Amma çoklarmış...Şu, “Eee? Bana ne zaman yemek ısmarlıyorsun?” erkeklerinden söz ediyorum...Alınanı, kızanı, itiraz edeni, katlayanı ve saçmalayanıyla buyrun size tepkiler...- “Bunun bir üst modeli var: ‘Eee, ne zaman bana yemek yapıyosun?’ erkeği... Ziyadesiyle sakıncalı türler, kökü kurutulmalı...” Bu aşmış! Hedefe kitlenmiş Patriot füzesi gibi... Bunlara cevap bile vermeyeceksin. Pis pis bakıp kaçacaksın.- “Bırak yemeği, lokantayı ısmarlasan çekilmezsin. Allah çekenin varsa ona sabır versin.” E, o zaman sen bana ısmarla... - “10 ayrı kişiye yemek ısmarlaması için teklif etse, bunlardan 2’si olumlu yaklaşsa adam afiyetle yiyecek kadının yemeğini :-) Ne diyelim afiyet olsun , yarasın:-)” Bu da tipik hesapçı. Hani çay bahçesine gitse hesap yapar ya... “Günde 100 çay satsan ayda 3000 çay eder. Nedir ki bunun maliyeti? Bir kutu çay ki çayı da marketten almayacan...” diye.- “Merhabalar, bence de bugün fazla abartmışsınız, çalışma arkadaşımıza böyle de takılamayacaksak... Her cümlenin ya da kelimenin altında fesatlık ararsak ki, Türkçe buna çok müsait, bence hayat sevimsizleşir.” Anlaşıldı, arkadaş basılmış. Yani tam üstüne yazmışım herhalde... Çalışma arkadaşına takılıyormuş muş muş!!! Yok şekerim, yok öyle! Takılacaksan düzgün takılacaksın. Paşa paşa yemeğe davet edeceksin. Gelirse gelir. Gelmezse çay demlersin.- “Türk toplumunda hâkim olan anlayış, hesabı erkek öder şeklinde idi. Ekonomik özgürlüğünü kazanan kadınlar da hesap ödemeye başladı. Çağdaş bir kadın kendini kullandırtmaz. Bedenini parayla satmaz. Jigolo peşine koşmaz. Hastalıklı ilişkilerden genel yorum yapamazsınız. O sadece sizi bağlar.” Ne oluyor yaa... Bence de haklısın. Altar’ın oğlu Tan ve Tarkan asla geri adım atmaz!!! Çağdaş bir kadın da Tarkan’a takmaz. - “Siz de çok cimrisiniz. Topu topu bir yemek. Ismarlayın gitsin efendim:) Sonra ille de yemekte birlikte olmak da gerekmiyor. İş yerine 1.5 İskender gönderirsiniz olur biter:)” İyi. Bitirince de telefon açarsın, “Üzerinde ne var?” diye... O işi de böyle hallettik mi? Ohhh! Değme keyfine!!! Sonra da kapının önüne çıkar bi sigara yakarsın!!!Daha ne istiyon hayattan? Ne çıkacan yemeğe falan!!! Haklısın yani...- “Var mı böyle bir insan modeli? Nice pintiler gördüm ama böyle bir modele denk gelmedim. Bir de her şeyi bir taraftan da beklemeyelim lütfen ya da şunu yapmayalım eşitlik diye yırtınmanın gereği yok.” Sen erkeksin, nereden denk geleceksin? Ayrıca eşit olduğumuz kim söyledi? - “Duyguları ifşa etmenin türlü yolları vardır, bazen kaba olabilir. Bu da yetişme tarzından desek, Dilek Hanım siz yemek ısmarlamayı hiç düşünmediniz mi?” Edebiyat hocamız sevgili Mahmut Bey’i hatırlattınız bana. Korku bastı birden. Sıkışırsam ısmarlarım hocam.
Nereden aklıma geldi bilmiyorum... Hani şu tip adamlar vardır: Nasıl anlatsam?“Eee? Ne zaman bana yemek ısmarlayacaksın?” erkeği...İşin aslı şudur:Ha, baştan söyleyeyim öyle paranda gözü olanlardan veya jigololardan falan bahsetmiyoruz, ona göre...Adam aslında sana asılıyordur...Daha doğrusu seni beğeniyordur, “Ben sana asılıp da zor durumda kalmayayım, gel sen bana asıl” hatta mümkünse peşimden koş demenin başka türlüsü...Oldu.Başka?Bunun bir üst noktası da şudur, hani bir kere yazmıştım ya, “bugün bana ne istersen yapabilirsin!” Yatakta tabii...Ne yapacaksan?Böyle bir zulüm mü var?Beyefendi sereserpe yatacak, düşün dur artık ne yapsam da mahcup olmasam diye...“Yok, sen bana yap” deme şansın da yoktur. Aklın varsa tabii...Ha, yatakta değil de evde, dışarıda bu hakkımı kullansam desen...Yemez!Nedir bunlar böyle?Bunlar olsa olsa cimri olabilirler ama asıl ve en büyük özellikleri kendilerine olan gereksiz özgüvenleri ve yine ezber bozan bencillikleridir...Baksanıza kafadan tavrını koyuyor adam:“Bana ne zaman yemek ısmarlayacaksın” diyor...Öyle seni davet etmek falan yok ha!Kendisini bahşediyor yani...Hadi len!“Sen bana asılıyorsun yaa, ben sana niye yemek ısmarlıyorum anlayamadım”da diyemiyorsun...Hayır, durup dururken ben sana niye yemek ısmarlıyorum?Diyeceksin aslında...Diyeceksin...Yoksa...Ben sana anlatayım başına gelecekleri...“Hey Allah’ım çeşit çeşit kullarını...” deyip kibarca geçiştiriyorsun.“Tabii, inşallah bir gün” falan diye...Öyle dedin ya, bittin sen artık!Şimdi olay böyle başlar.Böyle başlatır yani...Sonra...Sonra da onu her gördüğünde veya her konuştuğunda aynı konuyu mutlaka açar.“Hani söz vermiştin. Nerede benim yemek?” O ilk söylediğinde susturmadın ya...Artık adama borçlusundur..Durup dururken borçlandırmıştır seni...Ve hatta bazen “ya ben gerçekten bunu yemeğe mi götürecektim? Öyle mi dedim acaba?” diye kendinden şüphe bile duymaya başlarsın...Bunların farklı bir versiyonu daha vardır:“Eee? Bana ne aldın?” erkeği...Bir seyahate falan gider gelirsin, hemen sorar:“Eee? Bana ne aldın?” Kol saati!!! Bak!!!İnsanı zorla terbiyesiz yapar bunlar.Ben sana niye bir şey alayım dana? Bir de öyle bir sorar ki, sanki hep alırmışsın da hani bu sefer ne getirmişsin?Tek çocuk musun nesin? Nedir bu benmerkezcilik?Ayrıca ben senin annen miyim? Hadi onu da geçtim, sen benim “yavrum” musun?Bana ne aldınmış!Bu ne demek biliyor musun?“Seninle birlikte olduğum sürece bana hizmet et” demek...Artık yiyorsa...Ben söyleyeyim de...
İyi bilirim... İki aylıkken eline gelmiştir... Cano, Fıstık, Venüs, Lokum veya Kont...Tam 15 sene birlikte yaşamışsındır. Belki biraz daha az, biraz daha fazla...Kaç hüznü, kaç kederi, kaç sevinci paylaşmışsındır onunla... Kimse yokken ona sarılıp ağlamışsındır kaç kere...Seni bir tek onun anladığını zannederek...Bazen de, o kadar sana muhtaçtır ki, öyle bir bakar ki, “gel yanıma” dediğinde öyle bir sevinçle gelir ki, dayanamaz sarılır sarılır öpersin...Koklarsın...Kaç arkadaş, kaç dost, kaç sevgili görmüştür...Kimler gelip kimler geçmiştir hayatından ama o hep evdedir, yanındadır...Birlikte sayarsınız bazen, kimlervardı diye...Kaç sırrını paylaşmıştır seninle...E, ister istemez!En mahremini bile...Bir tek onun bildiği ne çok sırrın vardır.Ne aşağılık taraflarına, kaç mağrur yanına şahitlik etmiştir.Bir tek o bilir.Bir de sen.Hatta bazen ödün kopar, “bir konuşsa, bir gün dile gelip konuşsa... Ya konuşursa...” diye...Sonra gün gelir, ölür.Hiç beklemediğin bir zamanda veya yavaş yavaş, ne fark eder?Artık seni karşılamayacak.Kapıdan eve girdiğinde kimsenin dolduramayacağı bir boşluk hissedersin.Onu özlersin...Ararsın... Üzülürsün. Çok üzülürsün...Sezen Aksu’nun köpeğinin ölüm haberini okuduğumda ben de üzüldüm.Çünkü dedim ya, iyi bilirim...Çoğunuz gibi...Ondan sonra olanları da...Herkes başka bir şey söyler.Teselli için...Kimi, “hemen yavru bir tane al” der. O zaman sen kendini kötü hissedersin. Ona ihanet ediyormuşsun gibi... Kimi, “alma” der. Hatta, “bir daha hiç alma...” O zaman da kendini kötü hissedersin. Bir daha o duyguları yaşayamayacakmışsın gibi... Kimi de, “acısı geçsin sonra alırsın bir tane daha” der. Yine kötü olursun. Onu hemen unutacakmışsın gibi... Ne alacağım diyebilirsin, ne almayacağım...Öyle bakarsın...Öyle...HAYAT TAM BİR TİYATRO“Herkes bu hayatta üzerine düşen rolü oynuyor, hayat tam bir tiyatro kral var, asker var, kameraman var, herkes bu hayatta rolünü oynuyor. Tiyatro bittikten sonra özel hayatta birlikte vakit geçiriyorlar.” Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın bu sözleri sizin de dikkatinizi çekti mi? Ne güzel, ne naif...Aslında öyle bilinmeyen veya çok ağır bir söz değil, farkındayım...“Hakikaten yaa...” türünden hiç değil.Değil ama bazen böyle sözler insana iyi gelir ya, bana da öyle oldu.İyi geldi nedense!Birden yükselip kendimize bir kez daha baktım.Kuşbakışı insan manzaraları...Ama ben nereye takıldım biliyor musunuz? “Tiyatro bittikten sonra özel hayatta birlikte vakit geçiriyorlar” diyor ya, ona...Biraz İbrahim Sadrivari olacak ama...Tiyatro bittikten sonra sahneden inmeyenler aklıma geldi... “Bu tip ne çok insan var artık” dedim kendi kendime...Sahneden inmesini bilmeyenler veya daha da kötüsü, bulunduğu yerin sahne olduğunun farkında olmayanlar...Gerçek hayatı tiyatrodaki rolleriyle karıştıranlar...E dolayısıyla hayatı kaçıranlar...Ne çoklar! Ve de ne sevimsiz...Ne bileyim, o rol, kendisinden daha iyi de, ondan mı ne?Ne o?Böyle yazdım diye şaşırdınız mı?Evet, konunun ilişkilerle, seksle hiç alakası yok. Ama isterseniz hemen sizin için bir şeyler ayarlayayım...“Hayat gerçekten de tam bir tiyatro... Yatakta bile...”
O anda ne olursa...” “Ne olursa bırakıp gidersiniz ya da gitmek istersiniz?” diye sormuştum ya..Birkaç mail’e cevap vermek istiyorum.Ne yapayım, yine dayanamadım.Bakın şimdi, haksız mıyım?* “Dilek Hanım, bu yaşadığınız bir olay mı, düşündüğünüz bir olay mı?” İkisi de değil.Üçüncü şık.Ne diyeyim ki sana? Bak şimdi aklıma ne geldi: yıllar yıllar önce bir kadınla tanışmıştım. Daha doğrusu tanışmıştık, kalabalık bir gruptuk yani... Konu nereden açıldıysa, kadın herkesin ortasında şunları söylemişti: “Ben 9’u yaşadım, 11 yaşayanı da biliyorum.” O, “9” ve “11” dediği, bir gecede...Bir gecede ne?İşte biz de bunu yıllardır bulmaya çalışıyoruz...Bu kadın sayı saymayı mı bilmiyor?Neyi sayıyor?Daha da önemlisi neyin peşinde?Diyeceğim de o yani... Sen neyin peşindesin? Hı? * “İçinde gördüğüm zevksizlik örneği bir iç çamaşırına asla tahammül edemem ya da ex’in adını sırtında gördüğüm anda kaybolurum, isterse dünya güzeli olsun fark etmez.” Nasıl yani? Tam o sırada... Yani ön sevişmenin sonuna, asıl sevişmenin başına doğru... Bir bakıyorsun ki kadın kenarı beş parmak kalınlığında beyaz bir don giymiş ve hatta onun da lastikleri gevşemiş. Penyesi de sarkmış! Arap Kadri’nin donu gibi...Sütyeni de kirli ve gevşek diyelim... Var mı daha iğrenci? Peki o halde şimdi bana doğruyu söyleyin.Hangi erkek bu durumda çeker gider. Bırakır orada öylece her şeyi...Samimi olun ama...Hanginiz bırakır gidersiniz? * “Artık bir dahaki sefere yapmamak için mazeret üretsin ama birazcık sabırlı olup o anın tadını çıkartsın. Hele adamın gözlerinin şaşı olduğu anda kendisinin gözü de kör olacak ya... Güzel bir an bence kopmasın olaydan :-)” Alın işte! Biri cevabını vermiş bile... Var mı artıran?Unutmayın, samimi olacaksınız..Siz olursanız söz, ben de olacağım...* “Kapı zili, telefon sesi, erkek öksürmesi bile çok sayıda orgazma neden oluyormuş. Aç gözlü feministlere de bu hastalıktan ihsan eyle Yarabbi.” Buyrun buradan yakın! Arkadaşımız orada takılı kalmış. Ne alakası var yahu bunun konumuzla? Hadi onu da bırak, feministlerle orgazmın ilişkisi ne? Olurlar mı, olmazlar mı? Yani hayalinizde hangisi var? Oldukları için mi feministler, olmadıkları için mi? Çalışın, soracağım...* “İnsandır bu eti yenmez, kanı içilmez. İnsanı sevdiren hoş sohbeti ve tatlı dilleridir.” Tabii... Seyahatinizde bizi seçtiğiniz için teşekkür eder iyi uçuşlar dilerim. Ayrıca, bu yazdığınız mail’i de iki gün içinde 999 kişiye yollarsanız bir yılda 999 orgazm yaşarsınız. Yollamaz ya da zinciri bozarsanız bütün girişimleriniz ya yarım kalır ya da erken gelir. Tabii siz mail’leri yollarken oyalanır, bizim asabımızı bozmamış olursunuz...
Tam o sırada... Ne olursa bırakıp gidersin?Ya da gitmek istersin?Tabii bu soru erkeklere değil. Çünkü tam o sırada, erkekler bırakıp gitmek bir tarafa, o işin dışında olup bitenlerin farkında bile olmaz...Ama kadınlar...Olur.Yani meselaO ana kadar her şey çok güzel gitmiş. Hiç falso yok.Nefis bir yaz akşamı...Yüzünü çevirdiğin yerde dolunayı görüyorsun. Hatta tıpkı geçen hafta olduğu gibi, Ay tutulmasını falan izliyorsunuz birlikte...Dünya’nın gölgesi Ay’ın üzerini yavaş yavaş kaplarken şarabınızı yudumluyorsunuz.Sohbet çok tatlı...Allah Allah!...Bakalım neler olacak?Şimdi eve geldiniz...Kahve veya biraz daha şarap faslı...Vee... İşte o an...Hâlâ her şey iyi gidiyor.Hatta it’s too good to be true... İşte tam o sırada, ne derse veya ne yaparsa...Olmaz mı, olur...Zaten içmişsiniz falan, her şey olur.Aklıma yıllar önce izlediğim bir Türk pornosu geldi şimdi... Tipler eski Alman pornolarındakinden daha beterdi, düşünün artık. Kadın yatağın ucunda, adam da hamle yapıyor. Ama bir türlü tutturamıyor çünkü sürekli ayakları kayıyor...Suratında İnek Şaban ifadesi ve ses tonuyla “Patinaja tutulduk!” Tabii bizim konunun pornolarla alakası yok.Gerçek hayatta, tam o sırada öyle bir laf eder ki mesela, o kelimeden kopamazsın ama olaydan koparsın.Artık onunla sevişmen mümkün değildir...Saatine bakanlardan, etrafıyla ilgilenenlerden, ısrar edenlerden bahsetmiyorum. Onlar bunların yanında iyi bile kalır. Şimdi tekrar başa dönelim... Evet yani... Tam o sırada...Ön sevişmenin sonlarına doğru...“Az beri gel kız” diyor mesela.Ayyy.... Ne yapacaksın şimdi? Hadi erkeklere de bir kıyak yapalım...Kadın çok seksi mesela, zar zor eve getirmişsin.Ön sevişmenin sonlarına doğru...“Hadi daa” diyor mesela...Ayy...Tam o sırada...Ön sevişmenin sonuna doğru,Telefonu çalıyor. Kimin aradığına baktığı yetmiyormuş gibi dönüp bir de söylüyor:“Ablamgil arıyor...” Tam o sırada...Ön sevişmenin sonuna doğru,“Ayağını kaldır ayağını” diyor mesela...İğrenç!Tam “Hayvansın Rıza!” durumu...Artık onunla daha ileri gitmen mümkün değildir ama...Oraya kadar da gelmişsin.Nasıl bırakıp gideceksin?Bazen insan ne olursa olsun bırakıp gidemez. Ayıp gibi gelir.Bırakıp gitmek cesaret ister.Ama ondan da önce tecrübe gerektirir.Daha doğrusu ikisinin birden olması lazım.Yani her tecrübeli bırakıp gidemez. Her cesur da...Tecrübelidir ama cesareti yoktur, utanır.Cesurdur ama tecrübesi yoktur, utanır.Yani utandığından gidememe, bırakamama durumu vardır. Ne var?Yok mudur?
Duyduk duymadık demeyin Kama Sutra’nın modası geçmiş... Sekste yeni moda var...Çok sevindik!Biz de her gün Kama Sutra yapmaktan bıkmıştık!Nedir yani?Her gün Kama Sutra Kama Sutra, fenalık geldi yani!!!Toplasan, çıkarsan bilmem kaç pozisyon... Döndür dolaş aynı şeyler... Bunun modasının geçmesi iyi oldu Vallahi...Ne diyonuz be?“Seks yapıyor musun?” diye soran yok, “yapıyorsan da hakkıyla mı yapıyorsun” bir denetleyen yok, onun modası geçmiş de, bununki başlamış!Kama Sutra’yı hatmettiler de sıra geldi ötekilere...Öteki de ne?Gülerek seks yapmak...Hadi bakalım...Sanki şimdiye kadar ağlayarak yapılıyordu...Gerçi sonrasında ağlandığı oluyor ama...Önce haberi okuyalım da sonra yorum yapalım, bakalım ne diyor?“Laughing Seks Enstitüsü’nün yaptığı araştırmaya göre Kama Sutra’nın modası artık geçti. Yeni trend gülerek seks yapmak...” Enstitüye bak! Laughing Seks Enstitüsü...Yani “Gülerek Seks Enstitüsü...” Hangi dersleri alıyorlar acaba?l Gülerken orgazm olmanın kurallarıl Gülerek seks sisteminin (GSS) esaslarıl Sekse girişl Gülerek seks sürecinde Kama Sutra’cıların uyum sorunlarıl İleri derece orgazm yöntemleri l Yatakta sayısal yöntemlerl Yatak kavgaları için gelecek vizyonuDaha kimbilir neler vardır. Öyle kolay mezun olunacağa benzemiyor.Olunca da...“Enstitü mezunuyum...” “Aman da hanım kızımız... Aferin aferin. Dikiş dikmesini de biliyorsun o zaman sen?” “Evet efendim, bilirim. Dikerim...” (Ayyyyy. Hayvansın Dilek!) Kendimden utandım.Bir sorsa, “Ne enstitüsü bu?” diye...Sormasın, sormasın.Neyse biz haberi okumaya devam edelim...“Çiftler gülerek seks yapmayı diğer türlere tercih ediyorlar. Araştırmaya göre, cinsel ilişki sırasında çiftler en çok yatağa gelen kedi veya köpeğin hareketlerine veya beklenmedik olaylara gülüyor. Bazı çiftler de yatakta yastık savaşı yapıyor.” Nasıl yani?Tam o sırada kedi veya köpek yatağa geliyor ki yeni yöntem ya, gelsin diye mama falan koyuyorlar ayak ucuna (yani umarım ayak ucunadır!) sonra da başlıyorlar gülmeye...Hayvan da şaşırıyordur!“Lan bunlara da bir haller oldu. Eskiden işlerini yapar, bitirir, sigaralarını yakarlardı. Sigarayı bırakalı bir haller oldu bunlara... Bana bakıp tuhaf tuhaf gülmeler falan. Bana ne gülüyonuz? Kendi halinize gülün. Hele sen, asıl kendininkine gül (eliyle işaret ederek, oraya...) Yok yok, bu insanoğlu sigaraya başlasa iyi olacak!” Beklenmedik olaylara gülüyorlarmış ya bir de...Nasıl beklenmedik?Kadının kocası geliyor mesela!!!Hah hah haaa...Sinirden gülüyor.Bu ne be?Kama Sutra bile bundan daha iyiymiş!Gülerek orgazm yaşayanlar, bu deneyimi “tarifsiz keyifli” diye açıklıyormuş.Oldu.Hadi size iyi günleeer....
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, evlilik süreci içerisinde eşiyle cinsel ilişkide bulunmayan kocayı tazminat ödemeye mahkûm etti.” Haber bu arkadaşlar...“Nasıl yani?” derseniz, şöyle anlatayım:Yargıtay, verdiği kararda cinsel ilişkide bulunmamayı da “kişilik haklarına saldırı” olarak yorumlamış.Hatta size kararı da yazayım:“Erkek eş tarafından psikolojik nedenlerle de olsa cinsel birleşmenin gerçekleştirilmemesi kadına manevi tazminat verilmesi için yeterlidir. Ruhsal nedenlerle de olsa cinsel birleşmenin gerçekleştirilmemesi kusur oluşturur. Davacı kadının kişilik haklarına saldırının varlığı sabittir. Türk Medeni Kanunu’nun 174/2. maddesi, boşanmaya sebebiyet vermiş olan olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevi tazminat isteyebileceğini öngörmüştür. Toplanan delillerden evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği anlaşılmaktadır.” Heh heh hee...Tabii insanın aklına türlü türlü sorular geliyor...Kaç lira verecek acaba?Nasıl tespit edilecek?Bir de her yapamadığına ayrı bir ceza mı kesilecek?Nasıl değer biçilecek?Artık maddi durumuna göre değişir herhalde... Adamın durumu iyiyse:“Al hayatım, bugün yapamayacağım. Peşin peşin ödeyeyim sana şunu... Şimdi mahkemelerle kim uğraşacak? Bir de avukat parası falan... El âlemi mi zengin edeceğiz? Al şunu, kapa çeneni...” Veya, kredi kartına 12 taksit. Ama tavsiye etmem, katlanır, başa çıkamazsınız... Ama öyle her şey para demek değil tabii...Önemlisi var, önemsizi var bu işin. Parayla çözüleni var çözülemeyeni...İşte o zaman da işi Türk adaletine bırakmak lazım.“Hâkim bey inanır mısınız, o gün öyle böyle değildi, hem de evlilik yıldönümümüzdü ve düşünebiliyor musun yapamadıııı!” “Ne!!! Vay eşşoğlusu... Üzülme kızım, ben şimdi ona katlamalı bir ceza yazayım da neymiş yapmamak anlasın!” Ya, her seferinde mahkemeye mi gidilecek yani? Bu kadar dava varken? Ergenekon’la falan uğraşıyorlar... Sen gidecen, “Yine yapmadı Hâkim Bey” diye... Ayıp!Ceza kesen zabıtalar dolaşsın. Seks zabıtası...“Alo 888” Yok...Arayacaksın, gelecek, bakacak, kesecek cezayı...Ama bence bu karar bu kadarla kalmamalı...Türevleri de olmalı...Yani sadece yapmayan veya yapamayana değil diğerlerine de ceza kesmeli... Bir katsayı falan oluşturmalı ona göre hesap yapmalı...Bir skala olmalı yani...Kötü yaparsa mesela...En azından hiç yapamayanın yarısı kadar ceza yemeli...Az yaparsa, dörtte üçü olabilir.En fenası erkencilere olsun. Hatta onlara hapis cezası verilsin.Eee....Her şeyin bedeli var tabii...
Trafikte sıkışıp kalmışsın...Erkek arkadaşınla veya kocanla birliktesin ve arabayı o kullanıyor...Adamın siniri tepesinde...Hatta zaten sinirli de, dalacak yer arıyor. Doğal ortamına girmiş yani...Sağı, solu, önü, arkası abuk sabuk ve hiçbir mantıkla açıklanamayacak hareketler içindeki şoförlerle dolu...Delirmiş yani...Şimdiii...Bu durumdakiler için tavsiyelerde bulunmuşlar...“Onu sakinleştirmenin yolları” diye...O dediği de, adam.Adamı sakinleştirecekmişiz...Bakın hem de nasıl?* “Sağa sola sataşıp bağırıyorsa, sizi korkuttuğunu söyleyin.” Nasıl yani? Film mi çeviriyoruz?“Beni çok korkutuyorsunuz Fikret. Neler oluyor kuzum! Fakat siz o merhametli adama hiç benzemiyorsunuz. Kumdan kale yapan erkek yalan söyleyemez” falan mı diyeceksin?O da sana, “Hücum edilmez vücudumda ölmez bir ruh taşıyorum” diyecek...Sonra da seni arabadan atacak...* “Konuyu ailesinden veya onu rahatlatan, mutlu eden bir hobisinden açın. Böylece trafikte de normalde olduğu gibi sakin davranacaktır.” Sen öyle san.Mesela annesinden söz aç da gör. Zaten kaç gündür aramıyordur ve onun vicdan azabı vardır içinde, daha beter olur. Ayrıca niye aramıyorsa? Ara kurtul di mi? Yok hem aramaz hem de rahatsız olurlar...Bir de, “hobisinden söz et” diyor yaa.. Tabii bizim erkeklerin de bir hobileri vardır ki! Yani hobiden hobiye yetişemezler. Ama bak, sevişmeyi falan hobiden sayabilirler... Ama o da yeri değil şimdi...* “Flörtöz bir havayla onunla dalga geçin veya ikinizi de güldürecek komik şeyler anlatın. Mesela yanında ilk defa utandığınız anı onunla paylaşabilirsiniz.” Ay ne komik! Geri zekâlı mısın? Senin utandığın o an, tam da trafikte onun komiğine mi gider?Böyle bir anıya sadece sevişme öncesi katlanabilir o. Minibüsçüyle birbirlerine girmişler, sen oradan,“Fikret, hatırlıyor musun? Hani beni ilk öptüğünde...” diye...“Ne diyon Nalan? Delirdin mi ne? Seni de, seni ilk öptüğüm günü de...” demez mi? Der. * “Elinizi onun dizine koyun. Böylece ona vücut diliyle, sakin ol komutu vermekle kalmaz, aynı zamanda “ben yanındayım” da demiş olursunuz.” Tabii senin, “sakin ol” komutunu veya “ben yanındayım” mesajını o nasıl algılar?Söyleyeyim.Evliysen zaten fark etmez. Yani elini bacağına koyduğunu fark etmez.Yok eğer sevgiliysen komut başka bir bir komuttur. Beyne farklı gider yani...Dize konan bir kadın elini, bir erkek beyni asla “sakin ol” diye algılamaz. Ama belki işe yarayabilir...Birazdan bir şeyler olabilir hissiyle...Yine de bana sorarsanız trafikte onu rahatlatmanın başka ve daha risksiz bir yolu olmalı...Hayır, durup dururken trafik yüzünden adamla yatmanın alemi yok da ondan... Ne olabilir?Şu olur:Ondan daha fazla delirmek...