Ligde her şey 2. yarılarda belli olur. Şampiyon, düşenler-kalanlar... Liglerin 2. yarısı daha zorlu ve kıran kırana geçer. Kader maçları oynanır, her puanın ayrı bir önemi vardır.Hakemler de bu oyunun bir parçasıdır. Hata kaçınılmazdır. Hep olmuştur, yine olacaktır. Ancak 6 hakemin olduğu yerde 'Göremedi, süzemedi' mazereti söz konusu olamaz. Olmamalı da.Türk hakemliği futbolumuzun gerisinde değil. Hatta son yıllarda önüne geçti. Eğitim seviyesi yüksek, kaliteli çocuklar. Çoğu da yetenekli ve gelişiyor.İngiltere, İspanya, İtalya ve Almanya’da bile izahı olmayan hakem hataları oluyor.jİnanın bizde hata daha az. Bizim hakemlerimizde ve MHK’de eksik olan şey: 'Baskıyla başedebilme yetisi'.HATA OLSUN, EYYAM OLMASINKuralları herkes biliyor. Mesele uygulamada. Eyyam denen virüs maalesef hücrelere kadar sinmiş, çıkmıyor; toplum tarafından da kabul görüyor. En iddiasız futbolsever bile maç izlerken "Hakem falancadan oyuncu attı ya, bak birazdan filancadan da atıp eşitler" diyor. Haklı çıkıyor.Her stat, her forma hâlâ eşit değil. Hakemlerin çoğu maç almayı sürdürmek için işin kolay yoluna sapıyor. Çünkü 'Cesur' olan takdir görse de ‘büyükler’ce istenmiyor.MHK cesur değil ki hakemler cesur olsun. Tayinleri onlar değil adeta kulüpler yapıyor. En şöhretli ve üst klasmandaki hakemler neden bazı kulüplerin maçını hiç yönetmiyor? Hani o devirler bitmişti?Cesur, baskıya boyun eğmeyen, herkese eşit, gördüğünü çalan hakem yönetimleri istiyoruz. Hata olsun, eyyam olmasın. Bu işten evine ekmek götürenlerin hakkı yenmesin. Ayrıca bir husus daha var. Faul bu güzel oyunun düşmanıdır. İstediğiniz kadar faul yapıp rakibi oynatmamak diye bir şey olamaz. Yüzlerce maç içinde toplamda en az faul yapılan maçın '21' olduğu tuhaf bir ligimiz var. Faul bu oyunun parçası ancak tadı kaçmaya başladı. Bir takım sistematik bir şekilde her maç 25-30 faul yapıyorsa bunun bedeli olmalı. 25-30 faule 2 sarı kart olmaz...MHK ve hakemlerimiz bu oyunun daha güzelleşmesi için bir sorumluluk hissediyorlar ise artık bu duruma çözüm getirsinler.Tranfer ve iflasEndüstriyelleşen futbolda tek realite; ekonomi... Fakat kulüplerimizin çoğu borç batağında... Güçlü mali yapınız yoksa yaşama şansınız çok az. Tek çıkış iyi bir altyapı organizasyonu ve potansiyelli oyuncuları arayıp bulmak. Kulüplerin %90’ında organizasyon yok. Altyapılar acınacak durumda. Scouting yok. 3-5 menajerin tavsiyesi ile transfer yapılıyor.Rekabet duygusu, günü kurtarma arzusu ile birleşince, bilinçsiz, hovardaca transfer yapılıyor. Hesap soran yok. Alt ligler daha vahim.TFF artık düğmeye basmalıKulüplerin mali bilançoları sıkı denetlensin. Gelir-gider dengesine göre belli oranda transfer yapmaları sağlansın. Borçla transfer yapma dönemi bitsin. Yükümlülüklerini yerine getirmeyen kulüplere transfer yasağı, puan silme hatta ligden düşürmeye kadar yaptırımlar uygulansın. 'Nereden buldun?' yasası futbolda da uygulansın.Yabancı yasağı gözden geçirilsin. Çünkü uluslararası pazarda maksimum 100-150 bin Euro kazanabilecek seviyede oyuncular bunun 8-10 misli maaş alıyor. Kulüplerin altyapılarını revize etmeleri için kriter konsun. Ülke futbolu batıyor. Sponsorlar devletten (Spor-Toto, Ziraat, PTT vs). Stadyumları devlet yapıyor.Peki kulüpler, özellikle Anadolu kulüpleri borç dışında ne yapıyor ? Oyuncu yetiştirmiyor, tesisleşmiyor. Devlet, belediye ve TFF desteği olmasa kapıya kilit vuracaklar. Yapı değişmeli. Birileri endişe duymalı. Ülke futbolu batıyor. Kimsenin umurunda değil.Tüm bunları düzeltmek için ömrünü adamış Gündüz Tekin Onay’ı kaybedeli tam 6 yıl oldu. 6 yıldır 'Endişe eden' biri çıkmadı. Tek umudumuz kaldı. Fatih Terim...
Beşiktaş’ın ilk yarı oynadığı futbolu tanımlamak zor. Ancak ‘yavan ekmek’ denilebilir. Akıcılıktan uzak, kopuk bir oyun. Vasatı aşamayan bireysel performanslar. Rakibi tek zorlayan Uğur Boral’dı.2. yarının başında Stancu’nun kaçırdığı gol Beşiktaş için sanki Tanrı’nın lütfuydu. Ama Kartal’ın silkinmesi için yeterli olmadı. Biliç, Fernandes ve Oğuzhan’ın yokluğunda yaratıcılık eksikliği çeken takımda rakip ceza alanına tek top taşıyabilecek oyuncu olan Gökhan Töre’yi de çıkartınca umutlar sadece Uğur Boral’ın yapacağı ortalara kaldı.ŞAMPİYONLUĞA VEDA...SON 10 maçta sadece Kayseri, Konya ve Elazığ’ı yenebilen Beşiktaş, dünkü kayıbın ardından şampiyonluk yarışına da veda etti.Biliç’in takımı her geçen gün geriye gidiyor. Beğenilmeyen Fernandes yokken Beşiktaş hiçbir şey üretemiyor. Veli ve Necip koşuyorlar ama oyuna kattıkları değer ‘sıfır’, Mustafa verilen şansları kullanamıyor. Ömer büyük takım oyuncusu değil. Oğuzhan’ın 2 katı maaş alan Kerim Frei ortalarda yok. Golcü diye alınan Eneramo nerede?BU arada benden duyun. Transferde ilk tercih olarak Slaven Biliç stoper istiyormuş. Beşiktaş’ın o kadar çok eksiği, gediği var ki...Bunlara Biliç’in vizyonunu da ekleyebiliriz. İstediği ve istemediği oyunculardan yola çıkarsak transferde son söz hakkı kesinlikle Hırvat teknik adamda olmamalı. Ayrıca takımı yönetme konusunda, sevk ve idarede başarısız olduğu da apaçık ortada.Sezon başında Biliç ilk geldiğinde “8 kaliteli takımın olduğu Rusya Ligi’nde 9. olması büyük soru işareti” demiştim. Sonradan da haksızlık yaptığımı düşündüm. Ama Beşiktaş’ın her geçen gün geriye gitmesi, maçların devamında rakiplerine mağlup olması Biliç konusunda daha farklı soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Acaba sorun Biliç’te mi?
Beşiktaş'ı yine önemli bir transfer dönemi bekliyor. Sezon öncesi alınan 11 oyuncudan Tolga, Hutchinson ve Serdar hariç ilk 11’de düzenli olarak oynayan yok. Gökhan Töre ve Motta ise kiralık. Görünen o ki, Fernandes büyük bir olasılıkla takımdan ayrılacak. Transferde ilk öncelik yüksek kaliteye sahip, kazanmayı bilen, deneyimli ve usta bir orta alan oyuncusu. Burada rehber olması gereken en önemli kriter şu: Türkiye Ligi’nin üzerindeki 3-5 ligden, Şampiyonlar Ligi seviyesinde yıllarca oynamış, iş ahlâkı yüksek, istikrarlı bir futbolcu tercih edilmeli. Şöhretli ve spektaküler bir isimden ziyade en önemli parametreler bunlar. Kazanmak isteyen ve aidiyet duygusu ile hareket edecek, sorumluluk sahibi bir futbolcu. “Kim olmalı?” değil asıl önemli olan “Kim olmamalı?” Beşiktaş'ın, yıllarca olup-olmayacağı belli olmayan genç futbolculardan; sadece ucuz ve yerli diye yapılan gereksiz transferlerden veya başarıya, paraya, şöhrete doymuş yıldız bozuntularından yeterince ağzı yandı. Bu kez nokta atışı yapmak şart. Bugün Fernandes yarın Almeida...Fernandes krizi sezon başlamadan çözülmeliydi. Artık düğüm oldu. Yarın aynısı Almeida’da yaşanacak. Dünya Kupası’ndan sonra Almeida bedava gidecek. Sonra Beşiktaş santrfor arayacak. Önemli olan yumurta kapıya dayanmadan planlama yapmak. “Almeida giderse gitsin. Daha iyisini buluruz” yaklaşımı gerçekçi değil. Genel istatistiği her 2 maçta 1 gol atan Portekiz Milli Takımı santrforu. Beşiktaş’ın Avrupa transfer pazarındaki en değerli oyuncusu. Bu ekonomik koşullarla, Türkiye’ye uluslararası düzeyde daha iyisini getireceğini iddia etmek hayâlcilik olur. Beşiktaş yıldızları yönetemiyor. Eskiden beri böyle. Büyük bir havayla gelen kariyerli isimler kötü yönetilerek önce verimsizleştiriliyor sonra da itibarsızlaştırılıyor. Yıldız oyuncuyu transfer etmek kadar yönetmek, verim alabilmek ve korumak da önemli.Beşiktaş-Kasımpaşa kriziTürk futbolunda sürekli bir kavga, huzursuzluk ve kaos ortamı var. Bu gidiş ile de düzelmeyecek. TFF’yi her yaşanandan sorumlu tutmak işin kolayı. Çifte standartlı kararlardan ve otorite eksikliğinden dolayı biz de eleştiriyoruz zaten. Ancak iki kulüp arasında yapılan karşılıklı açıklamalar centilmenlik ve sportmenliğin tamamen dışında. Hayal edilen barış ve huzur ortamını bu şekilde tesis etmek imkânsız. Herkes üzerine düşen sorumlulukla hareket etmeli. Kasımpaşa kulübünün açıklaması, maçtaki mağduriyeti tüm futbol kamuoyu tarafından kabul edilen, Beşiktaş ile dostluğu yaralayacak ve zedeleyecek düzeyde. Hatta başvurulan üslup genel teammüle aykırı. “10 maç oynarsak yeneriz, eziklik vb.” gibi ifadeler rasyonellikten ve etikten çok uzak. Her iki kulüp yöneticilerinin de seviyeyi düşürmeden, sportmenlik çerçevesinde topluma doğru mesaj vermeleri, sorumuluklarının bir parçası.Bu üslupla iki taraf da çözümün ve dostluğun değil, sorunun parçası olmaktan öteye gidemez.
İdeal 11'deki 6 oyuncusundan yoksun çıkan Beşiktaş bu kadar eksiğe rağmen beklenenin üstünde bir mücadele ortaya koydu. Uzun süren sakatlıkların ardından dönen İsmail Köybaşı, Uğur Boral, Filip Holosko ve Mustafa herşeyden önce çok karakterli bir futbol ortaya koydular. Enerjilerini ve güçlerini son damlasına kadar tükettiler. Bu da siyah-beyazlılara galibiyet için yeterli oldu. Aylardır oynamayan Uğur Boral sahanın en iyilerinden idi. Keza maçta 2 gol, 1 asist ile oynayan Filip Holosko da görkemli bir dönüş yaptı. Olcay Şahan farklı bir mevkide oynamasına rağmen etkiliydi. Veli Kavlak ve Necip Uysal çok baskı yapıp Elazığ orta sahasını adeta paralize ettiler. KURTULUŞ’A YAKIŞMADIMustafa istekli idi ve rakip savunmayı çok zorladı. Ancak gol bölgelerinde daha çok topla buluşup daha hızlı hareket etmeli. Fazla detaya girmeden daha seri ve basit oynamalı. BİR satır da Serdar Kurtuluş için. Beşiktaş'ın yediği goldeki kademe hatası deneyimli oyuncuya hiç yakışmadı. Beşiktaş eksiklerine rağmen sahadaki oyuncularının karakterli oyunları ile önemli bir galibiyet elde etti. İsmail, Uğur ve Holosko ise bu takımın önemli bir parçası olduklarını dün oynadıkları futbolla ispat ettiler. TARAFTAR NEREDE?Böyle bir günde karşılaşılabilecek en uygun rakip ile oynadı Beşiktaş. Okan Buruk'un takımı bu lige tutunmak istiyor ise üst üste evinde oynayacağı Çaykur Rizespor ve Akhisar Belediye maçlarını kazanmak zorunda.4 maçlık cezanın bittiği gün Beşiktaş taraftarının maça ilgi göstermemesini yadırgadım. Taraftar zor günde takımının daha çok yanında olmalı. Bu kulübün ve oyuncu grubunun ayağa kalkmak için ihtiyacı olan şey özellikle taraftarından gelecek sevgi ve destek.
Ortada bir suç ve kusur varsa ceza da olmalıdır. Kasımpaşa-Beşiktaş maçında yaşananların 3 sorumlusu var. Ortada net 3 suçlu ve kusurlu var fakat cezayı nedense bu 3 kişi hariç başka herkes çekiyor. İşte sorumlular :1-KASIMPAŞALI DONK: Futbol oyun kurallarının tamamen dışında, sporun ve futbolun ruhuna aykırı bir hareket yaptı. Tek cezası sarı kart görmek oldu. Aslında takımını ve dolayısı ile kendini de yakmıştı, sadece sarı kart ile sıyrılınca yaşananlara kendisi de şaşırdı. 2-BARIŞ ŞİMŞEK: Kuralı uygulamadı. Yanlış yorumladı. Görülmemiş pozisyonda bocalaması aslında doğaldı. Ancak maç sonunda raporuna “Ben düdüğümü Donk topu atmadan çalmıştım” demesi Karadeniz çocuğuna yakışmadı. Kimse de yemedi. Hadi orada hata yaptı penaltıyı vermedi de Kasımpaşa’nın ilk golünde 2 kez üst üste atılan taçlardan biri 7, diğeri 12 metre önden kullanıldı. “O zaman hakem niye var?” diye sormazlar mı? Hadi evsahibinin 2. golünün ofsayt olması Şimşek’in kusuru değil de fiziki saldırıya uğrayan oyuncuyu niye korumadı? Kendisi saldırıya uğrasa maçı tatil etmez miydi? Elle tutulur hiçbir tarafı yoktu. O da bu işten sıyrıldı. 3-SAHAYA ATLAYAN MECZUP: Bu şahıs sahaya atladı herşeyi berbat etti. Ceza almadı, üstüne üstlük şöhret oldu. Motta, Almeida ve Fernandes’in başını yaktı. Beşiktaş’a ağır yara verdi, Kasımpaşa’nın da ceza almasını sağladı. Tüm yaşananların sorumlusu bu 3 kişi. Ancak PFDK sanki durumun farkında değil. Bu işten para kazanan Beşiktaşlı futbolcuların, teknik ekibin suçu ne? Saldırıya uğrayan arkadaşlarını koruma duygusu ile hareket eden Motta ve Almeida’ya bu kadar ağır ceza neden? “Biz kuralları uyguluyoruz” demesinler, ahlak ve hukuk sınırlarını zorlayan, her türlü sportmenlik dışı garip davranışlara alt sınırdan verilen eyyam cezaları bu toplum unuttu mu sanıyor acaba PFDK? Bu maçla ilgili verilen disiplin cezaları futbolumuzda zaten çok eksik olan adalet ve güven duygusunu iyice yaralamıştır. Doğrunun, adaletin, hukukun ve vicdanın rengi olmaz. PFDK değişmelidir. Yabancı dil bilen, uluslararası futbola hakim, daha deneyimli ve sporun ruhundan anlayan üyelerden kurulu yeni bir PFDK ivedilikle oluşturulmalıdır. Aksi takdirde bu kurulun tutarsız kararları Ntvspor’da bizlere ve topluma adalet, güven ve barış konusunda söz veren TFF Başkanı Yıldırım Demirören’e ileride daha da zarar verecektir.
Beşiktaş maça iyi başladı. Oğuzhan'ın yaratıcılığı ile hazırladığı pozisyonda Olcay çabuk düşünüp, Almeida'ya golü attırdı. 1-0'dan sonra geçmiş maçlardakine benzer sorunlar yaşıyan Beşiktaş, ağırlıklı olarak savunmada kalıp hızlı hücumlarla golü düşündü. 2. golü getirecek fırsatlardan sonuç çıkmayınca da sendrom sürdü. Biliç'in ve Beşiktaş'ın bilmesi gereken en önemli şey şu: "Beşiktaş savunmada kaldığı zaman iyi bir takım değil." Bu defans bir şekilde gol yiyor, pozisyon veriyor. Ne zaman geri çekilse sorun yaşıyor. Dün de aynısı oldu. Siyah-beyazlı savunma yerleşik ve kalabalıkken gol yedi. 1-1'den sonra da bocalamaya devam eden Beşiktaş, gerektiği gibi reaksiyon gösteremedi. Necip'in savunmanın çok içine girmesi, Fernandes'in kötü oyunu, Oğuzhan'ın sağ kanada hapsolması kötü oyunu tetikleyen faktörlerdi. Kasımpaşa'ya karşı hızlı hücum yapmaya çalışmak ise çok akılcı değil. Çünkü lacivert-beyazlılar ligin en çok faul yapan ekibi. Sistematik ve bilinçli şekilde orta alanda hızlı hücumları kesmek için faul yapıyorlar. Kurala göre Donk'un pozisyonu penaltı.Donk'un ilk yarıdaki pozisyonu ise futbol sahalarında görülmediği için her türlü yoruma açık. Futbolun ruhuna ve sportmenliğe tamamen aykırı bir pozisyon olduğu için bariz gol şansı olmasa bile kırmızı kart ile da cezalandırılsa sanki ağır olmazdı. MECZUBA VURMAK HATAYDIAyrıca futbol oyun kuralları kitabında elle tututulan bir cisim ile topa dokunmak veya atılan bir cisim ile topa vurmak "elle tutmak" ile eşdeğer kabul ediliyor. Bu da pozisyonun penaltı olduğu anlamına geliyor.Sahaya atlayan bir meczubun Beşiktaşlı Fernandes'e vurması ise maçtaki bir diğer büyük skandal. Bu yüzden Kasımpaşa en ağır şekilde cezalandırılmalı. Bu işten Beşiktaş zarar gördü ise Kasımpaşa daha fazla zarar görmeli. Bu durumdan avantaj sağlamamalı. Almeida ve Motta'nın sahaya atlayan şahısa vurması büyük bir hata idi.
Eksiklere ve kadro zaafiyetine rağmen Beşiktaş maça yüksek konsantrasyon ile başladı. Sivasspor alışılagelmişin dışında ilk dakikalarda kendi yarı sahasında beklerken siyah-beyazlılar erken bulduğu gol ile 1-0 öne geçti. Golün ardından tempoyu ve baskıyı sürdüren siyah-beyazlılar daha 15. dakikada 4-0'a ulaşabilecek fırsatlar yakaladı. Kaçan net gol pozisyonlarının ardından Beşiktaş'ın üzerine gelen Sivasspor savunma emniyetinden yine uzak göründü. Ancak siyah-beyazlılar, rakibin bu zaafiyetinden faydalanamadı. FERNANDES TAM FELAKETİlk yarıda kötü oynayan Fernandes ve sakatlanan Gökhan Töre değişikliklerinden sonra Beşiktaş üretmekte zorlandı. Fernandes felaket bir günündeydi, evet, ancak yerine giren Muhammed ne yazık ki hâlâ bu seviyenin oyuncusu değil. Özgüvenden yoksun olan genç oyuncu yaptığı kritik bir pas hatasıyla Sivasspor'a pozisyon şansı tanıdıktan sonra oyundan iyice düştü ve sürekli yana ve geriye oynamaya başladı. Beşiktaş'ın yediği golde ise kafayla topu yanlış yere indirdi ve Da Costa'nın beraberlik golü geldi. DETAY KÜÇÜK FATURA BÜYÜK Futbolda sonucu küçük detaylar belirler. Bu detaylar dün gece Beşiktaş'ın başını yaktı. Tecrübe çok önemli bir faktör ve kazanmayı bilmek bambaşka bir şey. Beşiktaş rahat kazanması gereken bir maçı kaybedecek noktaya getirdi ise bundan dersler çıkarması lazım.Maç öncesinde Beşiktaş'ın bu kadrosu ile puan kaybı yaşaması belki normal görünebilir ancak ilk yarıda kaçan fırsatlar hesaba katılırsa bu beraberlik siyah-beyazlılar açısından acı verici. Beşiktaş'ta başta Atiba olmak üzere Escude ve bu sezon ilk kez oynayan Mehmet Akgün iyi bir futbol sergilediler. Stoper oynayan Necip ise pozisyonunda sırıtmadı.
Kazanmak bir alışkanlıktır. Bu alışkanlık büyük bir özgüveni de beraberinde getirir. Lige mağlubiyetle başlayan F.Bahçe’nin oynadığı 13 maçtan 11’ini kazanmasının en önemli nedenlerinden biri de bu.. Çok görkemli bir futbol oynamasa da, yenik duruma da düşse kazanmak önemli bir hadise.. Ersun Yanal’ın hiçbir maçta beraberliğe razı görünmemesi, galibiyete yönelik değişiklikler yapması bunda etken...F.Bahçe çok durgun başladığı maçta 1-0 yenik duruma düştü ve rakibine net fırsatlar verdi. İlk 20 dakika Rize büyük bir enerji ortaya koydu ve önde baskı yaptı. “Bu oyunu acaba ne kadar sürdürebilir acaba?” diye düşünürken devrenin sonlarına doğru atak üstünlüğünü artıran F.Bahçe, 45+2’de Cristian Baroni ile mükemmel bir frikik golü attı ve soyunma odasına 1-1 ile girerek moral kazandı. MEIRELES’SİZ DAHA İYİ Meireles'in oynamadığı haftalarda çıkış yakalayan ve oyununu daha iyiye götüren F.Bahçe, ne zaman ki Meireles döndü; uzun bir aradan sonra geçen hafta puan kaybetti. Cristian hem attığı golü hem de pas kalitesi ile Portekizli’ye oranla hücum gücü daha yüksek bir oyuncu. Zaten bu durum istatistiklere de yansıyor.F.Bahçe’de Cristian dışında defansif olarak M.Topal iyiydi, onun dışında olumlu anlamda sırıtan yoktu. Ama takımın kazanma mantalitesi ortaya bütünlük ve pozitif bir tablo koyuyor. Diğer takımlarda bu özgüven yok. Fark, oyuncu kalitesinden ziyade burada. Emenike kötü pasları, kaçırdığı goller ve bazen de topla taca çıkarak saç baş yoldurttu. 2. yarıda hem fizik, hem de oyun olarak adeta eriyen Rize, Kweuke sakatlandıktan sonra hiç hücum yapamazken; Rıza Çalımbay’ın takımı değişiklik yaptıkça kötüye gitti. Yanal baktı ki, Rize tehdit edemiyor, 4. forvet Webo’yu soktu ve maçı duran topla da olsa kazandı. Hakem Yunus Yıldırım için kolay bir maçtı. Sarı kartlı Caner, elle oynadığı pozisyonda 2. sarıdan atılmadığı için bir kez daha çok şanslıydı.