Kahv6 yaptın mı? Evt, bgn çayyaşım...

9 Kasım 2008

Hani internet dili diye bir şey var ve büyüklerimiz buna karşı ya... Ben bu konuda kararsızım.“SS” ile “Seni seviyorum” arasında bir fark var mı? Bunun üzerinde düşünmeli mi? Bilmiyorum.Şimdi önümde iki yol var...Böyle hissediyorum, niyeyse?Ya, “Harfler düştükçe duygular da mı kayboluyor?” türünden manalı bir yazı yazabilirim ya da...Ya da iyice cıvıtabilirim, bkunu çıkarabilirim.Yaparım. Nasıl mı?Kolay.Elimde ne zamandır sakladığım bir mail var, “trendy” kelimelerle ilgili.Evet, evet galiba ikinci yolu seçtim. (İnt sğlsn)**** Cinekolog‘Kızım, senin içine cin girmiş’ diyerek kadınların oralarını buralarını elleyen, cinsel tacizde bulunan hoca, üfürükçü.* ÇayyaşSabahtan akşama kadar çay içen bağımlı kimse.* DekılteGörgüsüz, kıro erkeğin ipek gömleğinin önünü derin açarak sergilediği kıllı ve altın kolyeli göğsü.* DuşünürDuş alırken gelen ilhamla ülke sorunları, hayatın anlamı gibi veya benzeri derin konulara kafa yoran ve özgün fikirler üreten entelektüel ve temiz kimse.* EfemdiDavranışları ve sözleri kadınsı olacak kadar nazik, yumuşak ve ince erkek.* HafızappingBir şeyi hatırlamaya çalışırken hafızanızda attığınız hızlı tur.* Hiç çamaşırıVarlığı ile yokluğu belli olmayan kadın iç çamaşırı.* İçerdöverHer akşam bir yerde içip, eve zilzurna sarhoş gelip karısını, çocuğunu döven hayırsız koca, kötü baba.* JeloğlanSaçlarına bir kutu jöle sürmeden asla insan içine çıkmayan, görünüşüne fazlasıyla düşkün genç erkek. Derler ki uzun süreli jel kullananlar sonunda ‘jeltoş’ olurlarmış.* KankamatikYolsuz kaldığınızda borç para aldığınız yakın arkadaş.* KeldivenSaçı olmayan erkeklerin, kafalarını soğuk hava, yağmur gibi dış etkilerden korumak için kullandıkları şapka, peruk gibi gereçler.* KeşportacıSokağa tezgâh açmış uyuşturucu satıcısı.* Lafıza kaybıSöyleyeceğiniz sözü unutmanız.* MarkalemunSaç şeklini ve rengini üzerindeki marka giysiye göre değiştiren, dış görünüşüne aşırı önem veren boş ve sığ insan.* NotlakçıÜniversitede derslere girmeyen, sınavlara başkalarının notlarından fotokopi çekerek hazırlanan beleşçi ve hayta öğrenci.* ShopşalBüyük alışveriş merkezlerine gidip saatlerce aylak aylak dolasan, mağazaların önünde dakikalarca dikilip boş boş vitrine, içerideki bayan görevlilere bakan işsiz, güçsüz ve alık kimse.* SinirbazNasıl olduğunu anlayamadığınız ve çözemediğiniz bir şekilde, sizi her defasında sinirlendirebilen özel kimse.* Şenformasyonİyi, müjdeli haber.* TembesilÇok zeki olmamasının dezavantajını çok çalışarak kapatacağına, bütün gün yan gelip yatan tembel ve akılsız öğrenci, kimse.* Tintinager13-19 yaşlarında boş ve cahil genç.* TükürükçeKonuşurken ağızlarından çok fazla tükürük saçan kişilerin ana lisanı.***Bunlara Türk Dil Kurumu’nun bile itiraz edeceğini sanmam. ok grşrz kib

Devamını Oku

‘Dinci kadınlar’dan mail var

6 Kasım 2008

Merhabalar... Ekteki metinde, bir grup kadının özellikle ‘Vakit’ Gazetesi’ne ve tüm basına göndermek üzere hazırladığı bir metin var.Destek ve imzalarınızı bekliyoruz. Metin, kadın-erkek, dindar olan-olmayan, vicdan sahibi herkese açıktır. Selamlar. Sıdıka Çetin” Evet, dün böyle bir mail aldım. İtiraf edeyim üzerinde çok düşündüm. “Ne yani?” dedim kendi kendime... “Böyle bir olaya dinci kadınlar ayrı, biz ayrı mı tepki göstereceğiz?” Bu hale mi geldik?İtiraf edeyim şunu da düşündüm, “Ben şimdi size niye destek çıkayım ki?” Hatta “ya, gördünüz mü işte sizinkileri...” türünden bir yaklaşımda bulunmak belki daha kolaydı. Ama bu galibiyet gösterisi haline yenilmemeyi tercih ettim.Kendimi iyimser olmaya ikna ettim.Sonra “Acaba?” dedim, “Acaba onların tepki göstermediklerini düşündüğümüzü mü sanıyorlar?” Olabilir.Ben de, vicdan sahibi kontenjanından bu tepkiyi yansıtmak istedim.“VAKİT GAZETESİ YETKİLİLERİNE” “Hüseyin Üzmez ile ilgili yapacağınız açıklamayı büyük bir merakla bekleyen biz dindar kadınlar hayal kırıklığı yaşadığımızı belirtmek isteriz.Zira önceden beri kendisine isnad edilen suçlarla ilgili şaibeli kişiliği olan bu zatın cezaevinden çıktıktan sonra TV kanallarında yaptığı konuşmalar bu suçu işlediğini ima eden ifadelerle doludur. İşlediği düşünülen suç henüz sabit olmamış bile olsa yaptığı açıklamalar dindar kesimi ve vicdanı olan herkesi rencide etmiştir. Sadece bu açıklamaları dahi bu zatın gazetenizde yazmasını engellemek için yeterlidir. Bizleri ve tüm dindarları bu kadar rencide eden birini diğer gazete patronlarının porno yayınından sabıkalı olmasıyla mukayese etmek vahim bir yaklaşımdır. Biz zina yapmayın değil, zinaya yaklaşmayın emrine muhatabız. Başkalarının kusurlarıyla mukayese etmek, kişiyi aklamaya çalışmak demektir.Bu nedenle sizden referans verdiğiniz Müslümanca duruşun sorumluluğunu yerine getirmenizi, Müslümanları töhmet altında bırakan bu şahısla tüm irtibatınızı kesmenizi talep ediyoruz.Gerek gazetenizde gerekse başka bir gazetede bu kişiye verilecek bir köşe, bu ülkenin kadınlarını, dindar insanlarını ve vicdanı olan herkesi üzecek ve bizlerin haysiyetini rencide edecektir.Bu olayda gerek ‘kol kırılır, yen içinde kalır’ düşüncesiyle sessiz kalanları ve gerekse bizleri ‘başkalarının kuyruğuna takılmak veya koroya katılmak’la suçlayacakları ‘Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır’ hadis-i şerifine havale ediyoruz. Başkaları veya koro, farklı niyetlerle de olsa açık bir haksızlığı işaret ediyorsa, onların ‘kuyruğuna takılmak’tan asla rahatsız olmuyoruz.Hüseyin Üzmez tartışmalı bir raporla dört duvar arasından kurtulmuş olabilir ama anaların, kadınların ve insanlığın vicdanındaki mahkûmiyetinden ömur boyu kurtulamayacaktır.‘Müslüman, elinden ve dilinden emin olunandır.’(Hz. Muhammed -as-)İmzalamak için: vakitetepki@gmail.com”

Devamını Oku

Ha çubuk, ha çabuk...

5 Kasım 2008

Mutluluğun sırrı çabuk sekste.” Ben de var ya, “çabuk”u “çubuk” okumuşum, “nasıl yani?” diyorum.Çubuk!“Yok artık!” dedim, “şimdi de bunlar bizi çubuk fikrine mi alıştırmaya çalışıyorlar ne?” “Çubuk kadar olacak, en iyisi budur” diye...Gerçi ne farkı var ha çubuk olmuş, ha çabuk... Bizdeki etkisi aynı...Haber şu arkadaşlar:- “Popun divası Madonna’nın sahne performansından zaman kalıyor mu bilemeyiz ama kocası Guy Ritchie son filmi RockNRolla’ya da gönderme yaparak ‘en güzeli kısa, beş dakikalık seks’ demiş.” Bu sözlerden sonra boşandılar ama neyse!!!Madonna bir de üzerine milyon dolarlar falan verdi, hatırlarsanız... O derece çabuk yani...Ama yine de The Sun Gazetesi adamın bu laflarını alıp uzmanlara sormuş, “Doğru mu?” diye...Doğru olsa ne olacak, olmasa ne olacak?Neyin peşindesiniz?Uzman nereden bilecek sonra? Uzun seksin mi, hızlı seksin mi daha iyi olup olmadığını...Laf!Yine de merak ettiler herhalde.Adamın bir bildiği mi var, atıyor mu, yoksa sapık mıdır nedir?Sen koskoca Madonna’yı al, sonra da dürte dürte, “Hadi çabuk, çabuk...” diye diye seks yap.E, kim olsa merak eder...Ya da adam gerçekten de zamansızlıktan böyle bir çare bulmuş kendine.Eldeki verileri değerlendiriyor yani..“Bunu da bulamayanlar var, ayrıca bu da zevkli beee...” diye tahtalara vuruyor falan...Adamı bırakıp uzmanlara dönelim. Bakalım onlar bu işe ne diyor?- “Vahşi ve doyum veren bir seks hayatı için kişi, sabah seks düşüncesi ile uyanmalı.” Sensin kişi...Ne o öyle sapık kobaydan söz eder gibi...Sabah gazla karışık seks düşünsek olmuyor mu? Bizde gaza zam geldi, biliyon nu? Hayır, kombiyi çalıştırmaya kıyamıyoruz da...Yani sabah ilk aklımıza gelen gaz oluyor o bakımdan... Bir de soğuk olunca şey de olmuyor yani... - “Gün içinde partnere baştan çıkarıcı SMS’ler cinsel iştahı artırıyor.” Mesela şöyle: “Sabah soğuktan şettiremedik ama aklıma gelmedi sanma, akşamı bekliyorum.” - “Eve varır varmaz en uygun köşede yaşanan beş dakikalık vahşi seks, en çok doyum veren tarzlardan biridir.” Tabii her evde bir vahşi seks köşesi vardır zaten! Küçük tuvalet gibi bir şeydir bu. Ev alırken falan sorarız!!! - “Vücudunu her zaman sekse açık tut, parfüm sür, yolda yürürken rüzgârın vücudunla temasını hisset kısaca, hissetme ve duyu odaklı ol...” Ne diyo la bu? Manyak gibi... Her şeyi şeyine denk de, yolda yürürken rüzgârdan nem kapman kalmış! Oldu!Fonda da, Hadise’nin şarkısı çalsın, “Auu.. Auuu.. Hadi deli oğlan” diye...Bunlar var ya, ön sevişme işini de rüzgâra falan itelemeye çalışıyorlar. E kime emanet edilir ki böyle bir vazife...Ben size söyleyeyim bu çabuk çubuk işi hikâye...Öyle olsa, erkeklerin en değerli yaşları ergenlik ve anoz dönemleri olurdu ki...Ki, değil.

Devamını Oku

Bu iş o kadar kolay değil...

4 Kasım 2008

Hangi iş? O iş... Heh heh hee...Şaka şaka o değil!Ha, o da kolay değil ama daha zoru var.Romantizm işi...E, dolayısıyla hesaplaması da kolay olmuyor.İnsanın aklı karışabiliyor.Romantik olmak, bunu yaşamak ve yaşatmak hem de hiç kolay değil.Hani dün, “Romantizmin süresini 2 yıl, 6 ay, 25 gün, 6 saat sürdüğü” iddiasına takılmıştık hatta ben de Selahattin Duman’ın anlayamadığı 6’ıncı saatin sırrını açıklamıştım ya...Sayın Duman’ın aklına bir iki soru daha takılmıştı, aydınlatmak isterim kendisini...Onun şahsında başka anlamayanları da tabii...Mesela, “Birlikte geçirilmeyen günler bu vadeden düşülecek mi?” diye sormuş.E, ne yaptığına bağlı.... Bir b.k yediyse vade düşmeyecek tam tersi, artacak tabii ki...Yok yemediyse ki, yememiştir...Yememiştir diyorum çünkü genelde olaylar şöyle gelişir. Eşlerden birinin iş gezisi vardır. Hem de uzun zamandır ilk defa...Evde kalan taraf dört gün önceden kaşınmaya başlar. “Ne yapsam, ne yapsam, ne yapsam?” diye...Sevincini etrafına pek göstermek istemez ama bir iki yakın arkadaşına o gün için bir şeyler yapmayı önerir...O gün dediğim, eşinin gideceği gün.Ama dedim ya, öyle çok ısrarcı görünmez.O gün geldiğinde evden, akşam da bir yere gitmelik kıyafet giyip çıkar.Eve gel, üstünü değiştir olmasın diye...Eşi gider, o da işe gelir.Başlar arkadaşlarını aramaya...Ve fakat ne olur?Herkesin bir işi çıkar.Yüzde 95 böyle olur.Hatta, keşke (...) ile küs olmasıydım diye hayıflanmalar bile başlar çünkü aramadığı bir tek o kalmıştır.Sonra?Sonrası mı kalmış? Kös kös eve döner, televizyon seyreder. Dışarı çıkamamanın üstüne üstlük bir de yalnız kalmanın siniriyle hem de...İşte bu gibi durumlarda vade beklemede kalabilir..Dikkat ederseniz bir b.k yemekten kastım ille de gidip biriyle yatmak değil. Dışarı çıksın yeter...Zaten üç çıkmada o da olur. Ha, dışarı çıkmak aklına bile gelmiyorsa vadeden düşülür.Bir de, “Hafta sonları, dini ve resmi bayramlar bu süreden çıkacak mı?” bunu merak etmiş.Var.Onun da cevabı var.Şöyle anlatayım da her tatil için aynı soruyu sormayın! Yılbaşlarında da geçerli mi falan diye...Bakın:Dip dibe geçen her 6 saatten sonrası çift tarife hesaplanır.Çok mu oldu?Yoksa az mı?Erkekler için çok, kadınlar için az oldu, biliyorum.Ama yapacak bir şey yok.Belki de... Evet belki de iki taraf için de tatmin edici ortak bir süre bulunduğunda her şey daha güzel olacak.Kim bilir?Belki de işin sırrı burada...

Devamını Oku

6. saatin sırrı

3 Kasım 2008

Artık herkes romantizmin bittiğinde hemfikir de, zamanı konusunda tartışmalar var...Kimi 5, kimi 3 yıl diyor, kimi de 2... Yavaş yavaş aradaki fark kapanıyor ve dikkat ederseniz bu süre hızla geri çekiliyor... Aşkın bitiş tarihi yakınlaştıkça bu sefer de uzatma taktikleri birbiriyle yarışmaya başlıyor...Gerçi henüz, “baş başa akşam yemeği yiyin” gibi abuk sabuk yöntemleri de aşamadılar ama...Nasıl bir yemekse bu vazgeçemediler birdenbire kaybolan aşk yerine geliverecek! Oldu!Yemeğin yanında bir de kışkırtıcı iç çamaşırları falan önerirler ya, kâbus gibi...Adam mecburen yapacak artık! Oysa ben biliyorum bunun yolunu...Aşkı uzatmanın...Ama söylemem. Türkiye henüz buna hazır değil. Vardır ya böyle laflar, “bir konuşsam Türkiye sarsılır” falan. Bu da onun yeni versiyonu... Ne sarsılacak? Kendisi dünyanın merkezi ya! Şimdi de bu: Türkiye buna hazır değil! E, sen nasıl hazırsın o zaman? Ulu şahsiyet sen nerede yaşıyorsun? Neyse, biz aşk meşk meselelerine dönelim...Son iddia, okumuşsunuzdur, “Romantizm süresi 2 yıl, 6 ay, 25 gün, 6 saat” olarak hesaplanmış.Ben hemen durumu tespit ettim.Bir çırpıda...2 yılda ne oluyor, 6 ayda ne, 25 gün ve 6 saatte neler olduğunu saptadım.İlk 2 yılı biliyorsunuz zaten her şeyin şirinlik olarak algılandığı dönem.Uyanıp adama bakarsın, saçı başı bir tarafta, ağzının kenarından salyalar akıyor, üzerinde eski bir tişört, ama ne?“Ayyy çok tatlııı...” Veya kadın bir türlü yemek yapamıyor, dudağını büküp “Ama çok uğraştıııım...” diyor, ama ne? “Çok şiriiin...” Sonraki 6 ay erkeğin artık yavaş yavaş güzel yemek yemek istediği, kadının tüm sorumluluğu üstlenmekten sıkılmaya başladığı dönem.Ve artık sevişmenin de eski tadı yok. Ne zaman istesen yapıyorsun ya...Ha, daha da önemlisi, iki tarafın da artık eski arkadaşlarını, eski günlerini, gecelerini özlemeye başladığı dönemdir bu.25 gün ise “Akşam kız kıza/erkek erkeğe çıkacağız” ayaklarının başlamasına rastlar...Gelelim 6 saate...Selahattin Duman geçen gün bu konu üzerine yazarken, “Hepsini anladık da, o 6 saat ne?” diye sormuştu. Şimdi ben size sorunun cevabını vereceğim.O 6. saate öyle kolay kolay gelinmez.Akşam çıkmalar başlamıştı ya...2 sene 6 ay ve 24. günün akşamı eve geldiğinde...Yatağa girdiğinde...Boşanmayı hayal etmeye başlar..Peki 25. gün?Hayır, hiç alakası yok, boşanmaya falan karar vermez. Hatta tam tersine, boşanmaktan korkar. İşte bu yüzden 25. gün önemlidir.O günün akşamı yine hayal kurar ama bu sefer farklıdır. Onun öldüğünün hayalidir bu.Tam 2 yıl 6 ay 25 günün 6’ıncı saatinde olur bu.2 yıl 6 ay 25 gün 6 saat 1 dakika sonra ise... “Ayyy! Allah korusun” denir.Ve hayat devam eder...E, ama artık bu saatten sonra da romantik momantik olunmaz tabii...

Devamını Oku

Boşanma hatırası

2 Kasım 2008

Evlenirken yapılıyor da boşanırken niye yapılmasın?Gerçekten de, neden olmasın?Tantanalardan bahsediyorum...Evlenirken yapılan...Kına gecesi, gelinlik, damatlık, fotoğraf çektirmeler, nikâh, düğün veee balayı...İşte bu tantananın aynısını boşanırken de olmaz mı?Olur.Nasıl olur?Anlatayım.Kına gecesi yerine son sözler gecesi düzenlenir. Kimsenin içinde bir şey kalmasın diye...Örneğin: “O gece var ya, içkili olduğun hani... İğrenmiştim senden” gibi... “Senin benden iğrendiğin o gece için var ya, başkaları hiç öyle demiyordu.” “Aman, sanki anlamamıştım!” Sonra boşanma ritüeli aynı sırayla devam eder. Şimdi önce kıyafetleri seçelim...Gelinlik yerine boşanan kadın, yıllardır özlemini duyduğu dekolte kıyafetini giyer.Gelinlikte nasıl ki duvak mecburiyse boşanırken de diz üstü çizme mecburi olacak...Hani dizin 5 parmak üzerine kadar çıkanlar var ya, onlar...Ama bunda renk kısıtlaması yok. Yüksek topuklu olmaları gerektiğini söylememe lüzum var mı?Ha, boşandıktan sonra kullanır kullanmaz, o ayrı konu...Erkekler de küpe takabilirler, saç uzatabilirlerkazık kadar adam olmalarına rağmen yırtık kot giyebilirler... O sırada mazur görürüz onları...Şimdi sıra fotoğraf çektirmede... Ki bu yazının esin kaynağı...İtalya’da bir fotoğrafçı, boşanan çiftler için tıpkı evliliklerinde olduğu gibi boşanma albümü hazırlıyormuş ya, geçenlerde okumuştum... Hatta bir de demiş ki “İnsanlar evliliklerini mihenk taşı gibi görüyor ancak boşanma da en az onun kadar önemli.” Olma mıı?Güzel laf etmiş, bunu da başka zaman işleyelim...Nerede kalmıştık?Fotoğraf çekiminde...Evlenirken verilen pozlar bellidir ya, boşanma pozları da öyle olsun.Uçan tekme atarken...Tokadı yapıştırırken...Eşine sarılmış başkasını keserken...Mutluluk taklidi yaparken (taklit alışkanlığından!!!).Bu da sana kapak olsun hareketi yaparken.Artık ayrılma nedenine göre değişir pozlar...Sonra sırada nikâh var yani boşanma prosedürü...Boşama hâkimi ve iki şahit...Şahitler de gelini dolduran kız arkadaşı erkeğin de bir yıl önce boşanmış arkadaşı... Hâkim soruyor:- Mehmet ve Leyla boşanmak için mahkememize başvurdunuz. Başvurunuz incelendi ve boşanmamanız için hiçbir neden bulunmadı. Şimdi davetliler ve şahitler önünde bir kez daha sözlü olarak soruyorum: ...oğlu Mehmet, bilmem ne kızı Leyla ile boşanmak istiyor musun?- Eveeet!! Çok isterim. Mümkünse tek celsede olsun.Alkışlar falan...Fonda boşanma müziği...Kendileri seçmiş!Kız tarafınınki “Haydar Haydaaar...” Hayır sırf sinir bozsun diye... Erkeğinki de, ne olur? “Bas bas paraları Leyla’ya, bir daha mı gelecez dünyaya...” gibi bir şey, biraz tazminat falan ödemiş de! “Aman boşver, değer” anlamında...Gecenin sonunda birbirlerine son kez bakarlar ve... Kadın arkasını döner, çiçeğini atar.Kim kaparsa ilk boşanan o olacak!!!Arkada herkes çiçeği kapmaya çalışıyor falan...Kapmaya çalışanların hepsi birden eşine dönüp aynı sözleri söylüyor: “Yok hayatım insiyaki olarak uzanmışım çiçeğe...” Veee balayı sırasına geldik.Balayı niyetine de...Sevgilisi olan sevgilisine, olmayan içmeye.Hiçbirini yapamayan sıçan deliğine...

Devamını Oku

Kim daha ahlaklı?

31 Ekim 2008

Ne zaman bir yerde ahlak konusu açılsa hep aynı söz aklıma gelir: “Masum olan ilk taşı atsın.” Tüm cesaretimi toplayarak herkesin duyabileceği bir şekilde söylerim hem de...Evet cesaretimi toplarım...Öyle kolay değildir bu lafı söylemek. Kendini ortaya atmak... Kafadan kendini suçlu ilan etmek...Ama bilirim ki, daha doğrusu öğrendim ki “her durum özeldir, kimseyi yargılamamak gerekir.” Çok klasik ama bir gün senin benim de başımıza gelebilir...Bu yüzden cesaretimi toplar, bir çırpıda söyleyiveririm:“Masum olan ilk taşı atsın.” O zaman herkes susar.Bu, “sen kendine bak!” demenin başka türlüsüdür. Medenicesi...Zaten bu lafın üzerine, kimse de çıkıp “evet, taşı ben atıyorum” demez.Diyemez...Yine de ahlak konuşulan bir ortamda kimin ne olduğunu hiçbir zaman bilemezsin.Zaten ahlak dediğin nedir ki?Hatta göreceli değil mi?Olabilir...Şahsi ahlak anlayışlarınızı sabahlara kadar tartışabilirsiniz...Hatta çok ileri gider, sınırları zorlayabilirsiniz.Ta ki, başkasına zarar verene kadar...Yani hukuku ilgilendirene kadar...İşte tam burada...Olay hukukun sınırlarına girmeye başladığı anda durursunuz.Durmak zorundasınız...Şimdiye kadar hep durduk zaten.Cinsel istismar, tecavüz, hele hele küçük çocuklara karşıysa bildiğimiz, alışık olduğumuz bütün ideolojilerde aynı derecede ağır bir suç oldu.Kabul edilemez bir utanç!Şimdiye kadar bildiğimiz bütün siyasi görüşleri tartıştık, kavga ettik, birbirimizi yedik...Evet, her iktidar kendi yandaşlarını kolladı. Hepsinde kadrolaşma vardı, her iktidar kendi zenginlerini yarattı falan... Ama söz konusu tecavüz olduğunda...Küçük bir kız çocuğu olduğunda...Ne sağcısı ne solcusu sustu...Ne sağcısı ne solcusu torpil yaptı...Ne sağcısı ne solcusu arka çıktı...O noktada hiç kavga olmadı.Ama bunlar ne yapıyor?Ellerinde bir rapor, sırıta sırıta evlerine gidiyorlar. Bir daha söylüyorum:Hem de gözümüzün içine baka baka...

Devamını Oku

Bu ülkede tecavüz serbest mi?

29 Ekim 2008

Sabah sabah gazetede onun ve karısının sırıtan suratlarını görünce altüst olduk... İkisi de gülüyordu...Ne varsa gülecek!Hadi o gülüyor, karısı niye gülüyor ki?Sevindiler mi yani?“Yırttık” diye...Yahu insan gerçekten suçsuz olsa bile böyle bir davaya ismi karıştığı için biraz olsun üzülür, sıkılır...Utanır biraz!Ama hayır, onlar tam da “Yolunu bulur, böyle yırtarız işte! Size de bizim fotoğrafımızı çekmek kalır” edasıyla bizim suratımıza baka baka gülüyorlar....Hepimizin gözünün içine baka baka...Tutuksuz yargılanacağı haberini duyduğumuzda da kötü olmuştuk.Adli Tıp’tan büyük bir hızla çıkan raporu duyunca yani:“14 yaşında cinsel istismara uğrayan küçük kız için verilen beden ve ruh sağlığının bozulmadığı” yönündeki raporu...Hani ilk duruşmada sürekli ağlayan küçük kız için...Aklımıza “Acaba Adli Tıp’ta da kadro değişimi olmuş muydu?” sorusu gelmedi değil... Ama o fotoğrafı görünce...Gülerlerken.Ve abuk sabuk konuşurlarken...Midemiz bulandı.Sinirimiz bozuldu.Hemen aklıma Emine Hanım geldi. Emine Erdoğan...AKP’li Milletvekili Recep Koral’ın 38 yıllık eşinden ayrılmasına tepki gösteren Emine Erdoğan...Başkasını sevdiği için, ikisini birden idare etmek ya da birini kuma tutmak yerine gayet medeni bir şekilde eşinden boşanan milletvekiline gönül koyan Emine Hanım. “Acaba?” dedim, “Acaba Hüseyin Üzmez”e de tepki gösterdi mi?Ben duymadım...Peki ya kadın milletvekilleri...Hadi erkekleri geçtim... TBMM’de tam 50 kadın milletvekili var.30’u da iktidar partisinden milletvekili...İçlerinden sadece CHP’li Milletvekili Canan Arıtman dün sıkı bir açıklama yaptı. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’ya çağrıda bulundu.Bakan Çubukçu’nun akşam saatlerindeki açıklamasından da rapora itiraz edileceğini ve kendisinin bir hukukçu olarak olay tarihinden 6 ay sonra verilmiş bir raporun delil teşkil edemeyeceği kanısında olduğunu öğrendik hiç değilse...Peki ya diğer kadın milletvekilleri?Niye susuyorsunuz!Niye?Biriniz çıkın da iyi kötü bir iki laf edin bari...Sosyal Güvenlik Yasası’nda kadınlar ezilir gıkınız çıkmaz, çocuklara tecavüz edilir yine gıkınız çıkmaz...Sesinizin çıkması için ille de başınıza mı gelmesi gerekiyor?Öbür taraftan bir opera sanatçısı seri tecavüzcü çıkıyor. Bakıyorsun, daha önce yargılanmış ve serbest bırakılmış.Niye?Kız kotluydu...Kız bakire değildi...Kız müsamaha gösterdi...Direnmedi.Bu nedenlerden serbest bırakılmış...Az kalsın kızları suçlayacaklar yani...İşte bütün bunları alt alta koyunca insanın aklına ister istemez tek bir şey geliyor:“Bu ülkede tecavüz serbest mi?” Biz bunları düşünürken o ne yapıyor?Gözümüzün içine baka baka gülüyor.

Devamını Oku