Bayram deyince çocukluğumdan beri sevinç ve mutluluk gelir aklıma. Yüreğime bu sıcak duygular doluşur.
Dün gazeteleri okurken Balyoz davasının söndürdüğü hayatlar bir bir zihnimde geçit yaptılar.
Balyoz davası, suçlanan askerleri maddi manevi ezen ölümcül bir felâkettir.
Unutmaya başlamak, toplum olarak bizim ayıbımızdır.
Dün bu davayla ilgili son gelişmeyi gazetede okurken içimi bir utanç duygusu kapladı. Hani bir söz vardır; “Bir masum hapiste olacağına 100 suçlu sokakta olsun..”
Bu olayda iki yüzden fazla masumdan söz ediyoruz.
Hatırlayalım; Davanın başlamasıyla birlikte çoğu komutan düzeyinde 230 asker hakkında tutuklama kararı verildi.
Yıllarca cezaevinde kalan bu askerler Anayasa Mahkemesi’nin geçen Haziran’da hak ihlâline uğradıklarına ilişkin karar oluşturması ardından tahliye edildiler.
Fakat yeniden yargılanmaları için de karar verildi.
Onurları kırılmasın
Bir grup komutanın, avukatları eliyle yaptıkları haklı bir başvuru öğreniyoruz ki mahkemece reddedilmiş.
Talep önemlidir çünkü yeniden yargılanmayı bekleyen askerler resmi kayıtlarda “sabıkalı” diye niteleniyor.
O kayıt durdukça iş bulmaları mümkün görünmüyor.
Madem “adil yargılanmadıklarına” hükmedilmiş, madem ki kumpasa kurban edildikleri resmen itiraf edilmiş, neden bu masum istek yerine getirilmiyor?
Askerler yeniden yargılama sonuçlanana kadar “sabıkalı” kalarak adaletin hangi ilkesini karşılayacaktır?
Komutan da olsa sonuçta bir evin babasıdır. Madem ki hapisten çıkmıştır, evinin ihtiyacı olan parayı kazanmak isteyecektir.
Yalnız yemek içmek için değil onuru için de...
Themis’in gözleri
Mahkeme başvuruyu kabul etmemiş.
Yani komutanlar yeniden yargılanmaları sonuçlanana kadar “sabıkalı” kalacaklardır.
Yani kumpas itirafına, hak ihlâlinin tesbitine rağmen hapis dışında da ceza çekilecek, onurlar kırılmaktan kurtulamayacak.
Hukukçular için aslolan “adalet yerini bulsun” amacıdır.
Yargının bütün dikkati ve özeni bu amacı hiçbir zaman kaybetmemek olmalıdır.
Masum ve mağdur durumdaki Balyoz sanıkları daha fazla çekmemeli devlet bir şekilde onlara kendini affettirmelidir.
Bu mecburiyet, adliye binaları önüne konulan Adalet heykellerin gözleri açık mı olsun yoksa kapalı mı sorusunu cevaplamaktan bin kat önemli ve önceliklidir!

