Ne zaman bir yerde ahlak konusu açılsa hep aynı söz aklıma gelir: “Masum olan ilk taşı atsın.”
Tüm cesaretimi toplayarak herkesin duyabileceği bir şekilde söylerim hem de...
Evet cesaretimi toplarım...
Öyle kolay değildir bu lafı söylemek.
Kendini ortaya atmak...
Kafadan kendini suçlu ilan etmek...
Ama bilirim ki, daha doğrusu öğrendim ki “her durum özeldir, kimseyi yargılamamak gerekir.”
Çok klasik ama bir gün senin benim de başımıza gelebilir...
Bu yüzden cesaretimi toplar, bir çırpıda söyleyiveririm:
“Masum olan ilk taşı atsın.”
O zaman herkes susar.
Bu, “sen kendine bak!” demenin başka türlüsüdür.
Medenicesi...
Zaten bu lafın üzerine, kimse de çıkıp “evet, taşı ben atıyorum” demez.
Diyemez...
Yine de ahlak konuşulan bir ortamda kimin ne olduğunu hiçbir zaman bilemezsin.
Zaten ahlak dediğin nedir ki?
Hatta göreceli değil mi?
Olabilir...
Şahsi ahlak anlayışlarınızı sabahlara kadar tartışabilirsiniz...
Hatta çok ileri gider, sınırları zorlayabilirsiniz.
Ta ki, başkasına zarar verene kadar...
Yani hukuku ilgilendirene kadar...
İşte tam burada...
Olay hukukun sınırlarına girmeye başladığı anda durursunuz.
Durmak zorundasınız...
Şimdiye kadar hep durduk zaten.
Cinsel istismar, tecavüz, hele hele küçük çocuklara karşıysa bildiğimiz, alışık olduğumuz bütün ideolojilerde aynı derecede ağır bir suç oldu.
Kabul edilemez bir utanç!
Şimdiye kadar bildiğimiz bütün siyasi görüşleri tartıştık, kavga ettik, birbirimizi yedik...
Evet, her iktidar kendi yandaşlarını kolladı. Hepsinde kadrolaşma vardı, her iktidar kendi zenginlerini yarattı falan...
Ama söz konusu tecavüz olduğunda...
Küçük bir kız çocuğu olduğunda...
Ne sağcısı ne solcusu sustu...
Ne sağcısı ne solcusu torpil yaptı...
Ne sağcısı ne solcusu arka çıktı...
O noktada hiç kavga olmadı.
Ama bunlar ne yapıyor?
Ellerinde bir rapor, sırıta sırıta evlerine gidiyorlar.
Bir daha söylüyorum:
Hem de gözümüzün içine baka baka...
Kim daha ahlaklı?
Haberin Devamı

