Yeni politika

8 Aralık 2005

Kuzey Irak'ın fiili başkanı Barzani bir süre önce "bağımsız Kürdistan" üzerine konuşurken önemli bir sorun olarak "denize açık olmama"yı gösterdi.Bu ifadenin bir tek anlamı vardır:Kürdistan'ın tek denize ulaşma yolu Türkiye üzerinden geçmektedir. Ve Kürdistan'ın, petrolünü pazarlamak, güvenli şekilde satmak için bu yola şiddetle ihtiyacı vardır.Sınırın bu tarafında ise, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan, ancak şu anda PKK ve aynı yöndeki örgütlerin etkisinden kurtulamayan milyonlarca Kürt bulunuyor.* Bu dengenin içinden ya herkesin faturasını ödeyeceği mantıksız bir çatışma çıkacak ya da herkese büyük faydası dokunacak kalıcı bir barış.Şu anda bu kilidin çözülmesinin önündeki en büyük engel olarak PKK bulunuyor. Özellikle gençler üzerindeki etkinliğini kullanan PKK, Türk vatandaşı Kürtlerin geleceğini de kendi ipoteği altında tutmaya devam ediyor.Ve ne yazık ki Şemdinli olayı gibi olaylar sadece bu ipoteğin varlığına yarıyor.Hesap ortadaTürkiye'nin Avrupa Birliği şemsiyesi altında gireceği yeni süreç aynı zamanda bir "güvenlik süreci"dir. Bu sürecin sağlıklı yürümesini sağlayacak en önemli unsur da içerde Kürt, güney sınırımızın ardında da Kuzey Irak ya da Kürdistan politikasının hem bağlantılı hem de gerçekçi olarak çizilmesidir.Son günlerde Ankara'dan gelen bazı haberler bu konuda önemli girişimler olduğunu gösteriyor. Şu anda önemli olan, bu yapılanmanın bütün kurumları ve siyasi güçleri kapsayacak şekilde oluşturulmasıdır.Bunun altyapısında tartışmasız bir demokrasi harcının bulunması şarttır. Avrupa Birliği süreci yine burada önemli oluyor. Demokrasi ne kadar gelişirse PKK ve benzeri anlayışlar o kadar zayıflar. Tersinin doğru olduğunu gösteren hiçbir örnek bulunmamaktadır. Yirminci Yüzyılda dünyada yaşanan benzeri sorunların çözüldüğü ülkeler sadece demokrasiye en güçlü şekilde sarılan ülkeler olmuştur.Kuzey Irak'ta kurulacak olan kürdistan'ın yapısı ve bağımsızlık durumu ne olursa olsun Türkiye'ye ihtiyacı vardır. Bunun üzerine kurulacak her türlü yapıcı politikadan da sonuç alınması kaçınılmazdır.Şu anda hem Türkiye Cumhuriyeti için hem bütün Türk halkı için hem Türk vatandaşı Kürtler için hem de Kuzey Irak Kürtleri için ortak "diken" PKK'dır.Türkiye Kürtlerinin bunu görmesi için de her şey yapılmalıdır.

Devamını Oku

İktidar nimetleri

6 Aralık 2005

Siyasi iktidarların başta gelen meraklarından biri kendi zenginlerini yaratmaktır. Siyasi iktidara bağlı ve bağımlı "iş" gruplarının iktidarlarını güçlendirdiğine inanırlar.Varolan sermaye gruplarının kendilerinden önceki siyasi iktidarla iyi geçinmiş olmaları onlar için bir kuşku nedenidir.Kendi zenginlerini yaratarak, yeni iş gruplarını daha da güçlendirerek kendilerine güvence sağlamaya çalışırlar. İş ve sermaye dünyasına egemen olmak için uğraşırlar.Böylece başbakanların, bakanların yanında iç ve dış gezilere çıkan iş dünyası temsilcileri değişir. Bazıları sadece başbakana, bakanlara yakın olmak için ülke ülke dolaşır. Başbakan ve bakanlar da güçlerini böylece daha somut olarak görürler.Bu, iktidar oyununun bir parçası olarak uzun süredir yerleşmiştir ve hiçbir siyasi iktidar kendini bu çekimden kurtaramamıştır.Ancak oyun bununla kalmaz. İşin içine kayırmalar, kişiye özel karar ve kararnameler girmeye başlar.Eski dönemde, iktidarların halkın cebinden bol kepçe para harcayabildiği dönemlerde kamu bankaları bu sistemin en önemli aracı olmuştu. 2000'lerin başındaki büyük ekonomik krizlerde bu sistemin payı çok büyüktür.Şimdi ne yapılacak?AKP iktidarının da bu oyunun dışında kalamadığının belirtileri uzun süredir vardı. Kamuoyunun gözü önünde yapılan büyük özelleştirmeler ve satışlarda herhangi bir kuşku yaratılmamak için gereken özenin gösterildiğini söylemek mümkün. Ancak daha küçük çaplı özelleştirmelerde, hatta yerel yönetimlerin yetki alanına giren taahhüt işlerinde kayırmalar olduğunu ilişkin iddialar sürekli olarak ortaya atılıyordu.* Bu kez en önemli iddiaların sahibi bir AKP'li milletvekilidir. Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez'in söyledikleri gerçekten ağır suçlamalar içermektedir. Bir bakanın fabrikasının bulunduğu yörenin belediye başkanıyla yakın ilişkisi ve desteği belki yasal olarak herhangi bir suç teşkil etmeyebilir. Ama ortada bir "etik" sorun olduğu çok açıktır.Milletvekilinin ilk kez kamuoyuna açıkladığı, değerli taşların ithalinde verginin kaldırılması ve böylece belli kesimlere büyük rant sağlanması meselesi ise sonuna kadar araştırılması ve soruşturulması gereken bir iddiadır.AKP iktidarına yönelik en ağır suçlamayı getirenin partiden bir milletvekili olması, durumu daha da ağırlaştırıyor. Bu iddiaların üzerine en yetkili düzeyde gidilmemesi hükümette büyük yaralar açacaktır. AKP'nin seçimi kazanmasının en temel nedenlerinden biri, "temizlik" görüntüsü vermiş olmasıdır. Bu görüntüdeki her türlü bozulma da AKP iktidarını kendilerinden öncekilerden farksız hale getirir.

Devamını Oku

Anayasa ve Kürtler

5 Aralık 2005

Demokratik Toplum Partisi'nin "eşbaşkanı" Ahmet Türk, pazar günü CNN Türk'te konuştu. Konuşmada dikkati çeken iki unsur vardı.Birincisi, "PKK ile buluştuğumuz yerler var" sözüdür. Bu söz ve devamına bakıldığı zaman Demokratik Toplum Partisi ile PKK arasındaki farkın "silahlı mücadele" ile "demokratik siyaset" arasındaki fark olarak ortaya çıktığı görülmektedir.Burada örnek alınan modelin Bask ve İrlanda'da olduğu gibi "silahlı kanat-siyasi kanat" ikili yapısı olduğu anlaşılmaktadır.Böyle bir yapılanmayı düşünenlerin öncelikle Bask ve İrlanda örneklerine bakmaları, hem de iyi bakmaları gerekiyor:* Her iki örnekte de "silahlı kanat" için deniz çoktan bitmiştir. IRA silah bıraktığını daha yakında açıkladı. Her iki örnekte de "silah" her zaman işleri daha zorlaştırmış, şiddet şiddeti tırmandırmış ve sonunda şiddette ısrar edenler kaybetmiştir.* Ahmet Türk'ün sözlerinin önemli bir yanı da "Anayasa" ile ilgilidir. Türk, Anayasa'nın değişmesiyle ilgili görüşler öne sürerken sözlerini döndürerek "Türk milleti" ifadesiyle ilgili eleştiri getirmektedir. Herhalde hedef Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın girişine "Türk milleti" ile birlikte "Kürt milleti" ifadesinin konulmasıdır.Kurnazlıkla nereye...Bu, bir süredir yapılan "üst kimlik-alt kimlik" tartışmalarına farklı bir bakış getiriyor. Talep, "kürt milleti"nin bir "üst kimlik" olarak Anayasa'ya girmesidir. Bu da ancak "federatif" yapıda olabilecek bir öneridir.* Demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi, insan haklarının eksiksiz uygulanması, bütün kültür ve inançların eşit haklara sahip olması gibi gelişmiş demokrasi çerçevesindeki haklı talepleri aşan bir yeni talep söz konusu.Türkiye'de demokratik hakların gelişmesi için verilen mücadele ile Kürt milliyetçiliğinin hedefleri aynı değildir.Demokrasi köken ve inanç farkı gözetilmeden bütün vatandaşlar için var olmak zorundadır. Bu hakları kullanırken kafalarının ardında başka hedefler bulunanlar, olabilir. Bu da doğaldır. Ancak "takıyye" yapmak demokratik bir hak değildir."Takıyye" yapan, amaçladığından farklı konuşan, farklı amaçları başka siyasi yapıların arkasına saklayanların Kürt olması da bu gerçekleri değiştirmez. Hepsi eski usul "köy-kasaba kurnazlığı" üzerine kurulu politikalardır ve bunlarla bir yere de varılamaz.* Eğer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı "üst kimlik" olarak bu ülkede yaşayan herkesi birbirine bağlıyorsa bunlardan herhangi birinin de kendi "alt kimliği"ni anayasal bir hak gibi dayatması söz konusu olamaz, olmamalıdır.

Devamını Oku

Akıllı insanlarla alay etmek

3 Aralık 2005

Molla Abdurrahman'ın Baharistan'da anlattığı hikâyelerden biri, İskender ile ona "ders veren" bir "çirkin" filozof hakkındadır.***İskender-i Rum, cihangirlik çağlarında bir kaleyi savaşmadan, hile ile ele geçirdi ve askerlerine "yıkın" diye emir verdi. Etrafındakiler dediler ki: "Bu kalede bilgin bir kişi yaşamaktadır. Çok şey bildiği, en zor meseleleri çözdüğü söylenir. İsterseniz bir görün..."İskender de "Getirin bu adamı, bakalım" dedi. Adamı getirdiler ve İskender sözü edilen bilgini görür görmez nefret etti.Çünkü adam çok çirkin biriydi ve İskender kendi tutamadı, "Bu ne korkunç, bu ne acayip bir şey" deyiverdi.Bilgin, İskender'in tavrına ve sözlerine çok üzüldü, ama yine de gülümseyerek konuşmaya başladı:- Sen benim çirkin suratımı ve suretimi ayıplıyorsan, demek ki boş bir adamsın. İnsanın teni bir kındır, cam ise kılıçtır. İşi gören kılıçtır, onun kını değil.İskender bu sözler üzerine şaşırdı ve merak etti. Bilgin sözlerini sürdürdü:- Bilmiş ola ki, herkese fena muamelede bulunan kimse daima yüzlerce ıstırabın acıları içinde kıvranır durur. Böyle insanların hapishaneye konmasına da gerek yoktur. Çünkü onlann vücutlarının derisi, onların hapishanesidir, onlara yeter.İskender sözünü kesmeye teşebbüs etmeyince bilgin devam etti:- Kötü muamelenin altında kıskançlık vardır. Kıskanç kimse daima mustariptir. Kendisine verileni hiçbir zaman beğenmez, gözü hep başkalarındadır. Kendi hakkı olmayan şeylere gönül bağlar, göz diker. Başkalarının el ve avuçlarında bir şey gördü mü, sebepsiz yere, neden onlara verdin de bana vermedin, diye feryat eder.Cömert akıllılar, kendi mallarını dostlarının malı telakki eder. Alçak akılsızlar ise neleri varsa sonunda düşmanlarına bırakır. Kerem sahibi cömert adam, eline ne geçerse hepsini dostlarının ayaklarına saçar, dağıtır, döker. Sütü bozuk habisler ise ne biriktirmişlerse, öldükten sonra düşmanlarına bırakırlar...Çirkin filozof, İskender'in yüzüne bakarak sözlerini tamamladı:- Akıllı insanlarla alay edip eğlenmek; büyüklüğün şanı olan yüz suyunu yere dökmek, kendi haysiyetini çiğnemek, kendi şerefiyle oynamak, onu zillet tozuna bulamak demektir.Olgun ve bilgin kişilerle alay edip eğlenmekten vazgeç. Aksi takdirde büyüklüğünü, şan ve şerefini kaybedersin.Herkese yumruk sallama mesleğini güdenler, bir gün gelir elleri ve emirleri altında bulunanların tekneleriyle can verir. Herkese insafsızca kılıç çekenler, en sonunda insafsızların kılıçlarıyla ölür...İskender, bilginin sözlerinden çok etkilenmiş, özür dileyip kendisine armağanlar vermiş, kaleyi yıktırmaktan da vazgeçmiş.

Devamını Oku

Enflasyon başarısı yetmiyor

2 Aralık 2005

AKP hükümeti, iktidara gelmeden önce özellikle Kemal Derviş'in çabalarıyla uygulanan "kemer sıkma" politikalarından şaşmadı. En azından üç yıl boyunca şaşmadı. Bunun doğru olduğu tartışılmaz.Enflasyon bu sayede en düşük düzeyine indi. Türkiye'nin 35 yıllık hastalığını yendiği ilk kez söylenebilir. Böylece de her bir vatandaş, cebinden sürekli para alınmasından kurtuldu.* Derviş'in koyduğu ilkelerden, herhangi bir popülist gerekçe ile sapılmamış olması önemlidir.Ekonominin, ancak ekonomistler tarafından anlaşılan rakamsal değerlendirmeleri her şeyi olumlu gösteriyor. Ancak enflasyondaki başarının ekonomide önemli bir hamleye dönüşmesinin diğer koşulları yerine gelmiş değil.Yabancı sermaye yatırımları Türkiye'ye "akmış" değil. İçerde kendi yaralarını henüz sarmakta olan ekonominin sadece iç kaynaklarla yatırım hamlesi yapmasının mümkün olmadığını iktisatçılar yine rakamlarla anlatıyor.Türkiye'ye yabancı sermaye yatırımları konusundaki oldukça iyimser beklentiler henüz gerçekleşmiş değil.* Bunun nedenlerinin çok iyi açıklanması, sorunun çözümü için birinci koşuldur.Batı'daki Türkiye'ye ilişkin tartışma konularına baktığımızda, ülkemizin yabancı sermayeye tam anlamıyla güven verecek bir "imaj sıçraması" yapamadığını görmek zorundayız.Bir futbol maçı, bir yazar hakkında anlamsız bir dava, bir gazetecinin aldığı hapis cezası, Şemdinli olayları ve benzeri onlarca gelişme Türkiye'yi iyi izleyen herkesin dikkatini çekmeye devam ediyor.Dünya halen Türkiye'yi "ortada" görüyor. Her an o yana ya da bu yana kayabilecek bir görüntü, halen canlılığını koruyor.Bir futbol maçı bile Türkiye'nin niteliği hakkında kuşku yaratıyorsa, bunun için başkalarını suçlamak asla çözüme ulaştırmaz. Bütün sorunların çözümünü ancak kendi içimizde bulacağız. Dünyadaki imajımızı değiştirmemiz ancak kendi söküklerimizi dikmeye devam ettiğimiz sürece mümkün olacak.Türkiye'nin imajı tam anlamıyla geleceğini belirlemiş ve kararlılıkla ilerleyen bir ülke imajına dönüşmedikçe yabancı sermayeyi de sadece beklemeye devam ederiz.

Devamını Oku

Kilit Çankaya

1 Aralık 2005

İki yıl sonraki seçime AKP rakipsiz favori olarak ilerliyor. Zorlayan, yanlış yapmaya sürükleyen bir muhalefet de bulunmuyor. AKP hükümeti, çok partili düzene geçildiğinden beri, 60 yıldır kurulan bütün hükümetler arasında en şanslısıdır.Seçime yaklaşırken AKP'nin önünde temel bir yol ayrımı vardır. Radikal sağda durmaya devam eden seçmen ile her zaman merkeze yönelen seçmen arasında tercih yapmak.* AKP'nin önündeki yolda bazı "mayınlar" bulunuyor ve onnları bizzat AKP döşemiştir. Mayınlar türban ve imam hatip inadı idi. Bunlara yakın zamanda üniversite ile savaş ve son olarak da fiili içki yasağı uygulamaları eklendi.Bu konularda yürütülecek politikalar ya partiyle ilgili kuşkularını güçlendirerek merkezdeki seçmeni AKP'den uzaklaştıracak ya da AKP bu mayınların üzerinden atlamayı başararak merkezdeki seçmenle bağını güçlendirecektir.Seçim öncesinde ise en büyük kilit Cumhurbaşkanı seçimidir. AKP'nin bu seçime ilişkin kararı ve tavrı geleceğin kilidi olacaktır.Mayınlardan kurtulursaSeçenekler belli: Tayyip Erdoğan bir kat daha yukarı çıkmayı seçebilir. Parti içinden ağırlıklı bir isim, Bülent Arınç ya da Mehmet Aydın aday seçilebilir. Ya da parti dışından ve toplumsal uzlaşmayı simgeleyen bir isim aranır.Erdoğan'ın yukarıya çıkmayı istemesi halinde AKP içinde bir iktidar mücadelesinin başlaması kaçınılmazdır. Şu anda bir arada yaşamaya devam eden "eğilimler" partiye egemen olmak için harekete geçerler ve AKP'den birkaç parti doğar.Eğer Erdoğan dışında ama parti içinden bir aday belirlenirse bu kişinin nitelikleri aşırı önem kazanacaktır. Genellikle bir kat aşağıda, yani başbakanlıkta kalan "lider" kendi sözüyle hareket edecek bir kişi ister, ama koltuğa oturan da her zaman kendi yoluna gider.* AKP fiili merkez partisi olarak bir 5 yıl daha Türkiye'yi yönetmek istiyorsa önce kendi döşediği mayınlardan kurtulmak zorundadır. Türban, imam hatip, üniversite ve içki gibi çatışma alanlarını gündemden çıkarmak yine AKP'nin elindedir.Cumhurbaşkanı seçimi de sadece AKP'nin değil Türkiye'nin yakın geleceğinin asıl kilidi olacaktır. AKP bu yolda "mantık" ve uzlaşma işaretleri verdiği sürece toplumdaki güven duygusunu da güçlendirir.Hiçbir toplum çatışma, kriz, gerilim istemez. AKP'nin geçmiş başarısı bunun üzerine kurulmuştur, devamı da destek bulacaktır.

Devamını Oku

Seçim hazırlığı

30 Kasım 2005

Son 22 yılda 6 genel seçim yapıldı. Bunların 6'sı da erken seçimdi. 22 yıldır bütün iktidarlar, ister tek parti ister koalisyon olsun erken seçime gitmek zorunda kaldı. Turgut Özal 1987'de erken seçimi bir baskın seçim olarak düşünmüş fakat büyük oy kaybına uğraması planlarını bozmuştu.Bu 22 yıl içinde en uzun ömürlü Meclis 4 yıl 23 gün görev yaptı. En kısa ömürlüsü ise 3 yıl 3 ay ile 1995-1999 arasında görev yapan Meclis oldu.AKP'nin büyük çoğunluk sağladığı bu parlamento 3 Kasım 2002'de seçildi, yani bir sonraki seçime daha tam 23 ay var.23 ay hem çok uzun hem de çok kısa bir süre. İktidarda olan için uzun çünkü bu 23 ay içinde seçime dönük her türlü hazırlığı yapma imkânına sahip. Muhalefet için bugünkü koşullarda çok kısa, çünkü birkaç küçük nokta dışında iktidar partisi önemli bir açık vermedi.* Son kamuoyu yoklamaları, "bugün seçim olsa" AKP'nin oylarını artıracağını ve Meclis'e daha da çok milletvekili getireceğini gösteriyor.Aynı araştırmalara göre ana muhalefet partisi CHP 5-6 puanlık bir kayıpla yüzde 15'in altına iniyor. Bu da CHP'nin Meclis'e getireceği milletvekili sayısının 150'nin de altına düşmesi demek.Muhafazakâr oylara talip olan ve Batı karşıtı, Avrupa Birliği karşıtı politika yürüten diğer partilerin (MHP, ANAP, DYP ve GP) talip oldukları oylar halen en sağdaki seçmen oyları. Bunların toplamı da yaklaşık yüzde 30 dolayında seyrediyor, ancak dörde bölündüğü için de hiçbiri Meclis'e giremiyor.Bir formül varBu kanatta tıkanmışlığı giderecek tek çözüm olarak, yine son 15 yıldır ikide bir gündeme gelen formül bulunuyor: DYP ile ANAP'ın birleşmesi. Ancak bu iki partinin birleşmesi ile AKP karşısında bir seçenek oluşturabileceğini sayılar açıkça gösteriyor. Hatta böyle bir birleşme ile bu parti oylarını yüzde 15'in üzerine taşıyabilir ve CHP'nin de önüne geçebilir.Bugünkü manzaranın önümüzdeki 23 ay içinde değişebileceğine ilişkin şimdilik bir işaret yok. Ekonomide belli ölçüdeki rahatlama, işsizlik meselesinde henüz büyük gelişme sağlanmamış olmasına rağmen, AKP hükümetine güvenin sürmesini sağlıyor.* 23 ay içinde AKP önemli bir hata yaparak bu manzarayı bozabilir mi? Elbette bozabilir. Türban veya imam hatipler ya da içki yasağı gibi sorunlar ortadaki seçmenin AKP'ye bakışında değişiklik yaratabilir. Ancak AKP asıl tabanının ortada olduğunu, radikal sağda olmadığını görebiliyorsa önemli bir yanlış yapmayacaktır.Bu manzara içindeki en önemli "kilit" ise 2007 ortasında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Bu konuda AKP'nin yürüteceği politika konusunda henüz hiçbir belirti görülmüyor.Bu veriler bir araya getirildiği zaman da AKP'nin erken seçim istemesi için şu anda hiçbir neden bulunmuyor. Cumhurbaşkanı seçimi hariç.

Devamını Oku

"Hemen unut" sistemi

29 Kasım 2005

Bir koltuğa ilişmeyi başarmış insanların yerlerini korumak için benimsedikleri sistemin adı "hemen unutmak"tır. Bizim gibi hafızası zayıf toplumlarda bu sistem olağanüstü geçerli ve etkilidir.Daha yeni yaşadık: Bir milli futbol maçı oynandı, maçın ardından bütün Türkiye'yi rezil eden olaylar yaşandı. Neler olduğunu tekrar etmeye gerek yok. Ancak bundan sonrası da gerçekten ibret verici.Olaylarla ilgili olarak suçlanan kişiler vardı:* Havaalanındaki rezaleti örgütleyenler: Bunların kimler olduğu bile anlaşılamadı, konu genelleştirilip "kaynatıldı."* Milli Takımlar Başantrenörünün oyuncuları germesi ve hatta "saldırı" işareti vermesi: Bu konu da kapatıldı, bu kişinin oyuncuları "germediği"ni kanıtlamak üzere montajlı bir kaset televizyonlara dağıtıldı. O kişi halen görevinin başında.* Futbol Federasyonu'nun sorumlu bir yöneticisi ilk maçtan itibaren "savaş" demeçleri verdi ve ikinci maçta koridora "görevleri kuşkulu" kişiler soktuğu ortaya çıktı: Bu kişi de görevinden ayrılmadı, bu olaylar da unutuldu.* Soyunma odalarına giden koridordaki güvenlik görevlileri kameramanlara saldırdı, haber kasetlerini aldı: Bunlarla ilgili herhangi bir soruşturma yapılıp yapılmadığı bilinmiyor.* Futbol Federasyonu Başkanı: Hiçbir sorumluluk üstlenmedi, ilgili Bakan'ın suçlamalarını da üzerine almadı, şu anda "haksızlığa biz uğradık" ifadesiyle açıklamalar yapıyor.Spordan sorumlu Devlet Bakanı önce durumu idare etmeye çalıştı, olaylar "ayyuka" çıkınca Futbol Federasyonu'nu ve diğer doping olaylarına karışmış bütün federasyonları suçladı, ama kimse ne istifa etti ne de görevinden alındı: Spordan sorumlu Bakan da yerinde duruyor ve futbol maçlarına gidiyor, hatta maçlardan sonra "uzman" yorumları yapıyor.* İsviçreli futbolcuya çelme takan yardımcı antrenör: Türk halkından özür dileyerek görevinden istifa etti.Demek ki bütün rezaletlerin tek sorumlusu bu yardımcı antrenör imiş(!)Futbolculuğu döneminde de nitelikli kişiliği ile tanınmış olan bu sporcunun istifa etmesi en doğal, en uygarca ve en onurlu tepki oldu.* Bizde "hemen unut ve unuttur" sistemi geçerlidir. Bakan da, Federasyon yetkilileri de, Teknik Direktör de bu sistem uyarınca yerlerini koruyor.* Ve olacak olan da şudur: FIFA ne karar verirse versin, yine aynı kişiler bu kararın haksızlığını anlatacak ve her şey unutulacaktır. Bir sonraki rezalete kadar.

Devamını Oku