Eskiden arada sırada rastlardım, hoşuma da giderdi. Şu, Proust Anketi’nden bahsediyorum. Hani 20 sabit soru var ya, “en sevdiğiniz kelime?”yle başlayıp “öldünüz, Tanrı’nın kapıda size ne söylemesini isterdiniz?”le biten...Ünlülere sorarlar da okuruz ya, o anketten bahsediyorum.Gerçekten de o kişi hakkında ipuçları verir bu anket. Nerede rastlasam okurum, kendi kendime de oyun oynarım; “bu, kesin şu cevabı vermiştir” diye... Bakarım, çoğunlukla tutar.Şimdilerde her yerde bu. Biraz b.ku çıktı yani...Yakında karşılaştığımız arkadaşlarımıza “merhaba, nasılsın?”dan sonra “hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdin?” falan diye sormaya başlayacağız herhalde...O hale geldi yani.Gelsin.Bence mahzuru yok.Yok da...Şimdi o ankette birkaç soru var ki, oldum olası beni gıcık eder.Bazılarının da cevabı...En ama en gıcık cevaptan başlayayım...“Kendiniz olmasaydınız, kim olmak isterdiniz?” sorusuna, arkadaşlar şimdiye kadar okuduklarımın yüzde 90’ı ne cevap veriyor tahmin edin:“Kendim.” İşte ben bu cevapta çıldırıyorum.Yani sen nesin ki? Kimsin? Türkiye’de yaşayan bir ünlü kişi. Vazgeçemediği de bu!Bu ne kendine hayranlıktır böyle?Mozart ol, Einstein ol, Marilyn Monroe ol, ne bileyim milyonlarca enteresan ve gerçekten de önemli insan gelmiş geçmiş, onlardan biri ol di mi?Yoook. O kendi olacak!Kimseleri beğenmiyor, kendinden başka!Pes ama!Her şey bir tarafa hiç olmazsa bir değişiklik olsun değil mi? Hayııır... O kadar mükemmel yani... Bir de, “Nerede yaşamak isterdiniz?” sorusu var. Bu soruya da yine yüzde 90 İstanbul diyor.Aaaaaaa....Hem bütün gün İstanbul’dan şikâyet eder ve ne bileyim Maldivler’in hayalini kurar, sonra da İstanbul’da yaşamak ister.Ayrıca yaşamışsın işte bu kadar sene, önüne ankette de olsa yeni bir imkân çıkmış, çalıştır kafanı, değerlendir fırsatı. Hıh, şimdi en manalı soruya geldik.“Nasıl ölmek isterdiniz?” Yanarak...Yok yok, boğularak!Aslında şöyle sürünerek de olabilir!!Ne diyeceksin yani... Tabii ki, yüzde 99’un cevabı gibi “aniden.” Evet, yüzde 1 de değişik cevaplar oluyor.Mesela biri şu cevabı vermişti:“Sevişerek.” Tabii ki bir erkek.Bencilliğinden belli.İlk bakışta yaratıcı, hayat dolu ve neşeli geliyor insana değil mi?O kadın ne yapacak?.. Düşünen yok!Tam o sırada düşünsene, adam hık diye gidiveriyor. Ondan sonra uğraş dur. Polise mi haber versin, ambulansa mı?Sonra ne diyecek?Durup dururken zanlı olacak. “Hâkim Bey valla öyle fantezi falan da yapmıyorduk. Ne oldu anlamadım” diye...Öyle bir fıkra mı vardı ne? Hani geliyor sanmış da meğer adam gidiyormuş gibi bir şey... Gerçi sonradan havan olur ama... “Dayanamadı bana...” diye...Heh heh hee...Öteki de hesabını verir artık yukarıda,“Ama efendim, ben onun da hoşuna gideceğini sanmıştım” diye küçük harflerle...Hadi bu bencillikleri biz yedik de...O?
Yok artık!Onu yazacak halim yok herhalde!!! Hani, erkekten kadına arkadaş olmaz diyoruz ya...Yani çoğunluğumuz...Pekiii...Erkekten erkeğe arkadaş olur mu?Bu konudan bahsedelim biraz diyorum.Olur da...Yani adına arkadaşlık derler de...Onlarınki tuhaftır. Arkadaşlıkları yani...Bunlarda “en yakın arkadaş” diye bir mefhum yoktur mesela...Sorun, “Senin ‘en yakın arkadaşın’ var mı?” diye... Önce bir süre düşünür. Artık aklından ne geçiyorsa... Ki muhtemelen yakın arkadaş ne demek diye geçiyordur, sonra “evet” der.Bakın, bunların yüzde 90’ının en yakın arkadaşı aynı şehirde değildir ve en azından 8 aydır konuşmuyorlardır. Sorun, bunu da sorun, “en son ne zaman görüştünüz?” diye... Siz hiç, “akşamüstü bir yerde kahve içip sohbet edelim” diyen erkek arkadaşlar gördünüz mü?Ha, giderler ama dikkat edin, hiç konuşmazlar...Konuşmadan saatlerce öyle durabilirler.Yan yana durup etrafa bakarlar.Etraf derken, anladınız siz onu!!Onlar sadece ortak bir amaç için bir araya gelen tanıdıklardır sanki...Yani teknik amaçlarla bir araya gelirler.Kafa çekmeye...Maça...Balığa...Kıza...Asla birlikte vakit geçirmeye değil!İhtiyaç dışında birbirlerini aramazlar bile... Ama mesela 5 yıl görüşmediler fakat ihtiyaç hasıl oldu, bir şey soracak... Açar telefonu, “lan oğlum, hâlâ balığa gidiyor musun” diye bıraktığı yerden girer konuya... Öyle, “hatırladın mı beni?”, “bil bakalım ben kimim”ler falan yoktur onlarda...Küsmezler mesela...Küsmeyi bırak, hadi o kız işi diyelim; darılmazlar da birbirlerine...Daha doğrusu “alınma” eşikleri epey yüksektir. Bir bakıma gurursuzdurlar da diyebiliriz.Hemen kızmayınBelki de doğrusu bu.Nasıl ki aşkta gurur olmazmış, (niyeyse?) o yüzden bu hale geldik ya, arkadaşlıkta da gurur olmayabilir.Anlatması da zor, örnek vermek lazım: Mesela “geliyorum” dedi ve haber bile vermeden gelmedi değil mi?. Ertesi gün konuşmaları şöyledir: “Lan oğlum, ne adi herifsin sen lan! Diktin beni orada bilmem ne gibi.” Tabii o “bilmem ne”yi açıkça söyler.Öteki de, “oğlum onu bırak şimdi, akşama birilerini tanıştıracağım sana”yla devam eder konuşmaya...Zaten ne o “niye gelmedin?” diye aramıştır ne de öteki “pardon” diyecektir...Bunun gibi haller yani...Tabii, birini bulunca, hele ki evlenince eşinin istemediği arkadaşlarını anında satmasına girmeyeceğim bile...İşte bütün bunlardan ötürü, ben bu sefer biraz daha ileri gidip diyorum ki:“Erkekten erkeğe de arkadaş olmaz.” Onlar birbirleri için sadece tanıdıktır...
Alınmışlar...Geçenlerde, “erkekten arkadaş olmaz” demiştim ya, buna alınanlar var.Alınmak demeyelim de, itiraz diyelim; itiraz ediyorlar.“Olur” diyorlar....Erkekten kadına arkadaş olurmuş!Ben de bir daha düşündüm. Bir daha...Bir daha...Bir öptüm bir öptüm diye devam edermişim...Sonra az da olsa böyle bir ihtimal üzerinde durdum.Peki, varsayalım, olur.Peki...Nasıl bir erkekten arkadaş çıkar?Yani bir erkeğin bir kadına arkadaşlık edebilmesi için hangi özelliklere sahip olması ya da olmaması gerekir?Söyleyeyim...Bu iş olursa nasıl olur biliyor musunuz? Aşağıdaki şartlardan en az ikisinin bir araya gelmesiyle...YAKIŞIKLI OLMAYACAKHatta tipsiz olacak. Ama çok çirkin de olmayacak. Yüzü güzelse boyu kısa, uzun ve yapılıysa çirkin gibi...Yani tipinde mutlaka bir falso olacak. Yoksa ondan arkadaş mı olur? EFEMİNE OLACAKDikkatinizi çekerim, gey demedim, efemine olacak. Gey de olabilir ama bugün erkeklerden bahsediyoruz. Çay demleyip cookies alıp çağıracak falan... Hatta kendi yapacak. DEDİKODUCU OLACAKGece yarısı sırf dedikodu yapmak için seni arayacak mesela... “Kimi gördüm bil?” diye... Bundan sevgili olur mu? Olmaz. Ne olur? Arkadaş! ANNECİ OLACAKHer gün annesini arayacak ve onunla arkadaş gibi olacak. Hatta annesinden “Anniş” diye bahsedecek. OTANTİK GİYENECEKİşte! Bunun sevgili olma şansı hiç yok. Tek şart bile yeter. Düşünsene yelek falan giyiyor. Oysa beyaz tişört giyse... Kot, deri ceket falan... Öyle olsa arkadaş taklidi yapabiliriz tabii... Bir süreliğine... Heh heh hee... HER YOLA GELECEKMesela seninle alışverişe çıkacak. Hem de isteyerek. Giyimden anlamasa da hangi ünlünün neye takıldığını bilecek. Sinemaya falan hiç söylenmeden gelecek. Hem de romantik bir filme gitmeyi teklif edecek.TRİP YAPMAYACAKBara mara gittiğinizde sana asılanlara trip yapmayacak hatta önayak olacak... Ortam yaratacak. Yaratsın tabii, arkadaş değil mi?KOMİK OLACAKYaşadığı en aşağılık hikâyeleri karikatürize ederek anlatacak. Hep beraber gülünecek. Sürekli terbiyesiz fıkralar anlatacak. Ama o anlattığı için avam kaçmayacak. Ha, böyleyse eğer... Güzeldir...Onlarla arkadaşlık güzeldir.Ama...Arkadaşım ol yeterBöylesi daha güzel...
Sarhoş muhabbeti vardır ya böyle;“Şimdi benim içmek iştememin şebebi” derken dirseği de masadan aşağı boşalıverir...Sonra da, “Sen benim gerçek dostumsun” ve “Gel bi öpiim” safhaları...Tabii bu sarhoş olan, arkadaşınsa böyle olur.Hemcinsin, arkadaşın...Yok, hemcinsin değilse ne diyeceği hiiç belli olmaz. Arkadaş markadaş dinlemez...Şimdi bu sarhoş muhabbetine durup dururken gelmedim.Geçenlerde bir araştırma okumuştum; “Alkol sekse iyi geliyor” diye...“Yok artık!” dedim.Bu “Sigara sağlığa yararlı” efekti yaratan bir araştırmaydı benim için. Ki bir gün o haberi de okuyacağız, eminim. Hani doktor hastalarından özür dilemişti ya, şu yumurta konusunda; onun gibi...Düşünsenize doktorlar şöyle öneriler getiriyor:“En faydalısı, sabah aç karnına içilen sigaralardır...” “Lar” ama.. Yani bir sigara bile değil!Murphy Kanunu bu ya; ben sigarayı bırakırım, yararlı olduğu ortaya çıkar.Neyse biz araştırmaya dönelim.“Alkol kullanan erkekler, alkol kullanmayanlara göre yüzde 30 daha az cinsel sorun yaşıyormuş.” Tabii ilk akla gelen soru şu:“Alkol kullanmak derken?” Ne kadar içerse yani?Bunun da cevabını vermişler:“En iyi performans haftada 5 gün, günde 4 kadeh içki.” Ohhh...Yarasın!Yarıyormuş da netekim!!!Yok canım!Pek inanasım gelmedi ama...Ben bu konuda Shakespeare’inki üzerine fikir tanımam.Bakın Macbeth’teki diyaloğu olduğu gibi size aktarıyorum: - İçki de efendim üç şeyi harekete getirmekte yamandır.- İçkinin yaman harekete getirdiği o üç şey neymiş bakalım?- Ne olacak efendim; burun kızartır, uyutur, işetir. Şehveti, efendim, hem harekete getirir, hem hareketten alıkoyar. İnsanda istek uyandırır, ama iş becerecek güç bırakmaz. Onun için içki zamparaya iki yüzlülük eder denebilir. Onu öyle eden de odur, öyle olmaktan çıkaran da; ona “haydi!” der, sonra da durdurur. Onu hem kandırır, hem de cesaretini kırar; hem davrandırır, hem de davrandıramaz. Sözün kısası, uykuda onunla iki anlamlı laf eder, sonra sızdırıp bırakır.***“İçki, zamparaya iki yüzlülük eder!” Laf bu işte!Var mı itirazı olan?O kadar içkiyi içecek, sonra da...Sonra ne olur, ben size anlatayım...İçer, içer, içer... Ve aynen Shakespeare’de olduğu gibi içinden bir his “haydi” der ama...Dışındaki his içindekine ihanet eder, yapamaz. Hem yapamaz hem de asla vazgeçmez. Sabaha erteler.“Şimdi mi yapayım, sabaha mı bırakayım?” özlü sözü de buradan doğmuştur!!!Ha, alkol alanların sorunsuz olduğunu iddia eden araştırma sonucuna gelince...Yahu, sorun yaşadıklarını bile fark etmezler ki...Yalan mı?Bu arada cinsel yaşamı en kötü olanların ise kalp hastaları ve sigara içenlerin yanı sıra alkolü bırakan eski içiciler olduğu açıklanmış.Kalp ve sigaracıları bilemem ama anlaşılan o ki alkolü bırakanlar gerçekleri de görmeye başlamış...
Hep derim ya, ilk konuşan kaybeder diye...Evet.Lafımın sonuna kadar arkasındayım.Küsmüşsünüz veya gerginsiniz de, o durumda ilk konuşan kaybeder.Ama bugün anlatacağım o değil.Yine konuşmakla ve kaybetmekle ilgili ama bu başka bir şey...Son cümleler...Hani ölmeden önceki son cümleler vardır ya:“Bu ses ne?” “Şunu çeksem n’olur?” “Bir koku var ama...” “Erkeksen vur!” gibi...Benim bahsedeceğim de, ilişkiyi bitiren son cümleler. Daha doğrusu bitiren değil de (ki onu da bir gün yazayım) bitmesine yakın, kaybeden tarafın cümleleri...Yani bu cümleleri ilk kim kurmaya başladıysa, anla ki o üç vakte kadar şöyle bir cümleyle karşı karşıya kalacak demektir:“Konuşmamız lazım!” Tabii erkekse...Kadınlar pek ayrılık cümlesi duymuyorlar artık. Aslında bir bakıma iyi de oldu; zaten zorlanıp abuk sabuk nedenler söyleyip duruyorlardı.Şu, “ben sana layık değilim”le başlayıp son zamanlarda “bağlanamıyorum” sendromuyla devam eden süreç yani...Kadınlar da alışmıştı bu saçmalıklara, hepsine bir cevap bulmuşlardı.Şimdi adam telefonu açmıyor, bitiriyor işi...Hayır, insan ayrıldığına değil, salak yerine konduğuna üzülüyordu!Yoksa ayrılık her zaman olur. Mühim olan ayrılığı da değerli kılmaktır.Laf diye de buna denir ayrıca!“Ayrılık da sevdaya dahildir” gibi bir şey oldu yani...E öyle tabii...Herkes ayrılıyor. Maksat farklı ayrılmak!Hani herkes çok özel evlilik teklifi olsun ister ya...Şimdi de herkes özel ayrılık sahneleri planlarmış!“Öyle bir ayrıldık ki, bin yıl unutamaz beni!!” “Öyle bir ayrılık sahnesi planladım ki, ben bile etkilendim!” “Öyle bir ayrıldık ki, ayrılamadık!” Heh heh hee...Ya bir gün de “Ayrılık anı, top 5”i yazalım.En iyi ayrılık sahnesini bulana...Bulana, ne?Bulana, “en iyi 3 intikam desteği” sağlayacağız... TV programı yapılırmış, “ayrılıyoruz” diye... Dağıldım yine, konumuza dönüyorum. Neyse, benim anlatacağım henüz ayrılık safhasına gelmeden...Ayrılığa üç kala cümleleri...Bunlar bir soruyla başlar:“Neredesin?” Bakın, ilk “neredesin” diye soran kaybeder...Tıpkı, “bu ses ne” gibi bir şeydir...Sonra... “Hani sinemaya gidecektik! Ne yorgunluğu?”yla devam eder.Ha, tabii en önemli kaybediş cümlelerinden birini unutuyordum az kalsın:“Beni seviyor musun?” Ya da:“Beni özledin mi?” Bu iki cümleyi ilk söyleyen üç vakte kadar ayrılmasa da ilişkiye ezilen taraf olarak devam eder.Sonun başlangıcı ise kuşkusuz şu cümledir.“Dün akşam aradım, açmadın...” Vee...Final:“Numarayı da mı görmedin?” İşte olayın bittiği an bu andır. Sinyaldir bunlar sinyal...Anlayana...
Hoca tutmuş!Sırf o iş için!!!Koskoca Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy seks hocası tutmuş.A-aaa...Tabii ki şaşırdık.Görüyorsunuz değil mi, parayla seksin kimde olduğu anlaşılmıyor. Bunu bir kez daha anlamış olduk.Halbuki baksan; Sarkozy... Yani kozy mozy, problem yok gibi...Ama isminden kaybediyor herhalde, Nicolas... Niki!!Heh heh hee..Üff... Ne alakası var yahu?İsimle seksin...Ama haberi okuyunca ister istemez bizimkiler akla geliyor...(Cumhurbaşkanları değil tabii ki, bizim danalar!)Bizimkiler...Hoca tutacak...Adres sormayan bizimkiler...Hem de seks hocası tutacaklar... Ve ona soracaklar!!!Sormayı geçtim, kafadan “ben bir yerde yanlış yapıyorum” u algılayacak sonra da bunu kendisine yedirip hocaya gidecek???Bunlar hocaya gitse gitse tek amaçla gider, hani şu eski fıkradaki gibi:Adam doktor doktor geziyormuş ya, “ben hiç yapamirem” diye...Sonunda kadın doktorun tepesi atmış, “nasıl yapamıyorsun o kadar tedaviden sonra. Göster bakayım” demiş de... Adam kadın doktoru bir güzel yani doktorla gayet iyi sevişmiş. Kadın, “hani yapamıyordun?” diye sorunca da, “bulamıyım ki yapırem” demiş ya... Onun gibi yani.Zaten hocaya baksanız, hoca da hoca yani...Bizimkiler bile razı olurlar yani...“Hocam! Benimki sizce yeterli mi? Bi bakar mısınız silvuple...” Yoksa....Başka türlü...Mümkün değil.Hele son zamanlarda egoları tavan yapmış durumda ki, hoca moca hak getire...Hoca, seansı 160 Euro’ya haftada birkaç kez özel ders veriyormuş.Şimdi 160 Euro’yu duydular ya, ben biliyorum; hemencecik akıldan bakkal hesabı yapar bunlar. Yaptıkları hesaba göre de üçe ayrılırlar....“Ne lan? 100 Euro’ya neler bulursun. Üstelik sen öğretirsin ona bildiklerini!” ciler...“160 Euro versem, kolumu kaldıramam” diyen cimriler..Vee...Uyanıklar... Akıllarını 160 E verip işin b.kunu çıkarmaya yoran taşra kurnazları... “Hocam anlayamadım! Bir daha denesek!” İyice saçmaladık ha!Sanki kadın da sevişerek ders veriyor!Hayır.Kas hareketi yaptırıyormuş!Kasık kaslarını kuvvetlendiriyormuş. Bu kasık kasları direkt orayla bağlantılıymış yani...Artık yakında spor salonlarında yeni derslere rastlayabiliriz.KKK dersleri...Kasık Kası Kinesisi...Ne demekse?Adamlar oturmuş, hepsinin önünde bir dergi, hocanın talimatını uyguluyorlar:“Kaas!” “Bırak!” “Kaas!” “Bırak!” “Bırakamıyom hocam! Kasık kasım kasıldı.” “Lan oğlum, kasık kası değil o!” Heh heh hee...Yok bee...Bizimkilerden kim katılır ki o derse?
Bugüne kadar kadınları hiç çözemedim” demiş.Mazhar Alanson...Kaç yaşındadır? Ne fark eder ki? Erkeklerin klasik lafı...13 yaşında öğrenip ölene kadar bu lafı ediyorlar...Biz de yedik!Anlayan anlıyor ama...Ya da bütün erkekler kısa bir süreliğine de olsa hem de öyle iyi anlıyorlar ki...Bir kadının:Neden hoşlandığını...Neye güldüğünü...Neyi sevdiğini...Hatta o sıralarda:Niye kızdığını...Niye ağladığını....Niye küstüğünü...Niye tavır yaptığını...Niye inatlaştığını...Bunları da anlıyorlar...Cin gibi oluyorlar vallahi...Sonra ne olduysa(!), ne oluyorsa anlamamaya başlıyorlar...Yavaş yavaş...O cin gibi adam gidiyor, yerine hiiç anlamayan bir dana geliveriyor.“Kadınlar abi, hiiç anlamıyorum. Kim anlamış ki?” Peki düşünelim o zaman bunlar neyi anlamıyorlar?Mesela:Doğum gününde elinde tek gülle geliyor. Sonra TV’nin karşısına geçip, “Yemekte ne var?” diye soruyor. Kadın da suratını asıyor tabii... Bunu anlamıyorlar!!!Daha önce, çiçekle birlikte bir hediyeyi dışarıda akşam yemeğinde vermekten anlıyordu ama...Mesela:Akşama kadar çalışmışsın, eve gelip yemek, ortalık, çocuklar falan, b.kun çıkmış ve tabii yatakta “hayır” demişsin.Bunu da anlamıyorlar!!!Kendi dana gibi yayılmış, her şeyi her şeyine denk, bir o iş eksik!Oysa bir zamanlar, elinde şarapla, “yorgunsan sana masaj yapayım” demekten anlıyordu ama...Hadi evlileri geçelim...Sevgililere bakalım..Mesela:Hafta içi sinemaya gideriz demişsin sonra da tık çıkmamış. Sonra hiçbir şey olmamış gibi arıyorsun:- N’apıyosuun?- Eşeğin sırtını kaşıyorum.Böyle cevap verince anlamıyorlar!!!Mesela:Yemeğe çıkmışsınız, zırt pırt mesaj geliyor. O da cevaplıyor. Sorunca da, “bizim çocuklar” gibi hiçbikime uymayan cevaplar veriyor.Kız surat asınca da...Bundan da anlamıyorlar!!!Mesela:“Hastayım” diyorsun. Hatta bütün gün de evde yatıyorsun. Akşama kadar aramıyor. Manasız bir saatte, “Nasıl oldun?” diye soruyor nihayet. Sen bozuk atınca da...Yahu bunu da anlamıyorlar!!!Mesela:“Evi boyatmam lazım, gidip boya seçelim mi?” diyorsun. “Üff.. Ben o işlerden hiç anlamam” deyip kestirip atıyor. Sanki sen bu işin pirisin. Boya küpüne doğmuşsun. Picasso da akraban...Niye bozuldun, hayatta anlamazlar!!!Ama mesela gözlerinin içine baka baka şarkı söylesen:Anlamazdın, anlamazdııın...Kadere de inanmazdııınnn...diye...Onu anlarlar...Sabrının taştığı noktayı iyi anlarlar.Kadınları anlamıyorlarmış!Hıı...Biz de yedik!Şuna işimize gelmiyor deseniz...
Bugün size aşkın formülünü açıklayacağım.Hem de bilimsel verilere dayanarak.Bu formül sayesinde hem âşık edecek hem de aşkın ömrünü uzatabileceksiniz.Bilimsel verilere dayanarak dedim ya, önce oradan başlayayım...İngiliz bilim adamları (yine!) duygusal ve cinsel ilişki arasındaki bağlantıyı araştırarak aşkta başarının formülünü çıkarmışlar.Başlıkta yazdığım 5İ, 1V değil ama bu. O benim formülüm. Önce onlarınkini anlatayım.l “Aşta kazanmak isteyen kadınlar, ilk randevunun hemen ertesinde cinsel ilişkiye girmekten kaçınmalılar. İlk cinsel ilişki ne kadar gecikirse, aşk o kadar uzun ömürlü oluyor.” Bildiğimiz, kalbini ilk gece verme formülü...“Ne var bunda?” diyeceksiniz.Var, var...Adamlar bunun işleyişini de açıklıyorlar.Diyorlar ki:l “Tarafların belirli ödünler vererek ilişkiyi devam ettirdiklerini varsayan modele göre, ‘kötü erkekler’ flört oyunundan daha çabuk ayrılma eğilimine sahip. İlişkinin özellikle ekonomik maliyetine daha uzun süre katlanan ‘iyi erkekler’ ise seks için beklemeye razı oldukları ölçüde idealler.” Şimdi ben önce bunun mealini sonra da bu verilerin ışığı altında kendi formülümü açıklayacağım.Yani diyorlar ki, adamla tanıştın mesela değil mi? Hemen orada, “bana gidelim mi?” dedi.Veya:Telefonunu aldı, ertesi gün arayıp, “akşam şarap alıp sana geliyorum” dedi...“Evet” dersen kafadan kaybettin.Ama diyelim ki “Hayır” dedin.Adam da üşenmedi, bir kez daha denedi ve sonra da,“Vereceksen ver, vermeyeceksen veren çok güselim” havasına girdi. Bir deneme daha yaptı ve bir daha aramadı...Ya da arada sırada arayıp sadece “akşam şarap içelim” (!) diyor.Bilim adamı diyor ki, “bırak defolsun gitsin dana. Bundan sana yar olmaz.” Ammaaa....Sen, “Hayır” dedin ya...Bu sefer arayıp seni yemeğe davet etti mesela...Sen de çıktın. Çıktın ama vermedin kalbini...Bir daha davet etti, sinemaya, konsere vb. Fakat sen yine aynısın...Bir daha...Bir daha...Ve adam hâlâ davet ediyorsa...Dikkat ederseniz artık adam demeye başladım, işte o adam, o adamdır.Ama 10 günlük bir süreden bahsetmiyoruz ha!Biliyorum siz şimdi, 2 hafta inlettim adamı diye dolanırsınız!!!Bakın bilim adamları ne diyor:l Ne kadar uzatırsanız aşkınız da o kadar uzar...Yapın hesabınızı artık. Bunun matematiksel bir hesabı olsa iyiydi. Ama ben size bir formül ayarlayabilirim. Her ay için 1 yıl diyebiliriz.1 ay sonra olduysa, aşkın 1 yıl, 2 aysa 2 yıl sürer gibi...Bence makul bir hesap.Gelelim benim formülüme...Benimki “ondan sonraki” şeyden...Yani kalbini verdikten sonraki durumlar için.Formül çok basit:5İ, 1V.5 kere istesin sen 1 kere ver (kalbini...).İster sevgili ol, ister evli...Bu formül herkes için geçerli...Tabii tarzınıza göre harfleri değiştirebilirsiniz, tek şartla ama...1V değişmeyecek.Biraz libidonuz yüksekse “5G, 1V” olabilir...5 göster, 1 ver.Yok, karşınızdaki araştırmacı bir kişilikse “5S, 1V” olabilir5 kere sorsun manasında...5Z, 1V de olabilir.Adam zorlayabilir mesela...Artık durumunuza göre değişir. Ama unutmayın:1V.