Ne o? Tık yok mu?

1 Aralık 2008

Cinsel işlev bozukluğu hastalık alarmıymış. Önemli bir profesörümüz, geçenlerde, erkeklerde kalp ve damar rahatsızlıklarının ilk belirtisinin cinsel işlev bozuklukları olduğunu söylemiş.Yani baktın ki tık yok, hastaneye...- Hocam benim şu kalp damara bi bakar mıydınız?- Hayırdır? Ne gibi şikâyetleriniz var?- Şoolmyor da!- N’olmuyor?- Şey yani!!!- Oradan kalbe hızlı bir geçiş yapmışsınız ama yine de bakalım...- Yoksa kalple alakası yok mu hocam?- Olmaz mı, alakası var tabii ama bazen kalp olmadan da olur o işler!!!Mesela yani...O doktor ben olsam diyalog farklı olurdu tabii...Nasıl mı?- Hocam şu benim kalp damara bakar mıydınız?- Ne o? Tık yok galiba?- Hı? Yüzümden anlaşılıyor mu yoksa hocam?- Yapmadığın mı?- Öyle yüzüme yüzüme söylemeyin hocam, çok fena oluyor.- Başkası söylese daha mı iyi?Veya kız arkadaşıyla konuşuyor?- Ya, kalbim ağrıyor gibi...- Vermeyeceğim...Belki de arkadaşıyla dertleşir...- Ben bi kalp damarıma baktırayım diyorum.- Kalp damar derken?- Yani... Anla işte!- Bak bakim şu yürüyen kadına. Aklından ne geçiyor?- Elindeki dosyalara mı?- Tamam abi, sen git doktora...Oysa benim bu konudaki fikrim biraz farklı. Hatta tam tersi...Bana göre, cinsel işlev bozulduğu zaman, kalp damar vs. hastalıkları ortaya çıkıyor.Yani hasta olduğun zaman cinsel bozukluk değil de, cinsel bozukluk olduğu zaman hastalıklar başlıyor.Bakın zaten tam o yaşlar...Açık konuşayım isterseniz, yani insanlar artık sevişmemeye başladığı zaman hastalıklar ortaya çıkmaya başlıyor.Ha, siz şimdi diyeceksiniz ki, adamın bir rahatsızlığı var da, canı istemiyor ya da işlevsizlik ortaya çıkıyor...Yumurta-tavuk hesabı...Onu bilemem.Bu işlerde olaylar genelde şöyle gelişir: Yaptıkça yapası, yapmadıkça yapmaması gelir insanın.Öyle bir nokta vardır ki...İnsanın öyle bir dönemi vardır ki, bıçak gibi kesilir bu işler.Evet, aynen öyle, bıçak gibi...Bir gün bir hesap yaparsın, “Anaa... Tam 1 yıl olmuş. 1 yıl!” Çook uzak bir hatıra gibi...Sanki daha önce hiç yapmamışsın gibi...Hatta başkaları da artık yapmıyormuş gibi...Ama ne yazık ki hayat devam etmektedir ve insanlar sevişmektedir. Heh heh hee...Daha da kötüsü, senin sevişmediğin her halinden anlaşılmaktadır.Hani geçenlerde ’sevişmiş insan nasıl anlaşılır’ı yazmıştım ya...Bakın bu sefer de sevişmeyenini yazayım.Yazayım mı?Şöyle kısaca, ana hatlarıyla...Kasvet çöker.Zor güler.Acımasızlaşır.Bencilleşir.Etikçilere katılır.Sanki daha önce hiç sevişmemiş gibi davranır.Asabileşir.Panikataklaşır (Özellikle kadınlar).Kendini fazla önemsemeye başlar.Ve biliyorsunuz, bunun reçetesinde bir tek ilaç yazar. O da her eczanede bulunmaz! (Ne alakası varsa!)

Devamını Oku

Futbol sadece futbol değildir

30 Kasım 2008

Herhalde oturup ciddi ciddi futbol yazmayacağımı tahmin etmişsinizdir. Hiç işim olmaz.Futbolla bir alakam olmadığı gibi fazla alakası olanlarla ilgili değişik önyargılarım bile var.Şimdi o önyargılarımı anlatmak istemiyorum.Ama şöyle bir kıyak yapabilirim: Futbol sevmeyen erkekleri yazabilirim.“Futbol sevmeyen erkek kadın sever.” Şimdi bundan diğerleri sevmez diye bir sonuç çıkarmayın. Onlar da sever ama diğerleri daha çok sever. Yani şöyle anlatayım: Maç dendi mi futbol seven bir erkeğin gözü, kadını görmeyebilir. Ama futbol sevmeyen adam hiçbir şey için kadından vazgeçmez.“Futbol sevmeyen erkek daha mantıklı olur.” E, öyle tabii... Gerçi bu iyi mi kötü mü bilemem ama öyle. Zaten çok mantıklı olduğu için futbola kaptırmaz kendini...“Futbol sevmeyen erkek kadın ruhundan anlar.” Kız arkadaşları vardır onun. Gerçekten arkadaş ama! E, dolayısıyla kadınları daha iyi tanır.Ha, hiç mi kötü huyları yok?Var tabii...İyi dediysek, o kadar da değil.Mesela futbol sevmeyen erkek biraz daha bencil olur. Bunun nedenini bilmiyorum.Bunlar benim naçizane fikirlerim.Ama aramızda beni de aşanlar var.Bakın birisi ne yollamış:“Futbol ile seks arasında bir kıyaslama yapılsaydı nasıl olurdu acaba? Hiç bu kadar benzer yönleri olduğunu düşünmemiştiniz herhalde...* İkisinde de pozisyon zenginliği esastır.* İkisinde de çamurlu ortam sevilmez.* İkisinde de motivasyon neticeyi etkiler.* İkisinde de çocuklar problem olur.* İkisi de şifreli kanaldan yayınlanır.* İkisini de duşpaklar.* İkisinin de magandasıçekilmez.* İkisinde de ofsayta düşülür.* İkisinde de ’ilk kez milli’olunur.* İkisinde de frikik vardır.* İkisinin icrası için de tesis gereklidir.* İkisi de nadiren ertelenir.* İkisinin de profesyoneli köşe olur!!!* İkisinde de belli bir yaştan sonra jübile gereklidir.* İkisi de ısınma hareketleri gerektirir.* İkisinin de paralı yapılanında menajerlik sistemi vardır.* İkisinde de sakatlık riski vardır.* İkisinde de arkadan müdahale ceza gerektirir.* İkisinde de deplasman korkusu yaşanır.* Tek bir fark var, futbolda elle oynamak yasaktır, diğerinde serbest...”

Devamını Oku

Ne münasebet?

27 Kasım 2008

Ne olacak? Cinsel münasebet!Nasıl mı?Şöyle anlatayım örneklerle...Önce aynı konuda iki erkekle diyaloğumdan yola çıkalım.İlki 70’lerinde bir erkek.Hem de meşhur biri...- Yazılarınızı beğenerek okuyorum ancak biraz fazla kadın erkek ayırımı yapmıyor musunuz?- Ama efendim, kadın ve erkek ayrı değil mi zaten? Yani ben mi ayırdım onları?- Ayrı olur mu yavrucuğum. Hepimiz insan değil miyiz? Niye böyle yapıyorsunuz?- Galiba belli bir yaştan sonra hepimiz insan oluyoruz. Ama o yaşa kadar... Ne yazık ki ve neyse ki, kadın ve erkeğiz...Şimdi bu konuşmanın devamını daha genç bir erkekle yapıyorum...- (...) diyor ki, hepimiz insanız...- Eee?- Ben de diyorum ki, belli bir yaştan sonra hepimiz insan oluyoruz.- Nasıl yani?- Yani o iş bittiğinde...- İnsan minsan değilim ben. Erkeğim!- “Bağırma” İnsan ol biraz, insan!- Ne münasebet? Olamam. Olmayacağım...Olacaksın, olacaksın.Allah ömür versin, o günlerini de göreceğiz...Ne zaman mı?Ne zaman insan oluruz?Bakalım.Erkeklerin kişisel gelişimleri insanlık tarihiyle benzeşiyor gibi geliyor bana...Bakın şimdi, değil mi? İlk Çağ (20-30 yaş arası)Henüz belini doğrultamamıştır. Bir eğiklik vardır yani. Aleti keşfettiği dönem. Çok şaşırıyor. Sürekli kurcalayıp duruyor. Onu kullanabileceği her olaya bodoslama dalıyor. Dili de henüz gelişmemiş tabii, “Hayır” demeyi bilmiyor, hepsini öğrenmeye çalışıyor. Orta Çağ (30-40 yaş arası)Artık alet kullanmaya başlıyor. Dahası onların hayatı kolaylaştırdığını anlıyor. Ama en iyi aletin kendisininki olduğunu sanıyor. Kullanacak yer arıyor. Tabii artık yavaş yavaş dik durmaya da başlıyor. Yeni Çağ (40-50 yaş arası)Artık tamamen doğruluyor. Aletlerle ilişkileri normalleşiyor. Artık sadece avlanmak, ısınmak gibi nedenlerle değil, zevk için de kullanmaya başlıyor. Hatta dönemin sonuna doğru sosyalleşip eski aletlerini yeni jenerasyona tanıtıyor. Yakın Çağ (50-60 yaş arası) Enerjiyi keşfediyor. Ve artık onu kullanmaya başlıyor. Hem daha kolay hem risksiz görünüyor. Biraz ilk çağ belirtileri gösterse de en azından insanlığa yaklaşıyor.İnsanlık Çağı (60&)Sadece tamiratla uğraşıyor...Bir de insanlık anlatıyor...

Devamını Oku

Şefkatli omuz, adaleli olur mu?

26 Kasım 2008

Manalı bir başlık oldu, isterseniz daha açık yazayım:Yani o omuzlar, yumuşacık sıcacık omuzlar, “taş gibi!” omuza dönüşür mü?Hani dün ağlama duvarı olmaktan öteye geçemeyen erkeklerden bahsetmiştik ya, onların omuzlarından bahsediyorum.Biri şöyle yorum yapmıştı:“Kadınların birçoğu nedense hep acıtan erkeklerin peşinden gitmeye bayılıyorlar. Şefkatli omuzdan sadece dost olur, sevgili olmaz diye bir şey yok... Kadın çaresiz kalırsa hepsi oluyor” diye...“Gerçekten de” diyorum, “Şefkatli omuzlar sert olmaz mı?” Belki sonradan sertleşir, hı?Yani başını yaslaya yaslaya bir gün gelmiş kendi kendine şunları söylemeye başlamışsın:“Ya bunun da omuzları hiç fena değil aslında!!!” Sevgilinden yeni ayrılmışsın ...Kendini çok kötü hissediyorsun.Kızlarla falan zaten her dakika konuşuyorsun, artık işin didiklenmedik tarafı kalmamış ama yakınında bir yerde “o” da var.Her zaman sana yumuşak davranan, sana kendini prenses gibi hissettiren, seni hep haklı çıkaran ama hatalarını da yüzüne karşı kırmadan söyleyen, o...Bir de erkek olduğu için biraz daha iyi geliyor sana...Güven veriyor.Ona çok rahat sarılabiliyorsun, başını omzuna yaslayabiliyorsun...(Yasla sen daha!!!)O da senin saçlarını okşuyor falan...Ne zaman istesen yanında bitiyor.(Dikkat ederseniz yavaş yavaş adama sinir olmaya başladım.)Tamam öyle çok yakışıklı değil, çok havalı da değil, çok esprili de değil, çok seksi de değil ama...Ama iyi çocuk!Duygusal en azından!Adı Kamil biliyorsunuz...Şimdi bu Kamil’den bir sevgili çıkar mı?Yorumcu bu sorunun cevabını da gayet acımasız vermiş aslında:“Kadın çaresiz kalırsa hepsi oluyor” diye...Çaresiz derken?Artık çıkacağı kimse kalmamışsa...Aşktan umudunu kesmişse... Sekste yıpranmışsa...Mantık ilişkisini denemek istiyorsa...Vakit geçiyorsa...Boşluktan...Öyle mi gerçekten?Kadınlar çaresiz kaldıklarında, şefkatli omuzlara başka türlü sarılmaya başlarlar mı?Olabilir.Tamam buna hiç itirazım yok. Yok da, sakın ha kimse çıkıp bunu eleştirmeye kalkmasın.Kalkarsa benim de söyleyecek iki lafım olur.Hiç acımam.“Madem öyle” derim...“Madem öyle, bana cesurca cevap verebilir misiniz?Şefkatli omuzlar masum olur mu?”

Devamını Oku

Ağlama duvarı erkekler

25 Kasım 2008

Hani birkaç gün, bırakılması ve bırakılmaması gereken danalardan bahsetmiştim ya...İyi oldu bahsettiğim, siz de okuyup bıraktınız çünkü!Ya da danalar okuyup mevzuya ayıldı!!Şimdi ben bu danaları anlatırken bir grubu unutmuşum.Daha doğrusu bir erkek grubu var ki, onlara hiç değinmemişim.“Ağlama duvarı erkekler.” Nedir yani bunlar?Kimin nesidir?İyi midir, kötü müdür? Sinsi midir, değil mi?Neyin peşindedir?Onları daha sonra mercek altına alalım diyorum. Çünkü ondan önce size bir ağlama duvarı erkeğin çığlıklarını duyurmak istiyorum.***“Evet yazdıklarınız ve yorumlar genelde doğru olmakla birlikte katılmadığım noktalar var. Daha doğrusu öze tümden karşıyım.Neden?Çünkü evet o bahsettiğiniz nedenlerin hepsi bir adamı bırakmak için uygun ve olması gerekenler...Ancaaak bütün kadınlar da o tarz adamlardan hoşlanıyor nedense!Anlaşılmaz olan da bu zaten. O tarz olmayan erkekler yani... Şefkatli, sevecen, centilmen, ilgili vs. vs. ise resmen ağlama duvarı vazifesi görüyor.’Ay Kamiil biliyor musun beni terk etti.’Biliyor Kamil ama bilse ne yapacak ki?Peki sen biliyor musun Kamil senden hoşlanıyor ve o hanzoyu terk etmeni istiyor ya da sana defalarca anlatmaya çalıştı. Sen ona salya sümük âşıkken Kamil bu olacakları biliyordu.Ve Kamil yine biliyor ki ondan daha davarını bulup âşık olacaksın bir kez daha ama Kamil’i hiç düşünmeyeceksin bile... Çünkü o senin için sadece dost olabilir başka şansı yok.Senaryo değişsin, Kamil ve bir davar arasındaki tercih her zaman davar olacaktır. Çünkü çobanlık genlerimizde var ne yazık ki. Aha bu da 10 puanlık uzman sorusu Kamil ne yapsın şimdi?Kamil kadınlar için dayanacak omuzdan öteye geçmiyor ne yazık ki. Bir balta bulmakta uzmansınız ve bunun da maço erkek severim maskesi altına gizliyorsunuz.Onun için çuvaldızı bize köküne kadar saplarken iğneyi de değdirseniz kendinize olmaz mı?Tam sırası şimdi Kamil’lere akıl fikir vermenin buyrun bakalım. Buradan yakın.Birçok kez Kamil olmak durumunda kalan biri.” ***Bilmiyorum.Bu grup danalar hakkında ne düşünmem gerektiğine henüz karar vermedim.Bir bakıyorsun, haklı. Bir daha bakıyorsun haksız.Acısam mı, kızsam mı, sevinsem mi?Daha da önemlisi, inansam mı?Ne yapalım kızlar?

Devamını Oku

Sevişme müziğini söyle, sana kim olduğunu...

24 Kasım 2008

- Sevişme müziği var mıydı?- Tabii... Ne tür istersiniz? Romantik, tutkulu, fantezi...- Hımmm... Romantik başlasın, tutkulu devam etsin, fantezili bitsiiiin.- Oldu! Üçünü alana, bir orgazm sigarası promosyonumuz var zaten.Mesela yani...O hale gelirmişiz!Veya adamın evine gitmişsin, “tercih ettiğin bir sevişme müziğin var mı yoksa bana mı bırakırsın?” diye soruyor...“Ben yanımda getirdim, her yerde bulunmuyor da” deyip çantandan çıkaracaksın falan!!!Hani Nil Burak “sevişme müziğim Orson Welles” demiş ya...Oradan yola çıktık...Nasıl yani?Adam koymuş CD’yi:“Ben gençliğin ne demek olduğunu bilirim, sen yaşlılığın ne olduğunu bilir misin?” diye...“Hayır az önceye kadar bilmiyordum! Şimdi öğrendim! Byee!..” Heh heh he...Ya da Issız Adam’daki gibi kendi elleriyle koymuş plağı:“Yalnızım ben çoook yalnızııım, buymuş benim alın yazııım...” Kendi söyleyemediğini, şarkıya resmen ve çatır çatır söyletiyor anlayacaksın sen artık!Daha ne yapsın adam?O zamandan belliymiş filmin sonu! Adam resmen ima ötesi anlatıyor, bir de üstelik “alın yazım” falan diyor. Değişmeyecek yani...Bir kere şurada anlaşalım: Evet, “Sevişme müziğim” lafı komik ama...O sırada müzik ve ışığa önem vermeyen adamın da kadının da ben taa... diye devam edermişim!!!Cıvıtmayalım arkadaşlar...Müzik ve ışığa önem vermeyenin ilişkisi sığ olur. Bunu daha önce yazmıştım galiba tepe ışığı, TV ve mum ışığı olmayacak!Müzik?Mutlaka olacak.Ha nasıl bir müzik?Adamına göre değişir.Yani işte orada, o sırada adamın ne olduğu ortaya çıkar.Rahatlıkla, “Bana sevişme müziğini söyle, sana kim olduğunu anlatayım” diyebilirsin yani...Normal zamanda adam çeşit çeşit müzik dinleyebilir ama o sırada tercih ettiği müzik, onun kim olduğunun ipuçlarıyla doludur. Mesela sevişmeye yakın, ‘BuddhaBar’ vari bir şey veya Arapça poplardan CD koyuyorsa... O adam sevişgendir. Yani bir tek seninle değil! Onunla, öyle pek “ertesi gün” derdine düşmeyeceksin...Adam seni klasik müzik veya aryalarla karşılıyorsa bencil demektir. Hayat boyu uğraştırır seni.Yok, Blues falan tercih ediyorsa erkencidir. Nedenini bilmiyorum.Yok, soul, new wave tarzıysa biraz uyuzdur ama iyi çocuktur. Tam tarzı oturmamış fakat gelecek vaat etmektedir. Sabır ister.Etnik müzik dinleyenler problemlidir. Bir sıkıntısı vardır yani... Vardır da, ne olduğunu o da bilmemektedir. En iyisi Patricia Kaas, Emmannuelle, Laura Figy gibi caz dinleyenlerdir. Olmuşlardır artık!Toplanacak hale gelmişlerdir.Sana bir tek iş kalır...Toplamak...

Devamını Oku

Bırakma!

23 Kasım 2008

Bazen ne düşünüyorum, biliyor musunuz? Bu danalar dayak arsızı mı oldu acaba?“Siz şöylesiniz böylesiniz” dedikçe düzeleceklerine daha beter olmaya başladılar da!Tıpkı “dayak arsızı” çocuklar gibi...Hani ota b.ka şamarı yiyen çocuklar artık dayaktan korkmaz hale gelirler ya, hatta dayak yemek için uğraşırlar, onun gibi...Düzelmek dayak yemekten daha ağır gelmeye başladı bunlara.Üstelik dayak yedikleri zaman hatalarının bedelini de ödemiş olarak görüyorlar kendilerini...Sonra bir daha...Bir daha...Yani bunların artık düzgün adam olmak için bir nedeni mi kalmadı?Geçenlerde biri bana aynen şöyle yazmıştı:“Biraz olmaması gereken hallerini değil, olması gerekenleri yazsanız da, danalar danalıklarını düzeltse... Sizden bir de ‘Bırakma’ yazısı bekliyorum, Bırak gitsin demek daha kolay galiba...” Peki yazıyorum...Size abartmadan, şık bir “bırakma” listesi sunuyorum.Kedisi varsa...Barda, ‘bitse de gitsek’ suratıyla dikilip durmuyorsa.Hatta neşeliyse...Gözleri fıldır fıldır etrafı taramıyorsa...Dansa kaldırıyorsa (hem de kendisi isteyerek)...Dekolte giyindiğinde hem kıskanıp hem de karışmıyorsa... Sarhoşken sevişmeye yelteniyor ama ısrar etmiyorsa...Arabanı sanayiye götürüyorsa...“Hallederiz” deyip gerçekten de hallediyorsa...Hastalandığında surat asmayıp gerçekten ilgileniyorsa...Telefonunu sessize almıyorsa...Seninle birlikteyken kim olduğunu asla anlayamayacağın birileriyle mesajlaşmıyorsa...Sana kafiyeli mesajlar atmıyorsa...Doğum gününde sadece çiçek almıyorsa... Hele tek gülle geçiştirmiyorsa...Hediye olarak evin ihtiyaçlarından birini almıyorsa...İkiniz için tatil programı yapıyorsa...Hastaneye seninle geliyorsa...Zırt pırt arayıp “Neredesin?” demiyorsa...Biraz geç kalınca huzurunu kaçırmıyorsa...Evine diş fırçasını koymaya cesaret ediyorsa...Onun evine dış fırçanı koymanı istiyorsa...Mazeretler göstermeden özür dileyebiliyorsa...Sen söylemeden bulaşık makinesini boşaltıyorsa...Gün ortasında seni bir göreyim diye iş yerine geliyorsa.Önsevişiyorsa...Sonunu getiriyorsa...Sadece kendine çalışmıyorsa...Sevişirken en yakın arkadaşını işin içine katmıyorsa...Seni para istemek zorunda bırakmıyorsa...Eski kız arkadaşı için, “onunla dost kaldık” demiyorsa...“Issız Adam”dan kendine pay çıkarmıyorsa...Sana hizmet ettiğinde bunu marifet saymıyorsa...“Maça gidiyorum” dediğinde gerçekten sesi kısık dönüyorsa...“Hep sen veriyorsun bugün de ben hesabı ödeyeyim” dediğinde ödetmiyorsa...Akşam yemeğinde sadece salata yemiyorsa...Yelek giymiyorsa...Duş almayı biliyorsa...Sululuk değil gerçekten espri yapabiliyorsa...Evinde sigara içiriyorsa...Evini bekâr evi salaşlığından kurtarmışsa...Yatak odasında boy aynaları yoksa...Temiz ama titiz değilse...Başka?Daha çoook var da...Bu özelliklerin hepsi bir arada olmaz tabii..Ama yarısı tutuyorsa...O adamı bırakma...

Devamını Oku

Bu adam neden ıssız?

20 Kasım 2008

Filme devam edelim mi? Sanırım bir konuda anlaştık.Böyle ilişkiler yaşanıyor ve adam kadını sevmiyor.Tamam.Peki kadın adamı seviyor mu?Onun da cevabı “hayır.” Sevmek istiyor. Adam sevmeyince de psikopata bağlıyor.Allah Allah!Sevmek zorunda mı adam? Sevmemiş işte! Zaten daha 1 ay olmuş. Düş yakasından...Dedim ya, bu film keşke ayrıldıklarında bitseydi diye..Zira ondan sonra olanları benim aklım almadı. Biraz “güzelleme” ve biraz da eski saçma Türk filmleri tadını verdi bana... Bir sürü soru işareti var aklımda.Hadi bana şunların cevabını verin.Önce kadınla ilgili olanların...* Ada ayrıldıktan sonra neden adamın memleketine gitti? Neyin peşinde yani?* O kaddar mı acı çekiyor? * 1 aylık ilişkide neyin acısı yahu?* Hadi gitti, adamın küçüklüğünü geçirdiği ve müze gibi duran odasına çıkıp yastığını niye kokladı ve “hâlâ aynı kokuyor” dedi. O yastık hiç mi yıkanmadı? Yoksa Ada iyice sıyırdı mı?* Ada yastığı koklarken adamın annesi kapının önünde niye acı çekiyor? O da mı psikopat yoksa bir bildiği mi var?Bence var!Eveet...Yani gelelim ıssız adama...Bu adam niye ve nasıl ıssız ona bakalım...* Alper neden normal kadınlarla ilişki kuramıyor?* Annesine karşı neden asabi?* Annesi bizim bilmediğimiz bir şey mi biliyor?* O ilk sahnede hani ilk buluşmasında neler oldu? Kim kimi yani...* O uzun boylu kel adam ne yaptı?* Alper o adamın intikamını mı alıyor?* Bu yüzden mi normal kadınlarla ilişki kuramıyor ve seks yapamıyor?Yapsa da sıkılıyor.* Ayrıca biraz hoyratça sevişmek kötü kadın işi mi?* Yoksa bunların hiçbiri de, o feng shui sevişmesinden sonra mı bu hale geliyor? “Yok abi, normal kadınlar böyleyse hiç işim olmaz”mı diyor?Nedir yahu? Bir de unutmadan, son sahnede hani 5 yıl sonra karşılaştıklarında Ada’ya dikkat ettiniz herhalde tayyör ve inci kolye falan... Yani daha taş çatlasa 35’inde...N’oluyorsun yaa....Gerçek hayatta olsa, adam kesin, “lan yırtmışım! Neydi o öyle?” der. Zaten aklı kalsaydı orada öyle sarılıp bırakmazdı kızı...Bir yoklardı, hani feng shui’lere devam mı bakalım diye...Sevdiğinden, unutamadığından falan değil ha, kaçırmayayım, bir daha yapayım diye...Yani diyeceğim filmi izlerken benim de gözlerim yaşardı.Ama gülmekten!

Devamını Oku