Bilen biliyor... Hem de çok iyi biliyor... İtiraf edeyim, biraz geç oldu ama ben onu yeni tanıdım.“Hayvansın Rıza” Umut Sarıkaya’nın 2003 yılında Penguen’deyken yarattığı bir tip... Ama karikatürlerin diyalogları hâlâ gündemde...Baştan söyleyeyim Rıza öyle atletli, her tarafından kıl fışkıran bir tip değil. Biraz Ortaköy erkeği tipli...“Kadınları” da, nasıl anlatsam...Çeşit çeşit...Okuyun, kendiniz karar verin artık: - Sen benim sadece fikirlerime, birikimime mi önem veriyorsun?- Hayır baldudaklım, gözlemlediğim kadarıyla memişlerin de mis gibi, onlar da kıymetli.- Hayvansız Rıza!- Hayvan değilim, sendeki güzellikleri teker teker keşfetmeye and içmiş bir kişiyim.*** - Sevgilim aklından bi sayı tut.- Tuttum. - Şimdi ikiyle çarp dörde böl. - Böldüm. - Dört ekle yarısını bana ver. - Verdim. - Nereye verdin be! Nereye verdin altı ay oldu. - Hayvansın Rıza!- Hayvan değilim, gerginim!!!***- Uzun zamandır seni düşünüyorum devamlı aklımdasın.. - Vereceksin yani? - Hayvansın Rıza! - Hayvan değilim, belirsizliklere karşıyım. Açık sözlü, iletişimden kaçmayan bir toplum yaratma hayali içindeyim.***- Dün rüyamda seni gördüm. - Hangi pozisyondaydık? - Hayvansın rıza! - Hayvan değilim, duyarlı biriyim, hoşuna gittiyse o pozisyonu uygulayabilecek biriyim...***- Seni terk ediyorum Rıza!- Ohh ne güzel hemen Şermingül’ü çağırayım. Ahh o göğü.ler!- Hayvansın Rızaa... Hem de duygusuz...- Hayvan diilim... Fırsatları değerlendiren girişimci bir kişiliğim...***- Sevgilim dün seni sevdiğimi yıldızlara çiçeklere anlattım. Beni dinlediler. - Ayy Rıza ne romantiksin... Ertesi gün... - Sevgilim, dün seni... Kavedeki arkadaşlara anlattım, beni alkışladılar. - Hayvansın rıza!!! - Hayvan değilim. dostluğa değer veren biriyim, başkalarını düşünen biriyim.***- Sevgilim bak bu Mustafa, ev arkadaşım. Eğer ben evde yoksam ona ver ben akşam ondan alırım.- Hayvansın Rıza!- Hayvan değil arkadaşımın durumundan anlayan biriyim.***- Tatlım dün diğer 11 burcun bayanlarını da test ettim, en yüksek performans sende.- Hayvansın Rıza!- Hayvan değilim, değerini ortaya çıkarıyorum, seni baş tacı ediyorum.***- Sevgilim ben Kanada’ya gidiyorum benimle gelir misin?- Mümkün değil canım.- Gelirsen ekime kadar gelmezsen ... kadar.- Hayvansın Rıza!- Hayvan değilim Ekim 2004’te vizesi dolan biriyim.***- Vayy Rıza manita yapmışsın... Nasıl memnun musun? Yenge meraba!..- Eh işte masrafını çıkarıyor...- Hayvan herifler!- Hayvan değiliz, maalleden arkadaşız...- Ehoha Rıza abi kusura bakma ama yenge çok çirkinmiş...- Ayağını yerden kessin yeter be Mithatçığım, aha kaçtı!..***- Rıza tuzu uzatır mısın?- Aha bişey istedin! ..ctııııın. (cebi eline alır) Rüstem, canım ben akşama gelmiyorum halı sahaya, beni yengen terletecek bu akşam.- Hayvansın Rıza!- Sanki bilmeyerek evlendin salak!- Yok Rıza yok.. Hayvan da değilsin sen..***Çok güldünüz...Hatta benim gibi, “Gerçekten de Hayvansın Rıza” dediniz mi?Şimdi biraz da, “Niye güldünüz?” onu düşünün.Düşünürseniz tabii!Not: Umut Sarıkaya şimdi Uykusuz’da...
Yani her şeyin küçüğünü büyüğünü duydum da...Aldatmanın...Hiç duymamıştım...Böyle laflar vardır ya...Sanki çok önemli, şimdi duymuş oldun işte!Ayrıca duydun da ne oldu?Hani Nilgün Belgün, “Küçük aldatmaların evlilikleri yıkmayacağına inandığını” söylemiş ya, ben de buna takıldım...Küçük derken?Yani ne küçük olursa?Düşünsene adam yakalamış:“Aşkım allesen bi bakar mısın? Bunu mu, bunu mu aldatmadan sayacaksın sen şimdi? Şu küçücük şeyi...” “Bakiiim... Haa... Haklıymışsın hayatım, bu sayılmaz.” Kaç santime kadar sayılmaz acaba?Şaka bir tarafa...İhanet, ne olursa küçük olur ne olursa büyük?Kriter nedir yani...Nasıl küçülür, nasıl büyür?Kötü geçmişse mesela...Hiç uyum sağlayamamışsın, hiç zevk almamışsın, umduğun gibi çıkmamış adam veya kadın...Yani ihanet ettiğine değmemiş. Ama etmedim de diyemezsin.O zaman bunun adı ne olacak?Küçük ihanet!Başka?Kısa sürerse...Dakka bir, gol bir...Sen daha, “İhanet etsem mi, etmesem mi?” diye düşünürken öteki çoktaan ihanet etmiş bile...Erken ihanet!Ya aslında bunu aldatmadan bile saymamak lazım ya...Spontan olunca bir de...Onlar da küçük ihanetlere girsin.E, ne de olsa önceden planlanmamış, o sırada ağır tahrikten falan bir ceza indirimini hak ediyor...Candır, ister durumu...Küçük ihanetleri saydık, ya büyükler...Büyük ihanet nasıl olur?Nerede olur?Halının üzerinde...Hem de bizim yatağımızda...İkisi de büyük ihanete girer, söyleyeyim.Hele bir de, o da büyükse...Artık hiç kaçarı yok!Veya...Tekrarlarsa...Aynı kişiyle bir kereden fazla olursa...O da büyük ihanete girer.Girsin yani...Daha ne olacak?Olsa olsa ancak böyle olur..Ama bana sorarsanız...Bazı şeylerin küçüğü büyüğü olmaz.Azı-çoğu da olmaz...Bazı duyguların farklı tarifleri de olmaz.Aşkın mesela...Özlemin...Kıskançlığın...Bunları ayarlayamazsın...“Biraz âşığım.” “Biraz kıskandım.” “Biraz özledim” diye bir şey olmaz.Arası olmaz bunların yani...Ya öyledir ya böyle...Ha, bir ilişkinin başı, sonu vardır ama arada yaşananların ölçüsü yoktur.Evet, başı sonu bellidir tabii...Mesela öpüşünce sevgili olunur. Ondan öncesi sayılmaz... Öpüşünceye kadar başkalarıyla yapılanlar ihanetten sayılmaz...Ama ondan sonrakiler...Artık ufak mufak her neyse, o artık ihanete girer. Bana göre o iş oldu mu, ihanet başlamıştır. Sigarayı yaktığın andan itibaren sen artık bir ihanistsindir...Ha, sevgilin bunu aldatmadan sayar-saymaz, onun meselesi...Küçültür mü, büyütür mü bilemem...Kafasına takmaz, küçülür.Takarsa, büyür.Ama ihanet her zaman ihanettir.Ayrıca“İhanet kadar hızlı bir şey yoktur.” (Cicero)
Haberin başlığı aynen şöyle: “Clooney cinsel hayatımı bitirdi.” Clooney dediği bizim bildiğimiz George Clooney...Bizim Clooney...Clooney’imiz...Canımız...“Ana!” dedim...O da mı?Nasıl yani?Haberin devamını okumadan aklımdan bir sürü düşünce geçti.“O da mı gey yoksa?” “Yok canım, gey olduğu ortaya çıksa haber 1. sayfadan girerdi...” “Çok mu kötü sevişiyormuş?” “Sevişmiyor muymuş?” “Tık mı yokmuş?” “Sapık mıymış?” Kendimi birdenbire bu kötü seçeneklerin arasında buldum.“Hangisi daha iyi?” diye soraraktan...Sonuncusu herhalde...İçlerinde en iyisi, sapık olması yani... İnşallah sapıktır diye okumaya devam ettim.Hayır George Clooney’le birlikte olacağımızdan değil de, bizim için son kale gibi bir şey...Son Mikoncan...Hani gitmesek de kalmasak da o köy bizim köyümüzdür gibi...Yatmasak da kalkmasak da yani...Evet bütün bunların aklımdan geçişi 2 saniye falan sürdü ki hemen haberin devamı okudum:Ünlü sunucu eski sevgilisi yüzünden seks hayatının bittiğini iddia etti. Lisa Snowdon “Tam bir yıl boyunca sevgilim olmadı, cinsel hayatım bitti. Hatta zaman zaman bir daha hiç kimseyle birlikte olamayacağımı düşündüm. Erkekler, beni gördüklerinde, Bu kadın George Clooney ile birlikte oldu, benim ne kadar şansım olabilir ki diye düşünerek benden çekinmeye başladılar” dedi.Hadi bakalım, buyrun buradan yakın.Halbuki bilse, dünyada, “George Clooney’le 1 ay birlikte olayım, bir yıl sevgilim olmasın” diyecek milyonlarca kadın var...Yok mu? Var.Hatta süreyi uzatabiliriz de...Ama meselemiz bu değil şimdi. Meselemiz, referans meselesi...Daha önce aynı konuyu erkeklerin ex’leriyle ilgili işlemiştik ama bu başka...Bu seferki şu:Erkekler, kadının hayatındaki ex’leri referans alır mı?Alırsa nasıl alır?Konu bu!Yani George Clooney gibi ex sevgilisi olan bir kadının şansı...Az mıdır, çok mudur?Adamı korkutur mu yoksa tahrik mi eder?Yani o kadınla birlikte olmak şey mi ister?Cesaret mi?Ayrıca,Ex’leri kadının değerini, kalitesini ve kişiliğini de belirler mi?Tabii tam tersi de olabilir... Kadının ex’i, çok dandik biriyse...Sonradan dandikleştiyse... (En kötüsü de budur, anlatamazsın...)Bu durum kadını kolaylaştırır, basitleştirir mi?Şimdi size benden duymaya hiç alışık olmadığınız bir cevap vereceğim...Yani hiiç genelleme yapmayacağım:İşte cevabım:“Adamına göre değişir.” Aynen öyle...Ne o?Tadınız mı kaçtı?Kaçmasın.Çünkü başka bir şey var ki o, adamına göre değişmez.Hatta bütün adamlarda bire bir aynı etkiyi yaratır.Kadının ondan sonraki sevgilisi...Yenisi...Ya, daha iyiyse...Ya daha iriyse...
Eveet... Gelelim yemeğe... “Sana yemek yapayım mı? Hem de kendi ellerimle...” erkeğini dün biraz olsun tanıdık değil mi?Tavlama ikoncanları... (Bir harf eksikle...)Mikoncan diyebiliriz bunlara, ne uğraşıyoruz ki...Son numaraları dedik ya, eve yemeğe çağırmak...Zaten sen bir kere “evet” dedin ya, “geleceğim” dedin ya, o bile yeter ama...Ama yine de bonus kazanmak için iyi kötü bir yemek hazırlayacak artık...Şimdi evde neler yapar bunlar onu anlatayım...Bir kere geldiğinizde hiçbir şey hazır değildir...Çünkü o saate kadar başka şeylerle uğraşmıştır o.Nelerle mi?Önce salonu, banyoyu ve en son yatak odasını dedektör gibi tarar... Ortalıkta yanlış bir şey kalmasın diye...Bu yanlış şey, ille de bir başka kadına ait eşya demek değildir. Bir CD, bir dergi, bir peçete dahi olabilir...Sonra duşa girer, dişini fırçalar falan...Telefonunu başka bir odaya koyar. Çalarsa gidip oradan konuşsun diye...Veya sessize alır, gidip arada bir kontrol eder.Bunların favori yemeği makarnadır.E, zeytinyağlı dolma saracak halleri yok tabii...Sararmış!Hem de kendi elleriyle..Öylesinden de kaçacaksın.Çiğ köfteciler vardır bir de...Ama onu çoğunlukla kalabalık arkadaş grupları için yaparlar...Zaten de öyle yapsınlar...Yoksa düşünsene eve gitmişsin, adam İbrahim Tatlıses gibi çiğ köfte yoğuruyor.Kelimesi bile iğrenç: Yoğurmak!Biz makarnadan devam edelim.Evet gittiğinde makarnanın suyunu ocağa yeni koymaktadır.Mutfak tezgâhının üzeri açılmamış market torbaları ve paketlerle doludur.Bu durum karşısında kadınlar tepkilerine göre ikiye ayrılır:Mutfağı derleyip toparlayıp yemeği de yapanlar ve kılını bile kıpırdatmayanlar...Hangisi kazanır peki?Fark etmez. İkisinin de sonu aynıdır!Heh heh hee...Güzel soruymuş bir daha soracağım:Hangisi kazanır peki?Erkek.Bir daha:Hangisi kazanır peki?Hiçbiri...Son kez soruyorum: İbrahim Sadrigiller’in cevabıyla...Hangisi kazanır peki?Aşk...Olursa tabii!!!Neyse biz geceye dönelim.Mikoncanların şarap kadehleri trendy’dir. Öyle otel işi değildir en azından...Müzik zevkleri de vardır demiştim ya...Makarna, şarap, müzik, sohbet...Bakın dikkat ederseniz buraları hızlı geçiyorum...Yemekten sonra kanepeye yan yana oturulur...Dırın dırın...Bundan sonrası bildiğiniz gibi...Ya dansa kaldırır ki bunlar diğerlerinden biraz daha fazla çapkındır..Ya diz dize değdirerekten temas falan... Ya da, “Senin sorunun hallettik, gelelim benimkine...” edasıyla direkt kolundan tuttuğu gibi yatak odasına...Ne farkı kaldı diğer adamlardan ve durumlardan diyeceksiniz.Çok da haklısınız.Hiç farkı yoktur.Ne olacak? Kuş mu konduracak?Yoo...Ama fazladan mikoncan makarnası yemiş olursunuz...
Şimdi de bu var...Yani birkaç yıldır... “Sana yemek yapayım”cılar. Hem de kendi elleriyle...İyi yap bakalım, ne yapacaksın...Sanki bilmiyoruz ya, hadi neyse...Hani geçenlerde lafın arasında geçmişti bu danalar, SMS geyiğinde mi neydi?Atlamayalım dedim.Baştan söyleyeyim, birçoğundan iyidir bunlar. Kafayı çalıştırıyor en azından.Onları tarif etmeden önce, bu noktaya nasıl geldiler biraz ondan bahsedeyim...“Sana yemek yapayım erkekleri”nin orijini, “sana fal bakayım erkeği”dir.İlk çıkış noktaları budur yani...Taktiksel gelişim tarihleri de şu sırayla seyreder:“Sana fal bakayım”, “kahveye geleyim”, “üzerinde ne var”, “şarap alıp sana geliyorum”, “bana yemek yapsana”, “yemin ederim o tek gecelikti” veee “sana yemek yapayım, hem de kendi ellerimle...” Tabii bir kısmını barlarda kaybettik.Özellikle de, “Kahve” döneminde çok evlenen oldu...Kalan sağlar ve boşananlar yollarına şimdilik, “sana yemek yapayım”la devam ediyor...Haklarını teslim etmek lazım bu erkeklerin işi kolay değildir.Çünkü devamlı gelişmek zorunda kalmışlardır... Zira buldukları taktikler yayıldıkça, herkes tarafından kullanılır oldukça, yavanlaşır, sıradanlaşır. Etkisini kaybeder...Hatta ve hatta ters tepmeye başlar...Taktiğin ne zaman değişmesi gerektiğini iyi bilirler.Artık ikinci sınıf çapkınlar kullanmaya başlayınca...Ayağa düşünce yani...Bunun da kokusunu iyi alırlar...Veee... Yenisini bulurlar. Hemen yeni bir tavlama trendi yaratırlar.Onlar da bir nevi ikoncan yani... (Başta bir harf eksiğiyle...)Evet aynen öyle...Bu işler, tıpkı moda bir kıyafetin benimsenmesi, yayılması ve ardından demode olması gibidir.Ha, öyle oturup uzun uzun, “Şimdi ne yapsak, ne bulsak?” diye düşünmezler.Her şey kendiliğinden olur.Hissederler...Bu (.) ikoncanlar kendilerini diğer erkeklerden farklı biçimde geliştirmişlerdir.Kızlara daha yakındırlar. Bütün ex’leriyle şimdi arkadaş olmuşlardır. Arada sırada onlarla yine yatıyor olsalar da bu, arkadaşlıklarının devamını etkilemez!İyi eğitimlidirler.Artık o dağınık ve ilkel bekâr evi dönemi çok geride kalmıştır. Düzgün ve donanımlı bir evi vardır.Esprilidir.En önemlisi de artık doyum noktasına yaklaşmış demektir.Yani amaç artık sadece ve sadece yatmak değildir. Yok, yanlış söyledim, yatmaktır da, tadını çıkarmaya başlamıştır demek daha doğru galiba...Bundan bir sonraki aşama sadece yemek olacağından... Hazırlık dönemi... Heh heh he...Neyse...Kitap okur, müzik seçer, yeni yemek trendlerinden haberdardır.Gelelim neyi, nasıl pişirdiklerine...Aaaa... Yer kalmadı. Onu da sonra anlatayım...Bilmiyoruz sanki!Ne pişirecek? İşi pişirecek.De nasıl?
Hani gerilmeyecektik? Yoksa ben mi öyle sanmışım. Kapatma davasından sonra...Artık kimse, en azından bir süreliğine kriz çıkarmaz demiş...Şu sıralar özellikle, birbirimizi germeyiz diye düşünmüştüm...Düşünmüşüm...Tamam, güllük gülistanlık bir dönem hayali içinde değildik ama kısa bir süre için de olsa, mola verebilirdik belki...Oysa şimdi...Sanki hiçbir şey olmamış gibi!Sil baştan!Tam hep birlikte memleket meselelerine bakalım derkenBiri çıkıyor...Tam 12’yi hedef alıyor.Vuramıyor da hedef alıyor...Alma işte!Alma!Almayıver...Silahını doğrultma...AKP Genel Başkan Yardımcısı Edibe Sözen’in hazırladığı “Gençleri Koruma Kanunu Tasarısı”dan bahsediyorum.Okullara ibadet alanı, internet kafelere 18 yaş sınırı, porno fişlemesi, cinsel yayın yasağı, tehlikeli etkinlikler, disko yasağı...Neler oluyor yine?Niye şimdi durup dururken okullarda ibadet alanı meselesini ortaya atıyorsunuz?Kesmedi mi?Bu kadar gerginlik, insanları birbirine düşürmek yetmedi mi?Niye şimdi durup dururken porno fişlemesi diye bir şey çıkarıyorsunuz?Bu kadar fişleme az mı geldi? Niye şimdi durup dururken internet kafelere çocukları sokmak istemiyorsunuz?Her çocuğun sizinkiler gibi evinde bilgisayarı mı var?Niye şimdi durup dururken ne olduğu belli olmayan tehlikeli alanlar yaratmaya çalışıyorsunuz?Artık neresiyse, çocuklara orayı yasaklamak yerine oraları tehlikesiz hale getireceğinize...Niye şimdi durup dururken çocuklara diskoları, barları yasaklamak istiyorsunuz?Ne yapmaya çalışıyorsunuz?Bu nasıl zihniyet?Aslolan yasaklamak mı yoksa oradaki tehlikeleri yok etmek mi?Siz hangisini öğrendiniz?Hangisi aklınıza daha çok yatıyor?*** Bütün bunları gençleri koruma adına yapmak istediğinizi söylüyorsunuz ama benim de aklıma bu yatmıyor nedense!En azından, böyle bir dönemde, böylesine kışkırtıcı tartışmaları açma girişimini iyi niyetli görmüyorum. O zaman da aklıma başka bir soru geliyor “Gençleri sizden kim korusun?” Neden ateşe körükle gittiğinizi anlayamıyorum.Daha terimiz soğumadan...Hadi yine siz-biz kavgası...Zorunuz ne?Kaosu, insanları birbirine düşürmeyi bu kadar mı seviyorsunuz?Bundan mı besleniyorsunuz?Neden?Bunu neden yapıyorsunuz?
“Bilmem farkında mısınız ama zaten iki kelimeyi bir araya getirip de konuşmayı beceremeyen konuşma özürlü erkek milletine duygu ve düşüncelerini sms yoluyla veya msn’de yazarak anlatanlar eklendi...Sinir oluyorum bu sms erkeklerine....Zaten ruhsuz, duygusuzdular şimdi onu da tamamen kaybettiler... Diyorum ki, ‘Yazma, sinir oluyorum cır cır mesaja. Gel konuşalım.’Nerdeeee?...İşine geliyor bunların göz göze gelip de konuşmamak... Bas tuşlara yaz duygularını... İnsan sevişmek isteğini bile sms yapar mı?Bu yeni versiyon yapıyor maalesef. Ohhh ne âlâ! Bir de aslan kesiliyorlar ki tuşların ardında... Yani benim deyişimle bunlar neslinin son örnekleri SMS ERKEKLERİ Dilek hnm...” ***Evet, bir okuyucu mail’iydi bu.Siz ne diyorsunuz beyler?Biliyorum ben ne dediğinizi...“Siz de yaranılmıyor.” Bunu diyorsunuz değil mi?Ne diyeceksiniz ki başka?Ha, belki sms ile söyleyecek başka bir şeyler bulabilirsiniz...Orada yaratıcılığınız artıyor.Hayır, kadın olsalar arkadaşlarına soruyor diyeceğim ama bunlar sormazlar da...Gerçekten de ortada bir gariplik olduğu kesin.Çift kişilikli gibiler...Adam çok komik, hafif ve rahat mesela...Sms’ine bak:“Şu anda yanımda olmanı çok isterdim. Öyle güzel esiyor ki...” (Kesin otel odasında falandır. Veya evde yalnız.)Ya da adam romantik veya ciddi, yazdığına bak: “yemek yiyom. Sen napıyon?” “Hadi len! Hangisi sensin?” “Hangisi gerçek?” “Ben hangisine vereceğim kalbimi?” Yani kadının aklından bu tür düşünceler geçiyor haliyle...Hadi bunlar neyse de ben, “İnsan sevişmek istediğini bile sms yapar mı” diyor ya, ona taktım...Nasıl yani?Direkt olarak söylemiyor herhalde “sevişelim mi?” diye...Diyor mu yoksa?Yok canım, ima ediyordur herhalde... Çağrıştırıyordur falan:“Üzerinde ne var?” veya “kahveye geleyim mi” lerin yeni versiyonundan birşey...Mesela:“Sana evde kendi ellerimle yemek yapayım...” Kendi şeyimle yapayım der gibi...Ne var? Aynı şey işte!Böyle mi oluyor yani?Dııt dııt mesaj geliyor:“Akşam sana yemek yapayım mı?” “Sadece yemek mi:))” Veya:“Akşam sana yemek yapayım mı?” “Vermicem.” “Ok. Bye...” Hayat mı geçer be böyle?Bunların orta yaşlarını tahmin edebiliyorum ben... Ezkaza evlenmişler mesela...Salondan, içeride yemek yapan karısına bağırıyor:Üzerinde ne vaaar?Benim miii?Yok kediye soruyorum, müsaitse şedecektim de...Veya:Üzerinde ne vaarr?Yoook... sana yaramaz..İyi o zaman. Ben netteyim...Tamam canım, hep karamsar olmanın manası yok. Arada sırada cevabı değiştirmek lazım.Ben ilk değişikliği yapıyorum.Üzerinde ne vaaar?Henüz kimse yook!Waauu...Var mı bu cevabın üzerine çıkan?
İtiraf edeyim, aslında “SMS Erkekleri” diye bir yazı yazacaktım. Hayır, vazgeçmedim yine yazacağım da, net’te gezinirken öyle bir siteye rastladım ki, erkekleri sabaha bırakayım dedim...Biraz sonra size o sitedekileri (teknolojik.org) aynen aktaracağım ama önce...Anne-babayla yaşanan cep telefonu maceralarının en yaygını hatırlatayım...Hani ararsın ararsın ve asla ona ulaşamasın ya...Ya kapalıdır ya da açmaz.Sonra sorarsın “anne niye açmıyorsun telefonunu?” Cevaplar hep aynıdır:“Aaa... Çalmış mı? Duymadım ki...”“Aaa... Almamışım ki yanıma!”- Ama anne böyle yapma. Bak önemli birşey falan olur.- Tamam çocuğum.Sonra?Bir şey değişir mi?Hayır.5 senedir bu böyle ve sanırım böyle de devam edecek.“Annemi arayayım da, bulamayayım” sendromu...Ama biraz daha genç anne ve babalar var. SMS düzeyine erişen...İşte şimdi alın size onlardan örnekler...**** Annemin ilk cep telefonunun arifesindeki ilk msg’ı: “Oğlum ben annen.” * - Anne benim param bitti, babama çaktırmadan para yollar mısın bana?- Annen banyoda, daha dün para yolladım. Baban.* Anne: BenşimdiotobüsebiniyorumkapatmamgerekşöförkızıyorbızıalKız: Başüstüne alırım almasına da şu kelime aralarına boşluk yapsan kelime aralarında 1e bas lütfen.Anne: Böyledahaçokşeyyazıyorumamapekisatırbitinceneyapıcam?Kız: Elinin körünü yapcan anne. Herife kaza yaptırıcan. Gelince anlatırım. Hadi iyi yolculuklar.* Arkadaş uçaktan iner, telefonunu açar, annesinden mesaj: “A” Sonra anne aranır: “Anne nedir o a?” Anne: “Allaha emanet olun’un a’sı o. Anlamadın mı?” * Babaya msg yazma teknikleri konulu seminer verilmiş, gerekli görüdüğü için birkaç kez tekrarlanmıştır. Olayı kapan baba ilk hevesle tüm msg’ları mümkün olduğunca uzun yazmak konusunda ısrarlıdır... Okula dönmek için otobüse binilir, “Varınca msg at” der baba... Sabah otobüsden inilir:“Baba ben geldim.” “Geçmiş olsun, umarım yolculuğun iyi geçmiştir, biz de iyiyiz, sana iyi günler diliyoruz, derslerinde muvaffakiyetler...” * Baba: “Oğlum eve gelirken 2 ekmek al, ya da durdur... alma.” * Bir arkadaşımın sinema çıkışında telefonunu açmasıyla birlikte babasından gelen mesaj: “Hemen telefonunu aç.” Anne: krmz sgn.Ben: “O ne be?” Anne: “Ne anlamıyosun? Gelirken kırmızı soğan al!” Ben: “Haaa!!!” * - Nezamangeliceksingeçolduhadigelhemen- Gelicem birazdan. 0’a basınca boşluk oluyodu hani?- A m a n b e- Annegelmiyorumbenvazgeçtim. * Anne: “Gel. Sarhoş olsan da gel. Baban daha gelmedi.” Şahıs: “Gelmem.” Baba: “Gelsene lan...” * Bir sürü mesaj attığım annemden cevap gelmemesi üzerine aradığımdaki konuşma Ben: Anne sms’lerimi almadın mı sen?Anne: Oğlum sadece adını yazmışsın.Ben: Ehh anne bee. Yahu dedik ya oklarla ilerliycenokuycan.Anne: Ne oku?Ben: Oy güzel anam oyy...***Dalga geçmeyin...Büyük konuşmayın!Siz ileride kimbilir neler yapacaksınız...