Suyla gelen kültür

16 Ekim 2008

Bir okuyucunun yorumu bu: “Suyla gelen kültür.” Başka yorumlar da var tabii...Banyo meselesini kapatmak istiyorum artık. Ama kafanıza takılanları da çözeyim öyle... l “Bence fantezi kadınların yetenek azlığından doğuyor. Bir şeyler yapmak zorunda kalanlar, maalesef hep erkekler oluyor. Bir de siz düşünün, biz yapalım bir zahmet.” Bak, şöyle anlatayım: Bu işi yemek yemeye benzetecek olursak size güzel bir sofra, ambiyans falan hazırlıyoruz, siz ne yapıyorsunuz? Yemekleri ellerinizle ve ağzınıza yüzünüze, ortalığa saça saça yemeye çalışıyorsunuz. l “Dilek Hanım yine eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürüyorsun, dikkatini çekerim.” Benim ne dikkatimi çekiyorsun, git ulaşabildiğin birilerin dikkatini çek. Belki işe yarar.l “Daracık banyoda olmaz Dilek, hayali geniş tut Türk hamamı yüzyıllardır fantezi merkezleri...” O ayrı bir konu ama... Anladın sen onu...l “Banyoda tam işin heyecanındayken birden sabuna basıp kaydığınızı düşünebiliyor musunuz? Ne feciiii.” Sen onu düşüneceğine başına gelebilecek daha kötü şeyleri düşünsen...l “Belki yazmışsınızdır aklıma geldi yazayım istedim: Erkeklerin diğer bir fantezilerinden olan çikolatalı, vanilyalı-dondurmalı, marmelatlı fantezileri yok mu!! Bu nedir yaaa???” Sofraya koysan mırın kırın ederler, yemezler... Ama öteki türlü var ya, bamya koysan bir tane bırakmazlar... l “Üfff evet ya hakikaten yatak, kanepe ve devamında banyo... ’Hepsi aynı’demek hiç hoşuma gitmiyor ama gerçekten hepsi aynı yaaaa... Adamlarda yaratıcılık bile aynı kısıtlılıkta daha doorusu yaratamayıcılık.” Daha duur! 40’ından sonra, bunların okumuşu okumamışı, enteli danteli, zengini fakiri hepsi aynıdemeye başlayacaksın...l “Kadınlar makyajsız bir şeye benzemedikleri için sudan ürkerler ama erkek için farkmaz bu durum...” Farkar farkar... Biz hiç olmazsa gün boyu bir şeye benziyoruz. Ya sizin gibi hiçbir zaman hiçbir şeye benzemeseydik!! l “Aynı küvetin ve aynı duşun altında neden erkek değil de sadece kadın sıkıntı çekmekte? Ve banyoda seksin bu kadar zor ve sıkıntılı olduğunu da ilk kez sizden duyuyorum.” Sen de daha duuur!! Yakında başkalarından da duymaya başlarsın. Yıllar geçtikçe, aslında seksin zor ve sıkıntılı olduğunu da duyarsın. Hatta bir bakmışsın, bunları sen söylüyorsun!!! l “Sayın ÖNDER Siz de erkekleri eleştirmekten erkekleştiniz mi ne?” Ondan mı Önder’i büyük harflerle yazdın? Neme lazım diye!!!Dur bakiim. Yok, hâlâ kadınım.l “Küresel ısınma aynı zamanda sex’in düşmanı diyebilir miyiz? Bu konuya da bi el atarsanız sevinirim.” Tabii, hatta başka seks düşmanlarından da bahsedebiliriz mesela küresel ısınmayla seksi aynı cümle içinde kullananlar...l “Sayın Yazar, sizin hiç başka işiniz yok mu, ülkem nelerle uğraşıyor, siz neler yazıyorsunuz, burası Avrupa değil Türkiye, kendinize gelin.” Biliyorum sayın okuyucu, biliyorum. Hatta her haberden sizden önce haberim oluyor. Sadece arada rahat bir nefes olayım diye çalışıyorum.

Devamını Oku

Islak ıslak bakma öyle...

15 Ekim 2008

l “Acaba ben zevk alırken partnerime ıstırap mı veriyorum diye düşünmeye başladım bir an.” Banyo meselesini anlatmaya başladığımdan beri bazı duyarlı erkeklerden bu mealde epey mail aldım.Gözlerim yaşardı doğrusu...Böyle kibar kibar sorunca dayanamıyorum...Doğrusunu söylemek gerekirse“E, biraz öyle...” Siz nazik davrandığınız için böyle söylüyorum yoksa“Nihayet anladınız danalar!” falan derdim...Niye mi?Anlatayım...Kaç gündür diyorum ya, banyoda seks, fikir olarak iyidir...Ama sadece fikir olarak...Pratik olarak ise...Küveti doldurursun, içine güzel kokulu köpüklerden atarsın, elinle iyice karıştırırsın ki köpüğü çoğalsın...Hadi şarap da hazırla bari...Müzik konusu biraz sıkıntı yaratır çoğunlukla... Salondaki ya da yatak odasındaki müzik setinin sesini açarsın, o da bir tuhaf olur. Yani müdahale edemezsin. Kötü bir şarkıda ya da ne bileyim CD bittiğinde küvetten çıkıp oraya gitmen yakışık almaz.Neyse, küvete girdiniz...Biraz zor olur ama...İki kişinin normal ebattaki küvete sığması sadece zor olmaz komiktir de...Yani oraya sığma, yerleşme çabaları bile insanı seksten soğutacak kadar çirkin hareketler içerir.Estetik değildir en azından. Ne seksi, ne estetiği... İnsanı erkekten soğutur bu manzara...Hadi ne yapıp edip ikiniz birden küvete oturdunuz...Şarap yudumlamalar, konuşmalar falan...Giderek suyun köpüğü çekilmeye başlar...Su da hafiften soğumaya...Drınnn, drınn...Zilin sesini duydunuz, yarışma başlıyor!!!“Evet” derseniz kaybedersiniz!!!Küvetin tıpası açılır, su yavaş yavaş azalmaya başlayınca...Bu sefer duş açılır.Adamın zaten bütün kılları ıslanmış dolayısıyla rengi koyulaşmıştır. Bir de hepsi düzleşip boyları da iyice uzamıştır.Ve ayağa kalkma hareketleri falan...Biraz daha anlatırsam banyodan soğuyacağız en iyisi burayı çabuk geçeyim.Duşu açtınız mı?Şimdi buradaki sorun şudur:Kimsenin su ayarı, kimseninkine benzemez...Kadınlar daha sıcak suyu sever mesela...Çoğunlukla suyun altında kalan kadınlardır ama orada da tuhaflık oluşur.Adamın sırtı, kolları diken diken olmuştur üşümekten..Gerçi bu onun umurunda değildir hatta üşüdüğünün farkında bile değildir ama bunu gören kadının anaçlığı tutar...Sırtına sıcak su tutmaya falan kalkışır.E anaçlığı tutan kadından da artık o sırada ne beklenir ki...Gerçi, “Bekleyen kim?” diyeceksiniz...Kadın, senin üşüdüğüne mi üzülsün, ayakta kalmaya mı çalışsın, zevk alıyor gibi mi yapsın yoksa o arada makyajı akıyor mu akmıyor munun telaşına mı düşsün?Su birden soğur, birden kaynar hale gelir...Üff... Yazarken bile yoruldum.İşte, duşakabine veya banyo perdesine tutunmaya kalkışmalar, dangur dungur sesler, kaymalar, düşememeyeler hep o sırada yaşanır.Sulu seksin jakuzi, havuz ve deniz halleri de var tabii ama bana fenalık geldi.Aradan biraz süre geçsin öyle yazarım.Belki bir gün su ile aşkın bir araya geldiği en masum hali de yazarım. Yağmurda yürümeler...Yağmurda öpüşmeler...Ahhh... Ah!Çok mu eskidendi gerçekten?

Devamını Oku

Kedi ve insan

14 Ekim 2008

Ben kedileri severim. Kedileri sevenleri de severim. Hatta onları diğerlerinden daha çok severim. Üstelik bunu da açıkça belli ederim...Ben kedileri iyi tanırım.İnsanları?Yok, bu konuda o kadar iddialı değilim.Ama ikisinin de ürkeğinden anlarım...Bakışlarından...Bakışlarından anlarım. Aynı yere uzun süre bakamaz, kısa ve hızlı hareketlerle etrafı tarar... Bir de oturuşundan.... Eğreti oturur. Hatta oturmaz da oturuyormuş gibi yapar. Şöyle rahatça sırtını dayayıp kendini koltuğa bırakmaz her an fırlayıp gidecekmiş gibi...Huzursuzdur yani...İşte bu yüzden, seni de huzursuz etmek ister.Durup dururken abuk sabuk laflar eder, saçma sapan hareketler yapar.Kediler mesela, senin gözünün içine baka baka, en sevdiğin vazonun yanına gider ve patisiyle yavaş yavaş onu itmeye başlar.Kafa tutar sana...Huzursuzun insanı da, senin en kıymet verdiğin değerlere saldırır. Saldırmaya kalkar.Ev kedisi, sokak kedisi, cins kedi, aslan, kaplan fark etmez...Onların da ürkeği, cesuru, gururlusu, onurlusu, inatçısı vardır...Çeşit çeşittirler, tıpkı insanlar gibi...Ama tabii ki ortak özellikleri de vardır.Kedilerin en önemli ortak özelliklerinden biri paranoyak olmalarıdır.Evet paranoyaktırlar...Etraflarındaki her hareket onlara göre bir suikast girişimidir adeta...Görebildikleri, duyabildikleri ve hissedebildikleri mesafede olup biten her hareketten, her sesten ürkerler.Her sese, her harekete hemen hiç düşünmeden cevap verirler.Oysa yanından geçen adam onu görmemiştir bile...O kadar benmerkezcidirler yani...Niye bilmiyorum...Belki de haksız olduklarındandır...Çünkü kediler, nerede yaşıyorlarsa orayı kendilerinin sayarlar.Bir tek kendilerinin...Hatta bunu bazen o kadar abartırlar ki, uyarmak zorunda kalırsın. Bir iki bağırır, ikaz edersin. Ki genellikle bundan anlamazlar... İşte o zaman önce gazeteyi kıvırıp vuracak gibi gösterirsin.O yüzden gazete kağıdından pek hoşlanmaz bunlar.Kedileri severim ben.Kedi sevenleri de...Hatta bazı insanları kediye, bazı kedileri de insana benzetirim...Ama şunu da bilirim:Bir kedi nerede duracağını bilir. Birlikte yaşamasını da...Ama nerede duracağını bilmeyen insanlar beni hep korkutur. GÜNÜN FIKRASIHülya Avşar’ın “ürkek kedi” benzetmesinden sonra olanlar için...(Eski ama bazen yeri gelir ya, hatırlamayı seversin...)Tavşan, komşusu olan aslan hakkında ileri geri konuşuyormuş:- Yiyorum, içiyorum, gidip aslanı (seviyorum!)Tavşan bunları, tilkiye, kaplana ve diğer hayvanlara da söylüyormuş.Herkes, “tavşan bu işi acaba nasıl beceriyor” diye merakta...Söylenti aslanın da kulağına gelince, gidip tavşanın kapısına dayanmış:- Sen herkese, “yiyorum, içiyorum, sonra da gidip aslanı seviyorum” diyormuşsun, doğru mu?Tavşan hafif panikte ama belli etmeden “Vallahi” demiş:- Yiyorum, içiyorum, arada sırada da saçmalıyorum!..Not: Banyo meselesini bitirmiş değilim...Siz üzerinize rahat bir şeyler alın, yarın devam ederiz.

Devamını Oku

Banyoda...

13 Ekim 2008

Banyoda, havuzda, denizde... Fark etmez... Böyle sulak ortamlarda o işin farklı olabileceği düşünülür.Daha doğrusu, iyi bir şey olacağı sanılır. En azından kulağa çok hoş gelir. Tıpkı saten çarşaflar gibi...Fikir olarak çok iyidir, estetik olarak da mükemmel olacağı düşünülür de, pratikte...Pratikte tek kelimeyle korkunçtur, komiktir, saçma sapandır...Öyledir tabii...Şöyle anlatayım, hiiç filmlerdeki gibi olmaz yani.Ama erkekler öyle olacağını düşünür. Yalnız, yanlış anlaşılmasın o sahnelerin romantik kısmıyla ilgilenmezler tabii ki...Onlar işin fantezisinde!Evet, bu bir erkek fantezisidir. Çoğu fantezi gibi...Çünkü kadınlar için sevişmek zaten başlı başına bir şeydir.Neydir?Bir fantezidir zaten.Ama erkeklere göre, bir sevişmenin fantastik olabilmesi için her zamankinden farklı görsellikleri olması gerekir.Şöyle de diyebiliriz bir erkeğin sevişmeye sevişme demesi için yaptıklarını görmesi, duyması gerekir.Niyeyse?Başka türlü yaptığından pek bir şey anlamaz.Kadının ise hissetmesi yeterlidir.Bu yüzden yani...Bu yüzden galiba erkeklerde sürekli bir yer arama, yer değiştirme sendromu vardır.Kedinin yavrularını oradan oraya taşıması gibi... Ay bu kötü bir örnek oldu, masum yavruları bu işe alet etmeyelim, yani ha bire değişiklik ararlar.Belki de değişik kadın arayışları da bu yüzdendir, kimbilir?“Yer değiştiremiyorum bari kadın değiştireyim” gibilerinden... Kadını değiştirmeden mutlaka birlikte banyoya girmek isterler ama...Banyoda seks, bir çiftin fantezi hayatlarının başlangıcı, ilk çıkış noktasıdır diyebiliriz. Yataktan veya salon kanepesinden sonraki ilk durak.Bir adam bir kadınla biraz samimileşti mi ya da yüz buldu mu, gözünü hemen banyoya çevirir.Banyoda seks ikiye ayrılır.Yapabilenler ve yapamayanlar diye, dermişim.Yok artık, daha neler...Küvette ve duşakabinde diye ikiye ayrılır.İkisi de birbirinden beterdir. Al birini vur ötekine...İkisinin arasındaki en büyük fark ise çıkan seslerdedir.Yok yok, o sesler değil.Duşakabinliyse, panele tutunacağım derken dangur dungur, zangır zangır sesler çıkar.O sırada sinirden, “Hay Allah, kahretsin” falan dersin, öteki cevap verir, “ne oldu?” “Sana demedim, düşüyordum da, ona şeytttim.” “Sen gel buraya o zaman. Yer değiştirelim.” “Tamam, hadi!” Böylece küvetle sevişme pardon savaşma başlamış olur. Yok küvet perdeliyse, o perde aşağıya iner. Ama tecrübeliysen ve perdeye tutunmaya kalkmadıysan bu sefer de kayarak düşeceksin demektir.Daha da kötüsü var tabii... Düşemeyeceksin...Hani düşmemeye çalışma hareketleri vardır ya...Heh heh hee...Yani düşsen daha iyi.İşte bu sıradaki görüntün bir tarafa, çıkardığın sesler, tamamen yanlış anlaşılmaya müsaittir.Sen can derdindesin, o seni zevkten dört köşesin sanıyor...Olay böyle başlar.Sonra...Aaa... Yer kalmamış.Daha yeni başlamıştık!!!

Devamını Oku

Seksin suyu çıkar mı? Çıkar!

12 Ekim 2008

Hem de nasıl çıkar!!...Anlatacağım... Şimdi... Genç nesil, Hollywood artistlerine “su ve seks” üzerine görüşlerini sormuş. Onlar da anlatmış.Anlattıklarına sonra bakarız...Önce şu “su ve seks” üzerine biraz sululuk yapalım...Zaten başka çare yok ki...Nedir yani?Seksin üzerine su döktün mü daha mı seksi olur?Bazılarına göre, “evet!” Eskiden mesela...Su yatağı yeni keşfedildiğinde yani ilk duyulduğunda... İnsanların aklına direkt seks gelirdi...Yatak ve su... İkisi bir arada...Daha ne olsun?Su yatağı o zamanlarda, en azından suyla ilgili en yeni fanteziydi.- Abi, su yatağında sevişeceksin.- Aman, normal yataktakileri bitirdin de!Ama öyleydi. Böyle düşünülürdü.Hâlâ da öyle aslında.Su yatağında başka ne yapılır ki? Yani su yatağın olacak ve sen orada sadece uyuyacak mısın?E, o zaman niye su yatağı alacaksın ki?Bakın, bana sakın sapık muamelesi yapmayın! Gittiniz bir adamın evine... Adamın yatak odasında su yatağı var. Veya tam tersi, kadının...Aklınıza ne gelir?Yani evine gittiğinde zaten seks aklınızdadır da, bir de su yatağı varsa...İşin şekli değişmez mi?Değişir.Nasıl değişir?Eee...Onu da mı ben anlatayım?***Ama tabii, aramızdan su yatağıyla başka hesapları olanlar da çıkar.Suyun sıcaklığını, kaçak yapıp yapmayacağını, supabı olup olmadığını, içinde kaç litre su olabileceğini üzerinde kayacağını, su sesinin insanın çişini getirip getirmeyeceğini hesaplayanlar...Adam, orada nasıl seks yapacağını değil, bunları düşünür. Onlar genellikle kasılma sendromu da yaşayanlardır.Hani tam o anda, öyle kalıp, ayrılamayıp, o şekilde hastaneye gidenler vardır ya...Var mı, onu da bilmiyoruz ya!Artık şehir efsanesi midir, gerçek midir neyse...Bir gün öyle bir şeyin başına geleceği şüphesiyle yaşarlar.Zaman zaman akıllarına gelir. “Ya benim de başıma gelirse” diye korkarlar.Çok korkarlar.Kendi kendilerine kâbus yaratırlar.Bak, çok düşünmeyin, başınıza gelir ha! Heh heh hee...Ama onlar bile bütün hesaplarına ve bütün korkularına rağmen eninde sonunda orada seks yapmayı düşünürler.Mesela yuvarlak yatak da, suyla ilgisi olmamasına rağmen aynı etkiyi yaratır. Seksi çağrıştırır yani...Yuvarlak bir yatak gördüğünüzde kaçınızın aklından “Ohhh! Şuraya yatıp fosur fosur bi uyusam” geçer?Peki kaçınızın aklına, “şampanya, loş ışık, iç gıcıklayıcı bir müzik ve güzel bir adam veya kadın...” gelir? Daha doğrusu, “orada seks yapmak” gelir...Doğruyu söyleyin ama...***Su yatağı ve yuvarlak yatak neslinin, ilk “su ve seks” sembolü Bo Derek’ti. Hatırlar mısınız?Onun sudan çıkmış haliyle bir fotoğrafı vardı. İnce tişörtü üzerine yapışmış, böööyle...Hâlâ o fotoğrafın üzerine çıkamadılar...İşte taa o zamanlardan beri seksin suyla alakası gitgide arttı.Suya ilgi arttı.

Devamını Oku

Beni aşk arsızı yapma!

9 Ekim 2008

Bir filmde miydi yoksa bir kitapta mı okumuştum, şimdi tam hatırlayamıyorum kadın adama bakıp şu sözleri söylüyordu:Gözlerinin içine baka baka, gayet sakin ve her kelimenin üzerine basarak hem de:“Beni aşk arsızı yapma” Resmen tehdit yani...Alenen!Ama bir tehdit bu kadar mı keskin ve aynı anda bir o kadar da romantik ve kibar ifade edilebilir mi?Ediliyor işte... Dört kelimeden ibaret bu cümle aslında neler anlatıyor, neler...Açıkça söylemek gerekirse şunları anlatıyor, meali yani::“Bak” diyor, “Ben seni seviyorum. Ama bu demek değil ki, seni bırakamam. Ve sen epey bir zamandır kendi havandasın. Bir haller geldi üzerine... Hem kendini hem beni bırakmış gibisin. Gelemem buna haberin olsun. Bu gidişle ilgi gösterene aklım kayabilir. Ona göre..” Şimdi böyle söylesen, dırdırcı olacaksın.Dırdırcı olsan iyi yine, olmadığın şey kalmaz. Her cümlene ayrı ayrı cevap verip seni çırak çıkartır bunlar. Ya da...Daha da kötüsü, üfleyip püfleyip susacak.“Ne susuyorsun?” desen daha da beter susacak...Haklıyken haksız duruma düşeceksin.Bir de kafa tutmuş olacaksın ki, buna hiç ama hiç gelemezler...Yani bu da bir yöntem ama çok risklidir.Kafa tutmak yani...Sonunda ya deli gibi sevişirsiniz ya da çeker gider. Arası olmaz bunun.Oysa bütün bunlara ne gerek var:Böyle söyleyince:“Beni aşk arsızı yapma” deyince...Ne olacak?Ezberi dağılacak. Hiç alışmadığı bir durum, hiç bilmediği bir tarz...Üzerine ışık tutulmuş karafatma gibi, olduğu yerde kalır ya... Böyle, kımıldamadan...Fark edilmemek için hiç hareket etmez, aynen öyle!Ama mesajı alır, merak etmeyin.Öyle zeki ki bunlar...Öyle hinler kiii...O, “Ay bu erkekler hiç büyümüyorlar...”, “Ay çocuk gibiler...” lafları var ya, hepsi safsata... Ne alakası var yahu, geri zekalı mı bunlar? Yoo...Niye çocuk gibi olsunlar? Sizi yiyorlar!!Kazık kadar adamlar, koskoca şirketlerde ne işler yapıyorlar da, senin yanına gelince mi çocuk gibi oluyor?Geçelim bunları, geçelim....Ne demek istediğini öyle güzel anlar ki...Anlar da, ne yapar?Bu sözler karşısında hangi erkek, ne yapar merak ediyor musunuz?Onu sonra anlatayım...Aslında ben, taa yazının başından beri hem de, “Kadınlar niye aldatır?”ı yazacaktım, ama adamı “uyarma” kısmını geçemedim ki... İkaz etme anlamında!!Onu da sonra yazarım. Şimdilik size sadece o filmin ya da kitabın sonunda ne olduğunu söyleyebilirim. Ne oluyordu biliyor musunuz?Kadın hem adamı sevmeye devam ediyor hem de.. Hem de onu aldatıyordu...

Devamını Oku

Başka kriterler de varmış

8 Ekim 2008

Sevgili olup olmadığınızı anlamanın kriterlerinden bahsetmeye devam ediyoruz...Hani ben dün, “ilk öpüşme”, “Hayır, üç öpüşme” veya “İlk sevişme” gibi kıstaslar önermiştim ya...Başka fikirler de geldi. Ama önce o ara dönemden biraz bahsetmek istiyorum...Sevgili olup olmadığınızı henüz tam olarak anlayamadığınız o süreçten...Çok pis bir durumdur.Karşındaki sürekli karışık sinyaller verir. Bir sevgili gibi davranır, bir arkadaş gibi...Salağın çıkar.Takmıyor gibi yaparsın, “O arasın” dersin, ilişkiyi onaylayacak bir kelime söylemesini beklersin “Aşkım” falan demesini...Yani sinirin bozulur.Çok bozulur hem de...Gerilirsin.Sonunda, sorayım dersin, “Evet, en iyisi açık açık sormak!”...Hatta provasını bile yaparsın değişik tonlamalarla ama...Her soruşunda bir de kendi kendine yorum yaparsın... “Ya, biz sevgili miyiz şimdi?” (Biraz salağım da, anlayamadım!)“Biz sevgili miyiz yani?” (Hayır, bileyim de, boşuna vermeyeyim kalbimi!)“Sevgili mi olduk yani?” (Ben herkesle yatarım da, bilemedim yani!!)“Sevgili miyiz biz?” (Ona göre vereceğim kalbimi, kalbimi!!)İşte kendi kendine bu yorumları yaptıktan sonra bu sorunun ne kadar saçma olduğunu idrak edip durumu anlamanın başka yollarını ararsın. Tali yollar...İşte tam o sırada bahsettiğimiz kriterler devreye girer.Şimdi de sizin kriterlerinize bakalım...Tamam, hiçbir öneriye kapalı değiliz ama tartışabiliriz değil mi?“Bir ilişki ancak, aldatma-ma kavramı işin içine düşerşe ilişki olur. Yoksa öbür şeyler tanışmış olmaya bile yetmez!” Tanışmış olmaya bile!! Hal-hatır sormak senin için evlenme teklif etmekle aynı seviyede falan herhalde... “Sanırım birlikte aynı hayali kurmaya başlayınca başlıyor gerçek bir ilişki...” Benden duymuş olma ama şimdilerde hayal kurmak artık bir ilişkinin bitiş kriterleri arasında yer alıyor. Sen hayal kurma yani... Kursan da kendi kendine kur, ona söyleme!! “Artık ilişkini düşünmediğin zaman ilişki ilişki olmuştur.Kafa yoracak bir tarafı kalmadığı zaman...” Sen de iyisin ha! Sevgiliyken böylesin bir de evlensen ne yapacaksın merak ediyorum...“Erkek kişisinin lütfedip “Ben biraz durulayım da şu kadınla takılayım” dediği anda sevgili olunur. Adam durulmak istemiosa tüm kama sutra hareketlerini yapsan yatakta nafile:):) Hele ki şu devirde erkekleri biz kadınlarla 2. defa yatmaya ikna ettiysek sanırım sevgili kıvamına geliyoruz.” Hadi bakalım, var mı buna cevabı olan...

Devamını Oku

Bir ilişki ne zaman ilişki olur?

7 Ekim 2008

İlişki dediğim, sevgililik hali...Öyle tek gecelikler veya çok gecelik ama özgür takılanılanlardan bahsetmiyorum.Kaçamaklar da değil konumuz.Bildiğin sevgililik...Yani artık ondan başkasıyla birlikte olmanın hatta ondan başkasını düşünmenin bile aldatmak halini aldığı...Telefon açıp rahatlıkla, “Neredesin?” diye sorabildiğin. Bu hakkı kendinde gördüğün...Ne sinir bir sorudur bu da...Neredesin? Sana ne?Neredeysem ona göre mi soru soracaksın? Konuya ona göre mi seçeceksin?Nedir yani?Neyse biz konumuza dönelim...Soru gayet açık:“Bir ilişki ne zaman ilişki olur?” Yani mesela biriyle çıkmaya başladınız...Çıkma dediğim, yemeğe, sinemaya, bara mara gidiyorsunuz...Hafta sonlarını birlikte geçiriyorsunuz. Bu arada telefonlar, mesajlar falan...Eee?İlişki mi bu şimdi?Biri sorsa, “O senin sevgilin mi?” diye, ne cevap vereceksin?“Evet” diyemezsin.“Hayır” da diyemezsin.Hatta ikisini de söylemek istemezsin.Çünkü ara bir dönemdesinizdir..İlişkilerin Araf dönemi yani... Bir adım öncesi arkadaşlık, bir adım sonrası ise, ilişkidir.İşte o bir atım ötesini soruyorum.Ne olunca oraya geçmiş olursun?Mesela öpüşünce...O andan itibaren sevgilisinizdir...Var mı itirazı olan?Var, biliyorum.“Bir kere öpüşmekle sevgili olunmaz. Üçüncüden sonra, üçüncü öpüşmeden sonrası sevgililiktir” diyenler...“Neden üçüncü?” “Birincisinde sarhoş olabilirsin, ‘hayır’ diyememiş olabilirsin, sayılmaz. İkincisinde tartarak öpüşürsün. Ne tartacan? Tadını alırsın veya almazsın vee... ona göre yani ikincinin sonucuna göre, üçüncü defa öpüşürsün veya öpüşmezsin.” Peki bu ölçüme itirazı olan var mı?Var, onu da biliyorum.“Yatmadan sevgili olunmaz” diyenler...Yok artık!Abarttınız siz de...Oldu olacak, “Dört pozisyon denemeden olmaz, karar veremem” deyin bari...Tabii bu arada, yazıyı buraya kadar okuyup kınayanlar da var.Onu da biliyordum....“Bir ilişkinin öpüşmeyle, yatıp kalkmayla alakası yoktur” diyenler...Peki onu da değerlendirelim.“Neyle alakası var o zaman?” “O bir duygudur...” “Nasıl bir duygu?” “Öyle işte. Bilirsin yani...” “İyi de nereden bilirsin? Öpüşmeden sevişmeden de sevgili olunabiliyorsa, o halde bunun kriteri nedir? Öpüşülmeden bir ilişki nasıl başlar? Mesela ‘Seni seviyorum’ dendiği an mı?” “Hayır” “Seni özledim” dendiğinde?“Hayır” “Seni istiyorum deyince?”“Hayııır...” “E, ne o zaman? Sevgili olduğunuzu ne olunca anlayacaksın?” (Hayır, kaçırmayalım diye soruyorum)“Anlarsın, anlasın... Hal hareketler falan..” Bir hal ve hareket yap da anlayalım o halde! Yoksa ben bir hareket yapacağım... Aaa... İçimi daralttı. Nedir bu, bileniniz var mı?Onu bunu bilmem.Her öpüştüğünle sevgili olmayabilirsin ama..Her sevgilinle öpüşmelisin.

Devamını Oku