Gerçekten...Şaka değil, ciddi ciddi soruyorum:Erkekler âşık olur mu?Erkek dediğim şöyle 35’inden sonra...Ondan öncesini pek saymamak lazım. Aslında onları 40’tan sonra adam yerine koyuyoruz ama şimdi konumuz başka...Âşık olmalarından bahsediyoruz...İş o raddeye geldi bence...Geçenlerde “Erkekler âşık olursa...” diye bir yazı okudum. Âşık olurlarsa neler yaparlarmış, onu anlatıyor. Daha doğrusu, “Âşık olduklarını nasıl anlarsınız?” gibilerinden bir yazı...Şöyle bir göz gezdirdim ilginç bir şeyler var mı diye, yok. Gayet klasik hatta “Evlilik aşkı öldürüyor mu?” kadar ezberbozan...Düşünsene, o başlıkla bir yazı görmüşsün, tuhaf olmaz mısın?“Ne diyor bu be?” demez misin?Geçmişe yolculuk gibi...Aman neyse...Siz şimdi merak edersiniz neymiş bunlar diye...Yazayım:İltifat eder, dinler, fedakâr olur, zaman ayırmanızı ister, her halinizi güzel bulur, öncelik sizsinizdir...“Bunları yapıyorsa bilin ki size âşık” diyor yazı...Sizce de bir tuhaflık yok mu?Sezdiniz mi bir gariplik?Söyledikleri doğru da, gariplik de burada zaten.Âşık olmayınca bunları yapmıyorlar yani...Ne acı!Ne fena!Tabii bu durumda insanın aklına başka sorular gelmeye başlıyor:“Âşık olmayan erkek ne işe yarar?” anlamına gelen bir sürü soru...Ama bizim bugünkü sorumuz başka:“Erkekler âşık olur mu?” Bazen bir meseleyi çözmek için doğru soruyu bulmak yetiyor. Ben önce bu soruyu, sonra da cevabını buldum.Olmuyorlar...Tuhaf ama olmuyorlar...Gençlik dönemlerinde yaşadıkları başka, o zaman oluyorlar da...Ama ondan sonra...35’inden sonra falan...O duyguyu unutuyorlar mı ne?Belki çok fazla kadınla birlikte olduklarından...Belki yaşlandıkça daha fazla bencilleştiklerinden...Belki kadınlara inançlarını kaybettiklerinden...Belki başka nedenlerden...Artık âşık olmuyorlar...Evet, bir kadınla birlikte yaşıyorlar hatta evleniyorlar ama... Kimi hayatını bir düzene sokmak için, kimi yalnız kalmamak için, kimi kız gerçekten çok iyi olduğu için veya böyle bir nedenle...Birini seçiyorlar...İhtiyacı hangisine daha fazlaysa öyle birini...Her türlü kaprisini çeken bir kadın, her zaman affeden bir kadın, güzel bir kadın, prezentabl bir kadın, anaç bir kadın, güçlü bir kadın, dost bir kadın, güçsüz bir kadın... Artık önceliği hangisiyse...Veya hangisinden ağzı yandıysa, ötekini...Ne bileyim ilk karısı kaprisliyse, uysal bir kadını...Önceki sevgilisi güçlüyse, söz dinleyen birini...Çok kadınsa, bu sefer anaç birini falan...Çoğunluk kaprisini çekeni tercih ediyor, onu da söyleyeyim...Sırf mantık yani.. Aşk maşk hikâye...Hayır.Âşık olmuyorlar....Ha bunu istiyorlar ama Olamıyorlar...Artık!
İngiliz bilim insanları, hapşırığın nedenini araştırmış. Yine bunlar...İngiliz bilim adamları...Pardon, bilim insanları...Artık böyle söyleniyor demek ki, adam yerine insan...Bilim insanı...Kedi hayvanı gibi bir şey.Ya da:Bilim insanı, sanat insanı, gazeteci insanı, doktor insanı der gibi...Abartmayayım mı?Bu insanlar arasında en fazla İngiliz bilim insanları merakımı cezbediyor...Sanki İngiltere’de kadrolu bir grup bilim insanı var 15-20 kişi, bunlar bir arada yaşıyorlar. Hatta aynı kasabada falan. Klan halinde yaşıyorlar. Bunların bilim insanlığı babadan oğula geçiyor falan... Her araştırmada Kraliçe’ye tilki kurban ediyorlar. Her ay ya da her hafta toplanıyorlar, konu belirleyip ülkeye dağılıyorlar... Sonra biz okuyoruz, “İngiliz bilim insanlarının araştırmasına göre...” Netekim bakın bunu niye araştırmışlar?Kimliği açıklanmayan bir adamın, ne zaman cinsel açıdan uyarılsa, hapşırık tuttuğunu öne sürmesi üzerine...Bu adamı da ayrıca yazmak lazım.Hapşırıkman sayesinde bilim insanları şu sonuca varmış:“Seks düşünmek veya orgazm olmak da hapşırtıyor.” Hem de bu durum, kadınlarda ve erkeklerde kontrol dışı gelişiyormuş. Ondan mı gözler açık hapşırılamıyor ki?E peki hangisi olduğunu nasıl anlayacağız?Yani adam karşında hapşırdı ya mesela seks mi düşündü yoksa o çook mu eskidendi çoktan orgazm mı oldu?İkisinin arasında bir fark var mı acaba?Biri sesli biri sessiz gibi!!Biri hızlı, biri hızsız gibi...Hızlı ve sessizse mesela “kesin orgazm abi bu” gibi...Yok, iki sessizse henüz düşünme aşamasında...İki hızlı hapşırıksa tam kıvamında...Hayır, bilelim de, ona göre yani... Boşuna uğraşmayalım diye!!!Bir de 7 defa üst üste hapşıranlar vardır ya... Bunu da övünç yapmışlardır kendilerine, niyeyse?Bir kere hapşırır sonra sana döner manalı bir ifadeyle, “6 tane daha var” derken bir daha hapşırır. Yine bakar “demedim mi?” der gibi...7’yi tamamlayınca da yüzüne ermiş bir ifade belirir.Sanki elektriği buldu!Ne o? 7 kere hapşırdı. Üstün insan!Bize ne yahu? İstersen 80 kere hapşır. Ama tabii bundan sonra böyle olmayacak!7 kere üst üste hapşıranlara saygımız artacak!“Oooo... Çok yaşayın diyeceğim ama siz zaten çok olmasa da iyi yaşarsınız, iyi...” Toplantıdasınız mesela... Uzamış da, artık herkes uyuklama aşamasında ve biri o sessizlikte patlatıyor:“Hapşıııı!!!!!!” Bütün gözler şüpheyle ona çevriliyor, herkes bir açıklama bekliyor.Adam töhmet altında...“Hayır. Hayır, gerçekten nezle oldum herhalde...” “Bu sıcakta mı Tahsin Bey?” Veya ilk yemeğiniz. Adam daha yemekler gelmeden hapşırmaya başlıyor:7 kere hem de...Kız ne yapıyor?Yiyorsa geceye devam ediyor...E, hep erkekler mi hapşıracak peki bu sefer de kadın hapşırsın. Az önceki yemekte.Adam ne yapıyor?“İstersen yemeği iptal edelim tatlım?!!” Alerjisi olanlar yanında raporunu taşıyor falan...Amaaan ne saçma!Değil mi?Ama...Ya doğruysa...
“Korkuyorum, tatlı su mizahı yapıyorum!” demiş. Okumuşsunuzdur, Beyazıt Öztürk demiş bunları...Neden korkuyor acaba?Mesela canlı yayında, “velev ki, ıssız adaya düştün” diye bir soru sorsa... Mesela, “hamdolsun, bizde korsan yok!” gibi bir şey söylese...Mesela bir gün programı. “Ya Allah bismillah” diye açsa...Ki o daha iyi espriler de bulur herhaldeCanlı yayında gelip ellerine kelepçe mi takacaklar? Veya bir sabaha karşı evden mi alacaklar?Ki kelepçeyi taksalar, evden alsalar kahraman olur, o da ayrı ama...Ne olabilir, ne yapabilirler yani?“Yetiştiğim yaş itibariyle ben yasaklı dönemlerde ergenliği yaşadım. Büyüklerimizin başına çok iş geldiği ve biz onları gördüğümüz için yüreğimizde bir korku hasıl oldu. Elimiz, ayağımız, çenemiz, yüreğimiz kilitlendi” demiş.Şu an Türkiye’de 40-45 yaş arası herkes, o dönemin ergen çocukları...Yüreğimiz derken hangi yürekleri kastediyor bilmiyorum ama benim çevremdeki hiçbir yürekte bir korku falan hasıl olmadı. Hiçbir yerimiz de kilitlenmedi. Ayrıca...“Büyüklerimizin başına çok iş geldiği için” diyor ya...Kimler yani?Ferhan Şensoy mu?Levent Kırca mı?Metin Akpınar mı?Zeki Alasya mı?Nejat Uygur mu?Kim?80’li dönemlerde bile en sıkı siyasi komedileri sahneye koyan bu isimlerin başına ne geldi?Ben söyleyeyim ne geldiğini:Bu halk onları baş tacı etti...Başlarına bu geldi işte!Bakın, karikatürcüleri örnek alın.Babalar gibi işlerini nasıl da yapıyorlar...Penguen’e bak.Her hafta hepimiz onların kapağını bekliyoruz...Her hafta hem de!Leman’a, Uykusuz’a, Pişmiş Kelle’ye, Gırgır’a bak...En fazlasından mahkeme mahkeme dolaşıyorlar o da şanlarına yazılıyor.Onların şanına, mahkemeye verenlerin de siciline yazılıyor.Ha tabii bu arada, kimseye “ille de siyaset yap” diyen yok.Herkes siyasi komedi yapacak diye bir şey de yok.“Benim tarzım değil” de, canımızı ye biz de sana gülelim. Güleriz yani...Ne var?Recep İvedik’e gülmüyor muyuz?Gülüyoruz... Cem Yılmaz’a, Yılmaz Erdoğan’a da...Beyaz’ı sempatik bulmuyor muyuz?Buluyoruz.Siyaset yapmasa da buluruz.Fakat...“Yapacağım ama korkuyorum” demek ayrı bir şey...Buna daha fazla güleriz...Hem güleriz hem korkarız...Espri yapıyor herhalde diye güleriz...Ya espri değilse diye de korkarız.Çünkü bu bir espri değilse...Korktuğu yani...Ben de neden korkarım biliyor musunuz?Onun korkmasından...Evet onun korkmasından korkarım.Birilerinin korkmasından, korkaklardan korkarım...Onun için diyorum ki:Sen korkarsan biz korkarsak...Ne olur?Onu da söyleyeyim:Korkmayanlar kazanır...
Hani dün eşleri için nü fotoğraf çektiren kadınlardan söz etmiştim... Bugün de gazetenin birinde, sevgilisi için kendi resimlerinden oluşan takvim hazırlayan bir kadının haberini okudum.Ne acayip değil mi?İyi bir şey mi yani?Kendi fotoğraflarından takvim...Amma severmişsin kendini yahu!Ayrıca nasıl fotoğraflar bunlar?Erotik olsa adam takvimi neresine koyacak?Yani masasına falan olmaz, koyamaz. Yok edepli bir şey olsa mecburen işe götürecek!12 ay ona bakacak!Ocak, birlikte geçirdiğiniz ilk yılbaşı fotoğraflarından biri...Şubat, kartopu oynarken...Mart hamileyken...Nisan piknik yaparken...Zart zurt...E ne olacaktı ki?Ocak, yılbaşı sevişmesi...Şubat, onun doğum günü sevişmesi...Mart, ilk kavga sevişmesi...Nisan’da sevişilmemiş, yanak yanağa...Olmayacağına göre...Bu durum:Sıkıcı, dayatmacı bir durum mu yoksa romantik ve sevimli mi?Biraz kız işi galiba değil mi?Ama şöyle seksi bir şeyler olsa...O zaman erkek işi...Pekiii...Madem öyle...Şimdi size cevabını benim de bilmediğim bir soru soracağım.“Bir erkeğe göre seksi fotoğraf nedir?” Nasıl bir fotoğrafa seksi der bunlar?Kıstasları nelerdir?Yani mesela ışık ve mekân onları etkiler mi?Yalnız dikkat edin güzel ya da erotik değil, seksi fotoğraftan bahsediyoruz.Yani iyi bir ışık ve şık bir mekân onlarda kaliteli kadın etkisi yaratıp işi seksilikten çıkarabilir... mi?Yoksa tam tersine, tetikler mi?Ne bileyim, bizimkilerde öyle bir merak da vardır ya, “Abi kız aslında psikoloji öğretmeni. Yani kendi memleketinde” diye...Ya da kimya mühendisidir...Bununla da bizimkiler övünür ya... Sanki kendi okudu!Yani “Bakma bana (kalbini) verdiğine”mi demek ister yoksa “İşte böyle de bir erkeğim, ne öğretmenler ne fizikçiler istiyor beni” diye kendine pay mı çıkarır bilemem.Entelektüel kadın, en azından fotoğrafta entel görünen kadın erkekleri cezbeder mi mesela?Yoksa biraz müptezellik seksapeliteye yakışır mı?Hatta gerekir mi?Veya:Kadının çırılçıplak hali mi yoksa yarı çıplaklığı mı daha seksidir? (fotoğrafta!)Süslü püslü iç çamaşırlarının bir önemi var mıdır? Yoksa “iç çamaşırına mı bakıyorlar sanki”midir? Bu sorunun cevabını bilmiyorum dedim ama birkaç tahminim var: Yukarıdakilerin hepsi seksidir.Adamın yaşına göre değişir.Yaşı-başı fark etmez, bunların hepsi aynıdır.Hangisi?Hangisidir ki?
Hııı... Çok kızsal bir durumla karşı karşıyayız...Daha doğrusu kadınsal.Kadınsal bir sorunsal...Kadınsal sarmal.Artık ne derseniz deyin...Yani ortada karışık bir durum var.Doğum gününde eşine nü fotoğrafını hediye edenlerin sayısı her geçen gün artıyormuş.Çok mu ani oldu?Yavaş yavaş mı söyleseydim? Kimin doğum gününde hediye ediyor acaba? Kendisininkinin mi, adamın doğum gününde mi?Hangisi daha mantıklı?Adamınki...Adamın doğum günü yani...Ama hayır, kesin bizimkiler kendi doğum günlerinde veriyorlardır. Hediyeyi!Hemen aklınız kaymasın.Ha, o da arkasından geliyordur tabii...O fotoğrafı veren...Şimdi aranızdan “zaten niyeti de budur” diyenler çıkacaktır. Hemen söyleyeyim fena halde yanılırsınız...Bu fotoğrafın öteki işle hiç ilgisi yoktur.O başka, o başka bir şeydir.Neyse konuyu dağıtmayalım...Kadınların içinde hep şöyle bir duygu vardır: ne zaman güzel bir kadın fotoğrafı görseler, meşhur birinin ama içlerinden şu geçer:“Bana da bu kadar bakım yapsalar, o makyajı, ışığı bana uygulasalar ben de böyle olurum...” Bütün kadınlar bundan adeta emindir.Çok güzel olacaklarından...Bazı kadınlarda da bu nü fotoğraf çektirme güdüsü vardır.Bazı kadınlarda...Hepsinde değil.Kimlerde vardır mesela?Kendini güzel hissedenlerde...Aşık kadınlarda...Yaşlara göre kadınların çıplak fotoğraf çektirme konusundaki düşüncelerini yazayım mı?20-25 yaş arası (Ayy... Utanırım...)30-34 yaş arası (Hımmm olabilir. Bilmem ki?) 34-40 yaş arası (Neden olmasın? Şöyle beni yansıtan, beni anlatan ve kıvrımlarımı ortaya çıkaran...)40-45 yaş arası (Çıplak olmasa da, erotik bir poz olabilir)45X (Ne olacak çektirecem de? Kimi kandıracam ki? Saçma!) Çıplak fotoğraf çektirme takıntısı bir kadının fuşya düşkünlüğüyle aynı döneme rastlar. “Ben bi itsiyim var ya” devri de denebilirÖyle ya da böyle ne fark eder ki?Diyelim ki çektirdi...Doğum gününde götürdü verdi. (fotoğrafları...)Zarfın içinde...Adam zarfı açtı, içine baktı ve ne dedi?“Kim la bu?” “Dikkatli bak bakalım, kim?” Ana!” “Yaa...” “Sen misin yoksa?” “Ne o? Benzetemedin mi?” “Benzettim de, bir de çekeni benzeteyim diyorum. Kim çekti lan bunları?” “Bağırma!” “Bağırmıyorum!!!” Doğru değil mi?Adamın aklına ilk önce fotoğrafları kimin çektiği gelmez mi?Bu aynı masaj gibidir“Masaj yaptırdım” dersin, hemen “Kime?” der.Haklılar mı?Yani empati yapacak olursak...Gitmiş çıplak fotoğraflarını çektirmiş mesela...Sahi?Erkekler...Onlar çektirir mi?Soruyu değiştiriyorum...Çektirsinler mi?
İnternet!Yok yok, seks... İnternet her zaman bulunur... Seks yapıyorsun da ne oluyor? Sonu belli zaten!Yok yok, insanlığımızı kaybetmeyelim, seksi seçelim...Hangisi yaa...Kolay bir karar değil.Biraz kafa yoralım o zaman...Şimdi içinizden sivri zekâlılar çıkıp “internete girerim orada seks de yaparım” diyor değil mi?Gerçek bir seksten bahsediyoruz arkadaşlar...Öyle bilgisayarın başına pijamayla oturup yapılanlardan değil... Durup dururken niye bu konuyu açtım, önce onu söyleyeyim:Bir anket yapılmış, katılanlara şu sorulmuş:“İki hafta boyunca ya internet ya seks? Hangisi?” Kadınların yüzde 46’sı, yatağa girmektense internete girmeyi yeğlediğini belirtmiş.E şimdi doğruya doğru...Seksi seçtiğini düşün her şey dahil yarım saat, bilemedin 1, en fazla 2 saat...Sonra? Sonra ne yapacaksın?Ya da hadi bir gün yaptın, ikinci gün de...Üçüncü gün banyo, mutfak falan biraz zorladın. Geriye kaldı 11 gün...Dile kolay...Yok canım, geçmez... Vakit geçmez...Haberi yazan da şokta, bakın ne diyor? “İşin ilginci, erkeklerin yüzde 30’u da aynı kanıda...” Çok şaşırmış!Neye şaşırmış anlamadım ben. Yüzde 30 az mı gelmiş, çok mu?Hayır bir de sanki veren var da...Yani kadın kocasına, “Hadi gel hayatım seks yapalım” diyecek de...O koca da:“Hayır, kusura bakma hayatım, internete gireceğim” diyecek!!Adam da şaşırır, “bu şimdi durup dururken niye seks yapalım diyor ki?” diye...Korkar bir kere...12 yılık karısı, kocasına, “seks yapalım” diyor...Hakikaten korkunç!Benim bile tüylerim diken diken oldu! (Vardır ya böyle kollarını sıvayıp gösterirler. Ne o? Tüyleri dikilmiş! Bize ne bundan peki?)Daha da ilginci olabilir:Kadın jartiyer bile takabilir mesela...Korku filmi gibi...Kocanın surat ifadesini tahmin edebiliyor musunuz?Yazık!Neyse, biz konumuza dönelim.Ankette ayrıca, yine aynı süre boyunca televizyon yayınından vazgeçip vazgeçmeyeceklerini de sormuşlar. Hayır, soru “TV mi, seks mi?” değil.“TV mi, internet mi?” diye...Yine internet galip gelmiş.Ha, soru “TV mi, seks mi?” olsaydı, sonuç değişir miydi?Dışarıda yemek yemek, alışveriş, spor salonu üyeliği, uydu aboneliğini de kıyaslamışlar...Sonuç yine aynı:İnterneti seçenler hızla yükseliyor.İyi de...Ben neyi anlayamıyorum biliyor musunuz?İnternet mi çok zevkli yoksa...Yoksa seks mi eskisi gibi değil!
İzlediniz mi? Iraklı gazetecinin Bush’a ayakkabı fırlatışını...Ne kadar içten değil mi?Bush nasıl ama?Refleksleri gayet yerinde hatta antrenmanlı gibi hoop kafayı eğiveriyor... O da oraya niye gittiyse...“Bush” diyorum, Irak’a neden gitti ki?Katiller cinayet mahalline mutlaka dönerlermiş ya, onun gibi bir şey mi acaba?Obsesif bir durum yani...Gidersen böyle olur işte!Belli, adam sözün bittiği yerde ne söylese boş ama bir şey de yapması lazım, fırlatıveriyor ayakkabılarını kafasına...Hani bazen günlük hayatta da bu duyguyu hissedersin.Bir şey fırlatmak istersin.Yapmazsın da, “yapacaksın aslında” dersin...“Fırlatacaksın kafasına...” diye...Bazen birine karşı, bazen de bir habere...Bir haber okursun, sinirin tavan yapar ama söyleyecek sözün yoktur. Her şey ortadadır çünkü.Sözün bittiği noktadasındır...Tıpkı bu haber gibi...THY Genel Müdürü’nün yurda dönüş fotoğrafı gibi...Siyah çorap, gri terlikle VIP Salonunda, eşi arkada...İşte size sözün bittiği yer.Ne diyeceksin ki?En fazlasından, “E, apronda deve kesenden başka ne beklenir ki?” dersin.“Biz bu muyuz?” dersin...“Değiliz” dersin...Ama yetmez.Kelimeler içindekileri ifade etmeye yetmez. Ben de haberin ve fotoğrafın ilk yayınlandığı siteye girdim. Bakalım onlar ne demiş diye...Habere yorum yazanların çoğunluğu THY çalışanı...En iyisi onlara kulak vermek:* “Sayın Genel Müdürüm, Ben Allah sağlık sıhhat verdikçe uçacağım ve maaşımı alacağım. Ama bir gün siz terliklerinizi giyip bu şirketten gideceksiniz. Kaptan Pilot.” * “Senin gibi bir genel müdürün yönettiği bir şirketin elemanı olmaktan utanç duyuyorum.” * “Renk kombinasyonu kötü olmuş, bari siyah terlik giyseymiş ya da gri çorap:))” * “Türkiye Cumhuriyeti’nin havayollarını temsil edene bak, yazık.” * “Siz terliği boşverin Temel Bey’in hanımı nerede yürüyor ona bakın yeter. Yetmez mi?” * “Bu şahıs bu haliyle milletin ağzına sakız olacağını bilmiyor muydu sanki? Tabii ki biliyordu. Ortamı germekte üstlerine yok. Ama şu an herkes emin olsun ki ayak parmak aralarını kaşıyarak kıskıs gülüyordur.” Arada birkaç karış görüş de var tabii...“Deniz Baykal şortla tişörtle çıktığı zaman neden konuşulmuyor. Herkesin özel hayatı var mesai saati dışındaysa istediği şekilde gezer, hareket eder” gibilerinden...Bitmiyor.Bu tür fotoğrafların sonu gelmiyor.Sizi bilemem ama benAlışamıyorum...
Çok mu uzattım bu G noktası işini?Bunu da yazayım da içimde kalmasın tamam mı?Hani kadınların şu meşhur G noktası var ya...Varlığı yokluğu hâlâ tartışılan...Bence artık bu polemiğe bir son verelim.Nasıl mı?Şöyle...Geçenlerde biri yorum yazmıştı, dikkat ettiniz mi?* “Kadınların G noktası değil, Gel noktası var ama o da ülkemiz kadınına has bir olay değil gibi geliyor bana” diye...İşte ben bunu okuyunca uyandım işe...Kadınların G noktası yok, G noktaları var!Bir sürü hem de...Haydi yorumcununkinden başlayalım...* Gel NoktasıBir kadının sana ne zaman ihtiyacı olduğunu bilme ilmi... Bilip o anda yanında bitme zamanı...* Git NoktasıBir kadının yanından tüyme anı. İyi hesaplanmalı... Ne bir dakika önce ne bir dakika sonra... O anda! Yani sana “Git” demeden önce ama kalman gereken süreden az değil.* Gitme NoktasıBu da kadının gitme zamanıdır. Ve gidesi gelen kadın tutulmaz. * GBS NoktasıYaptığı her türlü değişikliği görme, beğenme ve söyleme üçlemesi.. Trio! Bonusu çoktur... * Giz NoktasıAnlatmayacaksın yani... Kadının giz noktasını yerinden oynatmayacaksın. Hayır, kendin kaybedersin! * GB NoktasıGeç Bunları noktası. Hani, “Çok yoğundum”, “Şarjım bitmiş” gibi kapsama alanı dışına çıkmalar... Onlar işte. Bir kadını bunlarla muhatap etmeyeceksin.* Geç Oldu NoktasıOnu terk ettikten sonra tekrar arama süresi... Arayı fazla açmayacaksın yani... İşi geç oldu noktasına getirmeyeceksin...* Ger NoktasıOnu gerdikçe sana doğru çevrilen okun yayı da o derece gerilir. Gerilir gerilir gerilir bir noktadan sonra ok yaydan fırlar. Artık nerene saplanır, bilemem.* Gir NoktasıHer kadının bir kalbine girme zamanı vardır. En iyisi... Söyleyeyim mi? Hadi kıyakolsun birinden ayrıldığının 10. günü... (Sonra anlatırım.)* Girme NoktasıHa, ne yapsan, ağzınla kuş tutsan hatta gerçek G noktasını bile bulsan giremezsin kalbine... O noktada bekleyeceksin. *** Açık açık anlattım.Örnekleri çoğaltabiliriz...Artık seçim sizin...Ya gerçekten var olup olmadığını bilmediğimiz gerçek G noktasını aramaya devam edersiniz...Ya da bu G’lerin peşine düşersiniz... Hangisi işinize gelir bilemem.Yani sizin G noktanız hangisini tercih eder? Eski G mi, yeni G’ler mi?Artık birinden birini bulacaksın.Buldun buldun bulamadın, çay demlersin...