Özel yaşam derken? Ayrı evler...Ayrı yataklar...Ayrı odalar...Ayrı tatiller...Ayrı arkadaşlar...Ayrı hobiler...Ayrı zevkler...Başka?Ayrı hayaller...Ayrı fanteziler...Ayrı duyarlılıklar...Ayrı sorumluluklar...Ne o?Evlilikte özel hayat!Oldu!Ben de, döner istiyorum ama dönmesin istiyorum.Yargıtay, kendisini aldattığından şüphelendiği eşini eve dinleme cihazı yerleştirip izleyen, ses kayıtlarını mahkemeye delil olarak sunan kocanın haklı olduğuna hükmetmiş. Kararda özel hayatın gizliliği ve eşlerin sadakat borcu arasında ikincisine öncelik tanınmış.Yani, “eşler birbirini gizlice dinleyebilir, evlilikte özel hayat olmaz” demiş.Mahkeme kararını vermiş ama biz işin pratiğine bakalım.Gerçekten de evlilikte özel hayat olur mu?Olur.Hem de nasıl olur?Ben size bir evliliğin nasıl özel hayata dönüştüğünü anlatayım.Daha doğrusu hatırlatayım.Ayrı evler: Boşanmadan bir önceki evre. Birbirini kandırmaca. Daha doğrusu birinin ötekini kandırması. “Biraz ayrı kalalım” geyiği... Biraz ayrı kalıp da birleşene rastladınız mı? Ayrı yataklar: Olay şöyle gelişir: 1-3 yıl arası yatağa birlikte gidilir.3-5 yıl arası TV karşında uyumalar başlar. “Sen yat, ben seyredip gelecem” ler....5-10 yıl arası ayrı uyumalar legalleşir. 10-15 yıl arası “Yatakları ayırsak mı?” fikri oluşur, önce aynı yatağa iki yorgan konabilir.15 yıldan sonra adamın çalışma odasına yatak konur. Adam oraya yavaş yavaş yerleşir.Ayrı odalar: Çalışma odası orijinlidir. Maddi durum iyileşir iyileşmez taşınılan yeni evde adama bir çalışma odası yapılır. Ne demekse? Yani adam yazar değilse evde ne çalışabilir ki? Bütün gün çalışacak sonra bir de evde çalışacak. Adamlar böyle çalışsalar bu ülke şimdi Kanada olmuştu! Ya da ne bileyim neresi var iyi, Yeni Zelanda falan... Çalışacakmış! Yemezler!Ayrı tatiller: İlk üç yıl birlikte yapılan tatiller yavaş yavaş tavsamaya başlar. İş dolayısıyla! Kadını yazlığa yollamalar falan... Sonra iş gezilerinin 1-2 gün uzaması... Derken adam kadına, “tatile yalnız gitmesini tavsiye etmeye başlar” Acaba neden?Ayrı arkadaşlar: Kimse kimsenin iş yeri arkadaşından hoşlanmaz. Kimse dediğim eşler yani... Herkes ötekininkine b.k atar. Zaten eski dostlarla da eskisi gibi değilsinizdir. Ayrı hobiler, ayrı zevkler: Bizde hobi pek olmaz da zevkler değişir. Esasında değişmez de aslına döner. Ha, ayrı hayaller, fanteziler gibi manevi konulara hiç girmiyorum bile...Evlilikte özel hayat!Bu işte!Ha...Olmalı mı, olmamalı mı?Yoksa hiç değişmemeli mi?Zaten hiç değişmezsen, özel hayat mayat istemezsin ki?Ama değişiyorsun işte!Ya da o değişiyor...Şartlar değişiyor, bir şeyler değişiyor yani...
Ne isterdim biliyor musunuz? Bu liste hiç bitmesin! Hatta hayat hazırladığımız böyle listelerden ibaret olsun!Heh heh hee...Ama...Ama ne yazık ki...Yine de karamsar olmamak lazım.Yapabildiğin kadarına, yürü... Kim tutar seni?Ayrıca ne kaybedersin ki?STRİPTİZCanlı canlı erkek striptizci seyredeceksin. Gerekirse ona para takacaksın. Sonra eve gelip, “bu akşam çok çalıştım” diyeceksin. Ama bunu ciddi ciddi yapacaksın. Ne kaybedersin ki?STRİPTİZ 2Striptiz yapacaksın. Yapmayı öğreneceksin. Bu erkekler için de geçerli ona göre... Ama kadınlar kadın, erkekler de erkek gibi striptiz yapacak. Özellikle erkeklerinki kadınınkilere benzemeyecek! Bir kere dene! Ne kaybedersin ki?TAKLİTAynen öyle! Orgazm taklidi yapacaksın. Hem de abartarak! Bakalım nasıl oluyor? Anlaşılıyor mu? Yap! Ne kaybedersin ki?JAGUAR’DA JAGJaguar’da jag! Alamıyorsan da bi Jaguar kiralayacaksın, LA yokuşunda veya Positano’ya inerken... SAKIZYandaki arabada çok yakışıklı / güzel biri varken onun gözünün içine baka baka ağzındaki sakızı camdan dışarı fırlatacaksın. Mümkün olduğunca uzağı hedefleyerek. Küçümseme, bu sana özgürlük hissi verecek. Ayrıca ne kaybedersin ki? YANLIŞ ENFORMASYONYeni tanıştığın birine hakkında yalan yanlış bilgiler vereceksin. Hayatta yalan söylememeye çalışıp yalan duygunu böyle bir kerede tatmin edeceksin. Hem de eğleneceksin. Ne kaybedersin ki? (Yani kaybedeceğin kişiye yapma tabii...)MASAJMasaj yaptıracaksın ama karşı cinse... Kadınsan erkeğe, erkeksen kadına... Bir şey olacağından değil, sırf anlatmak için...KARAOKE TESTİİçip içip sevgilinle karaoke yapacaksın. Ertesi gün hâlâ seni arıyorsa, ömür boyu ona ihanet etmeyeceksin. Ama burada “Ne kaybedersin ki?” diyemeyeceğim çünkü kaybedebilirsin.RİSK“Hayatta olmaz” dediğin birine çıkma teklif edeceksin. Hem de gayet kendinden emin bir şekilde. Oldu oldu, olmadı çay demlersin. Bir de tabii, ne kaybedersin ki?KÜÇÜK EV ALETLERİNiyeyse utandım, söyleyemedim. Anlayan onu da yapsın. Ne kaybeder ki?***Bakın bunlar hayatta yapılmayacak şeyler değil. Ne para gerekiyor ne izin. Sadece cesaret ve...Ve ruh...Hayatta yalnızca bir kere, sırf eğlence olsun diye yapacaksın.Niye olmasın ki?Ayrıca ne kaybedersin ki?Hadi başla!Ha, yaptıkların varsa onlara bir çentik at ve devam et...Next!
Hani, “Ölmeden önce yapmanız gereken 50 şey” gibi listeler vardır ya... Ben de böyle bir liste yapmak istedim.Ama tahmin edeceğiniz gibi, öyle çiçek böcek içerikli olmayacak.Benim listede, “Yunuslarla yüzmek”, “Dünyanın 7 harikasını görmek” gibi maddeler yok yani...Adı üstünde:Alternatif liste...Öyle ki, senin sırrın olacak bunlar...Kimseye söyleyemeyeceğin... Belki yaşlanınca düşünüp kendi kendine güleceğin. Ha bir de, ölmeden önce yapmanız gereken dediysem, yayılmayın; fazla zamanımız yok, ona göre...Onun için listeyi yeni yılın ilk gününe sakladım ki bugünden başlayalım diye...Yapacaksın, yapmalısın...Hadi bakalım, başlayalım...FIRLAT SURATINA...Lokantada saçmalayan sevgilinin başından aşağıya şarap dökeceksin. Suratına da fırlatılabilirsin... Ayrılmak istediğini söylerken veya ne bileyim aldatmadığını anlatmaya çalışırken falan... İçinde kalmasın, yap. Kim tutar seni? ÇİZMELİ KEDİUzun çizme giyeceksin. Şu diz üstü olanlardan... Mini etek tabii... Beyaz kâküllü çene boyunda peruk ve mavi lens de takacaksın. Yurt dışında bir bara gideceksin. Hatta bunu sevgilinle yapacaksın. İçinde kalmasın yap. Kim tutar seni?PALA BIYIKSevgilin uzun çizme giyecek ya, sen de hep içinde kalan küpeni takacaksın, bir de pala bıyık bırakacaksın. Öyle şey gibi değil, “arabulucu” gibi, tarz olacaksın. İçinde kalmasın yap. Kim tutar seni?TANIMADIĞIN BİRİYLE...Hayır, o değil. Yani o derece değil. Hiç tanımadığın biriyle öpüşeceksin. Ama sadece öpüşeceksin. Ne adını söyleyeceksin ne onunkini öğreneceksin. En önemlisi onu bir daha görmeyeceksin. Hayatında o kadarlık bir anın olacak. İçinde kalmasın yap. Kim tutar seni?GRUP Bu değil mi? Herkesin ilk aklına gelen! (Sanki bilmiyoruz!!) Evet, grup çalışmalarına katılacaksın. En azından katılmak isteyeceksin.. Zihnen de olsa yaşayacaksın. Ha, grup derken bu, serbest grup, küçük küme çalışması, panel, sempozyum, münazara, dramatizasyon, forum, kollegyum olabilir, fark etmez. Topluma bir faydan dokunsun yani! İçinde kalmasın yap. Kim tutar seni?TEMALI GRUPYaa... Adamı böyle yaparlar işte! Grup herkesin aklına gelir! Ne yapmak istersin? Grup! Aman ne yaratıcı bir cevap! Ama temalı grup? Asıl onu yapacaksın. Peki nedir bu? Temalısı yani? Ne olacak öyle boş boş harala gürele... Bir konusu olacak! Bunu daha sonra geniş geniş anlatacağım... Ama siz de biraz kafa yorun bakalım...Sadece kafa yormakla kalmayın. Çalışın biraz çalışın!Yoksa...Yoksa yıllar işte böyle geçiyor....Bir yeni yıl sabahı kalkıyorsun, geçen yıla bakıp iç geçiriyosun; “nasıl çabuk geçti” diye...“Bu sene iyi geçse bari” diye...İçinde bir şey kalmasın, yap. Kim tutar seni...Ayrıca kim bilecek ki?Bilse ne olacak ki?Not: Yarınki alternatif listeye ekleyecekleriniz varsa mail’ime atın.
Hani bir hareket vardır ya, elinle dudağına fermuar çekersin, aynen o durumdayım...Dün burada mail’ini okuduğunuz, evli ama sevgilisi olan okuyucudan, sizin yorumlarınıza karşı cevap geldi. Cevabını da buraya almak zorunda hissettim kendimi...***1- Ben “AŞK” evliliği yaptım, bundan da çok mutluyum.2- Ben, ilk günkü gibi devamlı aynı yakınlıkta olmak istedim ama eşim bu konuda beni yalnız bıraktı. Önceleri pek umurumda olmadı, sonra çocuk oldu, daha sonra ikinci. Yani, bir süre kendimizi düşünmekten vazgeçip çocuklarımız ve onların geleceğine yoğunlaştık.3- Ben, bir gün, bir anda “Yahu ben gidip eşimi aldatayım” demedim. Zaten bu şekilde yapmak istesem bir sürü yolu var. 4- Sevgilimle bir “eş-couple” hayatı yaşıyoruz ve bazı arkadaşların düşündüğü gibi konu “SEX” değil. Burasını çok iyi açıklamam gerekiyor; biz, klasik evlenme öncesi süreci yaşıyoruz. Tanışma ve tanıma dönemini atlattık, beraber tatil yaptık ve 2.5 ay beraber yaşadık, sonra ailesi ile tanıştım ve şu an evlilik planları yapıyoruz.5- Sevgilimde olup da şu andaki eşimde bulunmayan şey:a) Özgüven: Bu durum benim de özgüvenimin doruk noktasına ulaşmasına yardımcı oldu.b) Görünüş: Tabii ki fiziksel görünüm de etkili ama bahsettiğim bu görünüm öyle ki, herkes tahmin ettiği güzel kıstasını 10 ile çarpsın, sevgilim o kadar güzel, aslında “güzel” derken; yüz, vücut, konuşma, hareketler, akıl, beceri... Bunların hepsi benim onu “güzel” bulmamı sağlıyor. Ayrıca şöyle bir örnek daha vereyim. Sevgilim 6 dil biliyor, biz İngilizce konuşarak anlaşıyoruz. Türkçe bilmesine rağmen Türkçe konuşmuyoruz. (Bilmem burada biraz ipucu vermiş oldum mu??)c) Sex: Evet, belki de zurnanın “ZIRT” dediği yerlerden birisi de bu. Ben, kendimde olan ve eşimle ortaya çıkaramadığım bu potansiyeli, sevgilimle sonuna kadar yaşama fırsatı buldum. İşin garibi, bir türlü bıkmıyoruz. Yani 15 gün boyunca her gün sex olabiliyor. 6- Yorum yazan kişilerin, her zaman eleştirmesi gerekmiyor, biraz da saygı duymaları gerekiyor. Benim evliliğim bitecekse bitecek, rol yaparak evli kalmak daha kötü değil mi? En büyük haksızlık bu değil mi? Eğer sevgilimle evlilik yoluna giremezsek, evliliğimi bozmamış olacağım; daha doğrusu ben çocukların psikolojisini düşündüğüm için bu işi bu zamana kadar gizli götürdüm.7- Herkesin merak ettiği ve sadece bir arkadaşın sorduğu (Ben okuduğum sırada sadece bir kişi sormuştu bunu); nasıl bu işi bu kadar süre gizli götürdüğüm? İnanın çok zor oluyor ama gidiyor. Yalnız bir detay vermek istiyorum; sevgilim benim telefonuma hiç dokunmaz, çantamı karıştırmaz, dolaplarıma ve eşyalarıma yanaşmaz; ben de onunkine dokunmuyorum. Bu saygı karşısında şoke olduğumu itiraf etmem gerekiyor. Arada bazı telefonlar vs. oldu ama ya başka odaya geçerek konuştum ya yuvarlak konuşarak sorun çıkmasını önledim ya da o an cevap vermedim, daha sonra aradım eşimi veya sevgilimi. Bir kere çocukların ayakta olduğu zaman eve gelmemeye dikkat ediyorum, gelirsem de, telefon gelirse, dışarı çıkacak bir bahane buluyorum: Bakkal vs. Tatile çıkarken, iş gezisi. Akşam eve gelmeme, mesai.8- 1 yıl doldu ve mart ayında nişan yapmayı düşünüyoruz. Ben ise bunu eşime anlatmanın yolunu arıyorum. Kriz ortamında işlerim de ters gidiyor, ikinci ev olayı zor gerçekten. 9- Ağlıyorum dedim ama kimse ona değinmemiş. Netice olarak:“Davulun sesi uzaktan hoş gelir” derler. Benim yaşadıklarım o kadar kolay değil ama yaşadığım mutluluk, çektiğim zorluklar ve yaşadığım/yaşayacağım sorunlarla karşılaştırılamayacak kadar büyük! Bu, “AŞK” değil de nedir?
Var...Biz kaç gündür kimse artık âşık olmuyor diye yazıp dursak da hâlâ âşık olanlar var. Ya da âşık olduğunu sananlar...Şimdi yazarken aklıma geldi de, âşık olmakla âşık olduğunu sanmak arasında fark var mı? Bunu da başka bir zaman tartışırız...Bugün size âşık bir adamın mail’ini ileteceğim...Ama biraz farklı.Ben okuyunca, nasıl yorumlamam gerektiğine karar veremedim. Bir kızdım, bir acıdım... Bir çileden çıktım, bir hak verdim... Ne bileyim? Bilemedim işte!Bir de siz okuyun, bakalım ne diyeceksiniz...*** “Aşk...Hem de 35’inde sonra, evli olduğum halde.Bunu hep kendime sordum, yanlış mı yapıyorumdiye... Hatta zaman zaman ağladım, ne yapıyorumdiye... Yani, evliyim, çok iyi bir eşim var, çocuklarım var, çok seviyorum hepsini. Buraya kadar gerçekten sorun yok. Ama gelin görün ki âşık oldum!Bu aşk, karşılıksız değil, benden 13 yaş küçük ama, hareketler, hal ve tavırlara bakarsanız sanki tam tersi, yani o benden daha büyük gibi davranıyor. Onunla olmaya başladığımdan beri, tüm dünyam altüst oldu, ama iyi anlamda. Giyimim, konuşmam, hareketlerim, her şey!Size bir sır vereyim mi; evlilik aşkı değil, seksi öldürüyor. Kadınlar erkeklerden daha çabuk sıkılıyorlar seksten. Özellikle de evlendikten sonra. Oysa ben seks konusundaki isteğim hiçbir zaman azalmadı, çünkü eşimle âşık olarak ve birbirimizi severek, tanıyarak evlendik. Ama seks konusunda fanteziden yana hiç olmadı. Bahsettiğim şeyler abuk sabuk seks fantezileri değil, yanlış anlamayın. Sizin de bazen bahsettiğiniz klasik pozisyonlar.Ama, 10-12 yılın ardından, kendimi bir anda âşık olmuş buldum. Aslında bu konuda bir kitap yazmayı da düşündüm, hatta bişeyler karaladım. Çünkü, yaşadıklarımın sadece bende kalmasını istemedim. Bu duygulara sahip, bunları yaşayan veya yaşayacak birçok erkek ve dolayısıyla kadının bu psikolojiyi ve varsa kendilerinin yaptıkları yanlışlığı görmelerini istedim.Elimde yaklaşık olarak 1000 sayfayı geçkin doküman var, hepsi benim bu yaşadığım aşka dair, gün gün konuşmalarımız, kavgalarımız... Her şey!Kendimi bambaşka hissediyorum ve bunu yeni sevgilime borçluyum! Eşimin hâlâ haberi yok. Size çok ilginç bir sır daha vereyim; ikinci bir evim var ve sevgilimle orada yaşıyoruz. Ancak sevgilim de benim evli olduğumu bilmiyor! Ben, boşanıp boşanmamakta kararsızım; çünkü normal olan bir sorun yok evliliğimizde.Offffff....Bu kriz günlerinde, bir de bu tür sorunlarla uğraşmak hayli zor!Hoşçakalın.”
Erkeklerin özellikle de 35’inden sonra âşık olmadıkları konusunda sanırım anlaştık...Hem de erkeklerle bile...Yani bir-iki dana hariç, onlar da bu fikre katılıyor. Ama tabii ki, aralarında şu soruyu soranlar var: “Peki kadınlar... Kadınlar âşık oluyorlar mı?” Bu soruyu sormakta haklılar...Ben olsam ben de sorarım.Mesela bakın biri ne diyor:* “Kadınlar da hiçbir zaman âşık olmuyor. Çünkü aşk bir tür duygudur. Oysa kadınların duyguları yoktur. Planları vardır. Resim çerçevesine uyan görüntü vardır. Kadınlar kendilerine şiir yazan erkeklerden değil, pırlanta yüzük alan erkeklerden hoşlanır. Daha gerçekçidirler. Onların maddi ya da manevi ihtiyaçlarını karşılayan erkeklerin peşindedirler.” Söyledikleri doğru olabilir mi?Erkekler için çizdiğimiz resmin aynısı kadınlar için de geçerli mi yani?Bakacağız...Ama şu “şiir-pırlanta yüzük” meselesini daha sonra tartışalım, tamam mı?Bir başkası da ne demiş:* “35’inden sonra kadınlar da aşk aramazlar.” Aslında, itiraf edeyim, “Erkekler âşık olur mu?” yu yazmaya başladığımdan beri, bu soruyu ben de kendi kendime soruyordum.“Kadınlar âşık olur mu?”yu...Cevabını düşünüyordum...Sanırım buldum.Hani ilk akla gelen doğru olurmuş ya, bu da öyle oldu.Yani cevabını biliyordum da, acaba bu olmayabilir mi diye biraz bekledim.Yazacağım ama önce bir konuda anlaşalım: Aramızdaki bir-iki kafakoparanın genelimizi etkilemesine izin vermeyelim tamam mı?Şimdi, ben diyorum ki: “Kadınlar âşık olur.” Ama biraz fazla âşık oluyorlar yahu!Ete b.k a âşık olmaya başladılar...Yalan mı?Kime mesela?Çıktıklarına...Yattıkları herkese...Kendilerine âşık olanlara...Ha, bu arada en az da kendi istediklerine, beğendiklerine âşık oluyorlar, o da ayrı bir mesele... Ne acayip değil mi?Bir de kadınların bir hafta içinde âşık olma kapasiteleri oluştu.Olaylar şöyle gelişiyor:Adamla bir-iki yemeğe çıkılıyor. Bir sinema, iki bar ve yatış...Bütün bunlar bir hafta içinde oluyor.Ve kadın âşık oluyor...Oysa adam henüz, “Bununla da bi çıkayım, bakalım neymiş?” aşamasında...Veya “Ben bunu da bi götüreyim (bara)” sevdasında...Onun için iyi davranıyor ya...Bizimkiler de hemen âşık oluveriyor.Hadi oldun, adam değişince niye hâlâ aşık kalıyorsun?Nesine yani?Bunun cevabı yok.Yahu daha 15 gün bilemedin 1-2 ay olmuş. Adam değişmiş. Dananın âlâsı olmuş, bu hâlâ âşık. Hem de ne âşık! Eskisinden fazla! Ölüyor derdinden...(Çok büyük konuşuyorum ya, hayırlısı...)Dana vurdukça bu daha fazla âşık oluyor...Sonra taktikler başlıyor... “Aramayayım”, “Her dediğinde çıkmayayım”, “Ben de ayrı çıkayım”, “Soğuk konuşayım”, “Telefonu açmayayım” zart zurt...Dananın da çok derdindeydi!Geçmiş olsun...Dedim ya, kadınlar âşık oluyorlar ama...Ama biraz fazla âşık oluyorlar...
Şimdiye kadar hep bir erkeğin 40’ından sonra erkek olmaya başladığını yazıp söyleyip durdum ya...Geçenlerde aşağıda okuyacağınız mail geldi.İtiraf edeyim, duraksadım.Çıtırcı mı olsak ne?.. ***30 yaş altı bir erkeğin “Sana saygı duyuyorum” deme olasılığı yoktur. Saygı meselesi 30 yaş üstünün icadıdır. 30 yaş altını, “seni seviyorum” ilgilendirir.30 yaş altı erkeğin kadını olabilirsiniz. Ama 30 yaş üstünün “fi” tarihinde bir yerlerde bir kadını zaten vardır. 30 yaş üstünün 30 yaşından sonra kadını yoktur, kadınları vardır.30 yaş altı erkeklerle bütün fantezilerinizi gerçekleştirebilirsiniz. Oysa 30 yaş üzeri erkekler neredeyse fantezinin kitabını yazdıklarından “ben uçakta bile seviştim” deyip heyecanınızı kursağınızda bırakabilirler.30 yaş altı erkeklerle “nerede”, “ne” yiyeceğiniz sorunu olmaz. Ancak 30 yaş üstü erkeklerin ya sağlık sorunları başgöstermiştir ve her şeyi yiyemiyorlardır ya da zaten kilo sorunları vardır.30 yaş altında erkeklere “bir kelime, doğru bir kelime söylesene” dediğinizde, size asla Rusya’nın ekonomik durumundan ya da Afganistan’dan söz etmezler.30 yaş altı erkekler sizi gece eve seve seve bırakırlar, asla surat asmazlar. Oysa 30 yaş üstü erkekler taksi durağındaki şoförleri yıllardır tanıyordur ve sizin eve güvenle bırakılacağınızdan hiç şüphe etmezler.30 yaş üstü erkekler bir şey istememeyi ilke edinmiştir. (İsteksizlik ve ilgisizlik işe yarar ya!) 30 yaş altı bir erkek “seninle dans etmek istiyorum” derken 30 yaş üstü bir erkek -en iyi olasılıkla- “Dans etmek istersen söyle” diyecektir.30 yaş üstü bir erkek gözünü bile kırpmadan size seçicilikten bahsedebilir. Oysa en büyük koleksiyoncular onlardır. 30 yaş altının koleksiyoncu sıfatını taşıyabilecek bir birikimi yoktur.30 yaş altı erkeklerle bilgisayarınız arasında pek ortak nokta bulamazsınız. Halbuki 30 yaş üstü, deneyimleriyle bilgisayarı aratmaz. Ancak dokunduğunuzda tepki almamanız doğaldır (Tıpkı bir bilgisayar gibi tuşlar hariç, tabii ki!)30 yaş altı erkekler size 30 yaş altı kadınların, seçimlerinde neden öncelikli olduğundan, küçük kadınların yüksek duyarlılıklarından, ilişki oyunlarında kadının tecrübesiz olmasının getireceği keyiften bahsetmezler. Çünkü onlar da sizinle beraber büyüyordur ve daha fazlasından haberleri yoktur. Oysa 30 yaş üstü erkekler, kadının oyunu bilmemesinden hoşlanırlar. Çünkü o zaman kazanma şansları yüksektir!30 yaş altı bir erkeği yatağa çekip televizyondan kurtarabilirsiniz. Oysa 30 yaş üstü bir erkek “Beni televizyon kurtarıyor” deme cesaretini gösterebilir.30 yaş altı bir erkek gün boyu size cep telefonuyla mesajlar yollayabilir, mektuplar, şiirler yazabilir. 30 yaş üstü erkeğin yazdığı son şey ilk kadınında kalmıştır.30 yaş altı erkekleri doğum kontrolünde aktif olmaya ikna edebilirsiniz ama 30 yaş üstü erkekler bunu hep sizden beklerler.30 yaş üzeri erkek mevki sahibi, ciddi adamdır. Onunla sokağın ortasında bağıra çağıra kavga edemezsiniz. Hele merdivenlerden onun sırtında şarkı söyleyerek inmenizin hiçbir olasılığı yoktur.***Ne dersiniz, bir daha mı düşünsek?
“Erkekler âşık olur mu?” diye sormuştum. Sonra da kendi kendime cevap vermiştim ya, “Hayır” diye...35’inden sonra “âşık olmuyorlar, olamıyorlar” diye..Meğer ne doğruymuş!Meğer hem kadınlar hem de erkekler aynı dertten mustaripmiş!Ne be bu böyle mustarip falan diyorum aynı sorunu yaşıyormuş!Kimi farkında olarak kimi farkında olmadan...Herkese koyan da, âşık olmamak değil de âşık olamamak!Niye peki?Alın size bir erkeğin itirafı...“Erkeklerin 35’inden hatta 30’undan sonra âşık olamamalarının.. Bakın dikkat edin olmamalarının değil olamamalarının en büyük nedeni yine sizin yazınızda geçen gerekçelerden biri: Kadınlara olan inançlarını kaybediyorlar..Neden mi?Erkekler 20’li yaşlarından itibaren âşık olurlar hem de o kadar güzel âşık olurlar ki, kadınlar gençlik yıllarında bu aşkın kıymetini, değerini bilmedikleri o yıllarda anlayamazlar...Çünkü kadınlar yüzyıllardan beri süregelen ve bilinçaltılarına yerleşen, erkeğin güçlü olduğu için kadını ezdiği, erkeğin kendini her zaman üstün saydığı düşüncesi ve psikolojisinden dolayı farkında olmadan, âşık olan erkeğin o anki güçsüzlüğünü sömürür.Çünkü erkeğin âşık olduğu anlar, onun en güçsüz olduğu, kendini tamamen aşkına adadığı, başka hiçbir şey düşünemediği için kendini en savunmasız hale soktuğu anlardır...Kadınlar da bundan o kadar güzel yararlanır ki! Bu halde yakaladığı erkeği öyle bir hale sokar ki... Bir kadın olarak hiç kimse (siz de dahil) bunu kabul etmez biliyorum zira bunu yaptıklarının kendileri bile farkında değildir. Kadınların hep kendilerine âşık olmasını istedikleri bir erkek aramalarının altında yatan asıl sebep, bir erkeği ancak âşıkken bu kadar savunmasız yakalayabilecekleri gerçeğidir ve böyle bir şey yakaladıklarında onu çok güzel değerlendirirler...Birinci aşkının hüsranla sona ermesinden sonra her defasında biraz daha aklı başına gelerek 2, 3, 4 belki de daha çok kere âşık olan erkek, en sonunda kadınların ne kadar acımasız olabileceği gerçeğinin farkına vardığında artık 30’lu yaşlara gelmiş ve sonunda kadınlara olan inancını yitirmiştir..Gençlik yıllarında aşkı terk ettiği için intihara teşebbüs eden çok erkek görürsünüz ama yeterli kazığı yiyip 30’lu yaşlara gelmiş aynı erkekler bu sefer bir kadın için daha doğrusu öyle demeyelim bir aşk için kıllarını bile kıpırdatmazlar genelde...Belki bu yazılanlar size komik gelmiştir (okursanız tabii ki) ama inanın gerçek.” Yoo hiç komik gelmedi...Aksine...Korkunç geldi!