Potporik düşünceler...

23 Eylül 2008

Biraz ondan biraz bundan...Yani oradan buradan...Bugün öyle...(Başım ağrıyor da!)ÇAMUR ATANA CEZAYok öyle mecazi anlamda değil. Bildiğin çamur...Konu şu: Trafik Kanunu’nun değişikliği için yasa taslağı hazırlanmış. Değişiklik genelde cezaların ağırlaştırılması üzerine.İyi. Buna bir lafımız yok. Uygulanırsa tabii...Hele bir de herkese uygulanırsa!Ama bu kanun taslağında bir de şu madde var: Çamur sıçratan araca 60YTL ceza...İlle bir abukluk olacak.Yani yollarda çukurların, çukurların içinde çamurların olması gerekli veya kanuni bir durum da, asıl yapılmaması gereken onu sıçratmak! Hani Belediyelerin, karayollarının falan hiç sorumluluğu, suçu yok bu işte!Sıçratma kardeşim.Girme, çukura mukura!Sen çukura gir ona buna çamur sıçrat diye mi açıyoruz biz bu çukuru!Zaten sürücüler de bir çukur olsa da şöyle içine bir dalsak, sıçratsak diyor.Şanzımanıydı, egzozuydu, karteliydi falan gözün görmez! Masraftan kaçmazsın yani!!Maksat çamur sıçratmak.MUTLULUKLAR DİLERİMTan Sağtürk’le Bergüzar Korel ayrılmış ya...Kimin yüzünden belli değil hani...Neyse ne? Bize ne... De...Bergüzar Hanım’ın ayrılık sözleri beni etkiledi açıkçası:“Kendime ve ona mutluluklar diliyorum.” Nasıl ya?Böylesini de hiç duymamıştım.Kendime ve ona... Yok artık!“Önce kendime sonra Tan’a, arkasından ülkem insanlarına, tüm Müslüman âlemine, yavru vatan KKTC’ye ve Almanya’da ikamet eden Türk vatandaşlarına...” Ne var?Hazır herkese mutluluk diliyorsun...ÇIKIŞI KOLAY DA...Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Zahid Akman’ın Avukatı Ali Yıldız, müvekkilinin Almanya’ya girişine ilişkin “en küçük bir yasal engel” in bulunmadığını açıklamış.İyi.Zaten kimsenin Zahid Akman’ın Almanya’ya gidebilmesi ile ilgili bir tereddüdü yok ki...Hatta gitsin.Gitsin de...Geri gelebilir mi?Tereddüt burada!!YAPILSA BİZ YAPARDIKSiz şimdi “Aaa... İçinde seks olmayan yazı” geyiğine başladınız bile, biliyorum. Hadi benim “başım ağrıyor” ama sizi mahrum bırakmayayım...İngiltere’de ekonomik kriz, yaşam tarzını da etkilemiş. Artık pub’lara gidemeyen İngilizler, boş vakitlerini yatakta geçiriyormuş. Gebelik testi, prezervatif, cinsel gücü artıran Viagra gibi ilaçların satış oranı bir haftada yüzde 50 artmış. Cinselliği anlatan kitaplarda da artış söz konusuymuş. İngilizlerin alternatif eğlence anlayışının gelecek yıl, doğum oranlarını yükseltmesi bekleniyormuş. Yok canım...Ekonomik krizden değildir o.E, tabii...Yoksa biraya para veremeyen, cinsel kitaplara de veremezdi...Kitaptı, prezervatifti, filmdi, testti, Viagra’ydı derken astarı yüzünden pahalıya gelecek!Zaten insan ekonomik krizden seks yapacak olsa bizde herkes mutluluktan uçuyor olurdu. Hiiç gerginlik falan olmaz hatta insanlar birbirine yol bile verirlerdi...Bi bakın etrafınıza...Kimsenin seks yapıyor gibi bir hali var mı? Yani yapılsa, biz yapardık!

Devamını Oku

Üstüpülü vana... Şeye sarılmış!

22 Eylül 2008

Taktım ben bu vana işine... Dün bahsettiğimiz konu erkeklerin testislerine uzaktan kumandalı vana takılması yani...Ben karşı değilim erkeklere uzaktan kumanda takılmasına...Yani gönül isterdi ki tamamen uzaktan kumandalı olsunlar.Şimdi, “Onun zevki olur muydu?” türünden romantik yorumlara hiç gelemem baştan söyleyeyim...Hatta cevabım bile hazır:“Sanki bu halleri çok mu iyi?” Diyorum ki, bu gelişmeyi bir başlangıç olarak kabul edebiliriz. Şimdi vana, yarın öteki ve sonra da tamamen uzaktan kumanda...Ama şimdilik bu vana işine de razıyız...En azından ileriki aşamalarda karşılaşılabilecek aksaklıkların fark edilmesi açısından iyi bir deneyim olabilir.Aksaklıklar olmaz mı? Olur...Sonuçta insan yapımı...Hele işin içine uzaktan kumanda falan girince mutlaka olur...Mesela bu kumanda neyle çalışacak?Pilli.Veya şarjlı...Aynı cep telefonları gibi takarsın fişe, şarj olur.Yalnız dikkat etmek lazım, her adamın şarj aleti diğerininkine uymaz.Karıştırmamak lazım. Adamları yani...Patlar matlar..Veya kendinizinkini evde bırakıp arkadaşınızınkini ödünç almaya falan kalkmayın diye...“Lan oğlum, benimkini evden çıkaramıyom, seninkini versene bir-iki saatliğine” durumlarına karşı yani...“Ne? Bir-iki saat mi?” “Yahu 1-2 saat dediysek brüt.” “Ha yani! Şarjı bitiyor sonra lazım olunca ortada kalıyorum da ondan... Dur şunu fişe takayım, biz önsevişene kadar dolarda diyemiyorsun. O yüzden yani...” “Tamam abi, merak etme sen. Önsevişmenin ne olduğunu bilirim. Sana bu eziyeti çektirmem merak etme!” Kumandanın evden dışarı çıkmasında bir sorun yaşanacağı kesin. Ama buna da şimdiden çare bulanlar var: Biri diyor ki, “Çift Vana uygulaması. Gizli ek operasyonla bir vana daha taktırdınız mı her şey çok daha kolay olur, ondan sonra istediğin gibi aç kapa.” Ohhh!...Senden keyflisi yok artık! Aç kapa aç kapa...Öyel bir reklam vardı, neydi? Musluk mu ne?Aç kapa, aç kapa...Duyan da sabah akşam sevişiyon sanacak!Yahu benim daha pratik bir önerim var:Uzaktan kumandanın yanı sıra ayrıca bir manuel kontrolü de olmalı bunun.Tam testislerin yanına bir düğme mesela...Yeşil.Çevreci imajı falan var ya, o bakımdan...Basınca kırmızıya dönüşüyor...Ha, düğmenin de bir riski var tabii.. Sızma falan yapabilir ama biz alışkınız.Hemen, conta değiştirene kadar yani, üstüpüyle sararsın, biter. Evet, biraz tuhaf görünebilir ama (heh heh hee.... üstüpülü testis...) dedim ya alışkınız nasıl olsa...Bizimkiler idare ediyor diye tamire de gitmezler, öyle paslı paslı...Yahu dalga mı geçiyorsunuz?Ne vanası, ne doğum kontrolü...Bizimkiler...Vana taktıracak...Hadi taktırdı, kapatacak!!!

Devamını Oku

Vanalı erkekler

21 Eylül 2008

Vana takacaklarmış... Erkeklere... Bildiğin vana.. Su vanası gibi yani...Hemen söyleyeyim de yanlış anlaşılmalara yol açmasın doğum kontrolü için...Olay şu: l “Küçük bir operasyonla, testislerden sperm taşıyan kanallara bir ‘mikro vana’ yerleştiriliyor. Erkek, sperm akışını kesmek istediği zaman elindeki uzaktan kumandayla bu vanayı kapayabiliyor...” Pardon? Hangi erkek?Hatta, “Erkek derken???” Daha prezervatifin pre’sini derken suratlarını buruşturan erkekler mi?Hani şu pre ile başlayan hiçbir eylemden hoşlanmayan...Hııı.... Oldu.Amerikalı ve Avustralyalı bilimciler bulmuş bunu. Vanayı yani...Genelde böyle seksten püften konularla İngiliz bilimciler uğraşırdı, Hayırdır, başlarına bir şey mi geldi acaba? Yoksa yaşlandılar da, ilgi alanları mı değişti?Söylene söylene evdeki vanaları değiştiriyorlar:“Ah ulan millet ne vanalarla uğraşıyor, bir de bizim vanaya bak!” Bir de, eskiden tek ülkenin bilimcisi yeterdi şimdi bir konsensüs arayışı içindeler, Amerikalı yetmedi bir de yanında Avustralyalı katılmış. Yanlarına bir de Türk alsalardı ya...O vana tek celsede nasıl da dana haline dönüşürdü...Ne var? Kızıyorsunuz bana ama...Hanginiz gidip o vanayı taktırırsınız?Siz o vanayı taktırın... Ha yani... Beni utandırıp taktırmışlar mesela...Hepsi vanalı... Hem de uzaktan kumandalı...Heh heh hee... Ne kadar mesafeden çekiyor acaba? Hayır, bilelim de!!Tam o sırada mesela,“Tahsin, vanaya bas vanaya...” “Ne vanası? Haa... Nerde lan bunun kumandası?” “Bana mı soruyosun Tahsin? Tam sırası yani...” “Yahu, cebimden çıkarıp masaya koyduydum, telefonun yanında herhalde...” Bundan sonraki konuşmalar:Senaryo-1:“İncisuuu... Kızıııım, şu babanın kumandasına basıveeer. Masanın üzerinde!” (Evet saçma oldu, ama komik.)Senaryo-2:“Tahsin! Ne işi var o kumandanın senin cebinde! Evden dışarı neden çıkıyor o kumanda??” “Arkadaşlara gösterdiydim de!!!” “Biliyorum ben senin arkadaşlarını... Nasıl çalıştığını da gösterdin mi? Çalıştıysa tabii...” “Bu sefer de sen saçmalıyorsun ama...” “Bundan sonra o kumanda evden dışarı çıkmayacak. Her sabah evden çıkarken yanıma geleceksin, vanayı kapayıp çekmeceye kilitleyeceğim.” “Yanına gelmeme gerek yok hayatım. Uzaktan kumandalı ya, çişimi yaparken basarsın düğmeye... Zaten artık bir tek çişimizi yapıyoruz onunla...” Senaryo-3:“Tahsin! O kumandanın cebinde ne işi var?” Televizyonunkiyle karıştırmışım hayatım.” “Saçmalama Tahsin! Televizyon kumandasını niye götüreceksin ki?” “İşte onu ben de bilmiyorum...” Senaryo-4:“Tahsin o kumandanın cebinde ne işi var?” “Sürpriz yapacaktım?” “Ne sürprizi?” “Bu akşam seni dışarıda yani dışarı çıkarız diye düşünmüştüm de...” “Saçmalama Tahsin, lokantada mı şapacaktık?” “Zaten fantezi ruhun falan kalmadı artık senin. Sonra da bana eskisi gibi değilsin diyorsun.” “Ne yani eskiden lokantalarda mı yapıyorduk Tahsin?!” “Doğru düzgün lokanta mı vardı biz evlendiğimizde... Şimdi bir gidiyorsun uff kızlar mızlar...” “Tahsin konuyu değiştirme!” Biz de değiştirmeyelim. Bu vana daha çook su kaçırır...

Devamını Oku

Cepten gelen cebe gider...

18 Eylül 2008

Ne hikâyeler var değil mi? Ceple başlayan... Ceple biten...Hâlâ saklanan mesajlar, sildiğin için pişman oldukların...Ne oluyor ki onlara?Sildiklerine yani?Uzayın karanlık sonsuzluğunda harfler dağılmış, başıboş, ağır ağır ve belirsiz bir yerlere doğru ilerliyorlar mı mesela?Senin gibi...Yoksa o ilk okuduğun haliyle mi duruyorlar?“Seni çok özledim.” Bozulmadan, bu üç kelime uzayda birbirinden hiç ayrılmadan mı geziyor?Üf, içim daraldı. Nerede dolaşırlarsa dolaşsınlar...Bir de onları mı düşüneceğiz?Düşünenler var tabii...Bitmeyen hikâyeler...Hem de ne çok!* “Bazen de aramak isterken arayamaz... Kalbi, ‘Ara ara ara’ dese de beyni, ‘Hayır hayır, yanlış yapıyorsun’ der... Bende maalesef beynim galip geldi. Şimdi mi? Mutsuzum... Mantıklı olanı yapmak her zaman işe yaramıyor... Doğru olanı yaptım ama MUTSUZUMMMMMM...” Arasaydın, hem yanlış yapıp hem de mutsuz olacaktın. Hiç olmazsa şimdi sadece mutsuzsun. * “Yedi sene mesajlarıma cevap vermeyip en sonunda cevap veren aşkıma diyeceğim şu: Seni seviyorum.” Ne diyon yaa... Yedi sene birine mesaj mı atılır? Normal olsan beni bulmazdın zaten. Bir gün, “Ben de seni seviyorum” diye cevap yazsa n’apacan? Yıkılırsın değil mi? Hayatta amacın kalmaz. Otur, cevap almamanın mutluluğunu yaşa. * “Sev seni seveni başı kel de olsa, sevme seni sevmeyeni Mısır’a sultan da olsa.” Olmuyor işte öyle! Seni seveni sen istemiyorsun, senin istediğin de seni... Murphy Kanunu bu. Herkesin umudu aynı, yani şarkıdaki gibi, “Biri bana gelsin, o da sensiiin.” * “Her aramayanın bir sebebi vardır ama ilk ve tek sevgilimin beni aramamasına şimdilerde artık saygı duyuyorum. İmkânsız aşkın bir tarafı idi o. Ama ebediyete kadar saygın yerinde kalacak, istese de istemese de...” Al bir mazoşist daha... Saygı duyuyor! Kimbilir ne yaptıysan?* “Ben hep ilk arayan oldum ama bu sefer direniyorum. 3 gündür aramadım bakalım nolacak?” Sen çoktan aramışsındır bile... Hatta şimdi aradığına da bin pişman oturuyorsundur.* “Sayın yazar çok güzel anlattınız. Konuşan galiba kaybediyor. Ben de evde konuşunca kaybediyom. Neyi mi aşkı, otoriteyi, saygınlığı. Ne güzel denmiş, konuşmak gümüş ise sükût altın diye... Konuştukça da batıyoruz galiba çok düşünüp az konuşmak gerek ben konuştukça battım da!” Sayın okuyucu, sen yazınca da kaybediyorsun. Şarkı söylemeyi dene. Şiir falan da olur.* “Susanın ne kazandığını bilmek istiyorum artık...” İşte günün sorusu. Kaybetmemekle yetiniyoruz şimdilik. Tabii aramızda yenisini kazananlar da oluyor yani...* “Bu taktiği herkes uyguluyor. Kimse burnundan kıl aldırmıyor. Onlarca yıllık dostluklarını(!) bitirebiliyorlar şak diye: O arasın. Yok, o arasın. Kimse aramıyor. nedeni bilinmeden son.” Niye biliyor musun?Haydan gelen huya gider, bardan gelen bara... Cepten gelen de, başka bir cebe...

Devamını Oku

Aramayan niye aramaz?

17 Eylül 2008

Arayanları çözdük... Sıra geldi aramayanlara... Bunu da çözelim, konuyu öyle kapatalım. Aramanın aramamanın, arayanın aramayanın... Çözülmedik tarafı kalmasın.Nasıl ama?Güzel soru değil mi?“Aramayan niye aramaz?” Anlatacağım...Ama önce onları biraz tanıyalım.Her aramayan bir değildir. İyisi var, kötüsü var, değeri var değmezi var...Ama bunlar aralarında genellikle ikiye ayrılır...İnatçılar. Vee...Hainler diye...Birinci grup, aramaz inattır ama barışacaktır. Evet aynen düşündüğün gibi, senin arayacağını bilir, ondan aramaz.Hata bunu sen de bilirsin.Kendi kendine, “nasıl olsa benim arayacağımı biliyor, ondan aramıyor” dersin, bir süre direnirsin ama sonunda üstelik bunu bile bile ilk arayan yine sen olursun.Zaten bu grup senden ilk mesajı aldığında ki zaten telefonun başında bekliyordur, anında cevap yazar, “Sen kendine bak!” türünden gerzekçe bir cilveyle...“Sensiiinnn”, “ben deeee...” gibilerinden.Nasıl olur ama?O ilk mesaj geldiğinde...İçin nasıl rahatlar.O günlerdir gerilen vücudun birden gevşeyiverir.Üzerinden bin ton yükkalkmış gibi...Gerzek merzek, neşen yerine gelir be, neşen!!!Ay insanın küsesi ve sonra barışası geliyor.Neyse, biz biraz da ikinci gruba yani hainlere bakalım...Onlar da aralarında ikiye ayrılır.Tavşanlar ve intikamcılar...Tavşanlarla başa çıkamazsınız.Aramaz çünkü artık umurunda değilsindir. Sen aradığında telefonu açmaz ama iki gün sonra arar mesela... Ya da mesajına 5 saat sonra cevap verir.Açık konuşayım sen artık onun için önemini yitirmişsindir. Ha, çok ısrar edersen arada bir seninle yatar, o kadar. Kesip atmaz da...Hani bir laf var ya, onun gibi “Ne sırtımdan iniyor ne de...” diye...Ha, yok eğer karşındaki bir intikamcıysa...Yandın demektir.İntikam almaya karar vermiş, bu yola baş koymuş ve sen onu arıyorsun.Tilkiye “kuzu ister misin?” demişler de gülmekten cevap verememiş ya... Aynen böyle bir durum yani.Peki onları nasıl anlayacağız?Şöyle:O da mesajına hiç cevap vermez.Vermez ama aracılarla cevap gönderir. Ortak arkadaşlarınla falan... Bu da seni mesaj arsızı yapar.Zaten sen de bir kere yazmışsın, karizmayı çizdirmişsin ya, battı balık yan gider deyip yazıp durursun. O ve tüm arkadaşları da okur okur gülerler...İntikamcıların ikinci taktikleri de şudur: Aradın mesela değil mi? Açar telefonu, “Ben seni arayım mı?” der, kapatır. Sonra sen bekle ki, o arasın.Çok beklersin, çook...Veya mesaj attın değil mi? “Toplantıdayım” türünden bir şeyler yazar sana.Sen de bundan, “Toplantıdan çıkınca eşek değilse arar”ı çıkarırsın.Hıı..Çıkar.O da, o sırada başka şeyler çıkarıyordur...Allah herkese bir aramayanın ruh halini versin ne diyeyim?

Devamını Oku

O ilk cümle...

16 Eylül 2008

Ya düşündüm de, ilk arayanlara biraz haksızlık ettim galiba... Haksızlık ettiğimi düşünmemin nedenleri arasında, ilk arayanların sayıca daha fazla olduğunu görmemin büyük payı var tabii...Sayıca diyorum, nicelik yani... Nitelik olarak değil...Ayrıca kabaca bir hesap yapacak olursak, hiç aramayanlar kadar ilk arayanlar da var değil mi? Yani ortada bir arayan, bir de aramayan var.Nasıl yani? O halde eşit mi sayıları?Hayır.Neden?Çünkü insan her zaman ilk arayan olmaz...Adamına göre değişir. Birini hiç durmadan ararken bir başkasını hiç aramazsın. Bu arada bambaşka biri de durmadan seni arar. Duruma, adamına göre değişir yani...Ama kimse itiraz etmesin, herkesin en az bir kere “ilk aramışlığı” vardır...Yani herkes hayatında en az bir kere ilk arayan olmuştur.Tamam, bir kere aradıktan sonra biraz arsızlık gelir insanın üzerine ama...Aldatmak gibi...Boşanmak gibi...“Ne kaybederim ki?” diye düşündüğün...“En azından içimde kalmaz” diye kendini ikna ettiğin kereler...Bilirim zordur...Hem de çok zor.En zor kısmı da, o ilk cümledir.Telefonu çevirdin, açınca ilk ne diyeceksin?Giriş cümlesi yani...Biliyorum bu gibi durumlarda yüzde 90’ınız mesajı tercih ediyor.Medeni cesaret 0’ın altında olduğu için...Öyle tabii...Yiyorsa aç telefonu konuş, “Özür dilerim” de. Nerdeee?Tabii önce aramayı düşünür düşünür sonra vazgeçersin. Yok yok en iyisi mesaj atayım..Peki at.Ne yazacaksın?Şimdi öyle bir şey olmalı ki, hem senin gururun kırılmasın hem de onunki tavan yapmasın, romantik olsun ama fazla arabeskleşmeden... Şirin de olsun ve fakat asla seni küçük düşürmesin aynı zamanda da bir ciddiyeti olsun.Tarif bu.Da...Böyle bir cümleyi Hamlet bile kuramazdı herhalde...Ama sen bulursun o sihirli cümleyi!!Neydi? Fıkradaki o kitap ismi gibi... Hani içinde gizem, masumiyet, cinsellik ve dini unsurların hepsinin birden olduğu... “Allah Allah pamuk prensesi kim ....?” Pardon önemli bir ayrıntıyı atlayacaktım az kalsın soru cümlesi olsun ki, cevap vermek durumunda kalsın.Geri dönüşü kolay olsun yani...Bir de, bu mesajlar tek başına karar verilip yazılmaz. Üç-beş arkadaşla konsensüs oluşturulur. Herkes bir şey söyler, aralarından en uygun olanı seçilir.Mesela:“Geçti mi huysuzluğun?” Nasıl ama?Kesinlikle başarılı. İçinde yukarıdakilerden hepsini barındırıyor...Bir tek seks yok. Onu da şöyle halledebiliriz, “Affedersin(!) geçti mi huysuzluğun?” !!Bir de “Mutlu musun?”cular vardır...Nedir yani şimdi bu?Bu “ben elimi hiçbir taşın altına koymayayım da sen hallediver”ci...“Hem de nasıl!!!” diyeceksin.Demek lazım çünkü bunu yazandan bi b.k olmaz. Yol yakınken dön.Seks bunun neresinde?Neresinde olacak? Olsa bu hale gelmezdi zaten!Hııı...Gelelim kızgın danalara...“Sen ne yaptığını sanıyorsun?” Bu da aklı sıra karizmayı çizdirmeyecek. Hızını alamamış ama ayrılmak da istemiyor. Yiğitliğe b.k sürdürmüyor yani...Tamam bunda da seks yok ama ilk karşılaştıklarında olacak belli! (Hem de sıkı yani...)Bunların bir de “Başın göğe erdi mi?” versiyonları vardır. Ki onların da sonu aynıdır. Barışma sevişmeleri iyi olur yani...“Küs müyüz?” Bu da, “Yeni başlayanlar için ilk arama mesajı...” Yazık!İlk kez, ilk arayan bu.Evet bu mesajda da seksi bir nitelik yok.E ama siz de...Aklınız fikriniz orada yani!!!

Devamını Oku

İlk konuşan kaybeder de... Neyi kaybeder?

15 Eylül 2008

Hani dün dedim ya, kavgada, gerginliklerde veya belirsizliklerde ilk arayan, ilk konuşan kaybeder diye...Evet kaybeder...De... Neyi kaybeder?Neyi kaybedecek? Kendini kaybeder...Daha ne olsun?Şöyle anlatayım...O, yani aranıza giren her neyse, artık barışı ve düzeni bozmuştur.Hiçbir şey eskisi gibi değildir.Olmayacaktır da...Ve artık bir savaştasınız demektir.E öyle tabii...Evlenmediysen bütün ilişkiler savaştadır.Anlatamadım galiba!!!Ortada bir savaş var.Mevzi kaybetmemen lazım.Toprak kaybetmemen gerekiyor. Kaybedersen ömrün boyunca o toprağı geri almak için uğraşırsın. O toprağı geri alacaksın bir de üzerine ekleyeceksin!!!Aklın alıyor mu bunu?Yani hem ilk arayan olacaksın hem de üste çıkacaksın.Hem ilk konuşan olacaksın hem gurur yapacaksın!Oldu!Başka?En kötüsü de ne biliyor musun? İlk arayan için başlangıç cümlesi...Kimbilir kaç cümle içinden seçilir, kimlere danışılır... Bunu ayrıca yazalım...Şimdi sen aradın mı?Mevzi kaybettin mi?Geçmiş olsun!O laftan, o aramadan sonra artık asla eskisi gibi olamazsın. Kişiliğin değişir. En azından ona karşı...Ne var bunda şaşıracak?İnsan herkesle başka biridir...Hani en cevval arkadaşın karısının/kocasının yanında kuzu kesilir ya, sen de şaşırırsın. O işte! Kişiliği değişmiş. Niye? Zamanında ilk aramış. Bunu da sonra konuşuruz...Bitmedi...O hiçbir yere sığdıramadığın gururun bir kere kırıldı mı, artık hep kırılır.Kendine güvenini de kaybedersin...Hadi bunların hepsi bir tarafa, “Aşkta gurur murur olmaz” deyip kendini kandırabilirsin.Ama asıl neyi kaybedersin biliyor musun?Ki en önemlisi...Üstünlüğü...Bir kere aradın mı? Artık o arama işi senin üstüne kalır. İkinci, üçüncü ve diğer seferlerde de senin araman gerekir.Öyle bir teamül oluşmuştur artık.O bekler, sen de ararsın. Aradığın yetmiyormuş gibi bir de onu ikna etmen gerekir.Haksız olsa bile...İşte ilişkilerdeki hakkaniyet böyle bozulur.İlişkiler adil değildir biliyorsunuz...Siz hiç birbirini aynı derecede kıskanan, aynı şiddetle âşık, aynı yoğunlukta düşünen, Birbirine aynı derecede önem veren bir çifte rastladınız mı?Hayır.Olsa olsa en fazla, birbirini aynı şehvetle isteyen çıkar.Şanslıysanız tabii...Tabii bir süreliğine...Sonra o da geçer.İşin aslı nasıldır peki?Hep bir taraf daha fazla âşıktır.Biri hep daha fazla kıskanır...Daha çok severDaha fazla sahiplenir...Öyledir.Daha da kötüsü ne biliyor musunuz? Hangisi hangisi olduğunu bilir.Nasıl bilir?Nasıl bilmesin? Hep ilk konuşan, ilk arayan odur da oradan bilir.Şimdi gelelim aynı soruya...Ya kimse aramazsa...Aramazsa, aramasın...Kendi kaybeder!

Devamını Oku

İlk konuşan kaybeder

14 Eylül 2008

Bu laflar boşuna değil..Es geçmemek lazım. Duyunca bir duracaksın, düşüneceksin...İyi o zaman... Düşünelim...“İlk konuşan kaybeder”mi?Benim bildiğim, bu taktik aslında bir pazarlama tekniği...Yani kısaca, pazarlamacı malını anlatır anlatır ve susar. O sırada kısa bir suskunluk olur. İkisi de, alıcı da satıcı da konuşmaz. Pazarlamacı bekler.Alıcı düşünür.İşte o sırada...İlk konuşan kaybeder.Alıcı konuşursa, o malı satın alır.Satıcı konuşursa, o malı satamaz.E, bu taktiği ilişkilere uyarlasak ne olur ki?...Kim tutar bizi?Ayrıca her şeyi uyarlıyoruz da bunu mu uyarlamayacağız?Uyarlıyoruz tabii...Yani en azından ben...Mesela bazı fizik kuralları da ilginçtir...Hani bazı parçacıklar yollarında engelle karşılaştıklarında tali yollar aramaz, şekil değiştirmezlermiş.Aynen yerlerine dönüp beklerlermiş.Uygun koşullar oluşunca tekrar harekete geçermiş. Ne hainler değil mi?Sinsice...Yoksa akıllıca mı?Uyarla şimdi bunu hayata uyarlayabildiğin kadar....Ne anladınız anlatın bakiim...Bin türlü anlarsın bunu...Mesela istediğin adamı/ kadını bulamadın mı? Dön geri, bekle. Abuk sabuklarla çıkma!Vakit kaybetme...Başka bir deyişle, kendini boşuna yorma!Ya da kadının (kalbini) vermeye niyeti yok mu?Şaklabanlık yapmaya kalkma. Bekle...Uygun zamanı bekle.Ne kaybedersin?Ha, bunun karşısına felsefesi tam tersine olan başka bir fizik kanunu da koyabilirsiniz...Atıyorum, tali yollarda giderken o güzergâh üzerinde istediğini elde eden bir elektron...Ya da ses ve ışık olursunuz mesela... Bir engelle karşılaştığınızda hafifçe bükülür ve keskin bir dönüş yapmasanız da köşeleri açıktan alarak yolunuza devam edersiniz.Bakalım nereye kadar gideceğim ben de merak ediyorum.Yazarım yazarım da... Biz konumuza dönelim diyorum:“İlk konuşan kaybeder”e...Kavga ettiniz mesela...Kavga olsa yine iyi aşağı yukarı kim haklı kim haksız bellidir... Ama aranızda bir gerginlik var diyelim...Veya öyle bir durum ki, arada kalmışsın. Arasan da olur, aramasan da...Daha doğrusu onun aramasını istiyorsun.. Yani durmadan telefonuna bakıyorsun...Aklında hep aynı soru var:“Arayacak mı?” Kendi kendine bir süre koyarsın. O zamana kadar aradı, aradı...Aramazsa...Açık söyleyeyim, o parçacık gibi geri dönüp ölü taklidi yapanlar azınlıktadır.Çoğunluk soruyu değiştirir.“Acaba ben mi arasam?” Işık ve ses oluverir yani...Veya aynı evin içindesiniz...Kavga bitti, kim kazandı belli değil. Ortada haklı da yok, haksız da... Küstünüz...Küslük değil de, konuşmuyorsunuz. Birbirinize hava atıyorsunuz.Evin içi sessiz. Bütün işler konuşmadan halledilmeye çalışılıyor.“Yemek hazır” diyen yok. “Ben yatıyorum” bile denmiyor.İşte bu gibi durumlarda...“İlk konuşan kaybeder.” Ha, “Sen konuşmazsan, ben konuşmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?” derseniz...Zaten bunu diyen kaybediyor ya...

Devamını Oku