Cumhuriyet ve Atatürk

28 Ekim 2014

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.Milletimizi yıkıntılar arasından ayağa kaldıran kurtarıcıya, silâh arkadaşlarına, sonraki kurucu çabalara katılan yol arkadaşlarına..Hepsine selâm olsun.Atatürk cumhuriyeti kendine özgü bir yapıdır. Onu ilke haline Atatürk getirmiştir.“Neden Cumhuriyet?” sorusunun cevabı dürüst ve açıktır:“Türk Milletinin tabiat ve şiarına en mutabık idare Cumhuriyet idaresidir.”Çünkü... “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir.”Cumhuriyetin ilk yılları adanmışlığın mucizeleri dönemidir.Liderin dehası ve kazandırdıkları Atatürk’ü sihirli anahtar haline getirmiştir.Bu durum iki zararlı sınıf yaratmıştır:Atatürk istismarcıları ve düşmanları...Türk halkını ilerleme yolunda diri tutan değer, devrim düşmanlığı bu kadar dal budak saldığı halde milletin Atatürk’e beslediği sevgi, saygı ve bağlılığın eksilmemesidir.Türkiye’ye kötülük etmek isteyenlerin hedefi bu yüzden Atatürk düşmanlığı oluyor.Bu düşmanlık da Atatürk’ün“diktatör” olarak damga yemesi şeklinde ifadesini buluyor.Suçlamanın iftira olarak tescilini sağlayacak yorumu, aynı zamanda iyi bir Atatürk araştırmacısı olan hukukçu Önder Öztürel’in bir makalesinde gördüm.Aktarıyorum:Aynı tarih diliminde yaşamış devlet adamlarına bakalım önce..Portekiz’de Salazar, İspanya’da Franco, İtalya’da Mussolini, Almanya’da Hitler ve nihayet Rusya’da Stalin..Bunların diktatörlüğünden kimse şüphe etmez.Diktatör iftirasının çökmesini sağlayacak bir kıyaslama da şu;Siz herhangi bir ülkede Salazar, Franco, Mussolini, Hitler ve Stalin adlarının verildiği bir yer, bir orman, bir cadde veya bulvar duydunuz mu?Herhangi birinin, dünyanın herhangi bir yerinde heykelleri var mıdır?Soruyu şimdi de ters çevirelim ve Atatürk’ü sınayalım;Dünyanın hemen her ülkesinde Atatürk adının verildiği bir meydan, cadde, orman var mı, yok mu?Hatırasına pul bastırılmış mı?Anıtları birçok kentin meydanını süslemiyor mu?Birleşmiş Milletler 1981 yılını“Atatürk 100 yaşında” sloganıyla Atatürk Yılı ilân etmemiş miydi?Atatürk sonsuza kadar yaşayacak.Çünkü yaptıkları ile bunu hak etti.Cumhuriyet için aynı şeyi söylemek zor.Çünkü o emanetçilerine bağlı bir gelecek.Kendinize güveniyor musunuz?

Devamını Oku

Herkes elinden geleni yapmalı

27 Ekim 2014

Başbakan “Kamu düzeni sağlanmadan hiçbir talep görüşme konusu yapılamaz” diyor.Bu bir uyarı mıdır, tehdit mi, belli olmuyor ama süreci sabote edenler üstünde cayrıcı olmayacağı kesindir.Çünkü bölücü terör örgütünün kaybetmekten korkacağı bir uzlaşma mevcut değildir. Ortalıkta gezinen tezler ve haberler üretilmiş hayallerdir.Bunlardan bir şey çıkmaz.Tersine vehim ürettiği için müzakere sürecinde zehirlenme etkisi yaratıyor.Hiç bir hükmü de olmuyor.Tıpkı şehit edilen üç fidanın arkasından Başbakan Davutoğlu’nun “Talimatları verdim.. Katiller, alçaklar bunun hesabını verecek” demesi gibi..Cinayetler durmuyor.Kamu düzenini sağlamak ve sürekli kılmak bu yüzden mümkün olamıyor.İktidarın Çözüm Sürecini hedefine ulaştırmaktan başka bir şey düşünemez hale geldiği, PKK’nın Kandil kanadının da bu takıntıyı şeytanca kullandığı yönünde bir algı oluştu.Karayılan takımı müzakereci olarak kolay muhataplar bulacakları inancına kapılmış olabilirler.Bu gidişi değiştirerek zaafı gidermek lâzımdır ve mümkündür.Başbakan Davutoğlu, Yüksekova’da yaşanan alçaklık ardından şunu dedi:“Çözüm Süreci’nde muhatabımız terör örgütü değil bölge halkıdır.“Nereden belli? Keşke bunun gereği yapılsaydı; şimdi başka bir yerde olurduk. Asıl muhatap gerçekten halk olsaydı Çözüm Süreci TBMM’de tartışılıyor olurdu.Hayaller ve vehimler değil gerçekler konuşuluyor olurdu.Yine de Çözüm Süreci’nde elde edilen kazanımlar çeşitli bahanelerle ziyan edilmemelidir.Son iki yılın tek kazancı olarak elimizde “terörle müzakere edilmez, mücadele edilir” nasihatı kalacaksa bu yetersizliktir.Öcalan müzakere masasına halkın temsilcisi olarak oturma yetkisine sahip biri değildir.Bunu herkes bilmek zorundadır.PKK’nın son cinayetleri büyük emeklerle yaratılmış barış umudunu ağır yaralamıştır.Bari ölmesine razı olmayalım.Herkes elinden geleni yapmalı!Zamanı mı şimdi?Hükümet bedelli askerlik tartışmasına son noktayı koydu ama konu kapanmadı.Bedelli askerlik imkânının vaad ettiği büyük oy deposuna CHP talip oldu.Sezgin Tanrıkulu’nun yasa teklifi gelir durumuna göre farklı tarifeler getirdiği için daha geniş bir kitlenin yararlanmasına imkân tanıyacaktır.Ama zamanlamada yanlış var.Güney komşularımız yanarken, ateşin sıçrama ihtimali uykumuzu kaçırırken kim sahiplenebilir bedel yasasını?

Devamını Oku

Adalet böyle katledildi...

25 Ekim 2014

Ülkemizin başına bir iş gelirse bilelim ki baş sebebi ordumuza kurulan kumpastır!Türkiye savaşın içinde değilse bile kenarındadır. Sahte deliller ve imzasız ihbar mektupları ile başlatılan linç İzmir’de 357 sanıklı bir Askeri Casusluk davası yaratmıştır.Bu davanın sahte delillere dayandığını herkes biliyor.Ama neye yarar?İçlerinde muvazzaf askerlerin de bulunduğu yüzlerce sanık kendilerini kırgın ve itibarsızlaşmış hissetmektedir.Dua edelim de savaşa girmek zorunda kalmayalım.Manevi olarak bu kadar yıkıntıya uğramış askerlere savunmamızı emanet etmek talihsiz bir mecburiyet olur.Bu davaların açılmasına sebep örgüt tarafından subaylara gönderilen escort kızlar eliyle askeri sırların elde edildiği iddiasıdır.Son celsede mahkeme başkanı, arama sırasında çekilen görüntüleri izleterek kumpası açığa çıkardı.Görüntülerde arama yapılan evin üst katındakiler aşağı çağırılıyor.Sonra elinde siyah poşet bulunan bir polisin üst kata çıktığı, ardından eli boş döndüğü görülüyor.Böylelikle askeri casusluk davasının temeli olan delillerin bu şekilde yerleştirildiği belli oluyor.Tutuklu kalmadı bu davada. Ama vatana ihanet yanında ahlâksızlık da taşıyan suçlama, kumpasla dava çöktüğü halde halâ niçin beraate kavuşmaz?Türk adliylesi, özgürlüğünü elinden aldığı insanları kolay kolay geri vermek istemiyor.Temize çıkanların masumiyetine kanaat getirmek acaba neden bu kadar zor?Alevi açılımıKomşularımızdaki iç savaşlar mezhep ayrımından çıkan kavgaların ilkelliğini ve acımasızlığını gösteriyor.Türkiye’nin inanç dünyası da iki büyük nehir gibi yan yana akıyor.Millet, bunca tahrike rağmen kendini korumayı biliyor.Türkiye’yi bu çatışmacı coğrafyada iç barışını koruyarak yaşatan ayrıcalık, demokratik laik hukuk devleti geleneğinin kendini ispatlamasıdır. Toplumsal dokunun özüne işlemesidir.İnanç gruplarının hiç şikâyeti yok denilemez ama çözüm kabiliyeti taşıyan sorunlardır söz konusu olan..İktidarın Alevi Açılımı gündemi, iyi niyet ve samimiyet ortamında inanç dünyaları arasındaki ayrışmayı giderecek çözümleri içeriyor.Ama güven problemi var. Alevi yurttaşlar iktidardaki hareketlenmeyi yaklaşan seçime bağlıyor. “Seçim geçince dosyalar rafa kalkar hemen” diyorlar.CHP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Bekâroğlu daha içerikli bir eleştiri ile katılıyor tartışmaya.“12 yıldır hiçbir Alevi vatandaş hakimlik ve savcılık sınavını kazanamıyor!”Laik cumhuriyetin büyük ayıbı değil midir bu tesbit?

Devamını Oku

Saray bize çok mu lâzım?

24 Ekim 2014

Sabah beni şaşırtan ve etkileyen bir e-posta buldum adresimde.“Bir demokraside devlet başkanlığı sarayında oturmanın faturası” başlığını taşıyan uzun bir yazı idi.Çoğu Başkan eşlerinin anılarından derlenmiş bilgiler bizim de ilgimizi çekecek bir gerçeği gündeme getiriyor.Son söyleyeceğimi başta söyleyeyim: Amerikan Başkanlarının yaşama ve çalışma ihtiyaçlarına cevap veren Beyaz Ev bir saray değil, mütevazı bir lojmandır ve Başkan ailesi burada yaptıkları her kişisel harcamayı ceplerinden ödemektedirler.Atatürk Orman Çiftliği’nde yeni inşa edilen devlet başkanlığı sarayının üç gün sonra açılacağı haberi, bu alandaki örnekleri kıyaslama merakı yaratıyor.Gelen postayı paylaşalım:Başkan cebinden yer1981 yılında ABD Başkanı olarak göreve başlamasından bir ay sonra Başkan Ronald Reagan ve eşi Nancy Reagan, Beyaz Saray’da akşam yemeğini yedikten sonra beklemedikleri bir sürprizle karşılaşırlar.Garson yemeğin faturasını getirmiştir.Başkâhyanın yolladığı faturada sadece o akşamın değil bir ayın bütün yemeklerinin hesabı faturaya girmiştir.Sadece yeme içme değil, kişisel misafirlerin, bir aydır kullandıkları kuru temizlemeden diş fırçası, diş macunu ve parfümeriye kadar bütün kişisel harcamaların dökümü yapılmıştır.Başkan Reagan hesabın büyüklüğüne şaşırsa da faturayı gülümseyerek alır ve muhasebeciye maaşından ödenmesi talimatını verir.Amerikan halkının çoğunluğu bu uygulamayı -başkanların eşleri de dahil- bilmiyor.Çankaya’nın nesi var?Eski Başkan Clinton’ın eşi Hillary Clinton’ın yazdığı kitabın tanıtım gezilerinden birinde “Beyaz Saray’dan ayrıldıkları zaman borç içinde ve beş parasız” olduklarını söylemesi medyada büyük yankı yaratmıştı.Başkanların maaşına en son15 yıl önce zam yapıldı.Çıplak maaş 400 bin dolar, görev tazminatı olarak da 50 bin dolar.Dikkat!.. Rakam aylık değil yıllık ödenek.Buna rağmen hiçbir başkan veya kongre üyesinden “1700’lerin 13 kolonili devlet için inşa edilmiş bir yapı; bugün dünya lideriyiz. Konumumuza uygun bir saray yaptıralım” önerisi duyulmamıştır.Eski başkanlardan Gerald Ford “Gördüğüm en lüks sosyal konut” demiş ama daha ileri gitmemiş. Çünkü Beyaz Ev Amerikan demokrasisinde devamlılığın sembolüdür.Bizim Çankaya’mızın da korunmayı hak eden bir tarihi var ama biz başaramadık..Bir şeyler ispatlamak uğruna Atatürk Orman Çiftliği’ne 300 milyon doları gömdük!

Devamını Oku

Lahana turşusu

23 Ekim 2014

Belediyeciliğin altın yumurtlayan tavukları, imara açılan arazilerdir.İnşaat izni olmayan alanların bir anda imara açılması, sahibini bir gecede süper zengin yapar.Bunun son örneğini İstanbul’un Kuzey Batısında yapımı tasarlanan üçüncü hava limanı bağlamında yaşadık.Araziler bir anda altın değerine yükseldi.Altınları toplayanlar tabii ki gizli haberin açığa çıktığı ana kadar arazilerini satmayanlar oldu.Haber gizliyken kimler ne kadar tapu topladıysa bu işten onlar o kadar kârlı çıktılar.Halk imar rantları ile köşeyi dönenlerin sadece AKP devrinin uyanıkları olmadığını, bu işin eski bir define avcılığı olduğunu biliyor.Ama yine de imar rantı ile köşeyi dönenlerin rahatsız edici sayılara ulaştığı anlaşılıyor ki, Başbakan tedbir öneriyor.Ahmet Davutoğlu bir iç toplantıda şunu dedi:“Adam bir yerden imar geçeceğini öğrenip oradan arsa alıyor ve haksız zenginleşiyor. Bu kişi imar geçeceğini siyasetçi ya da belediyedeki tanıdıkları vasıtasıyla öğreniyorsa bu daha da vahim.”Milletvekillerinin mal varlıklarını inceleyecek ve yüksek artış varsa kaynağını soracak bir özel kurul için Başbakan’ın düğmeye bastığı öne sürülüyor.Arı kovanına çomak sokmak gibi bir müdahaledir bu inceleme.Başbakan başarabilir mi?Böyle bir hassasiyeti varsa, haklarında meclis soruşturması açılmış dört eski bakanı parti olarak ayak oyunları ile korumaya, kurtarmaya nasıl oluyor da katlanıyor, anlamak zor.Bir yanda imar rantı hassasiyeti, öbür yanda 15-24 Aralık soruşturması pişkinliği...Çok çelişiyor, hiç yakışmıyor!Ne yediler ki?Cumhurbaşkanı dışardan da olsa iç politikayı yönlendirme konusundaki iddiasından vazgeçmiyor.Dün Baltık sahilinden katıldı: “Çözüm Sürecini hazmedemeyen gruplar var“ dedi.Bu kusuru biraz da kendi taraflarında araması gerekir.Çünkü sormak lâzım:Hazım zorluğu çekenlere ne yedirildi?Sorun açlık olmasın?Çünkü süreç müreç deyip duruyor herkes ama çözümü düşündürecek, müzakere edilecek tek bir şart bile söylenmedi.Etrafında dolaştığımız yeter, artık konuya girsek!Cüzdanlara dikkat!Araştırmacı Yazar Semih Kalkanoğlu uyardı;İktidar AB kriterlerine uyumlu olmadığını bile bile Yeni Pasaport adı altında halktan milyarlar topladı.Şimdi Daha Yeni Pasaport çıkarıp yeni milyarlar toplayacak.Çok kötü bir yönetim anlayışı bu.Ama çaresi var:İlk tedbir olarak cüzdanlarınızın yerine değiştirin!

Devamını Oku

Oslo’dan İmralı’ya

22 Ekim 2014

Cumhurbaşkanı “Birey için özgürlük ne kadar haksa güvenlik de o kadar haktır” dedi.Özgürlük ve güvenlik kavramları arasındaki ilişki ve etkileşim konularına giren Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti:“Özgürlüğün olmadığı yerde güvenlik olmaz. Güvenliğin olmadığı yerde özgürlük olmaz.”İktidar Meclis’e güvenliği öne alan dolayısiyle özgürlük alanlarını daraltan tasarılar getirirken ilginç bir taktik uyguluyor.Muhalefet partilerinden duymak isteyeceğimiz uyarı ve eleştirileri kendisi yapıyor.Meclise sevkedilen güvenlik arttırıcı yasaları savunmak için “Güvenliğin olmadığı yerde özgürlük olmaz“ demekle kalmıyor.Muhalefetin sahiplenmesi gereken itirazı da, yani “Özgürlüğün olmadığı yerde güvenlik olmaz“ uyarısını da kimseye bırakmıyor.Halâ iki tehlike varAz gelişmiş demokrasilerde bu hep böyledir.Seçmen doğru tahlil yeteneğine sahip değildir. Siyasetçinin bir cümlede yaptığını öteki cümlede bozduğunu fark etmez. Güvenlik ve özgürlük gibi parlak sözcükler içeriğini anlamasa bile o kitleyi “iyi şeyler” olduğuna inandırır.Böyle toplumlarda kanaat önderlerinin sorumluluğu daha özeldir.Halka zamanında söylenmeyen gerçeğin boşluk bırakacağını, o boşluğu da baskıcı unsurların dolduracağı unutulmamalıdır.Türkiye, Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü savunan bir siyaset benimsemiş olsaydı bugün güvenlik risklerimiz bu kadar çok olmayacaktı.Kobani politikasında yaptığımız U dönüş, Türkiye’yle ilgili beklentileri önemli ölçüde karşılamıştır.Fakat Financial Times “Türkiye’nin halâ iki büyük tehlike ile karşı karşıya” olduğunu yazıyor.Oslo’dan gelen uyarıBirincisi, Lawrence’in memleketinde çıkan Times gazetesine göre Kürtlerle yürütülen Çözüm Süreci’nin çökmesi riski halâ devam ediyor.İkincisi, Suriye iç savaşı boyunca sınırlarda uygulanan gevşek önlemler IŞİD’e Türkiye içinde hücreler oluşturma fırsatı yaratmış olabilir.Terör örgütünün bu hücreleri harekete geçirme tehlikesi, hesaba katılması gereken bir risktir.Kaldı ki bu tehlike daha önceki müzakere sürecine ev sahipliği yapan Oslo’daki toplantıda sözü edilen bir hassas konu olarak kayıtlara geçmişti.MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, PKK yöneticilerinden birini hedef alarak “Kentleri (silâh, cephane) doldurdunuz” suçlaması yöneltmiş, muhataplarından karşılık alamamıştı.“Sükût ikrardan gelir” atasözü bizi dikkate davet ediyor!

Devamını Oku

Aman Amerika üzülmesin!

21 Ekim 2014

Olay, askerimizin başına ikinci kez çuval geçirme, küçük düşürme operasyonudur.Amerika, müttefik Türkiye ne der, buna aldırmadan Kobani’de direnen Kürtlere havadan silâh, cephane ve tıbbi malzeme yardımı yaparak direnişe güç verdi.İtibarlı İngiliz gazetesi Independent Kobani’deki Kürt güçlerinin Türkiye tarafından terörist olarak görüldüğünü hatırlatarak “Buna rağmen silâh yardımı ABD’nin politikasındaki radikal değişime, Kürtlerle doğrudan işbirliği yapılacağına işaret ediyor“ diye yazdı.Gazete Türkiye’nin kararsızlığının Washington’un sabrını taşırdığını ve doğrudan müdahale noktasına getirdiğini öne sürüyor.Batı medyası genelde aynı kanaati paylaşıyor: Türkiye Amerika’nın sabrını taşırdı ve Washington doğrudan devreye girdi...Financial Times ise Amerika’nın baskısına daha çok direnemediği için Türkiye’nin şaşırtıcı bir U dönüşüyle topraklarını Iraklı Kürt peşmergelere açtığını ve gerilimin yatışmasını sağladığını belirtiyor.Yanlış politikaların Türkiye’ye maliyeti çok ağırdır. İki milyona yakın mülteci misafir etmek ekonomik yıkımdır. Hele gençleri işsizlikten kırılan bir ülke için..Yetmiyor gibi Türkiye şimdi Irak ve Suriye’de modern silâhlarla donatılmış Kürtler tarafından çevrilmiştir.İlerde bu silâhların namluları bize döner mi; uzun süre bu korkuyla yaşayacağız.Daha kötüsü bizi bataklığa saplayan politikadan vazgeçme şansı da kaybedilmiş gibidir.Çıkış zor.Tek yol bunun bir mezhep savaşı olmadığına kendimizi ve dünyayı ikna etmek, savaştan uzak durmaya çalışmak ve Allah’ın yardımına sığınmaktır.Madalyalık...17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturması takipsizlik kararı ile kapatıldı.Gerçekten bir hukuk cinayetidir.Ana muhalefet partisi CHP’nin karar gününü “Adaletin Kara Günü“ ilân ederek adliye binalarının önüne siyah çelenkler bırakması acaba ne işe yarayacaktır?Uzun bir kampanya sayesinde Türk halkı, utanma duygusunu kaybetmiş suçlularla yaşamaya alıştığı gibi adalet istemeyi de unutmuştur.AİHM eski yargıcı Rıza Türmen “Meclis Soruşturma Komisyonu’nda bulunan bir dosya hakkında takipsizlik kararı verilemez“ diyor.“Bu takipsizlik kararı, suçlanan dört bakan hakkında yürüyen Meclis Soruşturması’nı durdurmaz“ diyor.Ama bana mısın diyen yok. Suçlanan bakanlar “temiz eller madalyası”na aday gösterilmişler gibi siyaset meydanlarında pür neşe kutlama yapıyorlar sanki.Vardır herhalde bir bildikleri!

Devamını Oku

Şaşırtıcı dış politika

20 Ekim 2014

Tanınmış stratejist Prof. Ümit Özdağ Türkiye’nin izlediği dış politikayı “şaşırtıcı” diye niteliyor.“Bazı kararlar ve adımlar için ‘inanılır gibi değil’ diyoruz. Ama ‘olmaz’ dediğimiz ihtimal ertesi gün gerçekleşiyor.”Kobani direnişinin bölgede süren savaş için anahtar bir önem taşıdığını biliyoruz.Kürt güçlerinin IŞİD’e burayı kaptırması dengeleri bozar.Epeydir IŞİD’in buradan sökülüp çıkarılması planları yapılıyor ve çarenin Irak Kürdistanı’ndan Kuzey Suriye’ye Peşmerge sevk etmek olduğu savunuluyor.Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan PYD’ye ulaştırılması gereken askeri gücün tek geçiş yolu Türkiye’dir.Afganistan’a yaptığı ziyaret sırasında gazetecilere konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan bunun mümkün olamayacağını anlattı:Kararsızız. PYD ne?“Tamam da PYD şu anda bizim için PKK ile eştir. O da terör örgütüdür. Bir terör örgütüne kalkıp da NATO’da beraber olduğumuz Amerika’nın böyle bir desteğe ‘evet’ dememizi beklemesi çok yanlış olur.”Kuvvetli bir özetle...“Böyle bir şeyi (Amerika’nın) bizden beklemesi mümkün değil. Böyle bir şeye biz ‘evet’ diyemeyiz..”Ama bir tam gün bile geçmeden Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu’nun açıklaması geldi.Bakan “Peşmerge’nin Kobani’ye geçmesi için yardım ediyoruz. Koalisyonla işbirliği içindeyiz” dedi.Haber, Mesut Barzani’ye yakın bir kaynak olan Rudaw Sitesi tarafından da doğrulandı:“Mesut Barzani Rojava halkı ve siyasi partilerinin isteği üzerine Türkiye’den Peşmerge güçlerinin Kobani’ye ulaştırılmasına izin vermesi için talepte bulundu. Türkiye, Kürdistan Bölgesi Başkanlığı’na olumlu yanıtını iletti.”Kürtlerin öfkesiKamu düzeninin toplumdaki psikolojiden çok etkilendiği bir dönemden geçiyoruz.Bu özel durumun talep ettiği hassasiyet saygı görüyor mu?Çözüm Süreci yürütülürken siyasetin psikolojik unsurlarına dikkat göstermek büyük önem taşıyacaktır.Mesela şu dönem “Türk Halkı”nın unutulduğu dönemdir.“Türkiye’de Türk yok sanki!“Müzakerelerde çok kullanılacağı belli olan “Kürtlerin öfkesi“ sopası etkili bir alet olabilir. Ama bu taktik “Türklerin öfkesi”ni de tetikleyebilir.Böyle bir ihtimal asla gerçekleşmemeli.Bölgede İsrail’in güvenliğini güçlendirecek yeni bir laik devlet kurulması, ödenmesi imkânsız bir maliyet çıkarabilir.Savaş yapacaksak kararını biz vermeliyiz.İçerde şahin, dışarda güvercin bir dış politika tekin değildir. Dikkat!

Devamını Oku