Kaybın boyutu

10 Şubat 2006

İngiltere Dışişleri Bakanı'nın Kıbrıs Rum yönetimine verdiği son mesaj, bu meselede gelinen önemli aşamayı gösteriyor. İngiltere Dışişleri Bakanı diyor ki:"Kıbrıs'ta Rumlar bu uzlaşmaz tutumlarını sürdürürse biz de bıkarız ve KKTC'yi tanımayı bile düşünürüz."Bakan, Rum tarafının Türkiye'nin Avrupa Birliği yolunu kesmek için yaptığı manevraların hoş karşılanmadığını da açıkça belirtmiş.Bundan iki-üç yıl önce böyle bir söz duymak hayaldi. Bütün dünya üzerine geliyor, Türkiye'yi Kıbrıs'ta uzlaşmaz ve işgalci olmakla suçluyordu.Bugün ise Türkiye ve Kıbrıs Türk toplumu gerçekten "hakkaniyetli" bir çözüm istediğini göstermiş ve bu yolda ön almıştır. Şu anda dünyanın uzlaşmaz ve "şantajcı" olarak gördüğü taraf Kıbrıs Rumlarıdır.Ankara'nın 30 yıldır yürüttüğü Kıbrıs politikasının anlamsızlığı da bu şekilde iyice ortaya çıkmış oldu.Bu politikanın baş mimarları Ecevit ve Denktaş'tı. Yardımcı "mimar" da Demirel'di. Yaratılan katı hava dolayısıyla herhangi bir hükümetin bu konuda adım atabilmesinin bütün yolları tıkanmıştı. Bu cephe, çaresiz kaldığı anlarda da en ağır ve içi boş "miliyetçi" bağırışlarla aklın yolunu arayanları susturmak yoluna gitmiştir.Akılla davranan kazanırBir yönetici, neyin başında olursa olsun; kendi dönemi içinde durumu kurtarmak, kendisinden sonra yaşanacak olumsuzluklara aldırmamak, bu şekilde de kendisini bir tür kahraman gibi göstermek yoluna sapmışsa, o yönetici, yönettiklerine en büyük kötülüğü yapmış demektir.Kıbrıs konusunda bundan sonraki aşama, Rum tarafının şantaj politikasına karşı Avrupa Birliği'nin diğer ülkelerinin de tavır göstermeleridir. Bu adım atıldığında ardından gelecek olan da, görüşmelerin tekrar başlaması yolunda Birleşmiş Milletler'in inisiyatif almasıdır.Şartları göremeyen, yarını göremeyen, "kurtlar vadisi" hayalleri içinde yaşayan yöneticilerin Türk halkına ödettikleri faturalar çok ağır olmuştur. Kıbrıs meselesi de bunlardan biridir.İngiltere Dışişleri Bakanı'nın son açıklaması, aklın yoluyla oluşturulan politikaların karşılığının her zaman alınacağını göstermektedir.Yine futbolTürkiye'nin futbol nedeniyle aldığı ağır ceza halen akıllardan çıkmıyor. Ancak bu konuda çok daha fazla bilgi sahibi olanların dikkat çektikleri birkaç nokta var. Birincisi, bu cezaya yol açan olayların sorumlularının hâlâ yerlerinde durmaları. İkincisi Şenez Erzik'in düzgün açıklamalarına rağmen bazı kişilerin saçmalamaya devam etmesi. Üçüncüsü de Futbol Federasyonu'nun sadece bu işle uğraşması. Oysa Türk futbolunu yönetenleri çok daha ağır görevler, çok daha önemli sorumluluklar bekliyor. Bu arada spordan sorumlu Devlet Bakanı Şahin'in meselenin esasını örten sözlerle tartışmalara katılması da, gerçeği en iyi bilen kişilerden biri olarak kendisi açısından çok anlaşılabilir bir durum değil.

Devamını Oku

Cinayetler, bombalar

9 Şubat 2006

Toplumun moralinin bozulduğu anlarda ortaya çıkan bombaların, bunlara kumanda ettiği iddia edilen örgütlerin, açıklanan amaçlarıyla bir ilgisi olması mümkün değildir.Trabzon'daki rahip cinayetinin arkasında radikal milliyetçi ve dinci örgütlerin izi aranırken, en azından kamuoyu bu izin olup olmadığını sorgularken İstanbul'da bir bomba patladı.Bombayı attıklarını ileri sürenler, terörist bir milliyetçi Kürt örgütünün adını verdi. Bu örgütün adı şimdiye kadar duyulmuş değil. Büyük olasılıkla bu bomba eylemi için bulunmuş bir addır.* Bu adın ortaya atılmasıyla kamuoyunun tepkisi rahip cinayetinin ardındaki radikal milliyetçi ve dinci hareketlerden milliyetçi Kürtlere çevrilecektir.Böylece toplumun dikkati rahip cinayeti dolayısıyla Türkiye'deki radikal milliyetçi ve dinci örgütlenmeler üzerinde yoğunlaşmışken, yeniden Kürt milliyetçilerine dönecektir. Televizyon haberlerinin başına, gazetelerin manşetlerine bu bombalama olayı oturacak, rahip cinayetiyle ilgili haberler sonlara, iç sayfalara taşınacaktır.* Türkiye bir kez daha, garip cinayetlerin, faili meçhul cinayetlerin, ne amaçla atıldığı anlaşılmayan bombaların ülkesi olma eşiğine getirilmek isteniyor.* On altı yaşında bir çocuğun eline tabancayı kimin verdiği henüz bulunmuş değil. Çocuğun eline tabanca verip rahibi öldürmeye ikna edenler bulunmadığı sürece de aynı oyunlar tekrarlanıp duracak.Hangisi?..1970'li yıllarda Ağca'ların ortaya salınmasından bu yana geçen yaklaşık 30 yıl içinde aynı senaryolar, aynı oyunlar yine cinayetler ve bombalarla tekrarlanıp duruyor.* Bu son cinayetler ve bombalar da Türkiye'nin önünde sadece iki seçenek kaldığını gösteriyor.Birincisi, Türkiye'nin çağdaş bir hukuk devleti olarak ileri ülkeler ve uluslar içinde yerini almasıdır.İkinci seçenek de insanların öldürüldüğü, radikal milliyetçilerle dincilerin sokaklara egemen olarak halkı korkuttuğu; bombaların patladığı, gizli örgütlerin savaştığı bir ülke olmaktır.İkinci seçenekte insanların temel hakları kısıtlanacak, ekonomi yine kör topal gidişine devam edecek, fukaralık sürecek ve sokakları kullanılacak gençlerle dolduracaktır.Ülkemizin 30 yıldır içinde yaşadığı kısır döngü budur. Türkiye'nin bu kısır döngüde kalmasını isteyenler, çocukların eline silah vermekte, kahvelere bomba koymakta, sonuçta Türk halkını kötü bir yaşama mahkûm etmeye çalışmaktadır.Türkiye'yi yönetenlerin birinci görevi de bu cinayetlerin, bombaların ardındakini iyi görmek, oynanmak istenen oyunu iyi kavramak ve boşa çıkarmaktır.

Devamını Oku

Futbol aynadır

9 Şubat 2006

İsviçre ile yapılan milli maçın öncesinde ve sonrasında yaşananlar dolayısıyla ağır bir ceza almamıza bazı kişiler çok hayret etmiş gibi yapıyorlar. Hatta sanki durup dururken ceza almışız gibi konuşan ve "milliyetçi" üslupla kendi sorumluluklarını gizlemeye, -hâlâ- çalışanlar var.Ülkemizde, toplumumuzda yaşanan sakatlıklar ve hastalıklar futbol dünyasına da aynen yansıyor. Mafyalar; küçük iktidarlar ve çıkarlar peşinde olan küçük insanlar; eğitimsizlik, yönetme yeteneksizliği vb. bütün hastalıklarımızın aynen futbol dünyasında da görüldüğü ortada.İsviçre maçı dolayısıyla aldığımız ağır cezaya dönersek, o iki günde yaşananları Vatan'ın Spor Müdürü İbrahim Seten'in dünkü yazısından aktaralım.**** İsviçre takımı körüğün ağzında protesto gösterisiyle karşılandı. Yetkisiz kişilerin girmesinin mümkün olmadığı bir alana protestocular girebilmişti.* İsviçreliler havaalanında 3.5 saat bekletildi, bize yapıldığı zaman çok kızdığımız muamele onlara yapıldı.* Maç biterken "çok önemli" bir futbol adamı "çıkartmayın bu o.... çocuklarını buradan" diye bağırarak futbolcuları kavgaya yöneltti.* Maç bitiminde, henüz hiçbir olay olmamışken ve de İsviçreli futbolcular kaçarken milli takımımızın teknik yöneticilerinden biri, bir İsviçreli futbolcuya çelme taktı.* İki futbolcumuzun İsviçreli futbolculara yumrukla saldırdığı kamera görüntülerine yansıdı.* Bir futbolcumuzun attığı tekme dolayısıyla bir İsviçreli hastaneye kaldırıldı.* Üç futbolcumuz, üzerine yürüyüp hakemi tartakladı. Hakem odasına saklanınca da saldırı devam etti, hakem odasının kapısı kırıldı.* Tüneldeki olayları çeken Türk kameramanlara saldırıldı, Türk gazeteciler tartaklandı.* Tünelde bulunan ve adları mafya ilişkilerine kanşmış olan bazı yetkisiz kişiler de saldırıya katıldı.* Tünelde güvenlik kameraları bulunuyordu, kayıtlar hiç ortaya çıkarılmadı, saklandı. Bu görüntüleri herhalde İsviçreliler alıp saklamadı.***Olanlar bunlar ve bu rezilliğin sorumlusu olan kişiler hâlâ görevlerinde bulunuyor, bazıları kendilerini "milli dava peşinde"ymiş gibi göstermeye çalışıyor.Bu olayların ardından Türkiye'nin daha ağır bir ceza alması bekleniyordu. Bu olayların sorumlusu olan kişilerin çıkan sonuca dua etmeleri gerekiyor. Çünkü yukarda özetlediğimiz olaylar gerçekten vahimdir.Şimdi yapılması gereken de belli. Öncelikle bu olayların sorumlusu olan kişiler hemen görevlerinden ayrılmalı ve "susmalı"dır.Bu olay ve aldığımız ceza Türk futbolunun kendine gelmesi için bir fırsat olabilir. Her kademedeki yöneticiler, kendi görev ve sorumluluklarının bilincinde olarak, öncelikle de futbolun bir milli kahramanlık gösterme alanı olmadığını bilerek Türk futbolunun ve sporunun "temiz" bir başlangıç yapmasına katkıda bulunmak zorundadır.

Devamını Oku

Nihayet

7 Şubat 2006

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın malvarlığı ile ilgili açıklama nihayet yapıldı. Açıklamanın onca tartışma ve çekişmenin ardından neden bu kadar gecikmeyle yapıldığı sorusu bütün vatandaşların zihninde yer almaya devam edecektir.Bu açıklamada bazı eksiklikler olduğunu da dikkatle bakan herkes görür.* Örneğin "banka hesabı" bölümünde yer alan nakit tutarının "kaç yıl boyunca, hiç para harcamadan" toplandığı sorusu sorulacaktır.* Başbakan'ın eşine ait önemli bir mal varlığı görünmüyor. Buna karşılık çocuklarının mal varlıklarıyla ilgili herhangi bir bilgi verilmemiş.* Ayrıca yıllardır oturduğu ev ve daha önce gazetelerde yayımlanan yeni satın alınmış evlerle ilgili hiçbir bilgi de açıklamada yer almıyor. Eğer yeni alınan evler çocuklarının üzerine kayıtlı ise bunların da beyanda yer alması gerektiğini her vatandaş düşünebilir. Çünkü bilindiği kadarıyla Başbakan'ın çocukları herhangi bir iş yapmıyor, öğrenimlerine devam ediyor.Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı'nın mal varlığı hakkında böyle sorular sorulması bile aslında "ayıp"tır. Ama bu, vatandaşın ya da medyanın durup dururken yaptığı bir "ayıp" değil.Ayıbı ortaya çıkaran, en üst düzeydeki siyasilerin kendileridir.* Birçok ülkede, buna benzer tartışmaların arkasından hemen kamuoyu araştırmaları yapılır ve halka sorulur: "Başbakan'ın mal varlığı açıklaması size inandırıcı geldi mi?"Başbakan'ın mal varlığı olayını çok önemsediği, tartışmanın başından beri izlediği tavırdan anlaşılıyor. AKP'nin de sürekli olarak kamuoyu araştırmaları yaptığı belirtiliyor. Başbakan çok önemsediği bu konuda hemen bir kamuoyu araştırması yapılmasını isteyebilir. Araştırmanın sonucu, diğer bütün seçim araştırmalarından çok daha önemli işaretler verecektir.Erdoğan mal varlığı tartışmasında kendi kendisini cendereye soktu ve bu cendereden çıkmayı başaramadı. Bir başbakanın mal varlığı hakkında fazla soru sorulmasının anlamı büyüktür.Gelin anlatın!Trabzon'da bir rahip öldürülüyor. İstanbul'da Ermeni konferansının iptali konusunda yazı yazmış olan 5 gazeteci yargılanıyor...Türkiye yine bütün dünyaya bu görüntülerle yansıdı. Gazetecilerin yargılanması ile rahibin öldürülmesi bir gerçeğin iki yüzü halinde, yine üstümüze yapışmış olaylar olarak dünyanın belleğinde kalacak.Özlediğimiz ileri Türkiye bu mu? Rahip öldüren, gazeteci yargılayan bir ülke isteyenler, bunu doğal bulanlar bugünün hastalarıdır.Bu görüntülerle anılan bir Türkiye, hiçbir konuda hiçbir derdini anlatamaz. Ağır bir hastalık toplumumuzda tekrar su yüzüne vurdu. Bu hastalığın çok hızla tedavi edilmesi şarttır.Gazetecileri yargılayan bir ülke, asla dünyanın gelişmiş tarafında yer alamaz. Bunu hasta kafaların anlaması mümkün değildir. O yüzden, hasta kafaları çıktıkları deliklere tekrar kapatmak gerekir.

Devamını Oku

Vidalar gevşeyince

6 Şubat 2006

Trabzon'da rahibin öldürülmesi bir meczubun kendi kendine işlediği bir cinayet de olabilir. Öyle olduğunu dilemek zorundayız. Eğer öyle değil de, ucu karikatür tepkilerine uzanan örgütlü bir cinayet ile karşı karşıya isek, toplum olarak büyük yara alırız.* Bu cinayet aklından zoru olan bir zavallının eylemi ise de "ucuz atlattık" deyip geçemeyiz.Olayın bir meczup cinayeti olmasının da bir anlamı vardır.Böylesi eylemler, ellerinde silah kendilerini sokağa atan meczuplar her zaman toplumun "vidalarının gevşediği" dönemlerde ortaya çıkar ve çoğalır.* "Vidaların gevşediğini" başka olaylar da gösteriyor. Örneğin Trabzon'da futbol çerçevesinde ortaya çıkan örgütlü suç faaliyetleri...Yetkililerin gözleri önünde haraçlar alınıp veriliyor, rant paylaşımları yapılıyor, milli futbolcular saldırılara uğruyor ve silahlı dolaşmak zorunda kalıyorsa vidalar gerçekten gevşemiştir.* Sakatlar Federasyonu'nun genel kurulu dün yapıldı ve çeşitli gruplara mensup özürlü vatandaşlar dövüştü. Evet dövüştüler. Birbirlerinin üzerine yürüyüp vurabildiklerine göre belli ki ortada yine bir rant var. Bir rantın paylaşımı var. Sakatlar Federasyonu'nun genel kurulunda da kavga dövüş oluyorsa vidalar bayağı gevşemiştir.* İmar Bankası'nda parasını kaybetmiş bir emekli, Bursa'da silahıyla bir milletvekiline saldırma noktasına geliyorsa vidalar çok gevşemiştir.Bir toplumun vidaları fazla gevşediği zaman, ortak toplumsal hedefler ve umutlar azalmaya, silinmeye yüz tuttuğu zaman radikal duygular ön plana çıkmaya, insanları yönlendirmeye başlar.Ülkeyi yönetmek...* "Kurtlar Vadisi" dizisi ve filminin bu kadar ilgi görmesi tesadüf değildir. Malatyaspor maçında Malatyalı taraftarların "Malatya'da doğdu Papa'yı vurdu, helal olsun sana Mehmet Ali Ağca" diye bağırması da gülüp geçiştirilecek bir olay değildir.* Vidalar gevşediği zaman "kurtlar vadisinin" kurtları, çakalları, sansarları, tilkileri ortalığı sarmaya başlar. Üzerine "milli" ya da "dini" ya da "ahlaki" süsler yapılarak gizlenmiş rantların peşine düşerler. Hem birbirlerini parçalarlar, hem toplumu parçalarlar.* Meczuplar da bu ortamda sokaklara çıkar.Yakın tarih, hem Türkiye'de hem dünyada, bunun örnekleriyle doludur.Bir ülkeyi yönetmek vidaların gevşemesini seyretmek değil, gevşeyen her vidaya anında müdahale etmektir.

Devamını Oku

Karikatür savaşı

5 Şubat 2006

İnsanların dinsel inançlarına ilişkin konularda yorum yapmak kolay değil. Ancak Danimarka'da yayınlanan Hazreti Muhammed karikatürü olayı, Ortadoğu'da daha büyük siyasi boyutlara taşınmış durumda.Karikatür olayının gösterdiği ilk gerçek, İslam ve Hıristiyan dünyaları arasındaki "hoşgörü" farkıdır. Hıristiyan dünyasında da "sofu" gruplar vardır, şu anda Vatikan'daki yönetimin Hıristiyan dünyasının "demokrat" kesiminden olmadığı da biliniyor.Ancak Batı dünyası, demokratik süreçleri yaşar ve geliştirirken, bize en aykırı gelebilecek konularda bile hoşgörü sistemleri geliştirmiştir. Batı'nın yayın organlarında Hazreti İsa ve başka dinsel konularda yazılanlar ve çizilenleri görseler, bugün Avrupa ülkelerinin elçiliklerine saldıran gruplar bayağı fena olurlar.Konu karikatür olunca Başbakan Erdoğan'ın da kendisi hakkında çizenlere açtığı davaları hatırlamak gerekir. Başbakan bunların "yenir yutulur" olmadığı kanısında. Ancak bunlar Batı dünyasında yayınlanan siyasilerle ilgili karikatürle kıyaslandığı zaman gerçekten çok "terbiyeli" kalıyor."Ölüm fetvası!"Karikatür olayı, aslında bütün Ortadoğu'da gelişen siyasi İslam'ın kitleleri harekete geçirmekteki gücünü gösteriyor. Dünya televizyonlarında bu gösteriler birinci haber olarak yayınlandıkça eylemlerin yayılması da kaçınılmazdır. Değişik ülkelerdeki değişik gruplar kendilerinin "daha inançlı" olduğunu göstermek için eylemleri tırmandırabilirler.Karikatür olayı radikal İslamcıların kendi ülkelerindeki etkinliklerini göstermeleri açısından güçlü bir gerekçe olmuştur. Filistin seçimlerini kazanmış olan Hamas'ın liderlerinden birinin de bu karikatürleri çizenler hakkında "ölüm fetvası" vermesi gerilimi tırmandırmak isteyenlerin gönüllerindeki "medeniyetler savaşı"nın niteliğini bir kez daha göstermiştir.İnsanların kişiliklerini ağır şekilde yaralama ihtimali olan yayınların ifade özgürlüğü kapsamında olup olmadığı tartışmalıdır. Bu ayrı bir konudur, Ortadoğu ülkelerinde yayılan saldırgan tepkiler ayrı bir konu.Ortadoğu'da bütün gelişmeleri lehine kullanmayı başaran siyasi İslam ya da radikal İslam, karikatür olayını da yeni bir "cephe" açmak için kullanmıştır.Radikal İslam "medeniyetler çatışması" yolunda her şeyi deneyecektir. Bunun önlenebilmesi için de büyük çaba gösterilmesi, özellikle de Ortadoğu'daki laik - demokratik gelişmeler yönünde hızlı davranılması gerekmektedir.Batının da bölgenin özelliklerini iyi anlaması ve demokratik sürece nasıl katkıda bulunabileceğini daha iyi düşünmesi gerekir.

Devamını Oku

Zulmü tatmak

4 Şubat 2006

Nuşirevan'ın babasının yerine tahta çıkacağı, doğduğu andan belliydi. Babası iyi eğitim alması için en iyi öğretmenleri getirtti. Nuşirevan da iyi bir öğrenciydi, öğretmenlerin verdiği bütün ödevleri ciddiyetle yapıyor, öğretmenlerine saygıda kusur etmiyordu.On beş yaşındayken, çok saygı duyduğu bir öğretmeninden haksız yere bir azar işitti. Buna itiraz etmeye kalktı ve öğretmenden ağır bir şamar yedi. O gün sustu. Ama atılan haksız şaman hiç unutmadı, acısını hep yüreğinde hissetti.Sonra babası öldü ve Nuşirevan onun yerine geçti. Bir gün, yediği haksız şaman hatırladı ve o öğretmeni buldurdu, yanına getirtti.Yine saygıyla ayağa kalkıp yaşlı öğretmeni karşıladı, yanına oturttuktan sonra sordu:"O şamarın haksız olduğunu, hiçbir suçum olmadan tarafınızdan azarlandığımı ve dövüldüğümü biliyor musunuz?"Yaşlı öğretmen şu cevabı verdi:"Tabii ki biliyorum. Babanın yerine tahta çıkacağını da biliyordum. Sen iyi bir öğrenciydin ama bilmediğin ve öğrenmen gereken bir şey vardı. Seni haksız yere azarladım ve haksız yere sana şamar vurdum. İstedim ki haksızlığın ne olduğunu, zulmün ne olduğunu hissedesin, haksız yere yenen şamarın acısını yüreğinde duyasın ve tahta çıktıktan sonra hiç kimseye haksızlık etmeyesin.***Acımasızlığıyla, hiçbir yanlışı, hatayı affetmemesi ve çok ağır cezalar vermesiyle ünlü bir İran hükümdarı, konuklarıyla sofraya oturmuştu. Başaşçısı önce hükümdarın yemeğini tabağına koyarken, hükümdarın üzerine bir parça yemek sıçrattı.Hükümdarın öfkesi o anda gözlerine yansıdı. Sofradaki herkes sustu, bekledi.Ve o an inanılmaz bir şey oldu, başaşçı elindeki yemek kâsesini olduğu gibi hükümdarın başından aşağıya boca etti.Herkes hükümdarın hemen aşçının başını vurdurtacağını düşünürken hükümdar konuştu:"Üzerime yemek döktün, haydi bu istemeden yaptığın bir kabahatti. Ama ikincisini, bütün yemeği başıma dökmeni hiç anlamadım."Başaşçı boynunu bükerek cevap verdi:"Üzerinize yemek sıçratmama çok kızdınız ve gözünüzden ölüm emrimi vereceğinizi anladım. Böyle bir kabahat yüzünden benim kafamı vurdurmuş olsaydınız, herkes sizin ne kadar zalim olduğunuzu düşünecek, bana yaptığınız zulmü konuşacaktı. Bu yüzden yemeği bilerek başınızdan aşağı döktüm. Bu, başımın vurulmasını gerektirecek ağır bir suçtur. Bu yüzden başımı vurdurtursanız, kimse size zalim demez. Ben suçumu büyüttüm ve başımı vurdurmanızı hak ettim."Hikâyeyi aktaranlara göre, hükümdar bu cevaptan çok etkilenmiş ve başaşçısını affettiği gibi ona değerli hediyeler de vermiş.

Devamını Oku

Çözüm yine seçimdir

3 Şubat 2006

TNS Piar araştırma kuruluşunun Aralık 2005'te yaptığı seçim anketinin sonucu dün açıklandı. Ankete göre AKP yüzde 39,5 ile birinci, CHP yüzde 14,1 ile ikinci görünüyor.Diğer partiler şöyle sıralanıyor:DYP yüzde 6,1; MHP yüzde 6, DEHAP yüzde 5,3; Anavatan yüzde 4,2. Kararsızların oranı yüzde 18.Kararsızlar dağıtıldığı zaman bile iki parti dışında yüzde 10 barajını aşabilen bir parti görünmüyor.Bunun anlamı, önümüzdeki 5 yılda da siyasi sistemdeki dengesizliğin sürmesidir. Bu dönemde de Meclis'te çok güçlü bir AKP ile, gücü azalmış bir CHP bulunacaktır.* AKP bundan sonraki seçim için hedefini yüzde 50'nin üzerinde bir oran olarak belirlemişti. Ancak bütün araştırmalar bu orana ulaşmasının mümkün olamayacağını gösteriyor.* CHP de ise Baykal yönetimi değişmeyecek, aynı politikalar izlenecek ve bu parti yüzde 20'nin altında bir oranla ikinci parti olmayı kabul edecektir.* Bu dengeyi değiştirebilecek tek gelişme, DYP ile ANAP'ın birleşmesidir.Böyle bir oluşum mümkün olur ve merkezdeki seçmene yeni ve güçlü bir seçenek sunulursa bu partinin oy oranı yüzde 15'lere yükselebilir.AKP'nin de hayrına olurAKP iktidarı, Avrupa Birliği yolunda gösterdiği çabaların ardından "yorgun" görünüyor ve bu işi tamamlamaya hevesinin azaldığı izlenimini veriyor.* Bu durum, partinin, iktidara gelmesinin ardından yüklendiği temel misyonu kaybetmesi anlamına gelir. Başka bir deyişle, AKP ile diğer merkez sağ partiler arasındaki "siyasi fark" azalmış demektir.Gelecek genel seçimler öncesinde yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi de, kim nasıl parmak hesabı yaparsa yapsın, hükümeti zorlayacaktır.* Erdoğan "türban krizleri"ni göze alarak Çankaya'ya çıkarsa AKP içinde kuvvetli bir çalkantı olması kaçınılmazdır. Bu partiyi oluşturan kendine özgü koalisyonun bütün unsurları merkezi ele geçirmek için harekete geçecektir. Böyle bir gelişme, belki büyük bir parçalanmayı getirmeyecektir ama doğal olarak bazı kopmalara da yol açacaktır.* Bugünkü siyasi dengede görülen iniş çıkışların durulmasının, Ankara'nın başta Avrupa Birliği reformları olmak üzere tekrar temel sorunlara yönelme iradesini güçlendirmesinin yolu, erken seçimdir.Bu seçim, Cumhurbaşkanı seçimine daha sağlıklı gidilmesini de sağlayacaktır.AKP şu anda olduğu gibi, olayların gerisinde sürüklenme durumundan kurtulmak istiyorsa gündemine öncelikle seçimi almak zorundadır.

Devamını Oku