Resmen yeni anayasa

8 Temmuz 2011

Hükümet programları uzun, sıkıcı bir metin, zorunlu bir bürokratik işlem gibi algılanır ve üzerlerinde fazla durulmaz.Erdoğan’ın dün Meclis’te okuduğu hükümet programında, geçen iki dönemde sağlanan gelişmelere uzun yer verilmişti.Bu programda, yeni anayasa vaadi somut ve “resmi” bir nitelik kazanmış oldu.Erdoğan, temel ilkelerini tekrarladığı yeni anayasanın uzlaşma ve geniş katılımla yapılması için çaba gösterileceğini de söyledi.***Yeni anayasa için daha önce de sivil toplum örgütlerinin katılımından söz edilmişti. Aslında yıllardır bu anayasa üzerine yapılan tartışmalar, yazılan binlerce yazı ve mütalaanın sonucunda nasıl bir anayasa olması gerektiği büyük ölçüde belli oldu.Bütün bunların üzerine sıfırdan bir çalışma başlatmanın gereği yoktur. Geçen dönemde AKP’nin hazırlatmış olduğu ve haksız saldırılarla yıpratılmış bir metin var. Bu metne büyük kuşku ve ağır suçlamalarla karşı çıkan CHP’nin seçim öncesi açıkladığı demokrasi ve anayasa raporlarında ise o metindeki yaklaşımlara çok yakın görüşler yer alıyordu.Eldeki anayasa taslağı çalışması, geçen sürede yapılmış tartışmalar da göz önüne alınarak hızlı bir şekilde elden geçirilebilir ve esas çalışma bunun üzerinde yapılabilir.***1981 anayasasının “değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeleri üzerinde kısır bir itişmeye girilmesi de gerekmiyor. Bu maddelerin “değiştirilemez” olduğuna karar verenler de insandı ve öyle dediler diye bu hükümlerin sonsuza kadar baki kalması ne kadar anlamsızsa onlar üzerinde, esastan uzaklaşmaya yol açacak bir kavga da o kadar anlamsızdır.Yeni anayasanın, bütün vatandaşları muhtemel suçlu olarak gören ve vatandaşa karşı devleti koruma mantığı üzerine kurulmuş yapısının tam tersi bir niteliğe sahip olması gerektiği konusunda kuşku yoktur.CHP ve BDP’nin Meclis’e katılmalarının ardından yeni anayasa çalışmasının, uzatılmadan, zaman kaybından başka bir sonuç vermeyecek usul kargaşalarına girmeden hemen başlatılması şart olmuştur.Yeni anayasa çalışması ne kadar hızlı sonuçlanırsa, ona bağlı birçok sorunun, Başbakan’ın hükümet programında bir cümleyle değindiği “YÖK’ün yapısının değişmesi” gibi sorunların tümünün çözümü de o kadar hızlı olur.

Devamını Oku

Değişim iradesi var mı

7 Temmuz 2011

CHP, Meclis’te yemin etmeme eylemine başlarken, ne olursa bu direnişten vazgeçeceğini söyleyememişti.Ergenekon tutuklusu iki milletvekilinin salınmayacağı anlaşılınca eyleminin gerekçesini açıklamakta daha da zorlandı.Son durumda, Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in grup başkanvekilleriyle yapacağı bir toplantının CHP’nin direnişini sona erdirme yolunu açabileceği anlaşılıyor.CHP’liler yemin ettikleri zaman, ne elde ettiklerini de halka, kendi seçmenine açıklamak zorundadır. Ama ne elde ettikleri konusunda inandırıcı olmaları çok güçtür.‘Tutukluk sürelerinin kısalmasını sağlayacak bir yasal düzenlemenin ele alınacağı konusunda bir vaat alınmasını‘ başarı olarak sunmakta zorlanacaklardır.Herhangi bir yasal düzenleme yapılabilmesi için Meclis Başkanı’nın özel bir vaatte bulunması da mümkün değildir. Nitekim Cemil Çiçek, dün yaptığı açıklamada tavrını “önce gelin Meclis çalışmalarına katılın sonra çözüm yollarını birlikte araştıralım” şeklinde ortaya koymuştur.***CHP yönetiminin yemin etmeme eylemi için karar alırken, devamını ve muhtemel uzlaşma yollarını tam olarak düşünmediği iyice belli oldu.Böyle ciddi bir siyasi kriz yaratırken, devamını tam olarak hesaplamamanın adı siyasi acemiliktir. Ayrıca, böyle bir direnişi halkın ve partiye oy verenlerin nasıl karşılayacağını tartmak da en basit siyasi reflekstir.Meclis’in açılışında acemilik sergileyen CHP’nin, demokratik bir anayasa için yapılan çalışmalarda alacağı tavırlarla ilgili kuşkuların doğması da kaçınılmazdır.CHP yeni anayasanın hazırlanması sürecine katılırken “Ergenekoncu” gözlüklerden tümüyle sıyrılmış olmazsa yeni sorunlar, krizler yaşanması da çok muhtemeldir.***Kılıçdaroğlu ve kadrosu, seçim öncesinde, milletvekili adaylarının belirlenmesinde ve kampanya süresince yaşadıkları ikilemi, yemin direnişinde de gösterdi.Yeni CHP’nin yeni çizgilerinin ne olduğunu öncelikle CHP’ye oy vermiş olanlar bekliyor. Bazen “Ergenekoncu” bazen “demokrat” reflekslerle ortaya çıkan bir CHP’nin yeni anayasaya yaklaşımı da hâlâ belli değil.Devletçi-muhafazakâr bir siyasi partinin, içinde kendisini solcu ve sosyal demokrat hissedenler de var diye sosyal demokrat olması kolay değil.Kendisine ne sıfat verirse versin, böyle köklü bir değişim için CHP’deki iradenin gücü de hâlâ büyük bir soru işaretidir.

Devamını Oku

Ağırlık A takımında

6 Temmuz 2011

Başbakan Erdoğan yeni hükümeti oluştururken hiçbir risk almadı, ağır sorunlarla dolu yeni dönemde deneyimli bir kadroyla yola çıktı.Başarılı bakanlar yerlerinde kaldı ya da başka alanlara kaydırıldı. Milli Eğitim Bakanı Çubukçu’nun görevine devam etmesi bekleniyordu, ama yerine yine deneyimli bir isim, Ömer Dinçer geldi.Milli Savunma Bakanlığı‘na deneyimli bir isim bekleniyordu, çünkü bu dönemin en önemli icraatlarından birisi olarak, yeni anayasayla birlikte Genelkurmay’ın, 1960 öncesinde olduğu gibi bu bakanlığa bağlanması söz konusu. Yeni bakanın bu nedenle önemli diplomatik görevleri olacak, kuşkusuz herkes İsmet Yılmaz’ın bu sorumluluğun altından kalkmasını, başarılı olmasını bekleyecek.***Beşir Atalay’ın, bu kez Başbakan Yardımcısı olarak “açılım”ı yönetmesi sürecin daha sağlıklı yürümesi açısından önemlidir.Ekonomide, sürekli şikâyet konusu olan “çok başlılık” devam edecektir. Şikâyeti giderme görevi de Başbakan Yardımcısı olarak Ali Babacan’a aittir. Babacan’ın bu görevi sürdürmesi ekonomi çevrelerinde zaten bekleniyor ve isteniyordu.Yeni kurulan Avrupa Birliği Bakanlığı‘na, başmüzakerecilik görevini Devlet Bakanı olarak yürütmüş olan Egemen Bağış getirildi. Geçen dönem Türkiye’nin Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından oldukça verimsiz, hatta başarısız geçti. Yeni düzende, kurulan bakanlığın daha etkili olması beklenecektir. Bunun için de, örneğin Dışişleri Bakanlığı’nın yürüttüğü birçok görevin AB Bakanlığı’na aktarılması ve Bakanlığın yetkilerinin kullanılabilmesi gerekiyor. ***Yeni hükümetin çalışmasıyla ilgili önemli bir belirsizlik konusu ise, ilk kez uygulanacak olan bakan yardımcılıklarıdır. Bu görevlere “dışarıdan” atamalar yapılacaktır, seçilen siyaset dışı isimlerin tartışmaya yol açması da muhtemeldir.Bakan yardımcılarıyla ilgili olarak ortaya çıkan “çekince”lerin en önemlisi, bakanlık müsteşarına bakanın mı “yardımcı”nın mı talimat vereceği sorusudur. Eğer bakan yardımcısı işlev olarak gerçekten bakanla müsteşar arasında yer alacaksa, talimatlar bakan tarafından yardımcısına verilecek, o da bunları müsteşara iletecek, yani müsteşarlar doğrudan bakan yardımcısıyla çalışacaktır.Eğer müsteşar talimatları yine bakandan alacaksa, bakan yardımcılığı bir tür danışmanlığa dönüşür ki, o vakit de makamın bir işlevi kalmaz.Bu sistemin işlemesi, aslında ağırlıklı olarak “kişi”lere bağlı olacaktır.

Devamını Oku

En gözü kara senaryo

5 Temmuz 2011

CHP ve BDP’nin Meclis boykotlarına karşı AKP’den en uç, en gözü kara ihtimal ortaya sürüldü. Meclis’e mazeretsiz beş kez gelmeyen milletvekillerinin durumlarını Meclis Başkanlığı gündeme getirecek ve Meclis, yemin etmeyen vekillerin vekilliklerini düşürecek.AKP, Başbakan Erdoğan bunu yapabilir mi? Yapabilir.En son kamuoyu araştırmalarına göre, CHP’ye oy veren seçmenin önemli bölümü de boykotu desteklemiyor, “bugün seçim olsa” sorusunun cevabında AKP’nin oyu artmış, CHP’ninki azalmış görünüyor.***CHP’nin 135, BDP ve bağımsızların 35 milletvekilliği düştüğü zaman zorunlu olarak ara seçim yapılacaktır. CHP’nin tutuklu iki milletvekilinin ve tutuklu bağımsız milletvekillerinin “mazeret“leri olduğu için vekillikleri düşmeyebilir.Bu durumda CHP’nin önüne yeni bir seçenek, seçime katılmama seçeneği de çıkacaktır. Bu seçeneğin ucundaysa Atatürk’ün kurduğu partinin erime, yok olma sürecine girmesi yolunun açılması da var.Eğer CHP ve BDP ara seçime aynı şekilde girerlerse, BDP tekrar 36, hatta bunun da üzerinde milletvekilliği kazanabilir. Buna karşılık CHP’nin kazanacağı sandalye sayısının 35 dolayında kalması kaçınılmazdır.AKP yüze yakın yeni milletvekilliği kazanır ve Meclis’in kayıtsız şartsız hâkimi olur.CHP ve BDP’nin bağımsızları ara seçime girmezlerse, MHP 25-30, AKP ise 150 dolayında sandalye kazanır ve yine Meclis’in kayıtsız şartsız hâkimi olur.Bir ara ihtimal, BDP’nin parti olarak seçime girmesi ve yüzde 10’un üzerinde oy alarak ana muhalefet partisi olmasıdır.***Ara seçime gidilmesi halinde karşı karşıya kalınacak bu tablonun anlamı, AKP iktidarının tek parti dönemlerinden bu yana en güçlü siyasi iktidar olmasıdır ki fiilen bir tek parti düzenine geçilmiş olacak ve AKP 2023’e kadar yerinde kalacaktır.Bu durumda AKP yeni anayasayı tek başına yapar, Erdoğan isterse Amerikan tarzı bir başkanlık sistemine geçilir. Bu kadar güçlü bir iktidarın yaşayabileceği bütün hastalıklar nükseder. O hastalıkların neler olabileceğini herkes kendi kendine tahmin edebilir.CHP’nin, yemin boykotuna karar verirken, AKP’nin bu kadar “katı” durabileceği ihtimalini hiç aklına getirmediği anlaşılıyor.AKP, en gözü kara senaryoyu ileri sürerek CHP’nin içine bir bomba daha atmış oldu. Bu senaryo gerçekleşmese bile, yakınına yaklaşılması durumunda CHP’nin yaşayacağı iç sarsıntıya Kılıçdaroğlu’nun dayanabilmesi çok büyük bir siyasi ustalığı gerektirir.

Devamını Oku

Kilit üstüne kilit

4 Temmuz 2011

Önce “tükürdüğünü yalamak” kavramını Türk argo sözlüklerine dayanarak açalım. Bu kavramda, “tükürenin kendi isteğiyle tükürdüğünü yalaması” söz konusu değildir. Tüküren, kendisinden daha güçlü bir iradeye boyun eğerek, onun istediğini yaparak “tükürdüğünü yalar.”CHP “diz çöktüreceğiz” diyerek bir kilit vurmuştu. Erdoğan da “tükürdüklerini yalayacaklar” diyerek daha ağır bir kilit vurdu, anahtarı da denize attı.Bu ifadelerin ardından iki taraftan birinin ya da ikisinin birden geri adım atmaları için, geri adım demesek de uzlaşma yönünde bir tavır almaları için gereken süre bayağı uzamış oldu.***Meclis boykotu, CHP yönetimi için kurultay sıkıntısından kurtulma gerekçesi de oldu. İçeride sorunu bulunan muktedirlerin bir dış sorun yaratarak o iç sorundan kurtulmaları gibi, CHP yönetimi de iç sorununu boykotla şimdilik atlattı. Parti yönetimi böyle bir siyasi mücadeleye girmişken onu değiştirmek için imza vermek kolay değil. Nitekim Baykal-Sav ikilisi de kurultay için gereken sayıda imza toplayamadıkları gibi, boykot dolayısıyla kurultay isteğini ertelediklerini açıkladılar.Başbakan Erdoğan’ın bütün beyanları, son olarak “anayasa için MHP ile anlaşırız” demesi de bu krizin giderilmesi için ekim ayına kadar herhangi bir adım atılmasına taraftar olmadığını gösteriyor.***Tatile girmeden önce Meclis’in yeni hükümet programını görüşmesi ve oylaması gerekiyor. Görünen o ki, ilk kez bir ana muhalefet partisi böyle bir çalışmanın içinde olmayacak.Bu manzaranın ortasında Meclis’in yeni başkanı Cemil Çiçek’in konuşması uzaklardaki bir vaha gibi kaldı.Çiçek’in hem CHP’ye hem BDP’ye verdiği doğrudan mesajlar Başbakan’ın meseleye yaklaşımıyla taban tabana tersti.Buradan da, ekim ayındaki açılışa kadar direksiyonun Cemil Çiçek’in elinde olacağı, ekimde “temiz” bir başlangıcın tümüyle onun siyasi başarısına bağlı olacağı sonucunu çıkarabiliriz.***Kriz ekimde de çözülmemiş olursa, halkın bütün Meclis’e bakışında ciddi bir değişim görüleceğini bütün siyasiler anlamalıdır. Çalışmayan, “uzlaşma ile yeni anayasa” vaadini yerine getirmeyen bir Meclis çok tartışılır, hem de çok ciddi tartışılır.

Devamını Oku

Güzel oyunun çirkin yüzü

3 Temmuz 2011

Kendimizi bildik bileli futbol topunun çevresinde çirkin hikâyeler eksik olmaz. Bir zamanlar bir kaleci bilerek yediği golleri gazinolarda bile anlatmıştı.Paranın, çok paranın girdiği her yerde kolay kazanç, kolay başarı vardır, olacaktır. Bütün dünyayı peşinden koşturan futbol topunun da bundan eksik kalması beklenemez.Bu sayede diktatörlerin “futbol olmasaydı bu kadar sene iktidarda kalamazdım” dediği rivayet olunur.Bu sayede siyaset de hep futbolun içinde olmaya çalışmıştır.Bu yüzden 12 Eylül’ün baş generali birinci ligde Ankara kulübü kalmıyor diye talimatla bir kulübü birinci ligde tutmuştu.***İspanya’da General Franco Real Madrid’i yaratırken, Barselona Katalanların “milli takımı” olarak algılanıyor, her maçında seyirci Katalan milli marşını söylüyordu, hâlâ söylüyorlar. Basklıların milli takım olarak gördükleri Atletico Bilbao’da ise sadece Basklı futbolcular oynuyor, onun da renkleri Bask bayrağının renkleri, marşı Bask milli marşı.Güzel oyun bütün bunlarla birlikte güzel oyundur. Bunlarla birlikte milyonlarca insan aynı anda sevinir. Milyonlarca insan aynı anda yüzünü avuçlarının içine alır. Her ikisi de, sevinen sevincinin temizliğine, üzülen de haksız yere üzülmediğine inanır, inanmak ister. Rekabetin eşit koşullarda olduğuna, oyuncunun temizliğine güven olmadığı zaman da güzel oyunun bütün büyüleri kaybolur.***Futbolun, iş hacmi en yüksek gösteri dallarından biri olmasından itibaren “temizliği” de hep gündemde oldu.Bu kadar çok paranın, iktidarın, etkinliğin olduğu yerde tam temizlik olamaz. Ama her yaştan her baştan insanın futbolun büyüsüyle eğlenebilmeleri sayesinde sürekli büyüyen bir iş kolu olması için azami temizliğin olması da şarttır.Futbolun iş ve başarı olarak daha ilerde olduğu ülkelerin tümünde yaşanan olay bizde de dün patladı. Bu soruşturmanın ucunda tabii ki herkes adalet bekleyecektir. Güzel oyunun büyüsüyle keyiflenmeye devam etmek istiyorsak isteyeceğimiz “temizlik”tir, güzel oyunun temizliği, kovuşturmaların, soruşturmaların temizliği...

Devamını Oku

Küçük adımlarla

1 Temmuz 2011

AKP dışında sadece MHP’nin yer alacağı Meclis çalışmaları ciddi yaralar açar. Kendisini dışarıda kalmış hissedecek yüzde 40’ın siyasetten “çözüm” umutları da ciddi şekilde zedelenir.Başbakan, CHP ve BDP karşısında “taviz verir” konuma düşmemek için çaba gösteredursun, Cumhurbaşkanı Gül’ün görüşmeleri ve muhtemel Meclis Başkanı Çiçek’in çağrısı Erdoğan’ın “içinin” de pek rahat olmadığı gösteriyor.Cumhurbaşkanı’nın sorunun çözümüne katkıda bulunma girişiminden Başbakan’ın önceden haberdar olmadığı belirtildi. Bu, kuşkusuz devletin en tepesi açısından belli bir anlama geliyordur. Ancak Meclis Başkanı adayı Cemil Çiçek’in CHP ve BDP’ye yaptığı Meclis’e gelme çağrısı herhalde Erdoğan’dan habersiz yapılmış bir çağrı değildir.***Krizden çıkış yolunda küçük adımlar atılıyor. Atılmak zorunda çünkü bu Meclis’in meşruiyetinin tartışma konusu olmasını kimse istemiyor. Daha doğrusu bunu demokrasinin temel ilkelerine inananlar ve güvenenler istemiyor.Sandıktan çıkanı her zaman halkın cehaletine, kendi çıkarını görmemesine, şu ya da bu yolla satın alınmasına bağlayan demokrasi korkakları içinse milli iradenin her türünün meşruiyeti tartışmalıdır.***CHP ve BDP’nin Meclis Başkanlığı seçiminde Meclis’e gelmeleri, oylamaya katılmaları hatta Cemil Çiçek için oy kullanmaları kamuoyunda büyük rahatlama yaratacaktır.Bunun için birkaç “küçük” adım daha kaldı. Böyle bir katılımın yaratacağı rahatlamadan rahatsızlık duyacaklar ya da bunu kullanmaya çalışacaklar olacaktır.CHP’de Kılıçdaroğlu yönetimini göndermek için çalışan devletçi-muhafazakâr gruplar kullanmaya çalışacaktır. BDP’nin “devrede” olmasından rahatsız olanlar da “AKP Öcalan ile gizli anlaşma yaptı” diye bağıracaklardır.Her ikisinin de kamuoyunun büyük kısmı üzerinde etkili olması mümkün değildir. CHP’deki muhaliflerin kongre için gerekli imzayı toplayamamaları bunun göstergesidir. En has devletçi-muhafazakâr adayların seçimde birkaç bin oyun üzerine çıkamamaları da bunun göstergesidir.Siyasette, değişen koşullara göre yeni kararlar almak doğaldır. Yeter ki her yeni kararın “altında ne olduğu” kamuoyuna anlatılabilsin.

Devamını Oku

Diğer yüzde 50

30 Haziran 2011

Başbakan Erdoğan, 12 Haziran gecesi kendilerine oy vermeyen yüzde 50’nin de başbakanı olacağını söylemişti. “Diğer” yüzde 50’yi anlamaya çalışacağını tekrarladı.Bu “diğer yüzde 50”nin önemli bir kesiminin “temsil” sorunu ortaya çıkmıştır. Onların sorunu, kendisinin de söylediği gibi, Erdoğan’ın sorunudur. Meclis’e gelmeyen BDP’liler ve yemin etmeyen CHP’lilerin sorununu gidermek için çaba göstermesi gereken birinci kişi Erdoğan’dır.BDP’nin bir milletvekilliğinin iptalini ülkenin önemli bir kesimi haksızlık olarak görüyor. Daha büyük bir kesim de tutuklu milletvekillerinin tahliye edilmemesini haksızlık olarak görüyor.Bu durumun Meclis’in meşruiyetinin tartışma konusu olmasına kadar uzanan bir krize yol açmasını en istemeyecek kişi de yine Erdoğan’dır.Sadece diğer yüzde 50’nin çoğunluğunun değil, AKP’ye oy vermiş yüzde 50’nin de ülkenin demokrasi sorunlarının çözümü konusunda benzer fikir ve taleplere sahip olduğu ortadadır.***Başbakan’ın yargıçlara talimat vermesi kuşkusuz söz konusu değildir. Ama bu durumun kendisini de, demokratik duyarlılık ve seçmen iradesinin tecellisi açısından rahatsız ettiğini ifade etmesi, “diğer yüzde 50’nin” güncel bir sorununu anladığını gösterecektir.AKP sözcüleri de bugüne kadar böyle bir “demokratik duyarlık” gösterme çabası içinde olmamışlardır.CHP’nin tutarsızlıkları Başbakan için de, “ileri demokrasi” taahhüdü için de bir mazeret teşkil edemez.Önümüzdeki dönemin anahtar kelimesi hep “demokrasi” olacaktır ve ülkeyi demokrasinin gerektirdiği anayasaya kavuşturma sözü verenlerin bu konuda, günlük siyasi çekişme ve polemiklerin üzerine çıktıklarını gösteren tavırlar almaları beklenir.Bu duyarlılığın sürekli olarak ortaya konulması, Ergenekon davalarının anlaşılması açısından da önemlidir, daha sonra ortaya çıkabilecek her türlü arızada kamuoyu desteğinin yine demokrasi tarafında canlı tutulması açısından da önemlidir.Bu Meclis’in meşruiyetini tartışmak gerçekten haksızlıktır. Bunun için uğraşanlar vardır. Ve bunların üstesinden gelecek olan da “demokratik duyarlılığı” hep önde tutan politikalar geliştirmektir.

Devamını Oku