Ne gözlükmüş ama...Bitmedi konu, bitemedi...Şimdi de gözlük takan kadınların aklından geçenler merak ediliyor...Bir de, kadınların bu gözlüklü adamlar hakkındaki düşünceleri...Emriniz olur, anlatayım.Hangisinden başlayayım?Birincisinden...Güneş gözlüğü takan kadınların aklından geçenlerden...İlki, “acaba güzel görünüyor muyum” olur.İkincisi, “böyle daha mı havalı görünüyorum”dur...Üçüncüsü ise, “makyajsız halimi en iyi bu kapatıyor” gibi bir şeydir.Ama ben sizin öğrenmek istediklerinizin bunlar olmadığını biliyorum.Yani gözlük takan kadınlar plajda veya deniz kenarında erkeklere bakar mı? Bakarsa nasıl bakar? Aklından neler geçer?Peki. Ona da peki...Bunları da anlatayım.Evet. Kadınlar da erkeklere bakar.Ama bir farkla...İyisini bulursa...Yani sizin gibi “nefes alsın yeter” mantığıyla değil.Ne var? İtiraf edin siz iyisini bulamasanız da, kötünün iyisine bakarsınız. Bir tek baksanız iyi!!Biz bakmayız...Biraz zor ama... İyisini bulmak yani...Bulunca da...Biraz hayal kırıklığına uğrayacaksınız biliyorum ama kadınlar onu memoriye alıp daha sonra sizin gibi kullanmazlar.Misal olarak kalır.Birlikte olduğu ya da olacağı adamı tanımlarken falan:“Ya öyle çok güzel bir vücudu yok ama...”yla başlayan cümlelerde...Evet. Kadınlar da erkeklere bakar. “Orasına burasına da mı?” Yok, sadece burasına...Zaten o iğrenç haşema mayolarınız başka bir imkân da tanımıyor.İmkân olsa bakılır mı?Bilemem. Güzel bir adama bakan kadınların aklından geçenlere gelince...Yüzdelere göre şöyledir:“Yanında kadın var mı acaba? Varsa nasıl biri?” Yüzde 50.“Benimkinin de böyle bir vücudu olsa!” Yüzde 25.“Off Of! Güzel adamın hali de bir başka canım...” Yüzde 20.“Ben şunu bir götürsem (eve)” Yüzde 5.Gördüğünüz gibi kadınların gözlük fantezileri gayet masum.Ne o?Hayal kırıklığına mı uğradınız?Peki o zaman, ufak bir tüyo vereyim.Bir de bazen..Belki...Viagra niyetine kullanılabilir. O sırada...İkinci soruya gelince...Kadınların gözlüklü adamlar hakkındaki düşüncelerine...Sorunun cevabı adamın kendisinde aslında....Bu adamlar hep yalnız veya erkek erkeğe değiller mi?Eee?Cevap ortada değil mi?Kadınların gözünde iyi bir izlenim bıraksalardı zaten yalnız olmazlardı...Hiçbir kadın, “bu manyak manyak bakıyor, gidip de onun fantezilerinin kurbanı olayım” demez yani...Ha, karısının, sevgilisinin yanında bakan adamlar yok mu?Var tabii...Onlar için kadınlar ne düşünür biliyor musunuz?Biliyorsunuz, biliyorsunuuzz....
Hani şu deniz/havuz kenarındaki adam... Güneş gözlüklü olan...Kötü niyetli.Kımıldamayan...Kımıldamadan asık suratla oturan...İşte onun, o sırada aklından geçenleri yazacağım. Ama önce ufak bir ayrıntıyı da aktarmak istiyorum.Şimdi bu, havlusunu serdi oturdu, güneş gözlüğünü taktı, pozisyonunu da aldı ya...Yüzü de atıyorum, sola dönük diyelim...Mutlaka sağa bakıyordur.Kafası düz duruyorsa, ya sağa ya sola bakıyordur.Hedef şaşırtır yani...Nereye baktığı aklımızın ucundan dahi geçmesin diye!Niye?Aklından geçeni anlarsak diye... Sonra ama epey sonra baktığı yere doğru yavaş yavaş dönmeye başlar. Onu da farkında olmadan yapar.Bu da hedefe kitlendiği andır...O sırada gözlüğünü çıkarsa surat ifadesi nasıldır biliyor musunuz?Hani kedilerin ayakta uyumadan hemen önce bir pozisyonları vardır. Boş boş derinlere doğru bakarak ileri geri şuursuzca ve hafifçe sallanırlar...İşte aynen öyle.Veya meditasyon yaparken mantrasını tekrarlıyor gibiEveeet...Şimdi gelelim o sırada aklından geçenlere...Pardon, aklından geçene demem lazım. Zira hepsinin aklından tek düşünce geçer.Yani herhalde, “Çok derli toplu kız, havluyu düzeltmesinden belli” demeyecek.Bırakın onu, “Bununla bir akşam yemeği ve...” diye bile düşünmezler.Bunlar direkt konuya girerler. Düşüncelerinde yani...Hepsinin aklından aynı şey geçer. Hatta ifadeleri bile aynıdır. Mantraları üç kelimeden ibarettir:“Şunu bi...” Öyle sevişmek gibi uzun işlerle oyalanmazlar.Direkt o an...Yook, yanlış anlamayın, o sırada çok fazla ileri gitmezler. Gidemezler.Artık biraz daha açık konuşmak zorundayım.Çok hoşuna gittiyse...Kadın yani...Onu aklına yerleştirir.Uzun uzun bakması da bu yüzdendir belki de... Orasını, burasını hayaline iyice yerleştirir.Zira o görüntüler daha sonra ona lazım olacaktır. Bilmem anlatabiliyor muyum?Onların da böyle, kendi kendilerine yarattıkları küçük bir fantezi dünyası vardır anlayacağınız.Güneş gözlüklerini taktıkları andan itibaren o dünyanın içine giriverirler.Orada kendilerini güvende hissederler.Gözlüğün arkasında...Çıkarınca da normal hayatlarına dönüverirler.İki dünya arasındaki geçişleri bu kadar kolay ve hızlı olabilir. Bir gözlük çıkarıp takma mesafesi ve süresinde...Alışkanlık herhalde...Neyse ki bize zararları yok.Ya güneş gözlüğü takmasalardı...Düşünsenize, takmadan bakanlarla aynı pozisyona düşmüş olacaklardı.Aranızda, “ne fark eder” diyenleriniz vardır, biliyorum.Ne fark edecek ki?Zaten başka zamanlarda ne farkları var ki?
Tatilde sadece adamların mayolarına bakıp gelmedim tabii ki...Başka şeylere de baktım.Yok yok, öyle değil mesela gözlüklülere...Güneş gözlüklü adamlara...Daha önce güneş gözlüğü takan erkeklerin ruh halini uzun uzun anlatmıştım, o yüzden şimdi sadece dış görünüşlerine değineceğim.Plajda, havuz kenarındaki güneş gözlüklü adamlara, dışarıdan nasıl göründüklerini anlatmak istiyorum.Şimdi gözümüzü güneşten koruyoruz falan diyecekler biliyorum.Geçiniz...Zaten o anlaşılır.Nereden mi?Anlatayım.Bir adamın hangi amaçla güneş gözlüğü taktığını anlamanın 2 kısa yolu...* Kötü niyetli olanlar: Bunların en büyük özellikleri kımıldamamalarıdır.Evet, kımıldamazlar.Ve asık suratlı olurlar. Japon ajanı gibi...Pozisyonunu alır ve öyle kalır.Gözü 180 derece sürekli çevreyi taradığı veya birine fikslendiği için bütün bunlar anlaşılmasın diye kımıldamaz.Suçluluktan...Yani vücudu hareket etmediğinde, gözlerinin de kımıldamadığı hissini verdiğini sanır. Biz öyle sanacağız!!“Aaa.. Bak hiçbir yerim kımıldamıyor.Öyle dalıp gitmişim ben” havasında... Sinir bir görüntünüz var yani.Sapık gibi!Daha şimdiden, “Asıl siz kendinize bakın” demeye başladınız, peki bakalım...* Biraz da kadınları görelim:Kesinlikle, mayonun altına topuklu terlik giyince bacak boyunun uzadığını sananlardan bahsetmeyeceğim. Çok klasik.Ama anlamadığım başka bir şey var, onu sorabilirim. Plaja ya da havuz kenarına gelip acil kendisine gölge bir yer bulup sonra da kitap okuyan kadınlar vardır.Onlar da asık yüzlü olur.Kitap da mutlaka kalın ama güzel suratlı olur. Tıpkı, salon sehpasının üzerinde unutulan kitap gibi!İşte onları pek anlamam. E niye geldin ki buraya? diye sormak isterim.Çıplak kitap okumanın kime ne faydası var?Gözlüklü adamın haricinde...Hayır amaç ne?Başka bir konuya daha parmak basıp bu tatil bahsini artık kapatmak istiyorum.Yoksa canım istiyor.Yani tatili... (Sizinle de konuşulmuyor artık.)Bu sezonun üstsüzlük meselesine değinmek istiyorum....Hani ha bire, “Bilmem kimi üstsüz yakaladık” diye yazılıp duruluyor ya, bakıyorsun ortada meme falan yok. Kadın sırtüstü yatmış, bikini üstünün arkasını açmış. İz yapmasın diye...Bütün mesele bu.Öyle ortada gerçek üstüz müstsüz yok!Daha 2008 yaz sezonu fotoğrafını göremedik. Ağustos sonuna kadar çıkmazsa, ben 60 yaşındaki Semiramis Pekkan’ın bikinili fotoğrafını aday gösteriyorum.Vee...Bir de plaj şemsiyesi var biliyorsunuz..Bahsetmeme gerek var mı?Hani çalışanlar için olan...
Geldim. Tatil bitti. Ha, kafamı dinleyip yenilendim mi? Hayır.Kafa yine aynı kafa...Ne olacak ki zaten? Tatil yaptık diye kişilik mi değiştireceğiz?Varsa tabi!! Yani insan tatilde kişilik değiştirebilir ama gelince kös kös eski haline dönersin. Ha, gerçek halin hangisidir onu da bilemezsin.Aman, felsefe mi yapacağım şimdi! “İnsanın gerçek hali diye bir şey var mıdır?” “Gerçek nedir?” diye başlarmışım...Hiiç işim olmaz.Ama tabii ki size neler yaptığımı veya yapmadığımı da anlatmayacağım...Bir de yapamadıklarım var tabii...Herkes gibi...Offf, Of!Bütün bunların yerini tutmasa da size bazı gözlemlerimi anlatabilirim.Öyle gizli saklı veya benim keşfettiğim şeyler değil bildiğiniz manzaralar canım...Havuz, deniz manzaraları...Erkek mayolarıyla başlamak istiyorum.Bu kadar mı çirkin olurlar? Şu diz boyu olanlardan bahsediyorum. Boyu 1.85’in altında olanlarda, diz altına kadar inenlerden...Haşema gibi!Nedir yani bu?Zaten çok hazzetmiyoruz sizden, bir de bunları giyince...Hani bir laf vardır ya, “şahtı şahbaz oldu” diye, aynen durumunuz bu...Bir erkeği bundan daha çirkin ne gösterebilir?Çirkin olduğu kesin ama sağlıklı falan olsa yine susacağım... Tam tersine sağlıksız da... Hem kendi sağlıklarına hem de bizim psikolojimize zararlı...Ama düşündüm de, “niye giyiyorlar” diye, bunun altında korkunç bir gerçek var galiba...Bunu giyince kendilerini uzun ve modern sanıyorlar korkarım.Hem de çok korkarım...Açık konuşayım Recep İvedik gibi görünüyorsunuz.Elinizde bir şambrel eksik sanki...Şöyle söyleyeyim, işin vahametini o zaman anlarsınız:Biz de öyle giyinsek?Hı?Yani bizim bikini altlarımız da öyle olsa?Anladınız mı şimdi?Hııı...Lütfen yani!Bir de, sudan çıkınca abuk sabuk ve bol bol oramıza buramıza yapışan mayo bozuntusunda şeyimizi arasak.Hoş mu?Ayrıca niye arıyorsun?Yüzme mi bilmiyor seninki?Sen yüzerken o boğulmamak için kendisini dışarı mı attı? Çevredeki insanlar da boğulmakta olan şeyi görünce ona can simidi atıyorlar falan. Hatta isabetle üzerine geçiren bir Marlboro kazanıyor...Sen de ara ki bulasın!Hadi onu da geçtim...Bir de duş alırken...Hani mayonun içine su tutanlar vardır...İki türlü yaparlar bunu...Biri, alenen şortun lastiğini öne doğru uzatır, içeri su tutar.Diğer yöntem de, karnın olabildiğince içeri çekilmesidir. Çeker çeker ki boşluk oluşsun, içeri su dolsun.Aklı sıra çaktırmıyor!Bu da hoş mu şimdi?Nedir yani?Amaç ne?Sanki tuzlu kalsa pastırmalaşacak!Hadi pastırmalaşmadı, tuzlu kalmazsa ne yapacak?Veya klorlu kalsa, rengi mi açılacak?Albino penis!Anlatırsın artık:“Aşkım denizden sonra su tutmadım da, ondan böyle oldu!” Her iki teknikte de gözleri yine oraya kayar.Ne bileyim, belki de amaç budur. Onu görmek yani...Onunla birkaç saniye de olsa göz göze gelip “Birlikteyiz” hissini almak!Bir nevi dayanışma!Yoksa niye bakıyon?Hayır, neyin peşindesin?Benimki de soru mu yani?
Bu hafta tatildeyim...Başka bir deyişle, siz bu satırları okuduğunuz sıralarda ben kim bilir neler yapıyor olacağım.Okuduğunuz saate göre tabii!Çok terbiyesizsiniz!Onu demek istememiştim...Hadi bye...
Ara dönemin yeni parolası... Yani ne birine âşıksın ne de yeni ayrıldın...Dün anlattığım; birileriyle tanışma, tanışıp beğenmeme, beğenmeyip sallama dönemi... Sallarken söylenen yalanlar...Yani...Onlara pek, “yalan”da denmez ya!!!Kimi inandı ve eğlendi, kimi inanmadı, uyduruyorsun dedi.Lafı böleceğim ama inanmayanlara da ben inanamıyorum! Herkes sizin gibi hayatı TV dizilerinde bulmuyor, aramaya çıkanlar da var. Yani siz TV karşında karpuz yiyip kıçınızı kaşırken, birileri birilerine “anneme tavuk almam lazım” diyor bu âlemde.“Tavuk” diyorum çünkü dünkü “atlatma” hikâyelerinin en fazla tutulanı o oldu:l “Eski bir arkadaşımla onun ofisinde, bir iş yeri kaçamağı yapmaya kalktım. Bir süre sonra adamdan elektrik alamadığımı fark ettim. Gergin öpüşme olaylarının tam ortasında bir anda ayağa fırlayıp (saat gecenin 9’u) ‘anneme tavuk almam lazım’ dedim. Haliyle adam afalladı. Sonrasında bir de adamı kendi ofisinden zorla çıkartıp, kendimi yolda bıraktırıp, kıkırdaya kıkırdaya eve döndüm...” İşte bu yüzden ara dönemlerde, bütün öptüklerinin kurbağa olarak kaldığı buluşmaları, o parola ile tanımlayabiliriz.“Anneme tavuk almam lazım.” Hem tanımlarız hem de kullanırız.Yani baktın adam dandik veya tutmuyor bir şeyler, saatine bakıp parolayı söyleyeceksin:“Anneme tavuk almam lazım.” (Saate bakmayı atlamayalım lütfen. Hem daha inandırıcı olur hem ezber dağıtır hem de olaya ciddi bir boyut katar.)Adam, “Tavuk, anne ve gecenin o saati” bağlantısını kurmaya ve çözmeye çalışırken sen vınnn...Bu durumda bir operasyon adı da bulmamız lazım. “Kurbağa operasyonu.” Kızlar arasında şu diyaloglara artık hazır olabiliriz...- Akşam ne yapıyorsun?- Bir kurbağa operasyonum var.- İyi annene tavuk alman gerekirse, ara...Ama...Her zaman bu kadar karamsar olunmaz.Bazen de o buluşmayı kadın ister. Hoşlandığı bir adamla tanışmak için araya birilerini koyar. İlk buluşmayı heyecanla bekler...E, buna da, “Kurbağa operasyonu” denmez! Yazık olur!En azından adamın kurbağa olmadığı biliniyor.Bence buna “Emre” adını koyalım.“Emre operasyonu...” Niye?Bilmiyorum. Kesinlikle ne birine atıfta bulunuyorum ne de o isimde birini tanıyorum...Sadece, “Emre” ismi, insanda iyi bir intiba bırakıyor...İyi bir eğitimi ve ailesi olan, modern, yakışıklıca ama fazla değil, esprili falan bir tip gibi...Tek kusuru, biraz çapkınca ama sevince bırakır izlenimi veriyor.Mecburen çapkın yani... Hayatında kimse yok ya, o yüzden...Ne saçma değil mi?Ama öyle...O halde “Emre Operasyonu”nuna da bir parola bulmamız lazım...“Annem tavuğu fırına koydu!”
Tamam, o kadar da değil... Yani her zaman o kadar da masum olmayabiliyoruz...Sevmediğimiz zamanlarda yani...Sevmediğimiz zamanlar... Kuş kadar hafif olduğumuzda...Aksini söylemeyin; kimse seven bir kadın kadar salak ama sevmeyen bir kadın kadar da zalim olamaz...Bir de, kadının keyifli dönemleri vardır.Hep âşık olduğumuz veya aşkın bittiği zamanlar üzerine konuşuyoruz ya, bir de ara dönemler vardır...Henüz kimseye âşık değilsin ama etrafında iyi-kötü hayranların var.İşte bir kadının en keyifli hali...Bir de o dönemlerde arkadaşlarının “iyiliği” tutar ya...Ha bire, birileriyle tanıştırmak isterler seni.“Ya bir kere yemeğe çık gör, beğenmezsen çıkmazsın” diye...“Tamam” dersin ama adamı beğenmeyeceğini de bilirsin.Nitekim beğenmezsin.De, şimdi adama ne diyeceksin?İşte size yaşanmış birkaç hikâye...**** “Muhabbeti baygın, kendisi tipim olmayan bir adama, ertesi gün belediye seçimleri olduğunu hatırlatıp, ‘Benim erken yatmam lazım. Yarın belediye seçimleri var. Konsantre olmalıyım’ dedim... Dün gibi aklımda surat ifadesi...” * “Bir laf arasında, eski sevgilisini öğrenince, kesin ona dönmesi konusunda ikna etmek için (ben kaçıcam ya) adamın beynini yıkayıp, telefonla kızı arattırıp, birlikte olmaları konusunda kızla bizzat telefonda konuşup, kızı olduğumuz lokantaya getirtip ikisine birden sarılıp, ikisine de mutluluk dileyip, sıvıştım. Umarım benden sonra mutlu olmuşlardır.” * “Tek gecelik bir ilişki yaşamak için barda beni kandıran bir adam, romantikleşip çenesine vurunca bayılıp, ondan bir an önce kurtulabilmek için bir anda sözünü kestim, ‘pardon biz yatmayacak mıyız?’ dedim. Karşımdaki şok geçirip, ağlamaklı bir sesle ‘ama ben artık duygusal bir ilişki istiyorum’ deyince, sinirle ayağa kalkıp ‘ben uzun ilişkilere girmem’ deyip, adama kapıyı gösterdim. Eminim kafası epey karışmıştır. Kadın erkek olmuş, erkek kadın.” * “Eski bir arkadaşımla onun ofisinde, bir iş yeri kaçamağı yapmaya kalktım. Bir süre sonra adamdan elektrik alamadığımı fark ettim. Gergin öpüşme olaylarının tam ortasında bir anda ayağa fırlayıp (saat gecenin 9’u) ‘anneme tavuk almam lazım’ dedim. Haliyle adam afalladı. Sonrasında bir de adamı kendi ofisinden zorla çıkartıp, kendimi yolda bıraktırıp, kıkırdaya kıkırdaya eve döndüm...” ***Bazen de bu kadar yaratıcı olamayabilirsin...Canın bir şey söylemek istemez ama içinden fırlamalık yapmak gelir:* “Adam o kadar sıkıcıydı ki, tuvalete gidiyorum diye yerimden kalktım ve bir daha masaya geri dönmedim. Taksiye atlayıp oradan uzaklaştım. Çok mu ayıp ettim acaba? Ama adam de bayılttı beni, ‘seve gidelim, eve gidelim’ diye... Hadi git şimdi...” Dedim size...Kadının en eğlenceli hali, ara dönemi...Heh heh he....
O son cümle çok önemlidir... Ayrılık cümlesi...Bu ara ayrılan çok ya...Yaz geldi, tatil falan... Kavga çok çıkar.Ayrı ayrı tatile çıkmalar, arkadaşla çıkmalar, almaza yatmalar çoğalır...Sevgililerden bahsediyorum tabii, evliler Eylül’de ayrılmaya başlar. Ya da ayrılığı düşünmeye...Onları bugünlük bir tarafa bırakalım sevgililerin ayrılığına bakalım...Ayrılık dediğin nedir?Adam kadını öyle bir hale getirir ki, artık ilişki dayanılmaz bir hal alır.Adam yapar, kadın idare eder.Adam yine yapar, kadın yine idare eder.Hep adamlar mı yapar?Çoğunlukla...Yüzde 95...Adam yapar dediysem ille de aldatır anlamında değil, gıcık bir şeyler yapar işte...“Gıcık” biraz hafif oldu; “adilik” desem bu sefer de abartmış mı olurum?Yok, olmam...Sonra bir gün bambaşka bir tartışma sırasında, adam bir laf eder...Ama ne laf!Kadını öyle bir vurur ki...İçini öyle bir soğutur ki...Ortada ne bir tartışma kalır ne de bir ilişki...Fısss diye söner.Biter.İşte o son cümle önemlidir.Hem de çok önemli...Belki öyle çok ağır bir laf değildir. Hatta sıradan, genel, öylesine ağızdan çıkan bir laftır...Ne bileyim,“Sen de çok oldun artık” der mesela...Veya:“Sanki ilk defa mı aramıyorum seni” der.“Paragözsün sen” der.“Kötü kalplisin” der.“Benim bir ailem var” der...Der bir şeyler...Cümle öylesine bir cümledir ama sanki içinde adamın o ana kadar yaptığı bütün yanlışları barındırmaktadır.Daha doğrusu kadını en hassas yerinden vurmuştur da haberi yoktur.En fazla fedakârlık ettiği yerden...Kadına o anda dank eder.Bir anda...Sevilmediğini anlar.“Adam o kadar adilik yaparken anlamadı da, şimdi mi anladı” derseniz...“Evet” aynen öyle...İşte o zaman...O andan itibaren ilişki biter.Kadın için tabii...Adam ise bunu hâlâ diğer kavgalardan biri gibi algılamaya devam edecektir.“Nasıl olsa siniri geçer” diyerekten...Ama kadının siniri geçmedikçe adamın sabrı taşmaya başlar.Kendi kendine, “Yahu bu kadar danalık yaptım, hiçbirinde bu kadar kızmadı da şimdi bu lafa niye bu kadar takılıyor” deyip durur. “Aldattım ayrılmadı, sallamadım ayrılmadı, eziyet ettim ayrılmadı, çok saygısızlıklarım oldu, onlarda da ayrılmadı. Ne oluyor şimdi buna?” Aynı anda kadın da kendi kendine veya bir arkadaşına şunları söylemektedir:“Bu şimdi o laftan dolayı ayrıldığımı sanıyor. Oysa aldatmasını (veya saygısızlığını) hiçbir zaman içime sindiremedim. İdare edebileceğimi sandım ama edemedim. Taşıyamadım. Aslında o yüzden ayrıldım ama bu onu bilmiyor.” “Ne yazık ki bilmiyor... Keşke o zaman ayrılsaydım da, ayrılığın aslında o ihanetin cezası olduğunu bilseydi...” Adam bunu hiçbir zaman anlayamaz, kadın bunu hiçbir zaman söyleyemez. Ama bundan böyle kadın onu artık son cümlesiyle hatırlayacaktır.Hatırladıkça ondan daha fazla soğuyacaktır.Hem de her seferinde biraz daha fazla...Hatta duygusal zamanlarında, “acaba?” dediği anlarda o son cümle yardımına koşacak, onu kurtaracaktır.İşte bu yüzden son cümleler çok önemlidir...