Türkiye unutmak istediği bir dönemin tekrarını yaşamaya mahkûm olmamalı.Uğursuz senaryolar yine tedavülde.Yıllarca birbirine karşı doldurulan kışkırtılan toplum kesimleri nihayet oyun kurucuların gösterdiği yerlerde öfke ve nefretin yönetiminde kırıp dökmeye, yakıp yıkmaya başladı.Kim ve neden?Bu iki sorunun cevabını yine veremeyecektir soruşturmalar.Yapanın yanına kâr kalan kötülük gelecekte başvurulacak kötülüklerin mayası olacaktır.Ceza görmeyen suç, geleceğe dönük tehdittir; mayın gibidir.Devlet suça karışan her kademeden insanı ibret verici cezalara çarptırmak zorundadır.Bu kadar açıkça işlenmiş bir terör suçu faili meçhul kalmamalıdır.Sokağa hükmetmek...Maliyle Bakanı Mehmet Şimşek, halkı sokağa çağırmakla suçlanan HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın açıklama yaptığı sırada Twitter’dan tepki göstermiş.Demirtaş “Biz halka sağduyu çağrısı yaptık“ derken Bakan Şimşek “Galiba uzaylılar yağmaladı, yaktı ve adam öldürdü“ demiş...Demirtaş’ın kendini ve partisini böylesine ağır bir suçlamadan soyutlama çabasını anlamak mümkündür.Ama bunun için o kızgın ve yağmacı kalabalıkları bir işaretle nasıl sokaklara döktülerse aynı beceriyi şimdi “evlerinize dönün” çağrısı ile tekrarlamaları gerekir.Selahattin Demirtaş bu beklentiye dünkü basın toplantısında bir nebze cevap verdi.“Hiçbir yerde tek bir şiddet eylemine kimse yönelmemelidir” dedi.Olaylar sürerken gece İmralı ile telefon teması kurduklarını Öclan’ın da Çözüm Süreci’ni hedefleyen diyaloğu sürdürme çağrısı yaptığını, iki tarafa da itidal önerdiğini anlattı.Kaçan tren döner mi?Yaşadığımız dönemde itidal intikamdan daha değerli bir kazanımdır.Öcalan’ın önerisi devlet tarafında karşılığını bulmuştur.Cumhurbaşkanı Erdoğan, sahnelenen kanlı oyunun Çözüm Süreci’ni sabote etme amacı taşıdığını belirtirken aileleri çocuklarını eylem yapan örgütlere kullandırmamaları konusunda yerinde bir uyarı yaptı.CHP de itidal çağrısına ortak oldu.Genel Başkan Kılıçdaroğlu terör mağdurlarının maddi kayıplarını karşılamak amacıyla bir kanun teklifi sunacaklarını açıkladı.Daha önemli adım, görev tarifini daha açık ifade eden yeni bir tezkere..“Gelin askerimizin kara harekatını Kobani’nin kurtarılması ve IŞİD’in buradan sürülmesiyle sınırlandıralım. Görev bitince askerimizin derhal geri çekileceğini taahhüt edelim..”Keşke bu ilham zamanında doğsaydı!
Nitelikli muhalefet, iktidarlara demokrasinin sunduğu bir ayrıcalıktır.Türk demokrasisi maalesef böyle bir avantajdan tam yararlanamıyor.Öncelikle partilerin seçimde aday belirlerken seçici davranmaması kaynağı verimsizleştiriyor.İkincisi iktidarlar yararlı muhalefet katkılarını takdir etmeyi prestij sorunu gibi görüyor..Anayasa Mahkemesi'nin torba yasadaki bazı maddeleri iptal etmesinden sonra Ulaştırma ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan'ın yaptığı itiraza AİHM eski yargıcı CHP Milletvekili Rıza Türmen'nin eleştirileri bana bunu düşündürdü.Bakan HSYK seçimi konusunda "Bizim desteklediklerimiz kazanmazsa tanımayız" diyen benzersiz bir tepki göstermişti.Rıza Türmen, bu zihniyet ve üslubun AİHM katında Türkiye'ye kötü şöhret oluşturduğunu ifade ederek, hakaret içermeyen küçük bir iğne de batırdı;Kaybedilen seçimi tanımama seçeneğini genel seçimler için de düşünüp düşünmediklerini sordu.Anayasa Mahkemesi'nin torba yasa içinde yer alan öteki bazı düzenlemeleri iptal etmesi karşısında AİHM eski yargıcı Türmen'in eleştirme ve değerlendirme biçimi, iktidara değerli bir tecrübeyi aktarma becerisidir.Hem üslup kırıcı değil hem içerik öğreticidir.Özellikle türbanı 9-10 yaşındaki çocuklara kadar indiren düzenleme için söyledikleri, karar vericileri bir kez daha derin derin düşünmeye sevketmeli."Küçük çocuklara türban bir çok bakımdan yanlış" diye başlıyor ve şöyle devam ediyor:"Orada 9 yaşındaki kız çcuklarına kendisinin başka bir cinsiyete sahip olduğunu, farklı olduğunu, kadın olduğunu öğretiyorsunuz.Hem cinsel hem de dinsel bir kimlik giydiriyorsunuz."Çocuklara vaktinden önce cinselliği öğretmenin doğrusu, yanlışı yeniden tartışmayı hak etmiyor mu?Tesbit yetmez!Partilerin merkezlerinde kapıları pencereleri açık bırakmak lâzım.Hiç bir şey olmasa taze, temiz hava girer.Kılıçdaroğlu CHP'de bunu denedi. Son katılımcı Mehmet Bekâroğlu fazlasını kazandırabilir umuyorum.Çünkü Trabzon'da anlattıkları değerli bir tesbittir:CHP'ye girdikten sonra kendisine bir rapor vermişler. O da istenen incelemeyi yapmış."Baktım ki raporda sadece tesbitler yapılmış ve çözüm önerisi yok. İşte CHP'nin sorunu bu!"İlk önerilerilerine gelince.."CHP din düşmanı, Kürt düşmanı olarak algılanıyor. Bu algının kırılması gerekiyor!"
Bayram deyince çocukluğumdan beri sevinç ve mutluluk gelir aklıma. Yüreğime bu sıcak duygular doluşur.Dün gazeteleri okurken Balyoz davasının söndürdüğü hayatlar bir bir zihnimde geçit yaptılar.Balyoz davası, suçlanan askerleri maddi manevi ezen ölümcül bir felâkettir.Unutmaya başlamak, toplum olarak bizim ayıbımızdır.Dün bu davayla ilgili son gelişmeyi gazetede okurken içimi bir utanç duygusu kapladı. Hani bir söz vardır; “Bir masum hapiste olacağına 100 suçlu sokakta olsun..”Bu olayda iki yüzden fazla masumdan söz ediyoruz.Hatırlayalım; Davanın başlamasıyla birlikte çoğu komutan düzeyinde 230 asker hakkında tutuklama kararı verildi.Yıllarca cezaevinde kalan bu askerler Anayasa Mahkemesi’nin geçen Haziran’da hak ihlâline uğradıklarına ilişkin karar oluşturması ardından tahliye edildiler.Fakat yeniden yargılanmaları için de karar verildi.Onurları kırılmasınBir grup komutanın, avukatları eliyle yaptıkları haklı bir başvuru öğreniyoruz ki mahkemece reddedilmiş.Talep önemlidir çünkü yeniden yargılanmayı bekleyen askerler resmi kayıtlarda “sabıkalı” diye niteleniyor.O kayıt durdukça iş bulmaları mümkün görünmüyor.Madem “adil yargılanmadıklarına” hükmedilmiş, madem ki kumpasa kurban edildikleri resmen itiraf edilmiş, neden bu masum istek yerine getirilmiyor?Askerler yeniden yargılama sonuçlanana kadar “sabıkalı” kalarak adaletin hangi ilkesini karşılayacaktır?Komutan da olsa sonuçta bir evin babasıdır. Madem ki hapisten çıkmıştır, evinin ihtiyacı olan parayı kazanmak isteyecektir.Yalnız yemek içmek için değil onuru için de...Themis’in gözleriMahkeme başvuruyu kabul etmemiş.Yani komutanlar yeniden yargılanmaları sonuçlanana kadar “sabıkalı” kalacaklardır.Yani kumpas itirafına, hak ihlâlinin tesbitine rağmen hapis dışında da ceza çekilecek, onurlar kırılmaktan kurtulamayacak.Hukukçular için aslolan “adalet yerini bulsun” amacıdır.Yargının bütün dikkati ve özeni bu amacı hiçbir zaman kaybetmemek olmalıdır.Masum ve mağdur durumdaki Balyoz sanıkları daha fazla çekmemeli devlet bir şekilde onlara kendini affettirmelidir.Bu mecburiyet, adliye binaları önüne konulan Adalet heykellerin gözleri açık mı olsun yoksa kapalı mı sorusunu cevaplamaktan bin kat önemli ve önceliklidir!
Türkiye bugün halâ bir hukuk devleti sayılıyorsa bunu Anayasa Mahkemesi’ne borçluyuz.Anayasa Mahkemesi’nin oluşturup geçen hafta kamuoyuna duyurduğu dört karar önemli ve olumlu yankılar uyandırdı.Bu kararların ortak niteliği, torba yasa yoluyla gerçekleşmeleridir.Yüksek mahkeme TİB başkanlığının talimatıyla 4 saatte site kapatma ve trafik bilgilerini toplama yetkisi içeren düzenlemeyi internette sansür niteliğinde gördü ve yetkiyi iptal etti.Böyle bir müdahale artık yargı kararı olmadan yapılamayacak.Bir diğer müdahale kamuda görevden almalara yöneldi.Yargı, kamudaki keyfi görevden almaları iptal ediyor. İktidar göreve iade mecburiyeti doğuran bu kararların iki yıl uygulanmamasını torba yasaya madde koyarak sağlamak yoluna gitti.Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi de iptal etti.Çiçek ve tövbesiNihayet tartışmalı özelleştirmeler konusunda da önemli bir karar çıktı.Büyük çaplı bazı özelleştirmelerle ilgili yargıdan çıkan iptal kararları torba yasaya konulan bir düzenleme ile geçersiz hale getirilmek istendi.Ancak Anayasa Mahkemesi bu maddeyi de iptal ettiği için artık böyle özelleştirmelere ait itiraz yolu tekrar açılmış oluyor.Torba yasa bir parlamento ucubesidir. Geçenlerde Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in aleni “tövbe” ifade etmesi dileriz unutulmayan bir taahhüt muamelesi görür.Türkiye’de yasama meclisinin çalışma verimliliği, çıkardığı yasa adedi ile ölçülür.Oysa Batı’da yükselen rakamlar, yeterli özenin gösterilmediğine işaret sayılır.149 delikli torbaAnayasa Mahkemesi’nin son iptal kararları 149 maddelik torba yasadaki kanunlar arasından çıkmıştır.Bu ucubeyi yaratan meclis üyelerinden büyük çoğunluğunun eserlerini değil, ayıplarını son iptal kararları vesilesiyle öğrendiklerini duymak kimseyi şaşırtmamalıdır.Ama yetmiş yaşına yaklaşan demokrasimizin düştüğü duruma bakarak utandırmalı da..Bu durum uluslararası bir rezalettir aslında. Bakmayın biz alıştık, önemsemiyoruz.Ama bu şöhretle yaşıyoruz ve sapmaları düzeltmemekten ileri gelen hak kayıplarına üzülüyor, zaman zaman da isyan ediyoruz.AB Komisyonu’nun yıllık ilerleme raporu üç gün sonra açıklanacak. Orada yasa yapma süreci ve parlamento işleyişi sert biçimde eleştirilmiş.Önemli yasal düzenlemelerin yeterli hazırlık yapılmadan, yeterli ve düzgün tartışmalar olmadan geçtiği kabahatli bir çocuk gibi yüzümüze vuruluyor.Torba yasalar yüzünden adaletimiz çuvallamıştır. Bilelim, düzeltelim!
Savaş en kötü seçenek. Filozoflar kötü bir barışın her savaştan daha iyi olduğunu söylemişler.Türk Ordusu acaba savaşa girecek mi?İtibarlı İngiliz gazetesi The Times “Türkiye’nin IŞİD’e karşı sabitleşen belirsiz tutumunu değiştirmesi zamanı gelmişti” diyor.Attığı başlık “Türkiye kavgaya karışıyor”...Bu bir gözlem değil üstü örtülü bir savaş çağrısı.İktidarı ile muhalefeti ile TBMM’nde hakim kanaat, Türkiye’nin kararlı görüntü vererek terör unsurları üstünde caydırıcılık sağlamak ve bundan yararlanarak savaş seçeneğini zayıflatmaktır.Batı medyası sanki sistematik bir ikna politikası yürütüyor.Bölgesel güç olduğunu iddia edebilmek için Türkiye’nin gerçek bir yumruk vurmasını öğütlüyor.Savaş değil tedbirTürkiye’nin bugün durduğu yer, telkin edilen kuvvet kullanma seçeneğine ilk bakışta mesafeli gibi duruyor. Mesela Başbakan Davutoğlu, Meclis’ten geçmesinden sonra tezkereyi adetâ bir “hiç”e indirgedi.Mesela “tezkere savaş için değil, ulusal sınırlarımızı korumak için” dedi.“Gelen göç dalgasına önlem almak içindir” dedi.Çözüm sürecine köstek değil destek içerdiğini iddia etti.Türkiye’nin ulusal çıkarlarına uygunsa her türlü koalisyonda yer alabileceğini ama tek başına kara harekâtı yapmaya kalkışacağını kimsenin düşünmemesi gerektiğini ifade etti.Tarihi bir sorumluluk çağına giriyoruz. Herkes payına düşeni yapmalı bu dönemde.Ama dış sorunlar iç politika kazançları için istismar edilmemeli asla.Hiç bir parti şu dönemde rakibini ihanet suçu içinde görmemelidir.Muhalefet vazgeçilmezYabancı medyanın “Türkiye savaşa gidiyor” diye yazdığı bir duruma siyasi muhalefetin itiraz etme hakkı çok görülemez.Eğer böyle bir uyarı cephesi yoksa sistemde büyük bir eksiklik var demektir.Başbakan Davutoğlu tezkereye karşı oy veren ana muhalefeti standart üslubu ile suçladı.Amacı akıl çelmek değil can yakmaktı .Yaptığı tercih ile CHP’nin “Esad’ı Şam’da muhafaza edebilmek için IŞİD’e razı olalım” dediğini, CHP adının bundan sonra IŞİD’le anılacağını iddia etti.Bütün demokratik mekanizmaların işlemesinden en büyük kazancı genellikle siyasi iktidarlar elde eder. AKP’nin kendine özgü “bastır ve sustur” yöntemi, yaşadığımız krizden çıkışın kapısı değildir.Siyaset hiç değilse bu meselede “kışkırtıcı kabalık”lardan yararlanma yanlışını terk etsin!Kurban Bayramı’nın barış ve huzur getirmesini dilerim.
Ülkemizi Irak ve Suriye’deki terörist oluşumlara karşı korumanın tedbirlerini almaya hükümeti yetkili kılan tezkere Meclis’ten geçti.Şahsen ben 1 Mart tezkeresinin Meclis’te takılması sonucunu kutlayanlar gibi düşünmüyordum.Şimdi de yetki tezkeresine ihtiyaç duyuran gelişmeleri seyretmekle yetinemeyiz, müdahale ve mücadele etmek borcu altındayız; böyle düşünüyorum.Önemli ayrıntı şu ki, yetki istemenin sebepleri meşru ve makuldür, ama icraatın dayanacağı zemin gerektiği kadar iyi hazırlandı mı?Bu soru -inşallah gerek kalmaz- yetkiler kullanılırken gerçek cevaplarını bulacak.AKP iktidarı, danışma ve tartışmaları kapalı devre yürütmeyi daha güvenli buluyor. Bu bir zaaftır.O nedenle kamuoyunu önemli çözümlerin zemini haline getirme avanajı yeterince kullanılamıyor.Diplomat gözüyleBu yüzden parlak bir diplomatlık ertesi milletvekilliği de yapan Onur Öymen’in bir TV’deki gözlemlerini paylaşmak istedim.Emekli büyükelçi Öymen “IŞİD’le mücadelede terör meşrulaştırılıyor” diyor.“Kim ki IŞİD’le mücadele eder, meşrudur..”Yine diyorlar kı “PKK Peşmergelerle birlikte mücadele veriyor, ne yapalım?”Türkiye’de bazı siyasetçiler PKK’nın silâhlanmasına destek vermeyi öneriyor.Çözüm süreci Ankara’nın gayreti ile ayakta tutulmaya çalışılan terör örgütünü, her türlü eşkıyalığı haince sürerken silâhlandırmaya devam mı edelim? Akla zarar!Yabancı kuvvetleri Türkiye’de bulundurma izni verilmesin, verilse bile bu yetki kullanılmasın.Korkulan olmasınÖymen aksi halde “Türkiye’nin en hassas bölgelerinde yıllarca yabancı askerlerin kalacağını“ düşünüyor.Kara harekatı yapmak için karar almış bir tek ülke yok. O halde niçin gelecek yabancı kuvvetler?Onur Öymen tedbirlerin Türkiye’yi bu bölgeye üşüşecek terör örgütlerinin hedefi haline getireceği uyarısında bulunuyor.Ve bunun uzantısı olarak Türkiye’nin terörist cenneti Pakistan’a dönüşeceğinden korkuyor.Hükümet Meclis’ten aldığı yetkileri, karşı görüşleri de samimi olarak değerlendirerek kullanmaya çalışmalıdır.Bu arada ihmal edilmemesi gereken tedbirin, sınırda güvenli bölgeler ve çadır kentler oluşturarak mültecilerden kaynaklanan ekonomik, siyasal ve güvenlik risklerini dizginlemek olduğu unutulmamalı.İyi komşuluk ve merhamet tamam. Ama bu gidişle misafir sayısı 2 milyonu aşacak ve doğacak olan hoşnutsuzluk içerdeki siyasi tabloyu bile değişirecektir.Seçime dokuz ay kaldı!
Çok amaçlı tezkere hükümeti olağanüstü yetkilerle donatıp “hazır ol” durumuna getirecek.Bugün yapılacak oylamada, 1 Mart 2003 tezkeresinin uğradığı kazanın bir benzeri yaşanmayacak.Tezkerenin hükümete tanıyacağı yetkiler, ikide bir Meclis’e gidip yetki süresi uzatımı yaşanmasın ve Mecliste kötü bir sürprize uğramasın tedbiri gözetilerek hazırlandı.Tezkere esas olarak Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta tehdit oluşturan IŞİD ve PKK terör örgütlerini etkisiz hale getirmesi için hükümete doping veriyor.Bu bağlamda TSK sınır ötesi harekât ve müdahale için yabancı ülkelere gönderilebilecek;Yabancı silâhlı kuvvetler de Türkiye’de bulunabilecek.Radikal dinci terörün vahşeti özellikle Suriye’den Türkiye’ye yönelik artan bir göç baskısı oluşturuyor.Bir buçuk milyonu geçen mülteci varlığı Türkiye’ye maddi ve manevi ağır bedeller ödetiyor.Türkiye’nin ali cenaplığı bunun ekonomik bedelini ödemeye zor yetiyor. Ama geride kalan sorunlar en az ekonomik külfetler kadar ağırdır.Göç alan kentlerde toplumsal ilişkiler, kamu düzenini bozacak, çatışmalar yaratacak ölçüde bozulmuştur.Bu mesele çözümsüz bırakılamaz.Suriye sınırına bitişik güvenli bölgeler yaratarak mültecileri oralarda korumak, öne alınması gereken bir tedbir olarak görülmelidir.Hem insan haysiyeti, hem ülkenin güvenliği bunu bekliyor.Mücadelede terör örgütlerinin personel ve ateş gücü açısından TSK ile kıyas kabul etmediğini düşünmek yanıltıcı olabilir.Bir meydan muharebesi yapılacak olsa sayılar belirleyici olabilir ama burada düşman, kendini hiçbir ahlâki norma bağlı hissetmeyen canavar hale gelmiş canilerdir.En çok da kentlerin kalabalığı ve karmaşık ortamı onlara cesaret verecektir.Hiç şüphesiz bu savaşı kazanacak kadar gücümüz var. Buna rağmen silâhsız çözümler çıkaracak fırsatları değerlendirmeliyiz.Tabii savaştan sakınacak kadar akıllı da olmalıyız!Gündem yoğun...Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı sıfatıyla Meclis’teki ilk konuşmasını yaptı.Ama konuşması 12 yıl taşıdığı başbakan kimliğinin etkisi altında kaldı.Geleceği konuşmak yerine övündüğü başarıları hatırlatan bir içeriğe talip oldu.Bir önemli nokta da seçilmiş cumhurbaşkanı olarak başkanlık sistemine geçişin kendisi için taşıdığı önemi vurgulaması idi.Belli ki seçime kadar gündemimizde terörle mücadele, çözüm süreci ve başkanlık sistemine geçişin zeminini geliştirmek maddeleri duruyor olacak.
IŞİD'in kontrolundaki Musul'da BBC'ye konuşan genç annenin anlattıkları geç bile kalındığını gösteriyor.Iraklı anne sekiz yaşındaki oğlu için duyduğu kaygıları imdat çığlığı biçiminde ifade etmiş..Musul'da okulların açıldığını ve çocukların okuduğu konuların, her şeyin değişmiş olduğunu anlatıyor.Fizik, matematik birçok ders programdan çıkarılmış..Bu durum aynı gün Türkiye'de zorunlu din dersini savunurken duyulan "Fizik, kimya niye zorunlu" itirazının ifade ettiği "manidar" örtüşmeyi hatıra getiriyor.Musullu genç anne "oğlumun beynini yıkayacakları korkusu içindeyim. Bizi yüzyıllarca geriye götürdüler. Yapabileceğimiz bir şey yok. Gelecek yok.. Gelecek bitti" diyor.IŞİD adlı vahşet örgütü, bir yandan savaşırken bir yandan da eğitim prorgmanı baştan aşağı değiştirmeyi bu kadar az bir zamanda nasıl başardıkları sorusunu gündeme getiriyor.Bu örgüt güvenlik önlemi almakta geç kalan yönetimleri uyandırmalıdır.Bu tehlikeli istilâcı örgüt karşısında oluşacak özgürlükçü güç birliği geç bile kaldı; bir an önce tarihi görevine başlayıp sonuçlandırmalıdır.HDP Eşbaşkanı Demirtaş ve üç milletvekili, karar sürecini hızlandırmak amacıyla Suriye sınırına gittiler. Demirtaş şunları dedi:"Kürtler Türkiye için tehdit değil. Sorun yaratmak için değil sorunu çözmek için buradalar. Asıl tehdit Kobani'ye 2 km. yaklaşan IŞİD barbarlığıdır. El ele verirsek durdurabiliriz. Bugün el ele verme günüdür.."Doğru, özellikle son yılların getirdiği hak ve özgürlük kazanımları bölücülüğü sebepsiz hale getiriyordu. Bugün bu gerçek daha da güçlü belli ediyor kendini.IŞİD'in adı devlet, yoksa toplama ve uydurma bir eşkıya-cani topluluğudur.Uluslararası hukukun izin verdiği temizlik yakında başlayacak.Türkiye'yi kurtuluş ve kuruluşa götüren tarihi tecrübesini TBMM bir kez daha tekrarlayacaktır.Kimsenin şüphesi olmasın!