dayanak olabilir, olmalıdır.* Ankara'nın "resmi" politikası "Kürt yoktur" mantıksızlığı üzerine kurulmuş, yürüdüğü yıllar boyunca her kanattan siyasiler Kürt aşiret reisleriyle, ağalarla gizli ilişkiler sürdürmüş, aday pazarlıkları, seçim pazarlıkları yapmışlardır.Bu sistem Güneydoğu'daki çağ dışı yapının korunmasını isteyenlerin de işine gelmiştir.Bugünün dünyasında devekuşu politikasının hiçbir geçerliği kalmadı. Sudan'ın bir köyünde yaşanan bir olay da bütün insanlığa ulaşıyor.Hâlâ devekuşu olmayı tercih edenlerin bu yöntemle başarı sağlayacaklarını, en azından sorunları ertelemeyi başaracaklarını sanmaları da saflıktan öte, bir insani zafiyeti gösteriyor.Onlar etkili oldukça...Bugünün dünyasında geçerli olabilecek tek bir yöntem vardır: Sorunu açık açık belirlemek, insanları bilgilendirmek ve çözümleri toplumsal bir tartışma ortamı içinde aramak.Devekuşu olanların ve insanları devekuşu olmaya zorlayanlanların sorunlar karşısında paniklemesi de kaçınılmazdır. Ne zaman "Ermeni" sözcüğü geçse, "1915'te ne oldu" sorusu ortaya çıksa, bir kısım zevat anında panikliyor.Bunların düşünce sistemi "Öyle bir sorun yok, ama vatan hainleri böyle bir sorun varmış gibi yaparak ülkeye zarar veriyor" mantığının ötesine geçemediği için de sorunlar kartopundan çığa dönüşüyor.* Her sorunu açıkça konuşan uluslar, ülkeler kendi yaralarını onarmakta, acılarını gidermekte ve gelecek kuşaklara daha güvenli hayat hazırlamakta en başarılı olanlardır.* 90 yıl sonra Ermeni tehcirini, 80 yıl sonra Kürt sorununu, 30 yıl sonra Kıbrıs sorununu konuşmakta, tartışmakta güçlük çeken bir toplum olmamızın sorumlusu devekuşlarıdır. Devekuşları yüzünden sorunlar kuşaktan kuşağa devredildi.Devekuşları konuşma sevmez, tartışma sevmez, bilgi sevmez. Türkiye'nin asıl sorunu bu devekuşlarının halen etkili olmaya devam etmeleridir.

Devamını Oku

Seçim havası?

9 Aralık 2005

Ankara'da iki gelişme birbirini tetikler. Seçim kokusu alan bazı vekiller kendilerine daha sağlam bir siyasi gelecek aramaya başlarlar. Partilerin, özellikle iktidar partisinin içinde bir çalkantı başladığı anda da yukardakiler seçimi düşünmeye başlar.AKP'nin üst yönetimi, Balıkesir Milletvekili Çömez'in ağır iddialarına karşı açıklama getirmek yerine, partiden gitmek için hazırlık yaptığı suçlamasıyla cevap verdi.Kuşkusuz bunun en doğal yankısı, saldırıyı yapanların "açıklama yapamadıkları için saldırdıkları" şeklinde olacaktır.* Özelleştirmede adam kayırma, yerel yönetimlerle etik olmayan "iş" ilişkileri ve vergilerle oynayarak çıkar sağlama iddialarında bulunan AKP'li milletvekili eğer başka partiye geçerse durum daha da vahimdir.Çünkü o zaman akla gelen olasılık, birçok AKP'li milletvekilinin çeşitli konularda bilgi sahibi oldukları ve ancak partiden ayrılma durumunda bunları eleştiri konusu yaptıkları olacaktır.Ankara'nın tek modeliPartide kalan milletvekili bir şeyler bildiği halde susuyorsa...Bildiklerini söyleyenin iddialarına cevap verilmeden ceza yoluna gidiliyorsa...AKP hükümetinin bazı icraatları konusunda daha da ağır kuşkuların ortaya çıkması kaçınılmazdır.Böyle bir duman ortalığı sardığı anda da iktidar partisinin büyükleri hızla erken seçime giderek, hem parti içinde temizlik yapma hem de muhalefeti hazırlıksız yakalama planları yapmaya başlar.Başbakan Erdoğan'ın Okyanusya gezisinden dönmeden hiç kimsenin ağzını açmaması da, AKP içinde demokrasi ve katılım konusunda kuşkuları olanlara hak verdirecek nitelikte bir durum.Sadece genel başkanın konuştuğu ve her konuda konuştuğu bir siyaset modeli Ankara'daki tek modeldir.Erdoğan konuşmakta Baykal konuşmakta; sonra birbirlerini televizyonda ya da gazetelerde izledikten sonra tekrar konuşup atışmakta ve böylece siyasi görevlerini yerine getirmektedirler. Onların dışında "önemli" konularda kimse ağzını açmamaktadır. Çünkü her zaman "hata" yapma "liderin" düşüncesinin dışında bir şey söylemeleri ihtimali vardır.Siyasette, özellikle de bizim siyaset dünyamızda 24 saatte çok şey değişebilir. Balıkesir Milletvekili Çömez'in iddialarıyla başlayan süreç de ülkeyi hızla erken seçime götürebilir.

Devamını Oku