Bravo Biliç’e” “Çok kısa sürede Beşiktaş’ın savunma sorunlarını çözdü, takım artık pozisyon vermiyor” denirken dün gece Beşiktaş, geçen yıldan görüntüler ortaya koydu. Savunmada kontrolsüz, dağınık ve güvensizlerdi. Bir devrede 3 gol yerseniz deplasmanda 3 gol bulsanız da kazanamazsınız. Savunma bireysel bir iş değildir. Takım halinde yapılması gerekir. Beşiktaş’ın orta sahasında Fernandes’in takım savunmasına katkısı çok az. Portekizli, Türkiye’den önceki kariyerinde orta saha oyuncusuydu. Burada işin kolayını buldu ve 10 numaraya terfi etti. Ancak top rakipteyken fedakarlık yapması şart.Oğuzhan yaratıcılığını ortaya koyarken gerçek bir yıldız performansı ortaya koydu. Harika 1 asist ve çok klas bir gol. Oğuzhanlı Beşiktaş’ın hücum gücü 2 değil 3 misli artıyor. Ancak bir diğer gerçek de Atiba’sız Beşiktaş’ın orta alandaki dirençsizliği. Atiba oyuna girmeden önceki 10 dakikalık bölümde Beşiktaş orta alanı adeta yol geçen hanı gibiydi. Biliç, Atiba hamlesi ile tekrar orta alanı ele geçirdi ancak Frei ve Mustafa’dan beklenen katkıyı alamadı.Gökhan çok önemli meziyetlere sahip. Buna kuşku yok. Fakat genç futbolcunun oyun bilgisi o kadar eksik ki. Maç videoları ile birlikte teorik derslere ihtiyacı var. Pas verilecek yerde şut atıyor. Çalım yapılacak yerde pas veriyor. Topla 3 kişinin arasına giriyor. Bu dengeyi bulması şart. Çok eleştirilen Almeida, herşeye rağmen 1 gol ve 1 asistle oynadı. En azından işini yaptı. Ama daha fazlasını yapması hiç de zor değil. Sanki iyi çalışmıyormuş gibi bir görüntüsü var.Beşiktaş'ın 1. santrforu Almeida da 2.’si kim? Biliç artık bir karar vermeli. Siyah-beyazlılar Sivok’u yine çok aradı. Hem defansif olarak hem de duran top etkinliği anlamında Çek futbolcu yokken değeri daha fazla ortaya çıkıyor. Bu arada bonservis ödenerek transfer edilen Frei, Sezer, Franco, Ömer sahi niye alındı ? Bu sorunun cevabı yok. Geçen hafta medet umulan Dentinho bugün 18’de yok. BİR kararsızlıktır gidiyor. Beşiktaş artık ideal 18’ini bulmalı. Çünkü bench’ten hiç katkı alamıyor. Evinde üst üste 8 maç kazanmış Akhisar oyunu kendi yarı sahasında kabul ettiği zaman zayıf bir takım. Ancak rakibin üzerine gidince çok etkili. Hamza Hamzaoğlu da bu durumun farkında.
G.Saray 8 yabancı ile çıktığı maçta Kopenhag’ı daha ilk yarıda paramparça etti. Kabul etmek gerekir ki Cim-Bom’un en büyük sorunu 6-0-4 kısıtlaması. Kadronun gerçek gücü ve potansiyeli 8 yabancı ile çıktığı maçlarda daha net ortaya çıkıyor.Kopenhag gibi bir takıma karşı baskı ile ev sahibi olduğunu hissettirerek agresif başlamak çok önemli idi. G.Saray maçın başlama düdüğü ile birlikte kararlılığını rakibe hissettirdi. Çok iyi baskı yapan ve hücumda kanatları çok iyi kullanan sarı-kırmızılı takımda Burak haricinde herkes ilk 45 dakikada mükemmel bir futbol ortaya koydu. Burak ise kaleye uzak oynamanın sıkıntılarını yaşadı.Roberto Mancini geldikten sonra Sneijder farklı bir kimlik ile oynuyor. Dün gece izlediğimiz Hollandalı 2010 yılındaki süper performansından görüntüler ortaya koydu. “Drogba nerede?” derken Fildişili süperstar vatandaşının asisti ile sahne aldı. Eboue de Melo ile birlikte gecenin harika isimlerinden biri idi.Mancini, Eboue’nin hücumdaki patlayıcı gücünü bir silaha dönüştürmek için Dany’yi sol bek oynattı ve bu plan başarılı oldu. DEPLASMANA DİKKATİtalyan teknik adamın kariyerindeki tek eksisi devler liginde aldığı olumsuz sonuçlardı. Ancak Mancini, G.Saray ile Şampiyonlar Liginde çıktığı 2 maçta da büyük işler başardı. Alanı çok iyi daraltan G.Saray sahaya iyi yayıldı ve topu da hızlı dolaştırdı. Sadece hücumda değil savunmada da organize olan Cimbom, Burak Yılmaz biraz daha becerikli ve güvenli olsa hak ettiği daha farklı skoru da elde edecekti.Şampiyonlar Ligi’nde bu kadar görkemli bir futbol ile böylesine farklı bir galibiyet almak büyük olay. Ancak Kopenhag’daki maç bu kadar kolay olmayacaktır. Oradan alınacak bir galibiyet temsilcimizi bir üst tur için avantajlı hale getirecek.
Beşiktaş'ın dün akşam için mazeretleri vardı. Seyircisiz oynama cezası, Atiba-Sivok ve Oğuzhan gibi takım omurgasından 3 önemli oyuncusunun yoklukları ve Biliç’in tribünde olması gibi..Ancak coşkudan ve tempodan uzak, rakibe baskı yapmayan oyunun bahanesi neydi acaba? İlk 45 dakikada oyun kuramayan, topu iyi kullanamayan dağınık bir Beşiktaş vardı sahada. Bu oyunla kazanamayacağını anlayan siyah-beyazlılar, 2’nci yarıya baskılı başladı. Arka arkaya kazanılan duran toplarda Sivok’u arayan Beşiktaş, yakalanan gol fırsatlarında da Almeida’nın beceri yoksunluğundan golü bulamadı. Gökhan Töre ve Olcay hiç üretemezken Fernandes’in ayağına bakan takım görüntüsü Beşiktaş’a yakışmadı. Oyunun devamında yaptığı ofansif değişiklikler ile risk alan Biliç, Rizespor’u yine çözemedi. Oyunu kanatlara daha fazla açmak ve sürekli kenar ortaları yapıp dönen toplara baskı yapmak son çare idi. Beşiktaş bunu yeterince denemedi. Oyuna sonradan Ömer Şişmanoğlu zaman zaman etkili işler yaparken Dentinho ve Mustafa Pektemek aynı olumlu görüntüden uzaktı.POZİTİF RİZEAntalyaspor maçından sonra Rizespor karşısında da aynı konsantrasyon eksikliği Beşiktaş’ın kötü oyununda önemli bir faktördü. Şampiyonluk yarışında bu tip maçlarda puan kaybedersen telafisi çok zor. G.Saray’dan sonra Beşiktaş deplasmanından da puan ile dönmeyi başaran Rizespor ise ilk yarıda daha pozitif bir oyun ortaya koydu.Bir de soru ? Isınırken sakatlanan Sivok yerine son anda esame listesine Eneramo dahil edilemez miydi?
Mucizeyi gerçekleştiremedik. Hollanda kabul etmek gerekir ki bizden daha güçlü bir takım. Bu seviyede üst düzey takımlar karşısında bana göre 4-4-2 oynamak büyük bir yanlış. Çünkü rakip sahayı daha iyi parselleyebiliyor. 8. dakikada yediğimiz gol, bizi paniğe sevketti. Volkan Demirel gibi bir kalecinin yememesi gereken bir goldü. Maalesef bu Dünya Kupası elemelerinde Macaristan, Romanya yenilgilerinde bireysel hatalar yapan Volkan, dün akşam da 1-0 yedik yenik duruma düşmemizde bariz kusurluydu. Hollanda gibi bir takıma karşı yenik duruma düştükten sonra maçı çevirmek kolay değil. 20. dakikadan sonra istediklerimizi yapmaya başladık. İstediğimiz baskıyı oluşturduk, pozisyonlar da bulduk. Devrede soyunma odasına gidersek 1-1’i bulabilmiş olsak her şey değişebilirdi. 2. yarının başında Sneijder’den yediğimiz gol umutlarımızı tüketirken, hem seyirci hem de sahadaki oyuncular demoralize oldu. Gökhan Töre, oyuna girdikten sonra belli bir bölümde etkili işler yaptı. Acaba onunla başlanamaz mıydı? 20 ile 45 arasındaki baskılı oyunda sanki o tip bir oyuncuya ihtiyacımız var gibiydi.YİNE TV BAŞINDAYIZ2010 ve 2012’den sonra 2014’ü de televizyondan izleyecek olmamız bizim gibi bir futbol ülkesi için acı. Grubu 4. sırada bitirdik ve çok başarısız olduk. Daha da üzücü olan bizden daha kaliteli olmayan Romanya’nın play-off oynayacak olması. Ve hatta grubu Macaristan’ın bile arkasında bitirmemiz.Heyecanı son maça kadar taşıyan Fatih Terim’in bundan daha fazlasını yapmasını beklemek iyimserlik olurdu. Burak Yılmaz’ın oyundan çıkarken yuhalanması ise son derece anlamsızdı. Burak böyle bir oyuncu. Pozisyon kaçırıp, gol atmadığı zaman bir yıldızlık oynuyor. Milli Takım’da Arda Turan, kendi çizgisinin altındaydı. Selçuk İnan da son dönemlerin en kötü maçlarından birini çıkarttı. Yine de canları sağolsun diyelim.
Dünya Kupası şansını sürdürmek için Estonya karşısında önemli olan tek şey vardı, o da bir şekilde kazanmak. Oyun ikinci plandaydı. Grubumuzda sürpriz Hollanda beraberliği dışında kötü sonuçlar alan zayıf Estonya karşısında özellikle ilk yarıda istediğimiz futbolu oynamaktan uzaktık. Akıcı bir pas futbolu oynayamadık. Özellikle sağ kanadı hiç kullanamadık. Caner’in soldan ortasında Umut’un harika kafa golü dışında kayıtlara geçecek üretkenliği ve pozisyon zenginliğini sergileyemedik. Çeşitli bölümlerde pozisyona dönüşmese de rakibimiz Estonya’yı da kalemize getirdik ve cesaretlendirdik. İkinci yarının hemen başında gelen gol ise galibiyet için dev bir adım oldu. İlk 45 dakikanın iki olumsuz ismi, Gökhan Töre ve Burak Yılmaz sahneye çıkarak maçı kopardılar. Töre’nin tek top oynayarak yaptığı asist ve Burak’ın gol vuruşu çok klastı. 2-0’dan sonra Estonya’nın direnci ve inancı azaldı. Milliler daha rahat oynamaya başladı ve 3. gol için fırsatlar yakaladı. Son 10 dakika Hollanda maçını da düşünerek oyunu rölantiye almamız ise doğaldı. Böyle bir deplasmanda yüksek tempo ve göze hoş gelen futbolun ötesinde kazanmak ve hatta 2-3 farklı kazanmak da çok önemliydi. HOLLANDA ASILACAK!Kadıköy'de Hollanda karşısında play-off yolunda büyük bir finale çıkacağız. Ancak unutmamak lazım ki Hollanda bizi yenmeye gelecek. Herkes, ‘Liderlikleri garanti, neden asılsınlar ki’ diye düşünebilir. Ancak işin aslı öyle değil. Çünkü FIFA, ekim ayı klasmanında ilk 7 sırada yer alacak takımların Dünya Kupası’nda ev sahibi Brezilya’yla birlikte seri başı olacağını açıkladı. Hollanda şu an 9. ve 7.’lik için kazanmak zorunda. Tabii bir de Romanya’nın Estonya’yı 5 farkla yenmemesi gerekiyor. Dün gece zaman zaman iyi ancak bütün olarak çok iyi oynamasak da istediğimizi aldık. Hiçbir bölümde disiplinden uzaklaşmadık. Ancak 46. dakika itibarıyla maçın 2-0 olduğunu hesaba katarsak daha farklı bir galibiyet play-off şansımızı perçinleyebilirdi.
İlk yarıda çok kontrollü ve dengeli bir maç izledik. Beşiktaş topa daha fazla sahip olmasına rağmen üretkenlik sağlayamadı. İlk kez 11’de maça başlayan Eneramo güçlü fiziği ile rakip savunmayı en çok zorlayan isim oldu. Orta alanda da Necip iyi bir futbol sergiledi. Eskişehirspor'un alanları iyi kapatan savunması karşısında ‘beceri dolu’ işleri yapması beklenen Gökhan Töre ve Fernandes’ten ses çıkmayınca Beşiktaş’ın net pozisyonlara girememesi doğaldı.Ertuğrul Sağlam, Antalyaspor-Beşiktaş maçındaki tuzağı kurmak isteyen bir düşünce ile oynattı takımını. Beşiktaş ise bu tuzağa düşmedi.2. yarıda dengeli ancak hücum üstünlüğünü tamamen elinde tutmaya devam eden Beşiktaş maçın son 10 dakikası hariç Eskişehir’i ceza sahasına bile sokmadı. Olcay ve Gökhan Töre takım savunmasına disiplinli oyunlarıyla katkı sağlarken hücumda üretken olamadılar. Genel anlamda kötü bir maç çıkartan Fernandes ise golde yıldız oyuncu olduğunu gösterdi ve Ömer’e harika bir asist yaptı.1-0’A kadar iyi oynayan Veli ve Necip ise 1-0’dan sonra panik bir futbol sergilediler.2.14 PUAN ORTALAMASIBeşiktaş içlerinde Trabzon, G.Saray ve Bursa-Eskişehir deplasmanlarının olduğu 7 haftalık periyodu -eksiklerine rağmen 15 puanla kapatarak çok kritik dönemeci aştı. 2.14 puan ortalaması ile bu periyodu geçmek hedef çizgisinde ilerlemek anlamına geliyor. Bu ortalamayı 34 maça taşırsanız 73 puana tekabül eder ki şampiyonluk çizgisidir.Eskişehirspor ise yediği gole kadar hücümda hiç üretkenlik ve akıcılık sağlayamayan defansif bir oyun sergiledi. Erkan ve Necati’nin kendi kalitelerinin çok altında kalması ev sahibi ekibin hücum performansını olumsuz etkiledi.
Roberto Mancini’nin ilk maçında sahaya nasıl bir formasyon ile çıkacağı merak konusu idi. İtalyan teknik direktör rakibe alan bırakmayan ve bekleri hücuma çıkartmayan sağlam bir defansif kurgu ile sürdü takımını sahaya. Evsahibi Juventus’un kalabalık orta sahasına 5’li orta saha ile cevap verdi. Yarıda plan tamamen tuttu. İşler temsilcimiz G.Saray’ın istediği gibi gitti. BASKI ARTTI!Didier Drogba büyük bir tecrübe. Fildişili yıldızın bu tip maçlarda varlığı ve katkısı attığı golün ve yaptığı asistin de ötesinde. Drogba, duran toplarda da savunmaya çok önemli destek verdi. 2. yarıda baskıyı iyice arttıran Juventus karşısında takım savunmasını iyi yapan G.Saray’da stoperlerden Chedjou geldiği günden beri en iyi futbolunu oynadı. Juventus’a alan bırakmayan temsilcimiz merkezi çok iyi kapattı. AVANTAJ G.SARAY’DAKarşılaşmanın 2. yarısında eksik olan tek şey etkili kontrataklardı. Roberto Mancini bunu gerçekleştirebilmek için önce Nordin Amrabat’ı ardından da Umut Bulut’u oyuna soktu. G.Saray belki çok baskı yedi ancak rakibine net pozisyonlar vermedi. Zorlu Torino deplasmanında böylesine güçlü savunması olan bir rakip karşısında 2 gol atarak alınan 1 puan harika. Gruptan çıkma yolunda avantaj şimdi G.Saray’da. Danimarka temsilcisi Kopenhag karşısında oynanacak 2 maçta alınacak 6 puan ve Türk Telekom Arena Stadı’ndaki Juventus beraberliği bizi gruptan çıkartır. Roberto Mancini sarı-kırmızılı takımın başında çıktığı ilk karşılaşmada doğru strateji ile geçer not aldı ve zorluk düzeyi çok yüksek bir maçtan puanı almayı başardı.
Mancini, Juventus’u çok iyi tanıyor. Torino ekibinin güçlü ve zayıf taraflarını iyi biliyor. Ancak sorun şu ki kendi takımını ve oyuncularını Juventus kadar tanımıyor. Maçın deplasmanda olması İtalyan teknik adamı 1 puana yönelik oyuna itecektir. Doğru strateji de bu olmalı. Juventus deplasmanından alınacak 1 puan -siyah-beyazlıların Kopenhag deplasmanında da berabere kaldığı düşünürsek- G.Saray’ı grupta 2.’lik için iddialı hale getirir. Juventus özellikle savunma yönünden güçlü bir ekip. Kalabalık bir orta saha ile alanları iyi kapatırsak, istenilen sonuç gelebilir. Çünkü Juve, 3-5-2 oynuyor ve 5’li orta sahasıyla eski düzende oynayan G.Saray’a orta alanda büyük üstünlük kurabilirdi. Ancak Mancini, kalabalık bir orta saha kurgusuyla İtalyan ekibinin bu üstünlüğüne izin vermemeye çalışacaktır. SNEIJDER FEDAKAR OLMALIHızlı çıkışlarda rakibin kanatlarına oyuncu sokabilirsek -ki Bruma bu işi yapabilir- G.Saray pozisyonlar bulacaktır. Carlos Tevez’in sakatlığı nedeniyle oynayıp, oynamayacağı maç saatinde belli olacak. Bu da Cimbom için büyük bir avantaj. Felipe Melo ve Selçuk İnan’a, Pogba, Vidal, Asamoah gibi güçlü oyuncularla savaşabilmek açısından büyük iş düşecek. Oynarsa Wesley Sneijder de fedakarlık yapıp, savaşmak zorunda. Gerçekçi olalım. Juventus ofansif olarak çok görkemli bir takım değil. Ama dünyada en güçlü ekiplerin bile bileğini kolay kolay bükemeyeceği, oturmuş bir ekip. Torino’dan ancak akılcı bir taktik ve çok iyi bir savunma oyunu, puan çıkartabilir.Juventus özellikle duran toplarda çok ama çok etkili. Sarı-kırmızılıların, Pirlo’nun ceza alanına göndereceği ortalara önlem alması da şart.