Amerikan yönetiminin dünyaya Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) olarak sunduğu, ancak ayrıntıları fazla bilinmeyen hedefine İsrail'in taşeronluğunda ilerleniyor.
ABD Dışişleri Bakanı Rice'ın "Yeni Orta Doğu" dediği düzenin bazı çizgileri belli oldu.
* Filistin, radikal İslamın egemen olduğu bir devlet olabilirdi; bu, İsrail'in silahlarıyla engellenecek, dolayısıyla yakın dönemde gerçekten bir Filistin devleti olmayacak.
* Lübnan, topraklarında egemen değildi; Suriye ve İran'ın desteklediği radikal İslamcı örgütler, özellikle Hizbullah etkin bir siyasi ve askeri güç olmuştu. Lübnan'ın bir bölümü Lübnanlıların egemenliğinde kalacak, güneyi ise bir uluslararası askeri güç tarafından yönetilecek ve bu güç, Hizbullah kafasını her kaldırdığında vurma yetkisine sahip olacak.
* Irak fiilen üçe bölünecek, ancak bunun için Irak Şiileri üzerindeki İran ve Suriye egemenliği kırılacak, Sünni Araplar arasındaki radikal İslamcılar da temizlenecek. Sonra ülke üçe bölünecek.
* Planın bir ucunda da İran ve Suriye'nin "ehlileştirilmesi" bulunuyor. Bu konuda da belli bir yol aldıktan sonra Orta Doğu fiilen Amerika'nın başını çektiği bir uluslararası siyasi ve askeri yönetim altında yeni şeklini bulacak.
Bu plan, belki Washington'da bilgisayarların kurduğu varsayımlarla çok "muhtemel" görülebilir. Ama bu "muhtemel" kelimesinin içinde çok fazla kan, çok fazla ölüm vardır.
Washington'daki bilgisayarların bu plan içinde Türkiye'ye yeni roller biçtiği de anlaşılıyor. Şu ana kadar sızan bilgilere göre bu rollerden biri Türkiye'nin ilk aşamada Lübnan'da kurulması öngörülen "barış gücü"nde etkin görev alması.
* Türkiye'nin buna evet demesinin en basit sonucu, Orta Doğu'daki bütün radikal İslamcı örgütlerle karşı karşıya kalmasıdır. Çünkü bu askeri gücün "teröre karşı aktif" olması öngörülüyor, bu da radikal İslamcı örgütlerle gerektiğinde çatışması anlamına gelir.
Türkiye'nin böyle bir oldu-bitti ile Orta Doğu batağına sokulmasının ardından olacakları kuşkusuz siyasi ve askeri sorumlular, diplomatlar iyi hesaplamaktadır.
Ancak böyle bir karmaşa içine sürüklenebilecek olan Türkiye ile ilgili olarak Washington'da başka planların da bulunduğu kuşkusunu canlı tutan işaretler var. Bunlardan biri tabii ki Amerikan desteğindeki "güçlü Kürdistan" projesidir. Bunun ne anlama geldiğini herkes bilir.
Bundan önce de Türkiye'nin radikal İslamcı örgütlerin hedefi olması tehlikesi geliyor. Bu örgütlerin Türkiye'de çeşitli uzantılarının bulunduğu kimse için sır değildir ve bunlar daha önce de çeşitli terör eylemleri yapmış, insan öldürmüşlerdir.
* Eğer Türkiye AB içinde yerini daha önce almış olsaydı, bugün karşı karşıya olduğu tehlikeler çok daha farklı olacaktı. Ama olmadı ve Türkiye Orta Doğu'nun kanlı bataklığının kıyısında duruyor.
Bu bataklığa doğru ayağının kaymaması için de çok ustalıklı politikalar üretmek gerektiğini tekrarlamaya bile gerek yok. Ancak hükümet, bu konuda bütün Türk vatandaşlarına güven verecek bir açıklıkla davranmak durumundadır.

