Yeni Orta Doğu, Yeni Türkiye

26 Temmuz 2006

Amerikan yönetiminin dünyaya Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) olarak sunduğu, ancak ayrıntıları fazla bilinmeyen hedefine İsrail'in taşeronluğunda ilerleniyor.ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın "Yeni Orta Doğu" dediği düzenin bazı çizgileri belli oldu.* Filistin, radikal İslamın egemen olduğu bir devlet olabilirdi; bu, İsrail'in silahlarıyla engellenecek, dolayısıyla yakın dönemde gerçekten bir Filistin devleti olmayacak.* Lübnan, topraklarında egemen değildi; Suriye ve İran'ın desteklediği radikal İslamcı örgütler, özellikle Hizbullah etkin bir siyasi ve askeri güç olmuştu. Lübnan'ın bir bölümü Lübnanlıların egemenliğinde kalacak, güneyi ise bir uluslararası askeri güç tarafından yönetilecek ve bu güç, Hizbullah kafasını her kaldırdığında vurma yetkisine sahip olacak.* Irak fiilen üçe bölünecek, ancak bunun için Irak Şiileri üzerindeki İran ve Suriye egemenliği kırılacak, Sünni Araplar arasındaki radikal İslamcılar da temizlenecek. Sonra ülke üçe bölünecek.* Planın bir ucunda da İran ve Suriye'nin "ehlileştirilmesi" bulunuyor. Bu konuda da belli bir yol aldıktan sonra Orta Doğu fiilen Amerika'nın başını çektiği bir uluslararası siyasi ve askeri yönetim altında yeni şeklini bulacak.***Bu plan, belki Washington'da bilgisayarların kurduğu varsayımlarla çok "muhtemel" görülebilir. Ama bu "muhtemel" kelimesinin içinde çok fazla kan, çok fazla ölüm vardır.Washington'daki bilgisayarların bu plan içinde Türkiye'ye yeni roller biçtiği de anlaşılıyor. Şu ana kadar sızan bilgilere göre bu rollerden biri Türkiye'nin ilk aşamada Lübnan'da kurulması öngörülen "barış gücü"nde etkin görev alması.* Türkiye'nin buna evet demesinin en basit sonucu, Orta Doğu'daki bütün radikal İslamcı örgütlerle karşı karşıya kalmasıdır. Çünkü bu askeri gücün "teröre karşı aktif" olması öngörülüyor, bu da radikal İslamcı örgütlerle gerektiğinde çatışması anlamına gelir.Türkiye'nin böyle bir oldu-bitti ile Orta Doğu batağına sokulmasının ardından olacakları kuşkusuz siyasi ve askeri sorumlular, diplomatlar iyi hesaplamaktadır.***Ancak böyle bir karmaşa içine sürüklenebilecek olan Türkiye ile ilgili olarak Washington'da başka planların da bulunduğu kuşkusunu canlı tutan işaretler var. Bunlardan biri tabii ki Amerikan desteğindeki "güçlü Kürdistan" projesidir. Bunun ne anlama geldiğini herkes bilir.Bundan önce de Türkiye'nin radikal İslamcı örgütlerin hedefi olması tehlikesi geliyor. Bu örgütlerin Türkiye'de çeşitli uzantılarının bulunduğu kimse için sır değildir ve bunlar daha önce de çeşitli terör eylemleri yapmış, insan öldürmüşlerdir.* Eğer Türkiye AB içinde yerini daha önce almış olsaydı, bugün karşı karşıya olduğu tehlikeler çok daha farklı olacaktı. Ama olmadı ve Türkiye Orta Doğu'nun kanlı bataklığının kıyısında duruyor.Bu bataklığa doğru ayağının kaymaması için de çok ustalıklı politikalar üretmek gerektiğini tekrarlamaya bile gerek yok. Ancak hükümet, bu konuda bütün Türk vatandaşlarına güven verecek bir açıklıkla davranmak durumundadır.

Devamını Oku

Ne futbolmuş!

24 Temmuz 2006

VATAN Spor Servisi'nin açtığı şike dosyası hızla dallanıp budaklandı. Bunları okuyan herhangi bir futbolseverin, bir daha Türkiye liglerini izlemesi için ortada fazla neden olmadığı da ortaya çıktı.Futbol bizde de, bütün dünyada olduğu gibi büyük bir iş kolu. Büyük iş kolu olunca da çok büyük miktarda paralar söz konusu oluyor.İbrahim Seten'in yazdıklarına bakınca, aslında neredeyse bütün futbol camiasının bu işlerin içinde olduğu ve herkesin her şeyi bildiği anlaşılıyor.Futbolda şike kolay bir iş değil. Kimse kimsenin kapısını çalıp "Haydi şike yap sana şu kadar para verelim" demez. Bunun için bir örgütlenme gerekir, aracılar gerekir. Üstelik bunların "güvenilir" olması gerekir.Mafyalar...Bu "güvenliği" sağlamak üzere de mafyalar işin içine katılır. Ve böylece bütün camia kirlenir, pislikler herkesin üzerine bulaşır.Futbol Federasyonu seçimlerine bile zaman zaman mafya örgütlerinin karıştığını, bunların şu ya da bu başkan adayı için "kulis" yaptıkları akıllardadır.Mafya bu kadar işin içindeyse yumruklar, tabancalar, yaralamalar da vardır. Nitekim bunlar da olmuş, yorumlarından hoşlanılmayan bazı kişiler bıçaklı, tabancalı saldırılara uğramıştır. Üstelik bu olaylardan hiçbiri de aydınlanmamıştır. Ancak söylenti olarak "şu işi filanca grup, falanca için yaptı" sözleri dolaşmıştır.Ne yazık ki futbol dünyamızın boğazına kadar bu çamurlara bulandığının örneklerini derli toplu olarak gördük.Temizlik isteniyorsaBu ülkede spordan sorumlu bir bakanlık var. Bu bakanlığın herhalde bazı yetkileri vardır. Ve bu yetkilerin kullanması düşünülüyordur.Düşünülmüyor da olabilir, "böyle gelmiş böyle gitsin" rahatlığı ve/veya "elleşme başına dert gelir" korkusu ile bugün birkaç demeç verilir, yarın bunların hepsi unutulur.* Futboldaki şike olaylarının bugün ulaştığı boyutlar çok ciddi araştırma, soruşturma gerektiriyor. Ayrıca bu araştırma-soruşturma görevlerinin yine aynı camianın içindeki, yıllardır yan yana durmuş kişilere verilmemesi de şarttır. Tabii eğer bir sonuca ulaşılmak isteniyorsa. Yoksa ne olacağı bellidir: "Herhangi bir maddi delil elde edilememiştir, ancak tedbir olarak falanca ve filanca görevlerinden ayrılmıştır..."Gerçek bir temizlik olmayacağı duygusu baştan yaratıldığında da pislik bir anda katlanır. Ve temizliği yapmayanların üzerine boşalır.

Devamını Oku

Her şey aynı

23 Temmuz 2006

Son seçim araştırmasını Sabah Gazetesi yayınladı. Değişen bir şey yok, her şey aynı, herkes aynı yerde duruyor. Ankara aynı yerde duruyor.Şu anda "seçim olsa"...AKP açık ara farkla birinci parti olacaktır. Umut ettiği yüzde 50'nin epey altında kalacaktır, ama kendisini zorlayacak bir rakip de yoktur.CHP yüzde 10 barajını geçecek, ama iktidarı zorlamasını sağlayacak bir oy oranıyla değil, ancak kıtı kıtına... "Laik cumhuriyet elden gidiyor, laikler oylarını CHP'de birleştirsin"in gerçek anlamının "Deniz Baykal'ın ana muhalefet lideri olarak emekli olmasını sağlayın" olduğunu geniş bir kesim bildiği için CHP tarihinin en kötü dönemini yaşamaya devam ediyor.Milliyetçi sağa ve kırsal kesime düzgün mesajlar veren, buna karşılık demokrasinin temel ilkelerinde ısrar edeceğini de belirten DYP büyük olasılıkla üçüncü parti olarak Meclis'e girecektir.Eğer PKK iyi çalışırsa, yani daha fazla şehit cenazesi insanların yüreğini yakmaya devam ederse MHP'nin de barajı geçme şansı olur. Bu parti eğer Meclis'e girerse kesinlikle İmralı'ya bir teşekkür ziyareti yapmalıdır.Kilidi çözmek içinSiyasi manzarada bir değişiklik yok. Gerçi yazın en sıcak günlerinde önemli bir değişiklik beklememek de gerekir. Ve bunun anlamı da çok büyük olaylar olmazsa, 2007 yılına yine aynı siyasi yapıyla girileceği, dolayısıyla Ankara'da hiçbir şeyin değişmeyeceğidir. Bu, bir tür kilitlenmiş siyasi yapıdır.AKP hem iktidar yıpranmasını yaşadı, hem ekonomideki olumsuzluklarla yıprandı, hem de birçok önemli meselede büyük acemilikler yaptı. Buna rağmen yüzde 35-40 arası oy bekleyebiliyor, kendisine en yakın partiye yirmi puan fark atabilecek gücü koruyorsa bunu öncelikle Deniz Baykal'ın düşünmesi gerekir.* SHP'nin sol için önerdiği "zeytin dalı" ittifakı halen geçerlidir.Eğer doğru bir çizgide kurulursa bu ittifak sosyal demokrat, Atatürkçü oyları yüzde 20'nin üzerine çekebilir, hatta yüzde 25'e yaklaştırabilir.Deniz Baykal'ın asla böyle bir ittifaka yanaşmayacağı aslında belli. Ama CHP'nin oy artırması yolunda en önemli ihtimal de belli: Deniz Baykal parti liderliğinden çekilir ve gerçekten politika üretebilen bir kadro gelir, CHP merkez solda güçlü şekilde yerini alır.Bu, gerçekleşmesi zor bir olasılık, çünkü CHP'nin tüzüğü olabilecek en antidemokratik tüzük ve genel başkanın partiyi tam bir dikta düzeniyle yönetmesini sağlıyor.Merkez sağda ise DYP-ANAP ittifakı ya da birleşmesi yolunda herhangi bir adım görülmüyor.Sonuçta her şey aynı ve AKP, bugünkü koşullarda yine açık ara. Birinci parti olacak ve rahatlıkla hükümet kuracaktır.

Devamını Oku

İnsanın yedi hali

22 Temmuz 2006

Bir: Tereyağı hali. Uçma makinesini tamamlayan mucit, havalanma deneyini izlemeleri için büyük bir kalabalığı çağırdı.Beklenen an geldi. Son kontroller yapıldı. Mucit araca binip motoru çalıştırdı. Bir gümbürtü koptu. Makine üstünde durduğu rampayı parçaladı. Toz duman içinde toprağa gömülüp gözden kayboldu. Mucit ise son anda canını kurtarmayı başardı."Gördünüz işte", dedi kendine gelince. "Ayrıntılarımın sağlamlığını kanıtlamış bulunuyorum." Yerle bir olmuş tuğlalara bakarak, "Elbette bazı hatalar var," diye ekledi. "Ama bunlar sadece temelde ve esasta."Bu güvence üzerine herkes yeni bir makinenin yapımına para yatırmak için seferber oldu.İki: Filozof hali.Aptalın eşeğini dövdüğünü gören filozof araya girdi:- Kendine gel oğlum, kendine gel... Şiddete başvuranlar eninde sonunda şiddetle karşılık görür."Ben de bu eşeğe bunu öğretmeye çalışıyorum," dedi aptal, dayağa ara vermeden. "Çifteledi beni lanet hayvan!"Filozof uzaklaşırken "aptalların felsefesi bizimkinden daha derin ve gerçekçi olamaz kuşkusuz," diye düşünüyordu. "Sadece bunu dile getiriş biçimleri daha etkileyici."Üç: Kurnaz hali.Delikten çıkmak üzere olan sıçan, dışarıda bekleyen kediyi görünce tekrar yuvaya girdi. "Bitişikte bir mısır ambarı var," dedi öbür sıçanlardan birine. "Yalnız gidecektim ama, bu ziyafeti saygıdeğer bir büyüğümle paylaşmak isterdim.""Harika!" dedi öbürü. "Geliyorum, önden gidip yolu göster.""Önden mi?" diye bir feryat kopardı beriki. "Daha neler! Nasıl gidebilirim sizin gibi yüce bir sıçanın önünde? Siz önden buyurun efendim."Pohpohlanmaktan hoşlanan öbürü öne geçti. Kedi onu kapıp uzaklaşınca, bizimki sağ salim çıktı dışarı.Dört: Mutlu etme hali.Adam bir kartal yakalamış, kanatlarını kırptıktan sonra tavuklarla birlikte kümese kapatmıştı. Alışık olmadığı bu durum kartalı derinden etkileyip bunalıma sürüklemişti."Aslında mutlu olman gerekir," dedi adam. "Bir kartalken sıradan biriydin. Ama yaşlı bir horoz olarak eşin benzerin yok yeryüzünde."Beş: Mutlu hali.Ölümcül biçimde yaralanan kartal, bedenine saplanan okun sapında kendi tüylerinden birini görünce çok rahatladı."Neyse," diye inledi. "Bu işte başka bir kartalın parmağı olsaydı, kendimi gerçekten çok kötü hissederdim."Altı: Haklı hali.Ormanda dolaşırken ayağına diken batan bir aslan, rastladığı çobandan bunu çıkartmasını istedi. Çoban istediğini yaptı. Az önce başka bir çobanla karnını doyurmuş olan aslan, onun kılına bile dokunmadan uzaklaştı.Uzun zaman sonra aynı çoban, haksız bir cezaya uğrayıp arenada aslanlara atıldı. Aslanlar onu yemek üzereyken, içlerinden birinin şöyle dediği duyuldu:"Durun! Bu, benim ayağımdaki dikeni çıkaran adam."Ötekiler bu özel ilişkiye saygı gösterip kenara çekildiler. Hak sahibi de çobanını tek başına yedi.Yedi: Gururlu hali.Finoyu gören aslan deliler gibi gülmeye başladı. Bir yandan da, "Bu kadar küçük hayvan mı olur!" diye söyleniyordu."Küçük olabilirim efendim," dedi fino gururla. "Ama dikkatinizi çekerim ki, sapına kadar köpeğim ben!"(Hikâyeler Ambrose Bierce'in Karanlığın Kahkahası adlı kitabından alınmıştır.)

Devamını Oku

Zapsu olayı

21 Temmuz 2006

AKP Genel Başkanlık Danışmanı olarak Cüneyd Zapsu, çeşitli şekillerde gündeme gelmeye devam ediyor. Bunlardan biri, Zapsu'nun ailesi ve etnik kökeniyle ilgili. Bu konu sürekli olarak sıcak tutuluyor. Zapsu'ya yönelik suçlama ailesi üzerinden yapılıyor ve "Kürt milliyetçiliği" ile "İslamcılık" üzerine kuruluyor.* Zapsu'nun siyasi faaliyetlerinde bu iki konuda da açık bir tavrı yoktur. Ancak El Kadı adlı kişi ile önceden kurulmuş bazı ilişkiler kaçınılmaz olarak soru işaretleri yaratıyor. Bu meselenin açıklığa kavuşması şarttır.Buna karşılık Zapsu, AKP'nin kuruluşundan itibaren, dış ilişkiler alanında çalışıyor. Bu çalışmaları sırasında ABD'de yaptığı bazı konuşmalar da diplomatik gelenekleri aşması nedeniyle kamuoyuna yansıdı.Yine son günlerde aralarında ABD ve İsrail büyükelçilerinin de bulunduğu bazı diplomatlarla temasları Zapsu'yu tekrar gündeme getirdi.Bu temasları tartışmadan önce bir konunun açıklığa kavuşmasında yarar var. Bu da "gizli diplomasi" gerçeğidir.Gizli diplomaside genellikle "dışarıdan" ve siyasi ya da bürokratik baskı altında bulunmayan "güvenilir" kişiler kullanılır. Uluslararası ilişkiler tarihi, bu yöntemle birçok uzlaşma sağlandığını göstermektedir.Beceriksizlik...Eğer Zapsu'nun son temasları böyle bir gizli diplomasi faaliyeti ise ortada önemli bir beceriksizlik var. İki kişi buluştuktan beş dakika sonra kamuoyu bunu öğreniyorsa, böyle gizli diplomasi olmaz.Gizli diplomasiyi yürüten kişiler, belli bir mantık platformu oluşturur ve bunun siyaseten sorumlu olanlara aktarır. Aktarıncaya kadar da, çok az sayıda birkaç siyasi dışında hiç kimsenin bunlardan haberi olmaz.Gizli diplomasiden kimsenin haberi olmadığı için, bu çalışmayı yapan kişilerle ilgili herhangi bir spekülasyon da olmaz.Ankara'da ise önce Başbakan, sonra Dışişleri Bakanlığı Zapsu'nun görüşmelerinden haberdar olmadıklarını açıklamışlardır.Eğer bu doğruysa Zapsu kendi kendine ilişkiler kuran, görevini aşan faaliyetlerde bulunan bir kişi durumuna düşüyor. Çünkü Tayyip Erdoğan'ın danışmanı olarak bütün bu faaliyetlerini ona bildirmekle yükümlüdür.Buna karşılık eğer bir gizli diploması faaliyeti başlatılmış, ancak temaslar duyulunca bu açıklamalar yapılmışsa durum daha da kötüdür. Bu kadar acemiliği ve beceriksizliği, değil şu anda Orta Doğu'daki durum, hiçbir uluslararası anlaşmazlık kaldıramaz.Her durumda ortada bir sakatlık vardır. Ve bu sakatlığı sadece Zapsu'nun üzerine yüklemek de siyasileri sorumluluktan kurtarmaz.

Devamını Oku

Anlamlı bir yıldönümü

20 Temmuz 2006

Ulusal konularla ilgili yıldönümlerini ne yazık ki, en basmakalıp, en ruhsuz, en içeriksiz nutukları atarak geçiştirmek alışkanlık haline gelmiştir.Aynı sözleri üç yaşından itibaren sürekli olarak tekrar tekrar duyan genç kuşaklara o günlerin gerçek anlamını aktarmakta önemli zaaflarımız var.Kıbrıs Barış Harekâtının yıldönümlerinde de böyle olur. 1974 yılından bu yana her yılın temmuz ayında birbirinden farksız konuşmalar tekrarlanır durur. Böylece de o günleri yaşamamış olan gençler için Kıbrıs soyut ve çok uzaklarda bir olay olarak kalır.Bu yıl da alışkanlıklarımızı fazla değiştirmedik. Hatta alışık olduğumuz formüller tekrarlanırken, gerçekten anlam taşıyan bazı sözler onların arasında kaynar gibi oldu.* Başbakan Erdoğan'ın Kıbrıs konuşmasında getirdiği öneri Kıbrıs'ın iki tarafının da barışa sağlam adımlarla yürümesi için önemlidir. Öneri kısaca, şu anda iki tarafın birbirine uyguladıkları bütün ambargo ve kısıtlamaların kalkmasını öngörüyor. Buna göre, KKTC dünya ile normal ilişkiler kurabilecek, Türk deniz ve hava limanları da Kıbrıs Rumlarına açılacaktır.Tabii ki bu bir anda gerçekleşemez, ama iki tarafın aynı anda bu iradeyi göstermesinin bütün dünyadan destek sağlayacağı kesindir.***Annan Planını reddeden Rum tarafı uluslararası alanda kendini sıkıştırmıştır. Avrupa Birliği içinde Türkiye'ye vetolarla güçlük çıkarma taktiği de şu ana kadar başarılı olmamıştır.Kıbrıs'ın Rum siyasileri Denktaş gibi eski dünyada kalmış, kasaba morali içine sıkışmış türden siyasilerdir. Kendi halklarının şu anda desteğini almalarının fazla önemi yoktur. Dünya, Türkiye ve Türk tarafının iyi niyetini görmeye başladı. Önümüzdeki günlerde, eğer Ankara'da herhangi bir rota değişikliği olmazsa daha da açıklıkla görecektir.* Hızlı teknolojik gelişmeler, Kıbrıs Adası'nın stratejik önemini azaltıyor. Bu da gelişmiş dünya açısından Kıbrıs'ın artık "bir ada" olması demektir. Dünyanın, Kıbrıslı Rum siyasilerin küçük oyunlarının peşinde sürüklenmesi durumu da artık sona eriyor.Ayrıca, Kıbrıs üzerine eski usul politika kuranlar da Kıbrıs'ın Türk halkının "sorun sıralaması"nda çok aşağıda olduğunu görmelidirler.

Devamını Oku

Küçük hesaplar

19 Temmuz 2006

Parlamenter demokratik sistemde muhalefetteki siyasi partilerin, hükümetin başarısızlığı üzerine "siyasi taktik" oluşturmaları, siyasi rant elde etmeye çalışmaları oyunun bir parçasıdır.Ancak bu tür taktiklerin yapılamayacağı alanlar vardır. Bunlar da bütün halkın temel çıkarlarıyla ilgili konulardır. Bu alanlarda siyasi rant hesapları, küçük hesaplarla "bozucu" siyasetler izlemek sonuçta herkese zarar verir.Türkiye'nin Kürt meselesi ve bu meselenin çözümünün önündeki en büyük engel olan terör meselesi de bu alanların başında geliyor.Bu büyük meselede bugün gelinen noktada "sınır ötesi operasyon" tartışması en güncel konu oldu. Hükümet sözcülerinin, Başbakan'ın "sabır" açıklamaları da bir çözüm değil, tam tersine, düğüm yaratan adımlardır.***Türkiye'nin Kuzey Irak'ta askeri operasyon yapması aslında bugünün konusu değildir, birinci Körfez Savaşı günlerine kadar gidiyor. Bugün ne konuşuluyorsa, on beş yıl önce de benzer şeyler konuşulmuştu.Türkiye'nin PKK'ya yönelik güçlü bir askeri operasyona girişmesini isteyenler, bunun için ortam yaratanlar şu anda örnek olarak İsrail'i gösteriyor.İsrail hem Filistin'de hem Lübnan'da çok kapsamlı operasyonlarla radikal İslamcı örgütleri geriletmeye çalışıyor. Bu operasyonların sorunu çözmeyeceği, ancak bu örgütlerin askeri güçlerinin geçici olarak kırılacağı da bilinmektedir.***Bu kritik ortamda Kuzey Irak'ta, yani bugün fiilen "Kürdistan" olan topraklarda yapılacak bir operasyonun sonuçlarını kuşkusuz siyasiler, diplomatlar, askerler iyi hesaplamaktadır. Böyle bir operasyonun riskleri bilinmiyor olsa, zaten bu iş çoktan yapılırdı.Bugünkü bölgesel koşullarda AKP hükümetinin, Başbakan'ın "sabır edebiyatı" yapması iki yanı keskin bir kılıç gibidir. Nitekim Türkiye'nin bölgedeki rolü ile ilgili büyük hayaller içinde olanlar bir yanda, radikal milliyetçi cephenin kör kışkırtmaları diğer yanda çalışmaya devam ediyor.Böyle hassas bir ortamda ana muhalefet partisinin de hükümeti "dış operasyon" konusunda köşeye sıkıştırma hesabı içinde olması belki bugün CHP'ye sağ kesimden sempati getirir; ama Türkiye'nin bölgede kurması gereken gerçek etkinliğe zarar verir.* "Bak İsrail nasıl yapıyor, biz de gidip cezalarını verelim" mantığı en basit popülist tavrın bugünkü ifadesidir. Bunun üzerinden siyasi rant peşinde koşanlar da Türkiye'yi affedilemeyecekleri bir şekilde yanlışa sürüklediklerini görmelidir.

Devamını Oku

Her yaz aynı sıkıntı

17 Temmuz 2006

Yaz aylarında terör eylemleri artıyor. Bunun nedeni dağda barınmanın, hareket etmenin, yer değiştirmenin daha kolay olması. Sıkışan gruplar köylere ya da şehirlere daha kolay iniyor, izlerini daha kolay kaybettiriyor.Yirmi yılı aşkın süredir aynı durum devam ediyor. Bu bilinen bir şey ve bahar aylarından itibaren terör eylemlerinin artacağı öngörülür.* PKK'nın Türkiye'yi Orta Doğu'da giderek yayılan tuzağa çekmek istediği ortada. İsrail harekâtlarının, Irak'taki iç savaş halinin, Suriye ve İran'la yaşanan gerilimlerin PKK'nın iştahını kabarttığı görülüyor.Bu ortamda İsrail Türkiye için örnek değildir, olamaz.* Bu tür durumlarda hemen kaba bir mantık yürütme kendini gösterir, giderek daha çok sayıda kişi "Bak İsrail nasıl dünyayı dinlemiyor yapıyor, ama biz yapamıyoruz" gibi bir üslubun peşinde koşar.İsrail, Filistin ve bölgedeki radikal İslamcı örgütler arasındaki savaş koşulları, siyasi koşullar ve siyasi dengelerle Türkiye'nin terör sorunu arasında bir benzerlik yoktur. En azından böyle bir paralellik kurma yolunda dünyayı ikna etmek çok zordur, hatta imkânsızdır.***Geçen yaz da benzer şeyler yaşandı, söylendi. Terör eylemleri artıp, şehit cenazeleri herkesin yüreğini kavurmaya başladığında Ankara yine duygu dalgaları arasında sallanmıştı. Bu yaz da sallanıyor.* AKP hükümeti, Kürt meselesi ve terör meselesi ilişkisini kurmakta, ikisini ayırt edecek siyasetler üretmekte başarısız oldu. Başbakan'ın her girişimi, her konuşması da bir uçtan diğer uca giden tutarsız bir çizgi oluşturuyor.* Diğer yandan, bugün giderek ısınan ortamda Kürt kökenli Türk vatandaşlarına da önemli görevler düşüyor. Bundan önce de düşmekteydi, ama artık bu görev çok daha önemli hale gelmiştir. Şiddetin egemen olduğu ortamdan en çok zarar görenler bu vatandaşlardır. Elbette her şehit cenazesinin çevresinde bir acı bulutu birikmektedir. Ama her sıcak gelişme Türkiye Kürtlerinin hayat koşullarını, güvenliklerini, geleceklerini zora sokmaktadır.Bu vatandaşlar terörün sona ermesi için, her şeyin masada konuşulabileceği bir ortamın oluşması için çok daha etkili davranmak, iradelerini ortaya koymak zorundadır.Akıl yolları belli olmasına rağmen biz aynı fasit daire içinde döndüğümüzden gelecek yaz da aynı konuları, aynı şekilde konuşuyor olmamız ihtimali oldukça yüksek.

Devamını Oku