İyi siyasetçinin birinci özelliği kamuoyunun havasını doğru yorumlamasıdır. Buna "sokağı koklamak" diyenler de var.Ankara'daki yorgunluğun dalga dalga yayıldığını görmek, her önemli olayda bu yorgunluğun izlerini saptamak için "büyük" siyasetçi olmak gerekmiyor.Yorgun Ankara'nın bu hava içinde Cumhurbaşkanlığı seçimine gitmesi herkesi daha da yoracak, tabii en başta hükümeti yıpratacaktır.* AKP yönetimi ne karar alırsa alsın; ister Tayyip Erdoğan, isterse daha uzlaşmacı bir kişi Çankaya'ya çıksın, tepki alacaktır.Cumhurbaşkanlığı seçimini, AKP yönetiminin eğilimi ne olursa olsun yeni, daha diri ve taze onay almış bir parlamentonun yapmasının doğruluğu tartışılmaz.Aksi durumda Ankara'da başlayan türbülans çok daha büyük bir hızla bütün ülkeye yayılacaktır.* Seçim, toplumsal yenilenmenin en büyük ve değerli aracıdır. Bu aracı yerinde kullanmak da siyasi beceri gerektirir.Türk toplumu "hızlı" yaşayan bir toplumdur. Sorunları sürekli değişir, gündemi hep canlıdır. O yüzden siyasi iktidarların işi hiç de kolay değildir. Bu dinamik yapıya Ankara'nın yetişmesi zordur. Dolayısıyla Ankara, zaman zaman ülkeden kopuk, kendi küçük gündemiyle yaşayan bir yabancı yapı gibi kalakalır."Ufunetleri gidermek" için...Böyle bir yönelimi sezebilen siyasinin elindeki tek araç; bütün yapıya canlılık getirecek, yönetimi daha güçlü kılacak tek araç, seçim sandığıdır.AKP hükümetine muhalefet, daha sağda toplanıyor. Buna karşılık da merkezdeki seçmenin AKP'de durduğu görülüyor.AKP'nin şu andaki konumu daha soldan gelebilecek muhalefete karşı güçlü; buna karşılık, daha sağdan gelecek muhalefet karşısında görece olarak güçsüzdür. Zaman da radikal sağın lehine çalışıyor.* Bu yılın sonbahar aylarında yapılacak bir seçimde hükümet partisi daha avantajlı olacaktır.Eğer AKP hükümeti şu ana kadar sürekli tekrarladığı gibi Avrupa Birliği sürecini hızlandırmak niyetinde ise sandıktan yeniden çıkması çok önemli bir güvenoyu tazelemesi olacaktır.Demirel'in bir sözü vardı: "Seçim bütün ufunetleri giderir." Bu sözdeki "ufunet" kelimesi "kötü koku" anlamına geliyor. Şu anda kötü kokular yayılmaya devam ediyor.AKP'nin erken seçimi ciddi olarak gündemine almasının zamanı gelmiştir.
VATAN'ın yaptığı seçim araştırmasında ilginç değişimler gözleniyor. Bütün araştırmalar, anketler gibi bu araştırma da genel eğilimleri veriyor. Bu eğilimler de önümüzdeki dönemin görüntüsünün ana unsurlarını sergiliyor.Araştırmanın dikkati çeken yönlerinden biri, soldaki gerilemenin sürdüğü.2002 seçimlerinde sol kanattaki 5 parti (CHFJ DSP, TKF| ÖDP ve bağımsız SHP'liler) toplam yüzde 21,5 oranında oy aldı.Son araştırmada ise aynı 5 partinin oy oranlarını topladığımız zaman yüzde 18'e ulaşıyoruz. 2002'de yüzde 19,40 oranında oy alan CHP'nin bu araştırmaya göre yüzde 14,42'yc düşmesi toplamdaki azalmanın asıl nedenidir. Diğer partilerde küçük "kıpırdanmalar" görünüyor, ancak bu, toplam erozyonu gidermeye yetmiyor.• Şu anda demokrasi ile yönetilen ülkelerde (ABD'deki özel yapı dışında), hatta uzun süren diktatörlüklerden yeni kurtulmuş Orta Avrupa ve Güney Amerika ülkelerinin hiçbirinde sol, Türkiye'deki kadar güçsüz değildir.Demokrasi süreçleri bir açıdan Türkiye'ye benzeyen Güney Amerika'da, Venezüella, Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Bolivya'da iktidar sol partilerin elinde. Meksika'da bu yaz yapılacak başkanlık seçimlerinin favorisi yine soldaki aday.Şili'de ise geçtiğimiz pazar günü yapılan seçimde sosyalist aday, halkın oylarının yüzde 53,5'ini alarak Başkan seçildi. Rakibi olan sağcı adaysa oyların 46,5'ini alabildi.Batı Avrupa'da sol partiler, iktidarda olmadıkları ülkelerde, sağ iktidarları zorlayan ikinci parti konumundadır.Sol toparlanacak mı!Türkiye'de ise sol her gün biraz daha siyasal ve toplumsal hayatin kıyılarına doğru gidiyor. Daha önceki dönemlerde solda gibi görünen bazı siyasi hareketlerin, partilerin giderek radikal milliyetçi çizgilere yönelmeleri de soldaki kafa karışıklığının artmasında etkili olmuştur.VATAN'in araştırmasına göre AKP dışında barajı geçebilecek üç partiden biri olan CHP'nin merkez sağdaki DYP ve radikal sağdaki MHP ile arasında fazla bir oy farkı bulunmuyor.Bunun anlamı da Meclis'te bütün ağırlığın merkez sağ ve radikal sağa kaymasıdır. Son üç yılda gösterdiği performans da CHP'nin bu sıkışık durumdan çıkabileceğini, Meclis'te özgün ve etkili bir ses olabileceğini göstermiyor.Avrupa Birliği konusunda DYP'den de sağda, MHP'ye yakın görüşler benimseyen, diğer dış politika konularında da aynı muhafazakâr tutumda ısrar eden bir CHP'nin yeni Meclis'te solun sesi olabilmesi mümkün görünmüyor.Dibe vurmuş Türk Solu buradan nasıl çıkabilir, o konuda da etkin bir faaliyet bulunduğunu söyleyemiyoruz. Görünen o ki en azından gelecek 5-6 yıl içinde Türk siyasi hayati tümüyle sağın egemenliğinde olacaktır.
Geçen hafta boyunca Batı'nın bütün büyük gazetelerinde ve en etkili televizyon kanallarında sürekli olarak Türkiye vardı.İki haber en büyük televizyonların ana haberlerinde birinci ve ikinci haber olarak yer aldı.İki haberin hangi konuda olduğunu tahmin etmek güç değil. Biri kuş gribi, diğeri de Ağca'nın salınmasıydı.Bu haberleri izleyen bütün ortalama insanlar için Türkiye kuş gribinin kol gezdiği ve adı sembol olmuş katillerin sokağa salındığı bir ülkedir. Ayrıca Ağca'yı bayraklarla karşılayanların görüntüleri de bütün dünyaya yayıldı.İki hafta önce ise aynı gazetelerde ve ekranlarda Orhan Pamuk davası vardı. Bu haberler verilirken karşı gösteriler de görüntüleriyle aktarıldı, birçok yorumcu güvenlik güçlerinin bu tehdit edici gösterilere müdahale etmediğini de belirtti.İnsanların kuş gribinden öldüğü, katillerin hapisten çıkarıldığı, yazarların yargılandığı bir ülkeye "turist" olarak gitmek için bile kimsede pek bir heves kalmayacağı ortadadır.Hükümet güven vermeliÜlkemize gelen turist sayısında büyük artış olmasının nedeni, hiç kuşkuya yer yok ki, son birkaç yıldır dünyaya yansıyan olumlu görüntülerdir. Bunun Türk ekonomisi açısından önemi de ortadadır.* Türkiye'nin önünü kesmek için harekete geçmiş olanlardaki vatan sevgisinin, ulus sevgisinin niteliği de böylece basit bir şekilde ortaya çıkıyor.* Ankara'da görülen yorgunluk belirtileri de "birilerini" teşvik etmektedir. Son günlerdeki bütün olumsuz gelişmeler bunu gösteriyor. Ankara'da olayların ardından sürüklenen bir yönetim olduğu duygusu yayıldığı anda karanlık güçler kafalarını kaldırıyor. Ankara'nın verdiği görüntü, bir süredir ne yazık ki böyle.Bu durumda yapılması gerekenler de bellidir. Hükümet tekrar dinamik bir şekilde olayların üzerine gitmek, gerekirse yenilenmek ve halka güven verecek adımlar atabildiğini göstermek zorundadır.Yılgınlık, bıkkınlık çok kolay yayılan duygulardır. Bunlar belli bir aşamaya geldiğinde de toplumun tekrar toparlanması son derece güç oluyor.Türkiye'nin şu andaki dışarıya görünen manzarası hiç de iç açıcı değil. Tam tersine, dış kamuoyunda fazlasıyla kuşku uyandırıyor.Kendi başına yol almakta olan bir araçtakiler arasında uç tepkiler gösterenler her zaman çıkabilir. Bunu önleyecek olan, direksiyon başında oturanın gidişata tam anlamıyla hakim olduğu güvenini vermesidir.
Hazreti Ömer, bir akşam maiyetiyle birlikte şehirde dolaşıyordu. Etrafa bakınarak yürürlerken, kapkaranlık şehirde bir evde, cılız bir mum ışığı gördüler.Hazreti Ömer ışığın yandığı eve doğru yürüdü. Yaklaştıklarında bir de çocuk ağlaması duydular. Ömer iyice meraklandı.Kapıyı çaldı. Bir kadın açtı. "Merhaba" dedi Ömer, "Bu saatte ışığın yanıyor, bir de ağlama sesi geliyor...""Evet" dedi kadın; "çocuğum çok aç, günlerdir doğru dürüst bir şey yemediği için de hastalandı. O ağlıyor ben de başında bekliyorum...""Neden" diye sordu Ömer. "Neden olacak" dedi kadın, "şehirde Ömer diye bir zalim var. Savaş çıktı diye babasını askere aldı. Ben de ancak iyiliksever konu komşudan kuru ekmek bulabiliyorum. Ömer yüzünden çocuk aç ve hasta..."Hazreti Ömer, "Ömer nereden bilsin senin halini" dedi.Kadın hiç duraksamadan cevap verdi:"O zaman neden orada oturuyor?"Ömer hiçbir şey söylemeden çıktı, yakındaki bir kilere gitti, bir çuval buğday aldı, çuvalı sırtına vurdu. Kadının evine döndü, yine bir şey söylemeden çuvalı bırakıp çıktı.Yanındakilerden biri "Ya Ömer; bari bize söyleseydin, birimiz çuvalı getirirdik" dedi."Hayır" dedi Ömer; "Çuvalı getirmek bana düşer, çünkü kadın kabahatimi yüzüme vurdu...""Olur mu" diye itiraz etti birileri.Ömer elini kaldırıp itiraz seslerini kesti:"Kadın haklı. Hükümdar olan benim. Ordularımızdaki her asker gibi, o askerin ailesi de benim sorumluluğumda.Hatta Dicle - Fırat kıyılarında bir keçinin ayağına diken batsa bile hesap vermesi gereken kişi benim..."Hazreti Ömer'in maiyetinden hiç kimse bir şey söyleyemedi, konuşmadan şehri dolaşmaya devam ettiler.
Ağabeyi katil. Adam televizyonlara konuşuyor ve ağabeyinin öldürdüğü Abdi İpekçi hakkında "öldürülmesi yerindeydi" anlamına gelecek sözler söylüyor.Aynı şahıs "Başkalarının da canı yanacak" diyor.* Savcılar! Yargıçlar! Adalet Bakanları! İçişleri Bakanları!Herhalde harekete geçilecek ve alenen işlenen bu suçla ilgili soruşturma açılacaktır.Türkiye'yi rezil eden bir katil hapishaneden çıkarken ellerinde Türk bayrağı olan bazı şahıslar, katile güller atarak "Türkiye seninle gurur duyuyor" diye bağırıyor.Açıkça suçu övme fiili işleniyor.* Övülen fiil cinayettir. Ve çok sıkı güvenlik önlemi almış olan güvenlik kuvvetleri bu fiil karşısında kıpırdamıyor ama tam tersi gösteri yapan gruba müdahale ediyor.Savcılar! Yargıçlar! Adalet Bakanları! İçişleri Bakanları!Herhalde harekete geçilecek, herkesin gözü önünde işlenen suç hakkında soruşturma açılacaktır.* Ağca'nın yakın çalışma arkadaşlarından biri yıllarca hapisten çıktıktan sonra varlıklı bir iş adamı olarak hayata atıldı.Savcılar! Yargıçlar! Adalet Bakanları! İçişleri Bakanları!Herhalde, geç de olsa harekete geçilecek ve bu paraların kaynağı sorulacaktır.* Ağca'nın iki yakın çalışma arkadaşı Almanya'da izlerini kaybettirdi. Yıllarca bunların peşinden gidilmedi. "Fehriye Erdal" için haklı olarak tepki gösterenler bile bunların peşine düşmedi.Savcılar! Yargıçlar! Adalet Bakanları! İçişleri Bakanları!Herhalde son gelişmeleri fırsat bilerek bu iki katilin izlerinin nasıl kaybedildiğini, Almanya'dan getirtilmeleri için neler yapıldığını ve yapılmadığını soruşturacaksınız.Kenan Evren'e soruldu mu?* Ağca'nın yakın çalışma arkadaşlarından bir diğeri, yine Ağca'ya da yapılan hesap oyunuyla iki kez serbest bırakıldı, bir kez de gözaltındayken kaçtı, sonunda yurt dışında yakalandı.Savcılar! Yargıçlar! Adalet bakanları! İçişleri Bakanları!Herhalde bu katilin lehine yapılan hesaplarla ve gözaltındayken kaçmasıyla ilgili soruşturmalar açılmıştır; herhalde bu olaylarda kastı ya da ihmali olanlar tespit edilmiştir, bu soruşturmaların nasıl sonuçlandığını kamuoyuna açıklayacaksınız.* Ağca, Kasım 1979'da sıkıyönetim varken Maltepe Askeri Cezaevi'nden kaçırıldı. Sıkıyönetim olduğu için kimse bu firar olayının üzerine gidemedi.Savcılar! Yargıçlar! Adalet Bakanları! İçişleri Bakanları!Bu firarla ilgili neler yapıldığını ve yapılmadığını açıklamak görevdir. O dönemde en yüksek yetkili olan Kenan Evren'in elindeki bilgileri kamuoyuna açıklamasını istemek her vatandaşın hakkıdır.Türkiye'nin uygar bir ülke olmasının anahtarlarından en önemlileri şu anda ve her zaman savcıların ve yargıçların elindedir.Toplumu temizleyecek olanlar, toplumu zehirleyen pisliklerin ortaya çıkarılmasını ceza görmesini sağlayacak olanlar cesur savcılar, cesur yargıçlardır. Onların önünü açacak olan da siyasi iktidardır.Ağca'nın salınması, eğer böyle gelişmelere, araştırma ve soruşturmalara neden olursa bir şeye yaramış olur.Her "şer"i "hayır"a çevirmek yine insanların, sadece insanların elindedir.
Ağca'nın salınması hukuk açısından doğru olabilir. Ya da bir sürü kanun maddesi arka arkaya sıralanarak bunun doğru olduğu iddia edilebilir. Bir hukukçu çıkar bir şey söyler, bir diğeri çıkar başka bir şey söyler...Hukukçuların arasındaki tartışmalar tabii ki önemlidir ve mesele neyse, tabii ki tartışılmalıdır.Ancak Ağca olayında mesele, bir hukuk tartışmasının çok ötesine geçiyor.Ağca'nın salınmasında kamu vicdanını hiçbir hukuki tartışma tatmin edemez. Abdi İpekçi'yi öldürmüş, Papa'yı yaralamış ve birçok gasp, silahlı suç olayına karışıp mahkûm olmuş bir kişinin salınmasını insanlara anlatmak kolay değildir.Bu salınmanın arkasında başka nedenler arayacak olanlar da çoktur. Son yıllarda yaşadıklarımız dolayısıyla, "Ağca'yı da kurtardılar" diyecek olanları da hiçbir hukuki gerekçe susturamaz.* Sonuç ortada. Türkiye'nin en karanlık dönemine imza atanlardan biri, birkaç yıl hapis yattıktan sonra salındı.Gerçi bütün o olaylar içinde adı geçenlerden hapishanede kalan da bilindiği kadarıyla yok. Ağca, Abdi İpekçi'yi tek başına öldürmedi, askeri hapishaneden tek başına kaçmadı, Avrupa'nın dört bir yanında tek başına dolaşmadı ve Papa'yı da tek başına vurmadı.Bir dönem kapanacak mı?Bütün bu olaylar zinciri içinde, bu kadar yıl hapiste kalan sadece Ağca oldu. Şu anda Ağca olayı üzerine kafa yoranların bütün diğer isimleri, örgütleri, ortada dolaşan paraları hatırlaması gerekiyor.Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, "Ağca nasıl askeri hapishaneden kaçırıldıysa şimdi de hapisten çıkarıldı" dedi.Bu katillerin belli bir "koruma" altında olduğunun kanıtları Susurluk kazasına kadar varan olayların içinde ortaya çıkmıştır.Ağca'nın en yakınlarından ve büyük olasılıkla "amiri" olan bir kişiye "kahraman" muamelesi bu ülkede yapılmış, bir başbakan bile garip ifadelerle bu kişilere destek mesajı vermiştir.* Hikmet Sami Türk'ün sözü üzerine bütün ülkede bir kamuoyu araştırması yapılsa, kimsenin kuşkusu olmasın; bu sözün doğru olduğunu söyleyecek olanlar ülkenin çok büyük çoğunluğunu oluşturacaktır.Ağca'nın salınmasıyla bir dönem kapanmış değil. Bugün konuşulmaya başlayanlar bazı eski defterlerin tekrar açılacağını gösteriyor.Bu cesareti gösteren bir yönetim de Türkiye'ye en büyük hizmetlerden birini yapmış olur.
Önümüzdeki hafta Futbol Federasyonu genel kurulu toplanacak. Bu genel kurul öncesinde yapılan açıklamalar, siyasetin yine sporun göbeğinde olduğunu gösteriyor.Futbol Federasyonu'nun Başkanı, bütün ülkeyi sürekli olarak eğlendiren ve meşgul eden büyük bir örgütün başındaki kişi oluyor.Bu örgüt çok büyük paralarla oynuyor, büyük paraların el değiştirmesini ya da bölüşülmesini düzenliyor.Federasyon yönetimlerinin kullandıkları ve bölüştürdükleri paraları ödeyenlerse futbol izleyen insanlar. Bu kaynaklar havadan gelmiyor, futbolu sevenler televizyon izliyor, para ödüyor; maça gidiyor, para ödüyor; tuttukları kulübün formalarını satın alıyor, para ödüyor. Bu paralar bir araya geliyor ve futbol endüstrisinin çarklarını çeviriyor. İzleyicilere en büyük zevki verme becerisine sahip olan sporcular da yüksek ücretler alıyor.Son İsviçre maçlarıyla birlikte futbol dünyamızın nerelerinin döküldüğü de ortaya çıkmıştı. Birileri futbolun halkın eğlencesi olduğunu, paralarını halkın ödediğini unutup kendilerince iktidar oyunları yaptı ve bütün ülkeyi rezil etti.İlginç zamanlamaFutbol dünyamız ne yazık ki sık sık şaibelerle, mafya söylentileriyle, şike dedikodularıyla sarsılıyor. Türk futbolu ilerleyeceğine, futbolu sevenlere daha keyifli saatler yaşatacağına bir çıkarlar yumağının içinde ufalanıyor.Bu yüzden de statlar birer savaş alanına dönüyor, sahalarda insanlar birbirine vuruyor. Futbol geriliyor, ilkellikler sahaları kaplıyor.Spordan sorumlu Devlet Bakanı'nın son yaptığı açıklamalara göre bazı federasyon başkanları bu önemli örgütü kendi çiftlikleri gibi yönetmiş. Hatta işin içine bazı parasal konular da girmiş, birçok ödemenin açıklaması yapılamamış...Ama 2-3 yıl öncesine ait bu olaylar tam Federasyon Genel Kurulu öncesinde Bakan tarafından ortaya atılıyorsa, yapılan açıklamanın anlamı da "bunu değil şunu seçin" diye işaret etmek oluyor.Türk futbolunun ilerlemesi, bugünkü kısır, kavgacı ve çıkarcı ortamından kurtulması toplumsal moral ve eğitim açısından önemlidir. Ayrıca günümüzde futbol bir halkın kendisini dünyaya tanıtması açısından da büyük imkânlar sağlıyor.Futbolu yönetecek olanların bu bilince ve vizyona sahip olmaları şarttır. Aksi takdirde kalitesiz bir futbol izleyerek birbirini döven insanların ülkesi olarak kalacağız.
Mehmet Ali Ağca'nın yasal cezasını doldurduğunun, tahliye edileceğinin açıklanması, bunca yıldır aydınlanmamış soruları tekrar hatırlattı.60'lı yıllarda Avrupa'da sol dalga yaygınlaşır, sosyalist-komünist partiler ve radikal sol hareketler yükselirken bazıları buna karşı bir önlem düşündü. Değişik ülkelerde değişik adlar alan örgütlenmeler başlatıldı. Bu örgütlerde "kamu görevlisi" kimliği taşıyan kişilerin yanında sola karşı kullanılması en kolay olan radikal sağcılar, kendilerini milliyetçi ya da ülkücü olarak adlandıran örgütler ve çevreler kullanıldı.Komünizm tehlikesinin en büyük olduğu iki ülke olarak İtalya ve Türkiye'de birçok "icraat" yapıldı. O yıllarda Abdi İpekçi cinayeti ve daha başka birçok aydınlanmamış cinayet işlendi.Ağca adı, bu oluşumların içinde İpekçi cinayetini üstlenen kişi olarak ortaya çıktı.Ağca yakalandı ve daha sonra askeri hapishaneden kaçtı.Sonraki ortaya çıkışı da Papa suikastıyla oldu.* Bütün bu olaylar aydınlanmamıştır. Abdi İpekçi cinayetinden Uğur Mumcu cinayetine kadar uzanan zincirdeki suçların kendi başlarına hareket eden ülkücüler ya da radikal İslamcılar tarafından işlendiği iddiaları da fazla inandırıcı olmamıştır.Er ya da geç aydınlanacak* Abdi İpekçi cinayeti bile henüz çözülmüş değildir. Bu cinayete ve Papa suikastına kadar uzanan eylemleri gerçekleştiren örgütlenmelerin sadece en ucundaki birkaç isim ortaya çıkmıştır.Ağca'nın tahliye edilmesiyle birlikte bu kişilerden cezaevinde bulunan son kişi de çıkmış olacaktır.1968 yılında Ankara'da solcu öğrencilerin yaptığı olaysız ve yasal bir mitinge ülkücülerin saldırmasıyla başlayan; bombalar, cinayetlerle birlikte Susurluk kazasına kadar ulaşan bir sürecin ortaya çıkan kısmı, buzdağının su üzerindeki görünen yüzünden bile küçüktür.Ağca'nın tahliyesiyle ilgili yorumları yayınlanan bazı İtalyan yetkililerin "öldürülür" demeleri de dikkati çekmiştir.Bu olaylara adı karışmış olanlardan hiç kimse konuşmamış, başka insanları olaya katacak iddialarda bulunmamıştır.Ağca da bugüne kadar, Uğur Mumcu'ya söylediği, "Aslında İpekçi'yi ben öldürmedim" sözü dışında hiçbir açıklama yapmamıştır.Ağca'nın tahliye haberi, Türkiye'nin 25 yılını kana ve ateşe boğan olayları hatırlattı. Ve tabii ki er ya da geç bütün bu olaylar aydınlanacak, ülkeyi karanlığa mahkûm edenlerin kimler olduğu ortaya çıkacaktır.